Mehmet Tatlı yazdı | 3. Reich’tan Büyük İsrail’e – 1939 yılından Üçüncü Dünya Savaşı’na bakmak

Dünya savaşları uzun süre biriken gerilimlerin, çözülemeyen güç rekabetlerinin, ideolojik mobilizasyonların ve uluslararası sistemdeki kırılmaların belirli bir eşikte birleşmesiyle uzun bir süreçte ortaya çıkar. Sadece güncel gelişmeleri takip ederek anlamlandırılması bir hayli zordur.

Bu sebeple “Bir dünya savaşının içinde miyiz?” sorusunun cevabı için son küresel şiddet deneyimimiz olan İkinci Dünya Savaşı’nın taşlarını döşeyen yapısal gelişmelere yeniden bakmak yardımcı olabilir. Bu gözlemde şiddeti tetikleyen aktörler arasında çarpıcı benzerlikler bulunuyor.

Mehmet Tatlı yazdı: 3.Reich’tan Büyük İsrail’e: 1939 yılından Üçüncü Dünya Savaşı’na bakmak
Mehmet Tatlı yazdı: 3. Reich’tan Büyük İsrail’e – 1939 yılından Üçüncü Dünya Savaşı’na bakmak

Vadedilen imparatorluklar: 3. Reich ve Büyük İsrail

Hitler Almanyası ile Netanyahu İsrail’i arasındaki en dikkat çekici benzerlik, ulus-devlet sınırlarını aşan tarihsel bir yayılma iddiasını siyasal merkeze yerleştirmeleri.

3. Reich, Alman ulusunun yalnızca mevcut devlet sınırları içinde değil, tarihsel, etnik ve jeopolitik olarak “hak sahibi” olduğu düşünülen bütün alanlarda egemenlik kurması gerektiği fikrine dayanıyordu. Bu anlayış, Almanya’nın Versay sonrası sınırlarını geçici ve haksız gören, işgal ve ilhakı ise düzeltici bir tarihsel görev gibi sunan bir siyaseti besledi.

Netanyahu hükümetinin “Büyük İsrail” anlatısı da benzer biçimde, mevcut uluslararası sınırları nihai ve bağlayıcı saymayan, güvenlik, tarihsel hak ve kutsal miras söylemlerini iç içe geçirerek daha geniş bir egemenlik alanını meşrulaştırmaya çalışan bir çizgi izliyor. Burada da sınır, hukuki bir çerçeve olmaktan çok, güç dengesi elverdiği ölçüde aşındırılabilecek bir engel gibi ele alınıyor.

Mehmet Tatlı yazdı: 3.Reich’tan Büyük İsrail’e: 1939 yılından Üçüncü Dünya Savaşı’na bakmak
1939’dan Üçüncü Dünya Savaşı’na bakmak | Mehmet Tatlı yazdı

Appeasement 2.0: Hitler ve Netanyahu

Bu yapısal çerçeve içinde ilk dikkat edilmesi gereken unsur, savaşların çoğu zaman küresel bir patlamadan önce çevrede birikmesi.

Adolf Hitler yönetimindeki Almanya, 1 Eylül 1939’da Polonya’ya saldırıp küresel bir tehdit olarak algılanmadan önce 3. Reich olarak adlandırdığı bölgede sınırlı ama kademeli bir dizi adım attı: Renanya’nın askerîleştirilmesi, Avusturya’nın ilhakı, Südetlerin işgali. Bu askerî operasyonları tüm bu coğrafyadaki Yahudileri yok ederek yaptı.

Bu adımların her biri, tek başına bir savaş anlamına gelmiyordu; ancak birlikte düşünüldüğünde Versay Antlaşması’ndan ilhamını alan “yeni” dünya düzeninin direnç ve sigortalarını aşan bir zincir oluşturdu.

Bugün İsrail’in Ortadoğu politikasında gözlenen tablo da benzer bir örüntüyle bu kez “Büyük İsrail” (Greater Israel) politikasıyla hiç gizlenmeden ve ABD desteğiyle ilerliyor. Gazze’nin işgali, Batı Şeria’nın ilhakı, Güney Lübnan’ın işgali, Güney Suriye’nin ilhakı… Ve nihayetinde İran’ı haritadan silme tehditleri. Tüm bunlara eşlik eden bir soykırım

Mehmet Tatlı yazdı: 3.Reich’tan Büyük İsrail’e: 1939 yılından Üçüncü Dünya Savaşı’na bakmak
1939’dan Üçüncü Dünya Savaşı’na bakmak | Mehmet Tatlı yazdı

Dünya savaşlarında soykırım pratiği: Holokost ve Gazze soykırımı

Hitler’in Lebensraum siyasetinde olduğu gibi Netanyahu’nun Büyük İsrail projesinde de yalnızca toprak genişletme değil, bu topraklarda yaşayan “düşman” unsurların temizlenmesi esas alınıyor.

İkinci Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında Yahudilerin maruz kaldığı kaderin benzeri bugün İsrail devleti tarafından Gazze ve Batı Şeria’da Filistinlilere ve saldırıların genişleyen hattı içinde Lübnanlılara yaşatılıyor.

Holokost ile Gazze arasında kurulması gereken bağ, soykırım pratiğinin dünya savaşı dinamiği içinde, genişlemeci ve yok edici siyasetin asli araçlarından biri olarak yeniden ortaya çıkmasında.

Öte yandan her iki örnekte de soykırım suçu, faile karşı harekete geçmek için yeterli görülmeyerek uluslararası toplumun kınamalarıyla geçiştirildi. Uluslararası sistem, bu kitlesel imha pratiğini durdurmakta her iki soykırımda da yetersiz kalırken savaş başka evrelere, başka cephelere ve daha geniş yıkım alanlarına taşındı, taşınmaya devam ediyor.

Örneğin Hitler de bugün küresel sistemi tehdit eden Trump ve Netanyahu da demokratik seçimlerle işbaşına geldiler. Bu durum, dünya savaşlarının yalnızca “kapalı kapılar ardında planlanan komplolar” olmadığını; ayrıca toplumsal rıza üretimiyle ilerleyen süreçler olduğunu gösteriyor.

Mehmet Tatlı yazdı: 3.Reich’tan Büyük İsrail’e: 1939 yılından Üçüncü Dünya Savaşı’na bakmak
1939’dan Üçüncü Dünya Savaşı’na bakmak | Mehmet Tatlı yazdı

1945’ten bugüne bakiye kalan önemli başka bir başlık ise nükleer silah teknolojisi ve buna kimin sahip olamayacağı konusunda aktörlerin yeni tercihlere zorlanması. İkinci Dünya Savaşı’nın kapanış sahnesi olan atom bombası, Üçüncü Dünya Savaşı’nın açılış sahnesi bile olabilir.

Mağduriyet anlatısı yine her iki vakada kitlesel şiddete ruhunu veren bir mobilizasyon sağlıyor. Versay Antlaşması ile Almanların ağır şartlara zorlanması ve Almanya’da oluşan aşağılanmışlık hissi, Nazi ideolojisi tarafından sürekli yeniden üretilerek genişleme politikasının meşruiyet zemini hâline getirildi. Bu mobilizasyon küresel bir deprem tetiklenirken içerden gelecek muhalefetin tasfiyesini kolaylaştırdı.

Benzer şekilde bugünün İsrail toplumunda Holokost, yalnızca geçmişte yaşanmış bir trajedi değil; günümüz İsrail güvenlik doktrininin kurucu referanslarından biri olarak işlev görüyor. Bu tür travmatik hafızalar, devletlerin tehdit algısını keskinleştirirken, attıkları sarsıcı adımların iç kamuoyunda kabulünü kolaylaştırıyor.

Mevcut savaşın Polonya’sı neresi olacak?

1 Eylül 1939’da Polonya’nın işgali, İngiltere ile Fransa’nın saldırgan Almanya’ya savaş ilan etmelerini çaresizce zorunlu kılan ve herkesin geç kalındığı konusunda birleştiği tarihsel bir eşikti. Bugün devam eden şiddet sarmalında da benzer bir eşiğin hangi coğrafyada aşılacağı sorusu bizim için giderek daha yakıcı hâle geliyor. Savaşın cephelerini hızla küreye yayacak eşiklerden biri yarısı akrabamız olan İran ve Suriye.

Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki Türkiye için “Furkan günü” yaklaşıyor.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.