Okurlarımızı, takipçilerimizi, izleyicilerimizi ve tüm destekçilerimizi görüşlerini Medyascope’ta dile getirmeye davet ediyoruz. Yazınız editoryal ilkelerimize uyar ve Yayın Kurulumuz tarafından da uygun görülürse, web sitemizde imzanızla yayınlanacaktır. Konuşan, tartışan, farklı fikirlerin dile getirildiği bir Türkiye istiyoruz. İsmail Özcan, “İlahiyat camiasında yeni bir linç” başlıklı yazıyı kaleme aldı.

Ülkemizde ve tüm İslam dünyasında yüzyıllardan bu yana farklı, yeni, özgün ve akılcı düşüncelere, yorumlara hoşgörü bir yana tahammül bile sıfır düzeyinde devam ediyor. Söz konusu dünyada özellikle 11., 12. yüzyıldan beri yeni bir düşünce, yeni bir görüş, yeni bir anlayış öne süren çok sayıda insan linçe uğramış; kafirlik, sapkınlıkla suçlanmış; aynen Hıristiyanlıktaki gibi aforoz edilip toplum dışına itilmeye çalışılmıştır. Daha da önemlisi bu yüzden idam fermanları çıkarılmış ve uygulanmıştır. Acı olan günümüzde de bu tekfir, aforoz ve “söyletmen, vurun!” zihniyetinin aynen sürmesidir. Bu zamanda bile en küçük bir esneme görülmemesidir. Bu yüzden de ülkemizde ve bütün Müslüman ülkelerde düşünce çöllüğü hüküm sürmektedir.
Samsun 19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Okuyan, son yıllarda Kur’an’ı anlama ve yorumlama konusunda geleneksel anlayıştan farklı, akıl ve nakili uzlaştırıcı, zamanımız sorunlarına çözüm sunma amaçlı bir çizgide çalışmalar sürdürüyor. Sosyal medyada, ilahiyatçı Mehmet Okuyan’ın “Mezar başında, ölüye fayda etsin diye Kur’an okumak, trafik kazasında ölmüş olan adama trafik kurallarını hatırlatmak gibidir” sözleri etrafında tartışma yaşanıyor. “Sen misin böyle kafana göre yorumlar üretmeye çalışan” diyen bilcümle tarikatlar, cemaatler ile onların müritleri ve fanatik ehli sünnetçiler sosyal medya platformlarında giderek artan dozda kendisine saldırıyor. Topluma açık mahallerde konuşma yapmasını protesto ediyorlar. Her fırsatta karalama kampanyası yürütüyorlar. Ne kafirliği kalıyor, ne zındıklığı, ne sapkınlığı… Bu arada daha önce bu yola girmiş bulunan Prof. Mehmet Azimli’yi, Abdülaziz Bayındır’ı, Bayraktar Bayraklı’yı ve benzeri akademisyenleri de linç hedefine koymayı ihmal etmiyorlar.
Ülkemizin ihtiyacı olan söylemler
Mehmet Okuyan; görüşlerini, düşüncelerini, yorumlarını gerçek bir samimiyetle kendisine sunulan her platformda son derece edepli, ılımlı, efendice bir üslupla sunmaya devam ediyor. Kimseyi suçlamıyor, “tek doğru benim söylediğim” demiyor. Gerçekten ülkemizin de tüm İslam dünyasının da ihtiyacı olan söylemler ortaya koyuyor. Geniş bir Müslüman kesim bu kadarına bile tahammül edemiyor. Sevindirici olan ise bir bölüm Müslüman da Mehmet Okuyan’ın Diyanet İşleri Başkanı olması için çağrı yapıyor. Yakın geçmişte merhum Yaşar Nuri Öztürk için yapılanlar bugün tekrar ediliyor.
Mehmet Okuyan ve sözünü ettiğimiz diğer ilahiyatçı akademisyenler, Mısır’ın yüzü esmer, gönlü apaydınlık bir Müslümanı olan Hasan Hanefi’ye çok benzemektedir. 2021’de, 86 yaşında sonsuzluğa göçen Hasan Hanefi de İslam’ın yaşadığımız çağın problemlerine yanıt verebilecek şekilde anlaşılması, yorumlanması ideali içindeydi ve bunun en büyük engeli olan Selefilik ile, gelenekçilikle mücadele ediyordu.
Ona göre Müslümanların en büyük sorunu dinin geçmiş yüzyıllardaki yorumlarına sıkı sıkıya bağlı kalmaktı. Günümüzün çok farklı, çok çeşitli problemlerine de aynı yorumları uygulamakta ısrar etmekti. Hasan Hanefi bu konudaki düşüncesini şöyle formüle ediyordu:
“Ben tam anlamıyla Müslüman bir insanım. İslami bir kişiliğim, dünyaya o gözlerle baktığım İslami bir kültürüm var. Fakat aynı zamanda da çok modern; bilimi, teknolojiyi, özgürlük, demokrasi ve değişimi sonuna kadar savunan bir insanım. İkisinden de vazgeçemem. Bu görüşlerimi bir potada toplayabilecek üçüncü bir eğilimin oluşmasını istiyorum; muhafazakâr olmayan bir İslam ya da rasyonel İslam diyebilirim buna. Modernliğe açık bir İslam’ın imkânsız olmadığını göstermek istiyorum.”
Bu düşünceye aklını, sağduyusunu yitirmemiş bilinçli bir günümüz Müslümanı hayır diye bilir mi? Mehmet Okuyan ülkemizde işte bu aydınlık düşüncenin temsilcisidir. Mehmet Okuyan ve benzerlerinin bakışları, görüşleri kabul edilmese bile mutlaka konuşabilmelidirler. Gerçekler, konuşanların susturulduğu ortamlarda değil, özgürce konuşabildiği ortamlarda yeşerebilir.








