Alişer Delek yazdı: Yanlış hesap Tahran’dan döner

ABD ve İsrail İran’a ortak savaşa girdi. Netanyahu’nun en az altı kez ziyaret ettiği Beyaz Saray’da Trump’a İran savaşından beklentisini anlatamadığı ya da Trump’ın onu dinlemediği ortada. İki ülke beklentilerinde ortaklaşamadığı için savaştan nasıl çıkacaklarını da bilmiyor. Kazananı bilmem ama kaybeden yine İranlılar…

Savaşlar sadece cephede kazanılmaz ya da kaybedilmez. Bazen en kritik kayıplar, muharebe alanından çok başkentlerde yaşanır hesap masalarında, seçim kulislerinde, iktidar koridorlarında.

İran’a yönelik askeri operasyon tam da böyle bir hikâye. ABD ve İsrail aynı düşmana karşı omuz omuza dururken, aslında birbirinden çok farklı savaşlar veriyor. Ve şimdi, toz duman aralığından bakıldığında, her ikisinin de tam olarak istediğini alamadığı görülüyor.

Farklı amaç farklı sonuç…

İsrail için bu savaşın tek bir hedefi var: İran’ın nükleer altyapısını ve bölgesel askeri kapasitesini kalıcı biçimde geri atmak ve bunları kabullenebilecek yen bir rejimi İran’da sağlamak. Varoluşsal bir tehdit algısıyla hareket eden İsrail, kesin ve belirleyici bir sonuç istiyor: Yarım zafer, İsrail için zafer sayılmaz.

Trump içinse kendisinin zafer ilan etmesi yeterli, yarım çeyrek fark etmez. Böyle bakınca Washington’ın savaş amacını bir yandan İsrail’e destek vermek, öte yanda petrol fiyatlarını, Hürmüz Boğazı’nı, bölgesel istikrarı ve Kasım seçimlerini garantiye almak diye toparlayabiliriz. Bu çelişkili denklem, ABD’yi zaman zaman müttefikini frenleyen bir pozisyona itti. İsrail ileri gitmek isterken Washington frene bastı.

Taraflar arasında en somut (en azından İsrail ve ABD basınına yansıyan) ayrılık İsrail füzelerinin Tahran’daki petrol rafinerilerini vurmasıyla yaşandı. ABD petrolü hedef alan ve kısman İran’da hayatı da felç edecek bir strateji istemiyor, İsrail ise hayat dursun insanlar sokağa çıksın rejimi devirsin hesabında. (Ya da devirmesin kaos olsun yeter)

Bu koordinasyon açığı küçük bir ayrıntı değil. Savaşın seyrini doğrudan belirledi ve en çok da İran’a yaradı. İran’a derken halkına değil; rejime yaradı. Birazdan oraya geliriz.

Seçim takvimi stratejiyi bozdu

Her iki ülkede de yıl sonu seçimi var. Ama seçimi kazanmak için savaştan alınması gereken “kazanım” birbiriyle uyuşmuyor.

Trump, uzun soluklu bir çatışmaya tahammül edemez. Amerikan kamuoyu tarihi boyunca uzayan savaşlara olumsuz döndü; petrol fiyatları yükseldi mi bu tepki daha da sertleşir. Dolayısıyla Trump’ın ihtiyacı olan şey “hızlı ve net zafer” söylemi. Müzakereye kapı aralamak da bu yüzden masadan kalkmadı.

Netanyahu’nun hesabı ise bunun tam tersi. Savaş biterse, ertelenen yargı süreçleri ve iç siyasi baskılar yeniden gündeme gelir. Savaşın devamı, onun için hem bir strateji hem de bir sigorta. Bu iki liderin çıkarları aynı anda örtüşmüyor.

Netanyahu’nun en az 6 kez ziyaret ettiği Beyaz Saray’da Trump’a İran savaşından beklentisini anlatamadığı ya da Trump’ın onu dinlemediği ortada. İki ülke beklentilerinde ortaklaşamadığı için savaştan nasıl çıkacaklarını da bilmiyor.

Hatırlatayım: ABD, 3 Kasım 2026 (Kongre ara seçimleri). İsrail, En geç 27 Ekim 2026 (erken seçim olursa Haziran-Temmuz 2026)

Tahran’da sessiz bir devir teslim

ABD ve İsrail yanlış hesapla çıktıkları bu yolda tutarlı bir şekilde İran’a bombalar yağdırırken kaybeden İran halkı oluyor. Birleşmiş Milletler’in en son açıkladığı veriye göre son müdahale yüzünden İran içinde 3,5 milyondan fazla insan göç etmek zorunda kaldı, savaşın yayıldığı bölge ülkelerinde 1500’e yakın çocuk hayatını kaybetti.

Benim şu ana kadar gördüğüm savaşın tek kazananı Devrim Muhafızları. Savaşın seyri ne getirir bilmiyorum ama ülkenin yönetiminde yeni “seçilen / atanan” Mücteba Hamaney’le birlikte artık Devrim Muhafızları daha güçlü. En azından onların ticari ve siyasi hayatlarını sorgulayacak bir liderleri yok. Ülkede reform derdi olan bir yönetim yok ve savaş nedeniyle de uzun bir süre gelmeyecek gibi.

Dış tehdit, iç meşruiyeti besliyor; düşman saldırdıkça devrim söylemi güçleniyor, muhalefet susuyor, rejim konsolide oluyor.

Yanlış hesap kimin?

İsrail, nükleer programı bitirmek istedi; program ayaktaysa hesap tutmadı. ABD, hızlı ve temiz bir operasyon istedi; çatışma sürüncemede kalıyorsa hesap tutmadı. Her ikisi de İran’ın bu kadar direneceğini, içeride bu kadar toparlanacağını, Mücteba liderliğinde Devrim Muhafızları’nın bu kadar güçleneceğini tam olarak öngöremedi.

Ama şurası kesin: Savaşa farklı beklentilerle giren iki müttefik, şimdi farklı hayal kırıklıklarıyla oturuyor. Ve bu ayrışma, sahada atılacak her adımı, masada kurulacak her stratejiyi bundan sonra da gölgelemeye devam edecek.

Yanlış hesap nerede yapıldı, her iki ülkedeki seçimlerden sonra daha net görünecek. Ve belli ki seçime kadar çeşitli aralıklarla İran bombaların hedefi olmaya devam edecek.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.