Mehmet Uğur Korkmaz anlatıyor: “Kürdistan’da dönecek bir köyümüz yok”

İSTANBUL (Medyascope) – Metropol Kürtleri… Sosyopolitik tartışmaların odağında ve her seçim daha önemli hâle geliyorlar. Kürt evreninde ise “asimile” ya da “bozuk” bir imaja sahipler. Peki, gerçekten ne düşünüyorlar? Ne kadar “Türkiyelileştiler”? Geleneksel Kürtlük ile nasıl gerilimler yaşıyorlar? Metropol Kürtlüğünü, ötekiyle karşılaşmasını, iç krizlerini “Kürtler Şehirde” podcastiyle beğeni toplayan Mehmet Uğur Korkmaz ile konuştuk.

Haber özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Mehmet Uğur Korkmaz, Metropol Kürtleri üzerine podcasti ile dikkat çekiyor ve Kürt kimliğini sorguluyor.
  • Podcasti ‘Kürtler Şehirde’ genç Kürtlere hitap ediyor, onların görünmezlik hissini aşmalarına yardımcı oluyor.
  • Korkmaz, Türkiyelileşme kavramını bireyin kendi kimliğini yaşayabilmesi olarak tanımlıyor.
  • İstanbul, Kürt kimliğinin yeniden şekillenirken önemli bir merkez haline geliyor, farklı kimliklerle etkileşim sürüyor.
  • Korkmaz, geleneksel Kürt stereotiplerinin dışında bir varoluş biçimi sunarak genç kuşağın kendilerini ifade etmelerine zemin hazırlıyor.

Mehmet Uğur Korkmaz
Mehmet Uğur Korkmaz: “Kürdistan’da dönecek bir köyümüz yok”

“Kürtler Şehirde”ne anlama geliyor? İlk günlere dönersek, program nasıl bir ihtiyaçtan doğdu?

Birkaç kök duygu var aslında. Biri kendi hikayem: Türk bir anne ve Kürt bir babanın çocuğu olarak büyüdüm. İlk gençlik yıllarımda, bağlama göre bazen “Kürt” bazen “Türk” oluveriyordum.

Politikleştikçe kendimi daha çok Kürt kimliği içinde konumlandırmaya başladım. Bu süreç beni “Kürtleşme” deneyimi üzerine düşünmeye itti: Kürt nedir? Kime Kürt denir? Bu kimlik doğuştan mı gelir, yoksa politik bir oluş hali midir? gibi sorular. 

Bir diğer kök duygu da bütün bu yaşadıklarımızın büyük ölçüde kayda geçmemesi ve Türkiye’de geniş bir kesimin bu deneyimlerden bihaber olmasıydı. Bu görünmezlik hâli, anlatma ihtiyacımı güçlendirdi.

Üçüncü ve belki de en belirleyici kök duygu ise, PKK’nin kuruluş manifestosunun hemen başında geçen şehirle ilgili değerlendirmelerdi. Metinde şehir, Kürtleri yemeye gelen bir canavar olarak tasvir ediliyordu. Ama bugün baktığımızda Kürtler büyük ölçüde şehirlerde yaşıyor ve yine de “Kürt” kalabiliyor. Bu çelişkiyi biraz deşmek istedim.

Daha çok hangi kesimlerden dinleyicin var? Dinleyicilerinle aranda nasıl bir bağ oluştu? 

Dinleyiciler çoğunlukla genç Kürtler. Kendilerini görünmez hisseden, Kürtlükle veya Kürt özgürlük hareketi ile doğrudan bağ kurmakta zorlanan, bu nedenle geri duran ya da kimliğini saklayan gençler. 

Aldığım geri dönüşler ve kurduğum ilişkiler, podcastin dinleyiciler için iyileştirici bir etki yarattığı yönünde. Benzer travmatik deneyimleri yalnızca kendilerinin yaşamadığını fark etmek, bir tür rahatlama sağlıyor sanırım. Ve hemen hepsiyle arkadaş oluyorum. Bir şehre gidiyorum, mutlaka bir dinleyici ile oturuyoruz. Sohbet, muhabbet, yeme içme… Dinleyiciler benden bağımsız da birbirleriyle arkadaş oluyor. Arkadaştan da öte, bir dayanışma örgütü gibiyiz. Birbirimize danışıyor, dertleşiyor, çözümler üretiyoruz. Birlikte büyüyor, gelişiyoruz. Harika bir duygu yaşıyorum ve buna layık olmaya çalışıyorum.

Mehmet Uğur Korkmaz: “Kürdistan’da dönecek bir köyümüz yok”

“Türkiyelileşme” nedir?

Podcastinde Türkiyelileşme konusu fazlaca yer buluyor. Türkiyelileşme nedir senin tanımınla?

Benim için Türkiyelileşme, kendim olabilmekle ilgili. Devletin tanımladığı ve dayattığı bir üst kimliği, kültürü ve ideolojiyi yaşamak zorunda olmadan, kendi kimliğimle var olabilme ve kendi kararlarını verebilme hakkı. Dolayısıyla merkezi ve tek tip bir kavram değil.

İstanbul Türkçesini eğitim dili ilan edip diğer tüm dilleri, ağızları, lehçeleri dışlayan bir rejime rağmen, kendi yöresel ağzıyla Türkçe konuşan biri de pekâlâ Türkiyeli aslında. Türkiyelilik; İstanbullu, kentli, çağdaş ya da eğitimli olmak anlamına gelmiyor yani. Bu açıdan bakınca halklar olarak bir eksiğimiz ya da dezavantajımız yok. Çünkü biz hem Kürt hem Türkiyeli olabiliriz.

Yaklaşık 5 milyon Kürt’ün yaşadığı İstanbul’un, Kürt kimliğinin reorganizasyonunda yeni bir merkez haline geleceğini düşünüyor musun?

İstanbul tarihsel olarak da pratik olarak da bölgenin en büyük, en çeşitli kenti. Hatta bir Türkiye Cumhuriyeti şehri olmaktan çok halen Osmanlı şehri olduğunu düşünürüm hep. Çünkü Türkiye kurulduğundan beri tekçi anlayışla tüm kentleri birbirine benzetip kimlikleri, kültürleri ezerken, İstanbul bu kimliklerin kaçıp saklandığı bir alana dönüştü. Anadolu’nun tüm halkları, Süryaniler, Ermeniler, Kürtler, tüm Orta Asyalı veya Doğu Avrupalı göçmenler bugün bu kentin asli unsurları. Her ne kadar önyargılar olsa da herkes birbirini görmeye alışık. Burada ulusal kimliği, tüm bu etkileşimlerden uzakta tek başına dışa kapalı bir formda üretmek imkansız. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerindeki siyasi hareketlerden de görebildiğimiz üzere farklı halkların ve siyasal hatların birbiriyle etkileşiminin en yüksek olduğu yer de doğal olarak İstanbul. Dolayısıyla buradan çıkacak kimlik de politik hareket de çok dilli çok renkli ve hareketli kısacası kapsayıcı olacak, olmak zorunda. 

Mehmet Uğur Korkmaz
Mehmet Uğur Korkmaz: “Kürdistan’da dönecek bir köyümüz yok”

Metropoller ve Kürtler

Metropoldeki kültürel üretim süreçleri geleneksel Kürt kimliğini ne ölçüde dönüştürebilir? Bu, “özden kopmak” mı?

Şahsen ideolojik olarak Kürtlüğün veya herhangi bir başka kimliğin bir özü olduğunu düşünmüyorum. Coğrafya, iklim gibi çeşitli sebeplerle fazlasıyla yavaş değişen bir olgu olarak kültür öz gibi anlaşılabilir; ama hayır, bu bir öz değil. Ve hızlı kapitalistleşen bir yerde yaşarsanız kültürünüz de hızla değişir. Nitekim Türkiye’deki halkların tamamı bunu yaşadı. Herkes için en temel kültür belirleyicisi olan coğrafyaları da köyden kente göçlerle değişti. Kürt özgürlük hareketi ve çevresinde örgütlenen Kürt kadın hareketi ve imgesi mesela Kürt “öz”ünün bir sonucu mudur? Öyleyse Kürdistan’ın diğer parçalarında neden bu kadar güçlü bir kadın hareketi yok? Veya eski türkülerde stranlarda (türkülerde) bahsedilen kuşlar, bitkiler şehirde yokken yeni bir müzisyenin onlardan bahsetmesi ne kadar mümkün?

Hayali bir “öz”ü koruma ya da ona sadık kalma endişesi ile hareket edersek geçmiş ile gelecek arasında sıkışmış bir insan yaratırız. Metropollerdeki Kürtler yani bizler ve bizden sonraki kuşaklar kendi ihtiyaçları ve arayışlarına göre örgütlenecek, kimliği buna göre dönüştürecekler. Bu kaçınılmaz. Burada asimilasyoncu anlayışın yaşamı ele geçirmesine ve Kürtleri ikincilleştirmesine karşı durmak mühim. O da biraz siyasetin işi.

Kürt siyaseti metropolleri uzun yıllar “geçici” alanlar olarak gördü, “Kürdistan’a dönüş” üzerine bir siyasi psikoloji oluşturmaya çalıştı. 2020’lere geldiğimizde bu psikoloji metropol Kürtlüğünde ne derece karşılık buluyor?

Bir tür yurtsuzluk hali. Almanya’daki Türkiyeli göçmenlerinkine benzer bir hal sanırım. Çoğumuzun dönüp yaşayacağı bir köy yok. Varsa bile bizim adapte olabileceğimiz bir yaşam yok orada. Ama çoğumuzun anne-babası emekli olunca dönme hayali kuruyor. Hatta dönüyor. Biz kentlerde doğan kuşak ise burada kalakaldık. Hem bir sıkışma hali hem bir özgürleşme. Kentte özgürce kendini var edebileceğin gibi “özgürce” asimile de olabilirsin.  

Metropol Kürtlüğünün siyasal alandaki temsilini nasıl değerlendiriyorsun? Doğma büyüme İstanbullu olarak Mehmet Uğur Korkmaz bu konuda neler gözlemledi?

Bu benim için çok zor bir soru; belki de boyumu aşıyor. Ama yine de cevaplamaya çalışayım. Öncelikle “metropol Kürtlüğü”nü açmak gerekiyor. Çünkü bu da tekil ve homojen bir kimlik değil. Örneğin Kürt Aleviler… Bu başlık bile kendi içinde bütünlüklü değil; Maraşlı bir Kürt Alevi ile Dersimli ya da Malatyalı bir Kürt Alevi, bambaşka politik kimliklere ve yaşam biçimlerine sahip olabiliyor. Bu çeşitliliği daha da genişletmek mümkün.  

Buna rağmen, tüm bu yelpazenin farklı kesimlerini bir araya getirebilen ve ortak bir heyecan üretebilen bir siyasal proje bir dönem mevcuttu: Halkların Demokratik Partisi (HDP). Bu proje, bahsettiğiniz metropol kürtlüğünün ilk kez tam olarak görünürlük kazandığı ve en iyi temsil edildiği yerdi. Fakat son on yılda yaşananlar bu bağı ciddi biçimde zayıflattı. Ortak zemin parçalandı, kimsenin kimseyi dinlemediği bir sürece girildi. Herkes kabuğuna çekildi.

Bu daralma hali sadece Kürtler için de değil tüm toplumsal gruplar için geçerli bir mesele. Bugünkü adıyla DEM Parti, hem söylem hem de temsil gücü açısından HDP’nin epey gerisinde kaldı. Tüm bu süreç Türkiye halklarına her açıdan kaybettirdi. Nitekim memleketin hali ortada. 

Buradan geri dönüş hâlâ mümkün. Metropol Kürtlerinin, Kürt siyasal hareketinin ve diğer toplumsal grupların yeniden kabuğundan çıkması, birbirini dinleyebileceği, bağlarını onarabileceği alanlar yaratılması gerekiyor… Ama bu iyileşme sürecinin önemli eşiklerinden biri de bu bağların kurulmasında müthiş bir kolaylaştırıcı olan Selahattin Demirtaş’ın bir an önce özgürlüğüne kavuşması… Tabii onunla birlikte diğer tüm siyasi tutsaklar da bir an önce özgürleşmeli. 

Çözüm süreci

Çözüm sürecini nasıl değerlendiriyorsun?

Bir yandan müthiş bir umut, bir yandan hafif bir korku. Çünkü her an her şeyin mümkün olduğunu bilecek kadar yaşlandım, hayalperest bir umutla heveslenecek kadar da gencim hâlâ. 

Barış sadece iki silahlı aktörün anlaşması/ateşkesi değildir. Bir tarafın teslim olması hiç değildir. Bu dar bakışla kimse kimseyi barıştıramaz. Barış en yukarıdan aşağıya onurlu olmalıdır. Yurt odasında Türklerle kalan gencecik bir Kürt öğrencinin hiçbir korku duymaksızın var olabilmesi, hiçbir ırkçılığa maruz kalmaması, Ermenilerin, Alevilerin ve diğer tüm halkların büyük toplumla açık ve rahat bir biçimde buluşabilmesi kendini gerçekleştirebilmesidir. 

Türkiye’ye dair tüm düşlerimizi hapsetmeye sindirmeye silikleştirmeye çalışıyorlar. Halbuki değişen bir şey yok buralıyız ve buradayız. Yaşam devam ediyor. Allah’ın bildiğini de kuldan saklayacak değiliz. Bir arada güzel bir yaşam yaşayabileceğimize halen ve ısrarla inanıyorum. 

Kürt stereotipi

Geleneksel Kürtlük, bireyin dijital medyada ön çıkmasını teşvik etmekten çok, sosyal medyada görünür olmayı bir tür ayıp ya da özünü kaybetmişlik olarak değerlendiriyordu. Bu hala böyle mi? Sen ve içerik üreten diğer Kürt arkadaşların, çevrenizdeki Kürtlerden bu yönde tepkiler aldınız mı?

Aslında bu işin iki tarafı var. Biri, devletin eğitim ve medya aracılığıyla ürettiği donmuş Kürt imgesi. Nedir? İşte şiveli konuşan, kaba, cahil, kente ve moderniteye uyum sağlayamayan ve bu yüzden “terörist” olmaya meyilli olarak kodlanan bir figür. Bu zaten tüm ırkçı önyargıları besleyen stereotipik imge. 

Diğeri ise hem Kürt halkının geleneksel yaşamından hem de Kürt özgürlük hareketinin kodlarından gelen başka bir “ideal” Kürt stereotipi: Usturuplu, politik, sizin dediğiniz gibi çok görünmeyen, geri planda duran aslında özneleşmeyen ama her daim işini yapan bir figür. 

Belki de kentli Kürt’ün en çok zorlandığı bu ikisine de uyumlanamamak. İlki zaten değiliz. İkincisine ise ideolojik olarak sığsak da gündelik yaşamımız (lümpenliğimiz) ve görünürlüğümüzle bütünüyle dahil olamıyoruz. 

Benim karşılaştığım tepkiler ürettiğim içerikten ziyade doğrudan var olma biçimimle ilgiliydi. Ama bu da değişiyor. Çünkü genç kuşak için sosyal medyada kendini var etmek ve görünür olmak önemli. Kendileri gibi birilerini gördükçe de rahatlıyorlar. En azından genç takipçilerimden aldığım yorumlar bu yönde.

İnsanlar genellikle Kürtler Şehirde ile seni tanıdı. Başka projelerin var mı? Nelerle uğraşıyorsun? 

Podcast’e başladığımda, bir YouTube kanalı için yönetmenlik yapıyordum. Aslında işinde gücünde biriydim. Podcast görünür oldukça, profesyonel hayatım farklı biçimlerde sekteye uğramaya başladı. Zamanla üstümde bir “glass ceiling” (Cam tavan sendromu) oluştu. Farklı şakalar ve belli belirsiz mobbingler sonrası işimden ayrıldım. O vakitten beri bağımsız medya işleri yapıyorum. Bir de son dönemde influencer oluverdim. Ama onu çok ciddiye almayalım.

Mehmet Uğur Korkmaz’ın podcast serisini dinlemek için tıklayın.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.