Sol anlayışın ölmesi (ya da daha etkili bir ifadeyle kendini yeniden üretememesi) dünya için oldukça talihsiz oldu. Bu bir enayilikti ama akılcılığı ön planda tutan bir vitrini vardı, bu da uçsuz bucaksız denizlerde kaybolma tutkunu bazı ilericiler için bir çıpa sağlıyordu.
Sahi yahu, geçen hafta da 12 Mart muhtırasının yıldönümü idrak edildi… Gel de yazma! Mümkün değildir.
Evet, ne diyorduk? Gerçekçiliğin barutunun tükenmesi, “tarih ne olursa olsun iyiye doğru akar” anlayışını da yanılgıya düşürerek çağımızı üfürükçülerin elinde bıraktı… Öyle ki televizyon kanalları savaşları yorumlatmak için astrologlar, vantriloglar falan çıkarmaya başladılar…

Aslında eskiden de hukukçuya ekonomik durumu soranlar, jeologdan tarihi yorumlamasını isteyenler, dizi oyuncularına ve iş insanlarına son siyasal gelişmelerle ilgili fikirlerini soranlar görülmemiş değildi…
Bir zamanlar da rahmetli Savaş Ay çekerdi bu numarayı; o günlerin “gözde” mankenlerinden birine, örneğin Atatürk’ün ölüm yılını sorardı, kız abuk bir cevap verince de onu sigaya çekerdi…
Bir defasında o kızların biri dayanamamış, foyasını ortaya çıkarma pahasına cevap vermişti: “Aşkolsun Savaş Abi, doğru cevabı versem benimle konuşur muydun?”
Ülkemizdeki az sayıdaki nitelikli okuryazar iyi bilecektir: Eskiden lise mezuniyeti, tarih ve edebiyat kitaplarını “yakmakla” kutlanılırdı! Emin Oktay Beyefendi’yle Nihad Sami Banarlı Bey’in kitaplarını cayır cayır ateşe teslim ederekten bir “oh” çekmek adeta ritüel işlevi görürdü…
Sonradan tarih çok popüler oldu, edebiyat ise rezil oldu ama bu ayrı bir bahistir.
Demem o ki, sol kültür bu vahayı aydınlatma işlevini ama eksik ama yetersiz uzun seneler sürdürdü. Yetmişli yılların sonunda, o sıralar yayımladığı bir dergide Enis Batur, Marksist olmadığını beyan edince adamın az daha iliğini kemiğinden sıyıracaklardı… Meğer ki 12 Eylül darbesi olmaya!
Bugün ülkemizde güçlü bir işçi sınıfı yok, sağlam bir sendikal düzen yok, doğru dürüst bir sol parti yok, bu anlayışı yerli yerine oturtan bir aydın bakışı da yok.
Çünkü sol, yalnız Türkiye’de değil, dünyada da öldü.
Ve yerine bir “21. yüzyıl solu” üretilemedi.
O nedenle biz de bunu ithal edemedik… Bu, ancak ve ancak Batı’dan çıkacaktır. (Daha önce de oradan çıkmıştı…) Dünyanın bu çılgın devrinde niye her milletten mazlum gözünü İspanya’ya dikmiş de elleri çatlayıncaya değin destek veriyorlar oradaki hükümete? Bunu hiç düşündünüz mü? Hayır. “21. yüzyıl solu” üzerine düşündünüz mü? Gene hayır. Stalin’in bıyıklarının kaç kıldan müteşekkil olduğu meselesi ulemaya daha bir ilgi çekici geliyor olsa gerek! Oysa “yeni bir sol lazım” ya da “özeleştiri gerekli arkadaş” demeden bir gününüz geçmiyordu.

Fakat hata sizde değildir, bürokrat diktasını size sol diye yutturan ağababalarınızdadır.
Biz onların Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin feshi haberini “yarım sütun” olarak gördüklerini de biliriz. Yirminci yüzyılın bitişini, dünyanın neresinde olursa olsun manşetlik olacak o haberi küçücük vermişlerdi, sanki kelek bir taşra romancısı kitap imzalayacaktı da onun duyurusu yapılıyordu!
“Mezarlıkta ıslık çalmayı” bıraksanız iyi olur.













