Yener Orkunoğlu yazdı | Trump’ın İran kumarı: Amerikan İmparatorluğu’nun çöküş belgesi mi?

ABD hegemonyasının sona ermekte olduğu konusunda birçok uzman hemfikirdir. Bazı analistler ise Trump’ın giriştiği siyasi hamlelerin, bu hegemonyanın çöküş sürecini daha da hızlandırdığını ileri sürüyor. “Çin’in Nostradamusu” olarak tanınan Jiang Xueqin, ABD’nin olası bir İran savaşını kaybederek, büyük bir ekonomik ve siyasal krizle karşı karşıya kalacağını öngörüyor.

ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü bu geniş çaplı saldırı savaşı, bugün küresel dengelerin değişmesine yol açacak bir gelişmedir. Ancak bu savaşın etkileri ve sonuçlarına değinmeden önce, Washington ile Tel Aviv arasındaki o girift ve çoğu zaman karanlıkta kalan ilişkiyi masaya yatırmak gerekir. Bu ilişki, sadece iki devletin iş birliği değil; kimin kimi yönettiği ve kimin kime tetikçilik yaptığı sorusunun yanıtıdır.

Trump'ın İran kumarı: Amerika'nın çöküş belgesi mi?
Trump’ın İran kumarı: Amerika’nın çöküş belgesi mi?

Amerika Birleşik Devletleri’nde bu konuda iki ana kampın kıyasıya mücadelesi devam etmektedir. Birinci grup, İsrail lobisinin Amerikan dış politikasına tamamen yön verdiğini ve ulusal çıkarların İsrail’in stratejik hedefleri için feda edildiğini savunur. Akademik dünyada realizm okulunu temsil eden Stephen Walt ve John Mearsheimer gibi isimlerin savunduğu bu görüşe göre, ABD’nin Ortadoğu politikaları kendi ulusal çıkarlarına zarar verse dahi İsrail’in stratejik hedefleri doğrultusunda şekillenir. Devasa askeri yardımlar ve Birleşmiş Milletler’deki veto yetkisi, bu grup tarafından İsrail’e verilmiş karşılıksız bir “çek” olarak nitelendirilir.

İkinci grup ise İsrail’i, ABD’nin Ortadoğu’daki enerji yollarını koruyan ve bölgedeki rakiplerini dizginlemek için sahaya sürdüğü bir “ileri karakol” veya “tetikçi” olarak tanımlar. Bu bakış açısına göre İsrail’e yapılan yatırım, Amerikan askerini bizzat ateşe atmadan bölgeyi dengelemek için ödenen nispeten düşük bir bedeldir. Ancak Hegelci bir felsefe geleneğinden bakıldığında, bu iki yaklaşım da eksiktir; zira bunlar bir bütünün birbirini tamamlayan iki parçasıdır. Bugün gelinen noktada ABD’nin Çin’i kuşatma projesi ile İsrail’in İran’ı yok etme amacı bu savaşta trajik bir şekilde çakışmış olsa da, fitili ateşleyen asıl güç Netanyahu ve İsrail yönetimidir.

İstihbaratın içinden yükselen itiraz: Joseph Kent’in Trump’a mektubu

Savaşın meşruiyeti konusundaki en büyük darbe, bizzat sistemin kalbinden gelmiştir. ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joseph Kent, vicdanen bu savaşı destekleyemeyeceğini belirterek doğrudan Başkan Trump’a hitaben yazdığı bir mektupla görevinden istifa etmiştir.

Kent, mektubunda İran’ın ABD ulusu için yakın bir tehdit oluşturmadığını; savaşın tamamen İsrail ve güçlü lobisinin baskısı nedeniyle başlatıldığını net bir dille ifade etmiştir. Üst düzey İsrailli yetkililerin ve medyadaki etkili üyelerin yürüttüğü dezenformasyon kampanyası, yönetimi yalanlar üzerine inşa edilmiş bir çatışmanın içine çekmiştir. Joseph Kent, bizzat Başkan Trump’a sunduğu bu tarihi mektupta, yürütülen propagandanın İran’a karşı “hızlı bir zafer” vaat ettiğini ancak bunun koca bir yalan olduğunu vurgulamıştır.

Bu taktik, binlerce Amerikan askerinin hayatına mal olan felaket Irak Savaşı ile birebir aynıdır. On bir kez çatışma bölgelerinde görev yapmış bir gazi ve eşini İsrail tarafından tezgâhlanan bir savaşta kaybetmiş bir “Gold Star” eşi olarak Kent, gelecek nesillerin hiçbir fayda sağlamayan bu savaşta ölmesini destekleyemeyeceğini Başkana bildirmiştir. Ona göre Başkan Trump ya rotayı tersine çevirecek ya da ülkenin daha fazla çöküş ve kaosa sürüklenmesine izin verecektir.

Trump'ın İran kumarı: Amerika'nın çöküş belgesi mi?
Trump’ın İran kumarı: Amerika’nın çöküş belgesi mi?

Stratejik akıl tutulması: İran’ı küçümsemenin sonuçları

Savaşın akışına bakıldığında, Trump yönetiminin hem kendisinin hem de müttefiki İsrail’in gücünü abarttığı, buna mukabil İran’ın direncini küçümsediği görülmektedir. Trump, liderleri öldürerek İran’ın bir iskambil kâğıdı gibi çökeceğini varsaymış, adeta koca bir devleti Venezuela ile karıştırmıştır. İki üç gün içinde işi bitirebileceğini sanan Trump, İran’ın Körfez ülkelerindeki ABD üslerine saldırmaya cesaret edemeyeceğini düşünerek hayatının en büyük hesap hatasını yapmıştır.

Ancak İran, ABD üslerine öylesine büyük zararlar vermiştir ki, Amerikan askerleri sivil kıyafetlerle otellere sığınmak zorunda kalmıştır. Fakat İran bu otelleri de hedef alarak onlara hiçbir noktada güvenli alan bırakmamıştır. Trump’ın Hürmüz Boğazı konusundaki öngörüleri de tamamen boşa çıkmıştır; İran’ın söylediklerini ciddiye almayan yönetim, şimdi küresel ticaretin kilit noktasında büyük bir çıkmazla karşı karşıyadır.

Bir zamanlar dünyanın en güçlü ordusuna sahip olmakla övünen ABD Başkanı, bugün NATO müttefiklerinden askeri yardım dilenir hale gelmiş, destek bulamayınca da onları tehdit etmeye başlamıştır.

Akıl yıkımı, liyakat kaybı ve ekonomik gerileme

Trump gibi vizyonu olmayan ve stratejik düşünme yeteneğinden yoksun bir liderin dünyanın en büyük gücünün başına geçmesi, aslında imparatorlukların gerileme dönemlerine özgü bir olaydır. İmparatorlukların gerileme döneminde genel olarak üç fenomen ortaya çıkar: Akıl yıkımı, liyakat kaybı ve ekonomik gerileme.

Tarih bize öğretmiştir ki, asıl yıkım surlarda değil, zihinlerdeki akıl tutulması ve ahlaki çöküşle başlar. İmparatorluklar gerileme dönemine girdiğinde liyakat yerini “negatif seleksiyona” bırakır; yani en yeteneksiz olanlar, sadakatleri sayesinde iktidara taşınır. Bu yapısal çürüme sonucunda devlet aklı felç olur; liyakatli görevlilerin yerini, günü kurtarmaya çalışan dalkavuklar alır.

Amerikan devleti artık kendi gizli servis raporlarını bile ciddiye almayan, gerçeklikten kopuk bir yapı gibi görünmektedir. Bu zihinsel erozyon ekonomiye de yansımış; üretim yerini devasa bir borç sarmalına ve karşılıksız para basımına dayalı “finansallaşmaya” bırakmıştır. Kapitalist uygarlık artık insanlığa yeni bir gelecek sunamadığı için sistem kendi içinde vizyonsuz figürler üretmektedir.

Trump'ın İran kumarı: Amerika'nın çöküş belgesi mi?
Trump’ın İran kumarı: Amerika’nın çöküş belgesi mi?

Diplomatik izolasyon

Trump yönetiminin başlattığı bu savaş, Washington’u küresel arenada derin bir yalnızlığa itmiş olsa da diplomasi trafiği oldukça karmaşık bir hal almıştır. İspanya hükümeti, saldırıyı uluslararası hukukun açık bir ihlali olarak tanımlayarak en başından beri sert bir dille kınamış ve operasyonun durdurulması çağrısında bulunmuştur.

Öte yandan, başlangıçta sürece temkinli ve yer yer olumlu yaklaşan Almanya, savaşın Avrupa ekonomisi üzerindeki yıkıcı etkilerini gördükten sonra “stratejik bir geri çekilme” ilan ederek diplomasi kanalına dönmüştür. Bu süreçteki en dikkat çekici gelişme ise İngiltere cephesinde yaşanmaktadır.

Londra yönetimi başlangıçta operasyonun dışında kalacağını ima etse de son gelen haberler İngiltere’nin hava üslerini Amerikan savaş uçaklarına ve lojistik operasyonlarına açacağını göstermektedir. Bu durum, “özel ilişki” adı verilen ABD-İngiltere ittifakının aslında İngiltere’yi, istemese de Washington’un askeri hedeflerine hizmet eden bir araç haline getirdiğini kanıtlamaktadır. İngiltere’nin bu lojistik desteği, Avrupa’daki çatlağı derinleştirirken Amerika’nın kıtadaki etkisinin artık sadece askeri zorunluluklar üzerinden yürüdüğünü tescillemektedir.

Trump'ın İran kumarı: Amerika'nın çöküş belgesi mi?
Trump’ın İran kumarı: Amerika’nın çöküş belgesi mi?

Sonuç: Amerikan yüzyılının kapanış perdesi

Nihai tahlilde Trump, ABD’nin çöküşünü hızlandıran bir başkan olarak tarihe geçecektir. 2026 İran Savaşı, tarihçiler tarafından Amerikan gücünün inişini başlatan o tarihi “kırılma noktası” olarak değerlendirilecektir.

Kendi içine kapanma vaadiyle gelip Ortadoğu bataklığında askeri kaynaklarını eriten Trump, ülkesini Pasifik ve Avrupa gibi kritik bölgelerde savunmasız bırakmıştır. Başarısızlık sadece cephede değil; ekonomik, diplomatik ve ahlaki üstünlüğün kaybedilmesinde yaşanmaktadır. Bölge ülkeleri artık stratejik özerklik arayışına girerek Çin ve Rusya gibi alternatif güçlerle bağlarını giderek derinleştirmeye çalışacaklar.

Tabii bütün bunların gerçekleşmesi bugünden yarına olacak anlamına gelmiyor. Ancak İran’a karşı savaş bu eğilimi başlatmış durumdadır.

İran, bu savaşta bir varoluş mücadelesi verdiği ve uluslararası hukukun mağduru olduğu için askeri ve politik bakımdan daha avantajlıdır. ABD için asıl tehlike dış rakipler değil; kendi kurumlarının liyakatsizlikle çürümesi ve rasyonel aklın plansız bir kaosa teslim olmasıdır. Zihinsel çöküş, kaçınılmaz olarak daha büyük bir yıkımın habercisidir. Görünen o ki Trump, imparatorluğun ve Siyonizm’in cenaze marşını bizzat yönetmektedir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.