Türkiye siyasetinde bugün: Grup toplantıları, Murat Ongun savunma yapıyor, Aziz İhsan Aktaş karar duruşmaları

İSTANBUL (Medyascope) – TBMM’de MHP, DEM Parti ve CHP grup toplantıları düzenlenecek. İBB davasında İBB Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun savunma yapıyorken, Aziz İhsan Aktaş karar duruşmaları devam ediyor. İBB ve Aziz İhsan Aktaş davalarını muhabirlerimiz Furkan Karabay, Ankara’daki gelişmeleri Özgecan Özgenç takip ediyor. Medyascope editörleri tüm gelişmeleri sizlere aktaracak.

Murat İlbak ile ilişkisini anlattı

Murat Ongun, İBB soruşturması kapsamında tutuklanan ardından tahliye edilen İlbak ailesine dikkat çekti. Ongun, İlbakların itirafçı ifadesi vererek tahliye oldukları iddialarının gündeme geldiğini ancak dosyada ne sanık ne de ifadelerinin olduğunu söyledi.

Ongun'un savunması şöyle:

"Operasyonun ilk gününden bu zamana kadar adı çok sık anılan biri var. Fezlekede varlar, tevdi raporlarında varlar, soruşturmayı başlatan dilekçe sahibi Sedat Kapıdağ da onları anlatıyor. İfadeleri 50’den fazla eylemde kullanılan en gözde tanıklardan Selman Narman, Hakan Karaköse dahil herkes onları anlatıyor. Her yerde adları geçti.19 Mart’ta gözaltına alındılar ardından tutuklandılar. Milyarlarca liralık vurgunu beraber yapmakla suçlandık. Kimden bahsediyorum? İlbak ailesinden. 4 erkek kardeş de şüpheliydi. En büyükleri Mustafa Bey yurtdışında olduğu için gözaltına alınamadı ama Murat-Yusuf ve Ali İlbak gözaltına alındı ve tutuklandı. Murat İlbak’la 23 Mart’ta aynı mahkemeye düştük. Bana bağlı örgüt üyesi olmak ve rüşvet vermekten tutuklandı. İyi tanışırız kendisiyle. Birlikte Silivri’ye gönderildik, aynı araçla. 3 hafta sonra aynı gün de ben Çorlu’ya, o Bandırma’ya sevk edildi Silivri’den. Diğer 2 kardeşi de Silivri’de tutukluydu.

Yaklaşık 40-45 gün sonra mayıs sonu gibi Murat İlbak’ın tahliye olduğu haberi geldi. 'Bu da itirafçı olup bir şeyler uydurdu herhalde' diye düşündüm. Murat Bey'in tahliyesinden birkaç gün sonra haziran ayı tutukluluk incelemem vardı. Çorlu’daki cezaevimden SEGBİS yöntemiyle duruşmaya katıldım. Kendim katıldım çünkü bizim avukatlarımızdan duruşmanın yapılacağı mahkeme duruşma saati bile gizleniyordu.

Evet gizleniyordu. Duruşmaya bağlandım mahkeme salonunda sadece bir kadın avukat gördüm. İçimden ‘becerikli avukatmış bak bulmuş hangi mahkeme olduğunu’ dedim. Kısa süre sonra avukat hanımın benimle beraber tutukluluğu incelenen Yusuf ve Ali İlbak beylerin avukatı olduğunu öğrendim. Onlar SEGBİS’e bağlanmadı. Duruşma bitti. Aralarında benim de olduğum 100’den fazla kişi için yapılan tutukluluk incelemesinin sadece 2 şanslısı vardı: İlbak kardeşler. Yusuf ve Ali İlbak tahliye oldu. 100’den fazla kişi tekrar tıpış tıpış hücre ve koğuşlarımıza döndük.

İnanın bu tahliyelere çok sevindim. Benim için cezaevinden çıkan herkes mutluluk kaynağı. Sadece, Murat İlbak’ı tanıdığım için merak ediyordum, itirafçı olup da mı çıktı diye. Yakıştıramıyordum ona. Düzgün, iyi eğitimli kaliteli bir iş insanıdır.

Meraktaydım, çünkü itirafçı olan herkesin beyanı bir gün sonra Sabah, daha ayrıntılı hali de iki gün sonra Yeni Şafak gazetesinde yayınlanıyor, ben de soruşturmamı bu iki gazeteden detaylarıyla izliyordum. Lakin Murat beyin ifadesi hiç yayınlanmadı. 2 hafta 3 hafta geçti, yine çıkmadı. İyice meraklandım, çünkü bu ilk kez oluyordu. Ticari hayatını merak ettim. Onun da malvarlığına el konmuş, şirketlerine kayyum atanmıştı.

Acaba kayyum sürüyor muydu? Öğrendim ki kalkmış. Şirketleri geri almış. Çok sevindim. Bu kez başka bir şeyi merak ettim.

Ev hapsiyle mi çıkmıştı, yoksa imza atma şartıyla mı? Öyle ya hem bunca suçlama, hem sürpriz, tahliye, bunların üzerine bir de yurtdışına çıkış serbestisi gelecek değil herhalde… Efendim inanır mısınız o da gelmiş. Hem de cezaevinden şahit oldum buna. Gözlerimle… Anlatayım.

Geçen yaz başı Avrupa Basketbol Şampiyonası var. Turnuvayı izliyorum, 12 dev adam tarih yazıyor ve Almanya ile son şampiyonluk maçına kaldılar. Maç inanılmaz çekişmeli ben de 10 metrekarelik hücremde 24 inçlik küçük televizyonumda heyecanla izliyorum. Maçın son 2 dakikası, az farkla öndeyiz. Almanya mola aldı ve TRT 1 reklama gitti. Hemen çayımı koydum. Reklam bitti TRT maça döndü ve koca tribünde sadece 1 Türk taraftara zoom yaptı kameraman, yakın plan göğüs çekim, 1 Türk taraftar, televizyondaydı. Hâlâ gözümün önünde, bizim Türk telefonuna bakıyor. çayımı püskürttüm, çünkü Murat İlbak’ın yurtdışı yasağının kalktığına, Litvanya’nın Riga kentindeki maçta olduğuna, bizzat TRT 1 ekranlarında canlı yayında şahit oluyordum. İstemsiz bir ‘vay anasını yaa’ dedim bağırarak.

İlbak ailesinin yanlış bir intibaya kapılmasını istemem. Gerçekten Murat Bey de abisi Mustafa Bey de tanıdığım kadarıyla nazik, güngörmüş beyefendi insanlar. Hem böyle değerli insanların, değil sadece tahliyesi, normal hayatlarına kısa sürede geri kavuşmaları beni çok umutlandırdı. Hele hele adlarının 1087 kez zikredildiği bu iddianamede, sanık olmamaları sevincimi doruğa taşıdı. Öyle ya İstanbul’un en büyük reklamcısı artık sanık bile değil. Doğal olarak iddianamede Eylem 61 ile başlayıp Eylem 76 arasında yer alan 16 reklam ihalesi dosyası da böylece çöp oluyordu. Çünkü iddianameye temel olan tevdi raporu ve fezlekenin işaret ettiği en önemli şüpheli, suçsuz bulunmuştu. Tartışmalı olsa da bilirkişi raporlarına göre diğer ihaleler onunkinden çok daha masumdu. E sözde azılılar suçsuz bulunmuşsa, Murat Kapkiler, Hüseyin Köksallar, Alper Aydınlar, Nihat Sütlaşlar da suçsuz demektir. Doğal olarak, bizlerin de reklam ihalelerinde suçu olduğu iddiası çökmüş oldu. Raporlar ve rakamlarla. Ayrıntısına reklam ihalelerine dair suçlamalarda gireceğim. Beraber göreceğiz. Öyle ya İlbak’a helal olan, diğerlerine neden haram ve yasak olacak ki? Türkiye bir hukuk devleti ve adalet önünde herkes eşit sonuçta. Öyle deniyor, resmi beyanlarda. Ve Anayasa’nın 10. maddesinde."

Furkan Karabay'ın aktardığına göre Murat Ongun, tutuklu olduğu hapishaneye Beliz Özkan adında bir avukatın geldiğini, kendisini Cüneyt Yakut’un gönderdiğini söyledi.

Ongun, Özkan’ın “Biliyorsunuz, size anlatmış başsavcılıkta yakın tanıdıkları var. Kendisi de benzer şekilde tahliye edilmişti. Ortak arkadaşımız diyor ki 1 milyon dolar verirse, eşinin tutuklanmamasını sağlarım” dediğini anlattı.

Ongun, şunları söyledi:

“Avukat gayet açık sözlüydü, işi halledecek ismi bile veriyordu ama ben dile getiremeyeceğim. Cezaevinde avukat kabininde benden 1 milyon dolar talep edilince şok oldum. Avukat sözünü bitirdi ama ben dona kaldım. Benden yanıt gelmeyince Avukat Beliz Hanım, pazarlık yapıyorum zannetti sanırım ve şöyle dedi: ‘Kendisi bende 300 bin, 400 bin dolar var, 600 bin-700 bin dolar dolar verse bile hallederiz’ dedi. Avukata ‘Benim eşim suçsuz ayrıca böyle bir param da yok’ diyerek görüşmeyi bitirdim. Avukat Beliz Özkan hakkında 7 Ocak 2026 tarihinde 2975 numaralı dilekçe ile İstanbul Barosu’na şikâyette bulundum.”

Murat Ongun savunma yapıyor.

Çizim: Tarık Tolunay

murat ongun savunma yaparken

"Cüneyt Yakut bizzat cep telefonundan bazı şeyler gösterdi"

Haber: Furkan Karabay

Murat Ongun, İBB dosyasında tutuksuz sanık olan Cüneyt Yakut’un kendisini aradığını ve “Savcı Aykut Çelik sizi, İBB soruşturması için ifadeye çağırmış. Tebligat yollamış ama evde kimse bulunamayınca tebliğ yapılamamış” dediğini anlattı.

Ongun, “O zamanki avukatım Serkan Günel’i aradım. Savcı beyin adını verdim ve ziyaret etmesini, eğer gerçekten beni ifadeye çağırdıysa hemen döneceğimi söyledim. O da şimdi, terfi edip başsavcı yardımcısı olan Aykut Beyi makamında ziyaret etti. Aykut Bey böyle bir tebligat olmadığını söylemiş ama benim kimden duyduğumu merak etmiş. Serkan Bey de bilmediği için kendisine söyleyememiş” dedi.

Murat Ongun, çıplak aramaya maruz kalan Fatoş Pınar Türker’in, ifade işlemi sırasında kendisine “Bu kafayla bir daha çocuklarını göremeyeceksin” dediğini söylediği savcıdan bahsetti.

Ongun devamında şunları söyledi:

“Avukatım, beni arayıp bir tebligat olmadığını söyleyince ben de dönüp Cüneyt Yakut’u aradım. Ailemle yurtdışında iken böyle asparagas bir bilgiyi, doğruymuş gibi iddialı bir şekilde aktardığı için, kendisine sitem ettim. Ben sitem edince Cüneyt Yakut verdiği bilginin doğru olduğu konusunda ısrar etti. Çünkü bilgiyi, yeğeni olduğunu söylediği Cumhuriyet Savcısı Kerem Ali Yakut’un verdiğini belirtti. Soy isimleri aynıydı. Yine de böyle bir savcı var mı, doğru mu konuşuyor diye merak ettim. Araştırdım. Gerçekten de Çağlayan Adliyesi’nde böyle bir savcı vardı. Zaten Türkiye’ye döndüğümde yanıma gelen Cüneyt Yakut bizzat cep telefonundan bazı şeyler gösterdi.

Kendisi, soruşturma kapsamında tüm bilgileri, Savcı Kerem Ali Yakut’tan aldığını ve bize bildirdiğini, bundan da savcının haberi olduğunu söyledi. Yeğenim dediği savcıyı böyle anlatınca ben de kendisine inandım. Bir soruşturma olduğuna kani oldum. Bu 2 şahıs arasında gerçekten akrabalık bağı var mı, varsa bile aralarında bir iletişim trafiği mevcut mu, HTS-Baz gibi onu kıymetli mahkemeniz arzu ederse tespit ettirebilir. Ben sadece Cüneyt Yakut’un anlatımlarını dile getiriyorum. Bir de İstanbul Emniyeti’nin haksız yere hedef yapıldığını ortaya koyuyorum.”

Murat Ongun gözaltına alındığı anları anlatıyor

Muhabirimiz Furkan Karabay'ın İBB davasından aktardığına göre Murat Ongun, gözaltında alındığı sırada yaşadıklarını anlattı:

"Evinizi basmaları yetmiyor. Kızınızın kulağındaki küpeleri, oğlunuzun başucundaki harçlığı da soruşturmaya dâhil ediliyor. Sonra bunlar, medyada yazılınca, o dönemin Dezenformasyon Başkanlığı bu haberleri yalanlıyor. Oğlumun harçlığının kasadan çıktığını belirtiyor. Zeka küpleri. Kasaya oğlanın harçlığını koyup, üzerine ‘Koray’ın Harçlığı’ mı yazdık? Nereden anladın? Birazcık zekâ kullanın bari. Ama Allah büyük. Benim evlatlarıma yapılanları hafife alıp yalanlayan o birimin başkanının adı her türlü rezilliğe karıştı ve görevden alındı. Tabii ki tutuklanmadı. Hatta yeni iş buldu. Çocuklar üzerinden algı yaratmaya çalışan bu zatın, kendisini en son Akın bakanımızın devir teslim töreninde alçak koltuğunu kaldırmaya çalışırken gördük. Kaldıramadı da. Kaldırmayı beceremeyince şahsı ortadan kaldırdılar. Perde arkasından çalışıyor şimdi. Aklı sıra gizli."

Gökhan Günaydın, CHP Grup Başkanvekilliği görevine iade edildi. CHP'nin atanmış yönetiminin disipline sevk kararıyla görevden alınan Günaydın, Yüksek Disiplin Kurulu'nun hakkındaki tedbir kararını kaldırmasının ardından TBMM sitesinde yeniden grup başkanvekili olarak yazıldı.

Bahçeli ne mesaj verdi?

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında konuştu. Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi'ne dair konuşan Bahçeli, "Sözü evirip çevirmeden açıkça söylemek lazımdır: NATO, Türkiye için ne bir biat senedi ne de kayıtsız şartsız boyun eğilecek bir emir komuta merkezidir. Ankara merkezli istikbal ve milli beka ufkumuz, kaynağını dışarıdan alan tüm ittifakların üzerindedir" dedi. Bahçeli şöyle devam etti:  

"NATO, güvenlik ihtiyaçlarının ve savunma zaruretlerinin doğurduğu bir ittifaktır. Bu ittifakın varlık sebebi; karşılıklı saygı, eşit muamele, hakkaniyetli yük paylaşımı ve tehdit algısında dürüstlüktür. Türkiye; 1952 yılından beri NATO’ya yalnızca denizlerini, limanlarını, üslerini ve jeopolitik mevkiini değil; Mete Han’dan bugüne uzanan muharebe sanatının tüm inceliklerini, alnı kınalı Mehmetçiğimizin kanıyla mühürlenmiş üç bin yıllık köklü askeri geleneğini ve kadim devlet nizamı ile terbiyesini de kazandırmıştır. Türkiye, NATO haritasında ittifakın Güney Doğu kanadını ayakta tutan temel kaldıraçtır. Türkiye, bugün NATO’nun önündeki bütün hayati ve kritik başlıkların tam kalbinde duran devlettir. Karadeniz’in stratejik sularında bir güvenlik mimarisi inşa edilecekse; alayı peşinen kabul etmelidir ki, Montrö ile tahkim edilen Boğazlar üzerindeki mutlak egemenliğimiz, o masanın temelini teşkil edecektir."

Haber: Furkan Karabay

19 Mart operasyonu öncesinde yaşananlara dikkat çeken Murat Ongun, Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi sürecini hatırlattı.

Ongun, “İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Yönetim Kurulu, görev ve yetkisinde olmadığı halde Ekrem İmamoğlu’nun üniversite diplomasını iptal etti. O gece uyuduk ve 12 saat sonra 19 Mart sabah 06:00’da İmamoğlu operasyonu yapıldı” dedi.

Ongun devamında şunları söyledi:

“Operasyon öncesinde Başsavcılık 2 ayrı tehditvari yazıyla üniversiteden ısrarla diploma iptalini istedi. Yakın tarihte bir cumhurbaşkanlığı seçimi yoktu. Diploma, her nedense savcılık yazısında belirtildiği gibi ancak o zaman lazımdı. Bu durumda, başsavcılık polis operasyonu öncesi neden ısrarla diploma iptali talep etti? Evet 23 Mart’ta bir önseçim vardı ama bu CHP’nin iç konusuydu. YSK’nın değil.

Peki neden illa diploma iptali beklendi? Öyle ya zaten Ekrem başkan tutuklanacaksa 2 ay - 3 ay - 5 ay sonra da, o içeride iken diploması iptal edilebilirdi. Oysa ısrarla iptal beklendi ve kararın sabahı operasyon yapıldı. Her şeyin sırrı burada. Bu iptal, yorumlandığı gibi cumhurbaşkanı adaylığı iptalini garantiye almak için yapılmadı. Diploma iptali ile operasyonun ilgisi; Anayasal suç kavramında saklı. Üniversite diploması varken İmamoğlu tutuklansa, CHP’nin resmi cumhurbaşkanı adayı tutuklanmış olacaktı. Bu demokratik sisteme bir darbe sayılacaktı. Halefiyet ilkesi ihlal edilmiş, seçimlere müdahale edilmiş olacaktı.

Haksız, hukuksuz operasyonu yapanlar böyle bir riski bertaraf etmek için diploma iptalini bekledi. Yarın işler değişip bu dava sorgulandığında savunma argümanların şu olacaktı: 'Biz seçimlere yani demokratik sisteme darbe yapmadık. Operasyon yapılmadan önce Ekrem İmamoğlu‘nun üniversite diploması iptal edilmişti. Bu iptali savcılık değil üniversite yaptı. Biz lise mezunu, yani cumhurbaşkanı adayı olamayacak birine operasyon yaptık. Yani bir belediye başkanına sıradan bir yolsuzluk operasyonudur bu.'

İşte bunu diyeceklerdi savunma argümanı olarak. Zavallı rektör, düştüğü tuzağın farkında değil. Kabak onun başına patlayacaktı. Ve fakat bu kurnaz plan öngörüsü boşa çıktı. Atatürk’ün dediği gibi: 'Milli egemenlik öyle bir nurdu ki; karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yok olur'du. Öyle de oldu.”

Ongun: "Savcılar birbirleriyle hiç iletişim kurmamış"

Haber: Furkan Karabay

“Bu iddianameyi son 6 sayfadaki 6 savcı ortaklaşa yazdıysa diyebileceğim tek şey herhalde birbirleriyle hiç iletişim kurmamışlar” diyen Murat Ongun, iddianamedeki çarpıklara dikkat çekti.

Ongun devamında, “Bu dava İBB davası değil İmamoğlu davasıdır. Bu dava A’dan Z’ye siyasidir” dedi.

Ongun, şunları ifade etti:

“Sayın Başkan bu iddianamenin son altı sayfadaki altı savcımız ortaklaşa yazdıysa, diyebileceğim tek şey herhalde birbirleriyle hiç iletişim kurmamışlar. Çünkü tek gariplik Necati Özkan'da da değil. Yiğit Oğuz Duman'ı da iddianame özel vasfı haiz üyelerin listesine almış, velhasıl adamcağızı orada unutmuşlar. Hakkında hiçbir suçlama olmayan biri bu iddianameye nasıl oldu da özel üye statüsüyle atandı anlamakta zorlanıyorum. Bu tuhaflığı siz de fark ettiniz ki 10 Mart günü burada iddianame özetini okuturken tüm özel vasfı haiz üyelerin ismini okuttunuz, Yiğit'in ismini okutmadınız. Halbuki kabul ettiğiniz iddianamede adı yazıyor. O yüzden diyorum ki ‘yüzyılın soruşturmasında’ son okuyucu kimse işini hiç iyi yapmamış. Kolay değil bunca kurguyu düzene koymak.”

İBB davasında 59. gün: Murat Ongun savunma yapıyor

Haber: Furkan Karabay

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 59’u tutuklu, 414 sanıklı İBB davasının ilk duruşması 59. günde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin karşısındaki 1 No’lu Duruşma Salonu’nda devam ediyor.

Tutuklu isimler salona alkışlarla geldi. Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, seyircilere seslenerek “Bugün çok güzel bir gün olacak” dedi. Ekrem İmamoğlu, Ongun’un savunması öncesi söz aldı.

Mahkeme başkanının cuma günleri de duruşma yapabileceği söylemi üzerine konuşan İmamoğlu, “En son ifade verme talebimi anlatmıştım, aynı şeyin devam etmesini istiyoruz” dedi. Mahkeme başkanı, “cumayı eklemeyeceğiz” diye yanıt verdi.

Mahkeme başkanı, “Şöyle bir planlamamız var. İlk celseye başladığımızda nisan sonunda bitirmeyi planlamıştık. Haftaya 4 ay dolmuş olacak. Cumaları eklemeyeceğiz. En son savunma yapma hususunda bizim bir mahsurumuz yok size tanırız. Haftaya perşembe yargılamanının ilk celsesini tamamlamayı düşünüyoruz. Yetiştireceğimizi düşünüyoruz. 59. Asliye Ceza Mahkemesi’nde ve 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde duruşmalarınız varmış haftaya. Ayarlamaları yapacağız” dedi.

Mahkeme başkanı, perşembe günü Tuncay Yılmaz ve Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in savunmalarını almayı düşündüklerini pazartesi de Fatih Keleş ile başlamayı planladıklarını söyledi.

Sanık kürsüsüne gelen Murat Ongun, savunmasına başladı. Ongun, “Arkamda Avrupa'nın en büyük kentinin belediye başkanı, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı, Türkiye'nin birinci partisinin Cumhurbaşkanı adayı oturuyor” diye sözlerine başladı.

“CHP’ye delil olan AK Parti’ye olmayabilir” diyen Ongun, HTS-BAZ kayıtlarıyla suçlama yapılmasına dikkat çekti. Ongun, “Bize burada haklı olarak delil diye HTS baz soruyorsunuz, siz de, savcı bey. Haklısınız, savcılarımız delil listesine koymuş. Ama benim aklıma da Gaziantep Şehitkamil Belediyesi soruşturması geliyor. Geçen eylülde savcı oradaki soruşturmayı kapattı belediye başkanıyla ilgili. HTS baz delil mi olur yahu dedi. Ama gördük ki o savcı bey de bir süre şaşırmış. Şehitkamil Belediye Başkanı Cumhuriyet Halk Partisi'ndeyken delil olabilir diye koyduğu HTS bazları Sayın Başkan AK Parti'ye transfer olunca hangi delil haline çevirmiş? Olabilir, o da şaşırmıştır” dedi.

“İddianame sakat derken şunu kastediyorum: Ruhu arızalı” diyen Murat Ongun, Akın Gürlek’in önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı sonra da Adalet Bakanı olduğu sürece dikkat çekti. Ongun, “Sadece bir günde AK Parti'yi bu kadar içselleştirdi, bu kadar siyasi oldu diye mi düşüneceğim? Hayatın olağan akışına uyuyor mu bu” dedi.

Ongun devamında, şunları söyledi:

“19 Mart sabahı İBB'nin en küçük bütçeli şirketi Medya A.Ş. odağında başlayan bu soruşturma, girdiği sudan çıktığında içinde casusluk iddialarını barındıracak kadar hafifleşmiştir. Davalar değil, ancak siyasi mühendislikler içinde hafiflikler barındırır. Çünkü bir dayanağı vardır. Kitlelerin en kötüsüne, tuhafına inanmaya hazırdır. Ertesi gün kanıtlarıyla yalan ortaya çıksa dahi, yalana inananlar kendini kandırılmış hissetmez. Bu yalanı, siyasi liderin taktik zekası olarak görür. Casusluk palavrasının sırrı da budur.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş