Gürkan Çakıroğlu’na göre Kemal Kılıçdaroğlu’nun hikâyesi bitti ve siyaset üretecek mecali yok. Ruşen Çakır’a konuşan Çakıroğlu, Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarının CHP tabanında ciddi bir hayal kırıklığı yarattığını söyledi.
Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Gürkan Çakıroğlu, Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarının CHP tabanında hayal kırıklığı yarattığını söyledi.
- Çakıroğlu, Kılıçdaroğlu’nun konuşmasının beklenen birleştirici tondan uzak olduğunu vurguladı.
- Kılıçdaroğlu’nun tutumunun CHP’nin tarihsel çizgisiyle çeliştiğini belirtti.
- Çakıroğlu, yeni bir siyasi oluşumun ortaya çıkma ihtimalinin güçlendiğini ifade etti.
- Erdoğan’ın yeni bir siyasal anlatı oluşturamadığını ve bu durumun sorunlar yarattığını dile getirdi.
Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır’a konuk olan Gürkan Çakıroğlu Kemal Kılıçdaroğlu’nun Genel Merkez önündeki açıklamalarını değerlendirdi. Kılıçdaroğlu’nun çok kötü bir performans sergilediğini ifade eden Çakıroğlu, “İnsanlar bu kadar büyük krizden sonra toparlayıcı bir liderlik bekliyordu. Birleştirici bir dil bekliyordu. Ama ortaya çıkan şey tam tersiydi. Daha fazla gerilim üreten, daha fazla ayrışma yaratan ve CHP tabanındaki kırgınlığı büyüten bir konuşma oldu” dedi.
“Bay Kemal artık Atatürk’e karşı bir pozisyona sürüklendi”
Gürkan Çakıroğlu, Kemal Kılıçdaroğlu’nun son dönemdeki tutumunun CHP’nin tarihsel çizgisiyle çeliştiğini söyledi:
“Benim Medyascope’taki ilk yazım Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığına yönelik eleştiriydi. O gün de yanlış bir siyasi tercih yapıldığını düşünüyordum ama bugün geldiğimiz nokta çok daha farklı. Çünkü artık yalnızca yanlış bir adaylık tartışmıyoruz. Bugün Kemal Bey’in kendisini öyle bir yere konumlandırdığını görüyoruz ki, sanki Bay Kemal artık Mustafa Kemal’e karşı bir pozisyona sürüklenmiş durumda. Çünkü CHP’ni felç edecek, hareket kabiliyetini ortadan kaldıracak bir siyasetin parçası haline geliyor.”
CHP içinde yaşanan kriz nedeniyle yeni siyasi oluşum ihtimalinin de güçlendiğini belirten Çakıroğlu, “Bugün şartlar oluşursa çok kısa sürede yeni bir siyasi hareket ortaya çıkabilir. Ve bu hareket CHP seçmeninin çok büyük bölümünü peşinden sürükleyebilir. Çünkü insanlar meseleye artık sadece parti aidiyeti üzerinden bakmıyor. Demokrasi, temsil ve siyasal meşruiyet açısından bakıyor. Bu yüzden yeni bir oluşumun başlangıçta çok ciddi bir toplumsal destek üretmesi sürpriz olmaz” dedi.
Son dönemdeki gelişmelerin önemli nedenlerinden birinin de Recep Tayyip Erdoğan’ın yeni bir siyasal anlatı kuramaması olduğunu vurgulayan Çakıroğlu, “22 Ekim ve 27 Şubat sonrasında Türkiye’de uzun yıllardır kullanılan terör eksenli siyaset dili etkisini kaybetmeye başladı. Çünkü artık insanlar başka şeyler konuşuyor. Hukuku konuşuyorlar, ekonomiyi konuşuyorlar, adaleti konuşuyorlar, sosyal eşitsizlikleri konuşuyorlar. Tam da bu noktada Erdoğan’ın en büyük problemi ortaya çıkıyor. Çünkü bu alanlarda topluma anlatabileceği yeni bir hikâyesi yok” diye konuştu.
Video deşifresi
Gürkan Çakıroğlu: “Kılıçdaroğlu’nun hikâyesi bitmiş, siyaset üretecek mecali yok”
Hazırlayan: Gülden Özdemir
Ruşen Çakır: Gürkan Çakıroğlu ile birlikteyiz. Gürkan, ne diyorsun? Bugün iki ayrı CHP, aynı anda konuşmalar ve birisi Anıtkabir yürüyüşüyle sona erdi. Ne düşünüyorsun? Genel olarak önce bir girelim, sonra detayları konuşalım.
Gürkan Çakıroğlu: Benim Medyascope‘taki ilk yazım, ‘‘Bay Kemal, Kemal Bey’e karşı’’ 2022 Aralık ayındaydı. Politik yoldan aslında ayrılma sebebimdi o yazı benim. O dönem Kemal Bey’in o masadaki beş benzemezi bir araya getirmesinin çok kıymetli olduğunu, bununla alakalı güzel bir hikâye yazıldığını ama hem DEM Parti veya o zaman HDP ilk turda onların kendi başına girmeleri gerektiğini hem de Kemal Bey’in aday olmaması gerektiğini, adaylığın o beşli grubu yani masayı dağıtacağını ifade ediyordum. O zamanki yöneticiler sağ olsunlar karışmadılar ama baktım ki çok terliyorlar, genel merkezden 1, 2, 3 oldu artık, ben de ‘‘tamam’’ demiştim. Ondan sonra hatta seni aradım. Dedim, “Elimde bir yazı var.” “Bir yolla” dedin sen de. Yolladım. Ondan sonra başladık. Yaklaşık işte 4 yıl olacak. Medyascope serüvenim ‘‘Bay Kemal’’le başlamıştı. O zaman Bay Kemal, Kemal Bey’e karşıydı; şimdi ‘‘Bay Kemal, Mustafa Kemal’e karşı’’ gibi bir durum söz konusu. Çünkü aslında Cumhuriyet Halk Partisi’ni tamamen kötürüm eden bir siyasete gidiş söz konusu. Kemal Bey’in maalesef bugünkü söylemi özellikle çok berbat bir söylemdi. Yani başından sonuna kadar kendisini maalesef buraya angaje ettiğini görüyoruz. Bunun altında çok fazla bir şeyler arıyorlar; işte rejim, devlet, bir sürü şey söyleniyor. Ben bunun arkasında bir devlet politikası olduğunu düşünmüyorum ama elbette Beştepe’nin böyle bir siyasi pozisyona fırsat tanıyacak, imkân verecek alanı açmasını da gayet tabii buluyorum. Çünkü, en başından beri söylediğimi tekrar edeyim ben; Türkiye bir hukuk devleti değil ve siz “mış” gibi yaptığınız sürece de bu tarz goller yemeye devam edeceksiniz. Bu sizin başınıza geliyor. Sizden önce farklı farklı partilerin başına geldi. İşte Kürtlerin partisi 30 yıldır 7-8 defa kapatıldı, açıldı. Bugün AK Parti, işte Refah Partisi, Fazilet Partisi kongresi… Sen benden daha iyi bilirsin. Fazilet Partisi’nin kongresi olduğu sırada Abdullah Gül orada kürsüde kükrerken Tayyip Erdoğan o kongrenin yapıldığı salona bile girememişti, belli başlı endişelerinden kaynaklı. Aslında kabadayılık da çok da öyle dişe dokunur bir hâlde değil. Sonrasında bazı şeyler gelişti. Tarihin akışı, ittifakların bir araya getirdiği bir süreç… İş bu noktaya geldi. AK Parti’yi kurdular ve buraya geldiler. O açıdan Tayyip Bey şunu görüyor; 22 Ekim ve 27 Şubat’la beraber Türkiye’de artık teröre dayalı siyaset dilinin tedrici olarak ortadan kalkması kendisinin elini zayıflatıyor. Çünkü son 10 yıldır, işte 17-25 Aralık’tan beri hatta, bir terör diliyle hep seçimlere gidildi; işte “batacağız, bizi batıracaklar, o olacak, bu olacak, hainler, şunlar bunlar” diyerekten. 2023’te Kemal Bey’in kaybettiği seçime de yine biz bu dille, bu söylemle girdik. Şimdi bu bitti. Bu bittiğinde bu sefer ortaya ne çıkacak? Hukuk, ekonomi, demokrasi, sosyal adalet… Tayyip Bey’in bunlara dair söyleyeceği bir şey yok millete. Hikâyesi bitmiş bir adam. Sadece o koltukta tutunabilmek adına bir şeyleri söyleyip geliştirebiliyor. Yoksa at da vardı, meydan da vardı. 22 Ekim’den bu yana çok ciddi siyasi konuşmalar, siyasi görüşler, siyasi nutuklar atabilirdi. Hiçbirini yapmadı. Yapamıyor adam artık. Yani o tarz bir siyaset üretecek mecali yok. Ve içine düştüğü o kibir, o “ben ne oldum” havası da onu maalesef perişan ediyor. Ne oldu, bu sefer ne dedi? Baktı; “Ben güçlenemiyorum, o zaman ben güçlenemiyorsam rakibimi zayıflatayım.” Bu tarz durumlara alan açtı. Ben burada Erdoğan’ı suçlamam. Asla suçlamam. Çünkü oyunun kuralları bu. Bunu Erdoğan koymadı. Benim işte Ekrem Bey’e kızdığım nokta da o. Nutuk‘u üçüncü mü dördüncü kere mi ne okuyor herhâlde; Nutuk’ta Kâzım Karabekir ve arkadaşlarına neler olduğu yazmaz mesela. Kâzım Karabekir’in başına ne geliyorsa, ne geldiyse daha doğrusu, bugün de Ekrem İmamoğlu’nun başına o geliyor. Ama bunu Nutuk‘ta okuyamazsın Ekrem Bey işte. Sen hâlâ klasik jargonla bir elinde Kur’an, bir elinde Nutuk okumaya devam ettiğin sürece bu tip saldırılara maruz kalacaksın. Bunları aşacak bir dil geliştirmen gerekiyor. Ben Erdoğan’ı suçlamam. Ben kimi suçlarım? Ben Kemal Kılıçdaroğlu’nu suçlarım. Çünkü bu tarz bir oyuna alan açıldığında Kemal Bey deseydi ki, ‘‘Hayır, ben buna tenezzül etmem.’’ Kurultayda şu olmuş, bu olmuş… Velev ki olmuş. Sanki Türkiye çok temiz, iktidar pirüpak; olan o kirli işler CHP’de oluyor. Buna Anadolu insanı da gülüyor, AK Parti seçmeni de gülüyor. Her partinin fanatik kesimleri hariç buna herkes gülüyor. Türkiye’de neyin ne olduğunu herkes biliyor. İktidara yapılınca ‘‘darbe teşebbüsü’’, muhalefete yapılınca ‘‘kurultayda ahlaksızlık’’. Öyle mi? Öyle bir şey yok. Hikâye anlatmasınlar. Millet bunun hepsinin farkında. O yüzden gerçekten Kemal Bey’in bugünkü konuşması özellikle çok berbat bir konuşmaydı. Çok hayal kırıklığı yaratan bir konuşmaydı. En azından ‘‘derleyip toplayacağım, arayı bulacağım’’ falan filan diyebilir, buna dair belki bir nebze olsun güzel bir şeyler söyleyebilir, konuşabilir, parti tabanını biraz rahatlatabilir diye düşündük ama bu CHP’ye kamikaze dalışı gibi bir şey artık.
Ruşen Çakır: Anıtkabir’de bayağı bir kalabalık vardı, pazar günküne kıyasla çok büyük bir kalabalık varmış. Bu arada gördük; Genel Merkez’e gelen insanların sayısı, öyle olağanüstü bir sayı yoktu. Açıkçası ben biraz daha fazla beklerdim. Neyse… Özgür Özel’in Anıtkabir yürüyüşü, şu anda onu gösteriyor arkadaşlar, bayağı ciddi bir kalabalık söz konusu. Geçen sefer Meclis’e yürümüşlerdi. Ondan kat kat fazla bir kalabalık söz konusu. Bayramın son günü. Ne olacak sence? Yani normal şartlarda Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi iade etmesi gerekir ama böyle bir şey olmayacak.
Gürkan Çakıroğlu: Yok, yok olmayacak. 19 Mart olduğunda şunu demiştim ben; ‘‘Ekrem Bey uzunca bir süre çıkamayacak. Mümkün mertebe içeride tutmaya çalışacaklar. Öyle 3 ay, 5 ay, 6 ay çok zor görüyorum.’’ Çünkü Tayyip Erdoğan’ın geldiği yol aynı benzer dikenli bir yol. Kendisini boğup atamadılar, o bir şekilde o cendereden çıkabildi. Çıkabildiği için de kendisi de benzer bir şekilde Ekrem İmamoğlu’nun o cendereden çıkmasını istemeyecek. Çünkü çıktığı zaman daha da güçlenecek. Şimdi 19 Mart’ın aslında bir devamı 21 Mayıs. Onu tahkim eden bir süreç. Ve bunun, Bahçeli’nin yol haritasını çıkarmasından hemen sonra meydana gelmesi de şunu söylüyor zaten: Birinci faz 22 Ekim ve 27 Şubat’la tamamlandı ama ikinci faza bir türlü geçilemedi Tayyip Bey’in tutukluğundan, siyaseten kötürüm olmasından kaynaklı. Şimdi tam bu ikinci faz aşamasında bir darbe daha vuruyor. Ne yapıyor bir yandan da? Devlet Bahçeli yani MHP’yi ve DEM Parti’yi de aslında bir noktada kendisine mecbur bırakma gayreti içerisinde. Bu siyaseten gayet makul bir şey. Tekrar diyorum, neden? Çünkü Türkiye bir hukuk devleti değil. Güçlü kimse, nobran, zorba kimse o bir şeyler yapmaya çalışıyor. Buradan ancak milli iradeyle çıkabilirsiniz. Bunu da mevcut durum içerisinde, atmosfer içerisinde CHP’nin sağlayabilmesi çok zor. Yani, İmamoğlu ve Özgür Özel bu durumu zorlayarak kuracakları partiye taşıyacakları kitleyi belki biraz daha konsolide etmeye çalışıyorlar ama şu saatten sonra belki %0.3-4 olur. Çünkü her şey çok berrak bir şekilde ortada. Geç kalıyor olabilirler yani. Bugün muhtemelen bir parti kursalar… İşte diyorlar ya “yokluk, şuyumuz yok, buyumuz yok”. Yani ortaya çıkan hikâyeye, 3-4 yıllık hikâyeye baktığınızda çok hızlı bir şekilde parti kurulur. Cumhuriyet Halk Partisi’nin %90 ila 95’ini yutar ve bunun ötesinde CHP’nin bagajı da olmayacağı için bu yeni kurulacak olan partide ve partiyi kurarken biraz daha hakikati gözetip CHP kitlesinden ziyade daha geniş bir Türkiye perspektifiyle hareket edebilirlerse çok rahat %35’lik bir potansiyelleri var, daha başlangıçta. Ama bu partinin genel başkanının Ekrem İmamoğlu olması gerekiyor. İçeride olması bir şeyi değiştirmez. Yani siyasi yasak gelene kadar o partinin başında olması gereken kişi o, mücadele vermesi gereken kişi o. Mesela bence bu süreçte şu ana kadarki sessizliği de — yani çok böyle birkaç demeç dışında bir şeyini biz göremedik — bence kabul edilebilir değil. Bu hareket senin hareketin kardeşim. Bunu herkes biliyor. Hatayı başında yaptın. Sen CHP’nin doğrudan genel başkanı olacaktın. Bu hareket senin hareketin. Çık, hareketine sahip çık. Yani senin zindanda olman bir şeyi değiştirmez.
Ruşen Çakır: Pazartesi günü herhâlde Silivri’de bunu göreceğiz diye tahmin ediyorum. Bayram arasından sonra tekrar mahkeme başlıyor biliyorsun. Ben de gideceğim, orada izleyeceğim.
Gürkan Çakıroğlu: Bu onun hareketi, bu ona karşı yapılmış bir şey.
Ruşen Çakır: Sosyal medyadan bir paylaşım yapmıştı. Büyük bir ihtimalle pazartesi günü orada Ekrem İmamoğlu bir şeyler söyleyecek. Öyle gözüküyor. Öyle bakmak lazım.
Gürkan Çakıroğlu: Bu onun hareketi, bu ona karşı yapılmış bir şey. Zor olacak, kolay olmayacak. Çok daha ceberut bir rejimle… Yani Erdoğan zamanında rejim giderek zayıflıyordu, bu bir; Erdoğan’ın avantajlarından bir tanesi buydu. İkincisi de Erdoğan’ın gerçekten nitelikli bir kadrosu vardı, düşünürsen. Ekrem İmamoğlu’nun iki dezavantajı var: Bir, rejim hiç zayıf değil. İki, siyasi kadroları Erdoğan’ın 2002 AK Partisi kadar nitelikli değil. Ama İmamoğlu’nda, sadece Demirtaş ve Erdoğan’da olan bir şey var; korkunç bir halk teveccühü ve halk kitlesinin ona doğru bir akışı var. Bunu değerlendirebilirse, hakkını verirse ben cendereden çıkabileceğini düşünüyorum.
Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Gürkan, yayınımıza katıldığın için. Çok sağ ol.
Gürkan Çakıroğlu: Ben teşekkür ederim.







