Recep Karagöz yazdı: Kutsal devlet, hesap vermeyen iktidar demektedir

Türkiye’de devletin tarihsel olarak kutsallaştırılması, yalnızca bugünün iktidar pratiğini değil; Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan siyasal sürekliliği de şekillendirdi. Devlet eleştirilemez bir konuma yerleştirildikçe, hesap verebilirlik zayıfladı ve demokrasi geri çekildi.

Türkiye’de otoriterleşme tartışmaları çoğu zaman güncel iktidar pratiğine indirgeniyor. Oysa bugün yaşanan siyasal dönüşüm yalnızca bir parti ya da lider meselesi değildir.

Daha derinde, devlet fikrinin tarihsel olarak kutsallaştırılmış yapısının yeniden ve daha görünür biçimde tahkim edilmesi söz konusudur.

Sorun yalnızca gücün merkezileşmesi değildir.

Sorun, siyasal alanın teolojik bir dille yeniden kodlanmasıdır.

Recep Karagöz yazdı: Kutsal devlet, hesap vermeyen iktidar demektedir
Recep Karagöz yazdı: Kutsal devlet, hesap vermeyen iktidar demektedir

Devlet-i ebed müddet: Metafizik bir siyaset

Selçuklu ve Osmanlı siyasal geleneğinde devlet, sıradan bir yönetim aygıtı olarak değil; kozmik düzenin yeryüzündeki temsili olarak tasavvur edildi. “Devlet-i ebed müddet” anlayışı, devleti tarih üstü ve sürekliliği ilahi takdire bağlı bir varlık olarak konumlandırdı.

Hükümdar yalnızca siyasi bir figür değildi; aşkın bir iradenin gölgesiydi.

Modernleşme süreci bu anlayışı biçimsel olarak dönüştürdü; ancak özü ortadan kalkmadı. Devlet, toplumun üzerinde ve ona yön veren aşkın bir özne olarak varlığını sürdürdü.

Cumhuriyet: Sekülerleşmiş kutsallık

Cumhuriyet hilafeti kaldırdı; dinî meşruiyet zeminini tasfiye etti. Ancak devletin aşkın konumunu ortadan kaldırmadı. Aksine, devlet bu kez “ulusun bekası” ve “çağdaşlaşma misyonu” üzerinden yeniden kutsallaştırıldı.

Tek parti döneminde devlet, toplumu dönüştürme yetkisini kendinde gören pedagojik bir otoriteye dönüştü. Devlete itiraz yalnızca siyasal bir muhalefet değil; ulusal birliğe tehdit olarak kodlandı.

“Devlet baba” söylemi seküler bir metafizik üretmeye devam etti.

Burada açık bir süreklilik vardır: Osmanlı’daki kutsal devlet fikri, Cumhuriyet’te sekülerleşmiş ama aşkın niteliğini korumuş bir devlet anlayışına evrildi.

Recep Karagöz yazdı: Kutsal devlet, hesap vermeyen iktidar demektedir
Recep Karagöz yazdı: Kutsal devlet, hesap vermeyen iktidar demektedir

AKP dönemi: Siyasal teolojinin açık inşası

AKP iktidarı bu tarihsel mirası devraldı; ancak onu yeni bir evreye taşıdı. Cumhuriyet’in seküler kutsallığı, bu kez açık dinî referanslarla yeniden örüldü.

“Beka” söylemi, devletin varlığını bir güvenlik meselesi olmaktan çıkarıp varoluşsal bir iman meselesine dönüştürdü. Devleti eleştirmek yalnızca politik bir tutum değil; “yerli ve milli” olma kriterine aykırılık olarak sunuldu.

Siyasal alan dinî semboller ve güvenlik diliyle tahkim edildi.

Carl Schmitt’in siyasal teoloji kavramı burada açıklayıcıdır: Modern devletin temel kavramları teolojinin sekülerleşmiş versiyonlarıdır. Türkiye’de ise bu sekülerleşme tersine çevrilmiş; siyaset yeniden teolojik referanslarla donatılmıştır.

“İstisna hali” sürekli genişletilerek olağan yönetim biçimine dönüştürülmüş; yürütmenin kararları hukuki değil, varoluşsal zorunluluk olarak sunulmuştur.

Cumhuriyet’in seküler kutsallığı ile AKP’nin dinî kutsallığı farklı formlar taşısa da, ortak bir zeminde buluşur: Devlet eleştirilemez bir konuma yerleştirilmiştir.

Recep Karagöz yazdı: Kutsal devlet, hesap vermeyen iktidar demektedir
Recep Karagöz yazdı: Kutsal devlet, hesap vermeyen iktidar demektedir

Eleştirinin günaha ve suça dönüşmesi

Devlet kutsallaştırıldığında eleştiri iki biçimde bastırılır: Ya “ihanet” olarak, ya da “günah” olarak.

Osmanlı’da isyan; Cumhuriyet’te bölücülük; AKP döneminde ise terör iltisakı, milli güvenlik tehdidi ya da “devlet düşmanlığı” olarak kodlanan muhalefet, aynı zihinsel şemanın farklı versiyonlarıdır.

Eleştirinin kriminalizasyonu siyasal teolojinin en görünür sonucudur. Çünkü kutsal olan tartışılamaz. Tartışma açıldığı anda siyasal alan değil; inanç alanı devreye girer.

Böylece liyakatsizlik sorgulanamaz…

Yolsuzluk tartışılamaz…

Keyfilik hesap vermez hale gelir.

Recep Karagöz yazdı: Kutsal devlet, hesap vermeyen iktidar demektedir
Recep Karagöz yazdı: Kutsal devlet, hesap vermeyen iktidar demektedir

Asıl kriz: Meşruiyetin kaynağı

Demokratik bir düzende meşruiyetin kaynağı halktır ve devlet bir araçtır. Oysa Türkiye’de tarihsel olarak devlet, halkın üzerinde konumlandırılmıştır.

Bu ters hiyerarşi düzeltilmediği sürece, iktidarlar değişse bile kutsallık üretme mekanizması varlığını sürdürecektir.

Bugün yaşadığımız kriz yalnızca ekonomik ya da kurumsal bir kriz değildir. Bu, devletin aşkınlaştırılmış konumunun yarattığı bir meşruiyet krizidir.

Devlet kutsal oldukça hesap vermez.

Hesap vermez oldukça otoriterleşir.

Ve bugün asıl mesele yalnızca bir partinin iktidarı değildir. Mesele, devletin kutsallığını sorgulamayı hâlâ “tehlikeli” sayan zihinsel sürekliliktir.

Bu süreklilik kırılmadıkça, siyasal teoloji farklı aktörlerle yeniden üretilecektir.

Devlet büyüdükçe yurttaş küçülür. Kutsallık arttıkça denetim azalır. Sadakat, adaletin önüne geçer.

Türkiye’nin gerçek demokratikleşmesi yalnızca sandıkta iktidar değişimiyle değil; devletin kutsallığını reddetme cesaretiyle mümkündür.

Devleti kutsallıktan indirmeden, onu halkın denetimine açmadan, hiçbir anayasal reform kalıcı olmayacaktır.

Çünkü kutsal olan denetlenmez.

Denetlenmeyen güç ise er ya da geç keyfileşir.

Artık soru şudur: Devleti korumak adına toplumu susturmaya devam mı edeceğiz yoksa devleti toplumun hizmetine indirerek gerçek bir yurttaşlık düzeni mi kuracağız?

Türkiye’nin önündeki eşik budur.

Ya kutsal devlet geleneği sürecek, ya da hesap verebilir bir yurttaşlık devleti inşa edilecektir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.