ANKARA (Medyascope) – DEM Parti’li Ayşegül Doğan, Tayip Temel, Saruhan Oluç ve Sultan Özcan Ankara’da gazetecilerin sürece dair sorularını yanıtladı. Çerçeve yasa taslağının önümüzdeki günlerde gündeme gelmesi beklenirken DEM Partililer, “kategorik ayrımların” kabul edilemeyeceğini vurguladı. Abdullah Öcalan’ın yasayla oluşturulacak mekanizmalarda yer almasının önemine dikkat çeken kurmaylar, ihtiyaçları karşılamayan bir düzenlemenin süreci çıkmaza sürükleyebileceği uyarısında bulundu.

Haberin özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- DEM Parti, çerçeve yasa taslağındaki kategorik ayrımların kabul edilemeyeceğini vurguladı.
- Abdullah Öcalan’ın sürece dahil edilmesi gerektiğini belirten DEM Partililer, yeni bir yasanın ihtiyaçları karşılamazsa sürecin tıkanma riski taşıdığını kaydetti.
- 24 Mayıs’tan bu yana Öcalan ile temasın olmaması önemli bir endişe kaynağı olarak öne çıkıyor.
- DEM Parti, mevcut yasanın geçmesi durumunda Öcalan’ın yeni bir yerleşkeye geçeceği bilgisini paylaştı.
- Süreçte güven verici adımlar atılmazken, Demirtaş’ın serbest bırakılması gerektiği vurgulandı.
DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, milletvekili Saruhan Oluç ve STK Komisyon üyesi Sultan Özcan’dan oluşan heyet Ankara’da bir grup gazeteciyle bir araya gelerek çözüm süreci ve çerçeve yasa hazırlıklarına dair gelişmeleri paylaştı, soruları yanıtladı. Partinin yetkili isimleri “kategorik bir yasanın” kabul edilmeyeceğine dikkat çekti.
Çerçeve yasa
Çerçeve yasanın TBMM tatile girmeden gündeme alınması konusunda mutabakat sağlandığını ifade eden Ayşegül Doğan, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere, iktidar kanadından bu yönde gelen açıklamalara dikkat çekti.
Doğan, yasaya dair sadece şekli tartışmalar olmasının yetersiz olduğunu kaydederken “Kaç madde olduğu önemli değil. Sürecin ihtiyaçlarını karşılayacak bir yasa olacak mı? Karşılaşılabilecek sorunları, riskleri nasıl aşacağız? Asıl bunlar üzerinde durulmalı” dedi.
- Ruşen Çakır yorumladı: Çözüm sürecinde çerçeve yasa muamması
- Çözüm sürecinde çerçeve yasa belirsizliği sürüyor | Ayşegül Doğan & Ruşen Çakır
24 Mayıs’tan beri Öcalan ile temas yok

DEM Parti İmralı Heyeti’nin 24 Mayıs’taki görüşmesinden bu yana PKK lideri Abdullah Öcalan ile heyetin, avukatlarının ya da ailesinin görüşemediğini hatırlatan Doğan, Öcalan’ın avukatlarının her hafta yaptığı görüşme başvurusuna gerekçe belirtilmeden olumsuz yanıt verildiğini belirtti.
Öcalan’ın süreçteki varlığı için “büyük şans” diyen Doğan “Öcalan dışında kim bütün silahların bırakılması çağrısını yapabilir ve karşılık bulabilirdi? Bu farklı aktörler üzerinden çok denendi, Öcalan by-pass edilerek yapılmaya çalışıldı ancak olmadı” dedi.
Süreç ne zaman olgunlaştı?
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim 2024’te TBMM’de DEM Parti sıralarına giderek tokalaşması ve 22 Ekim 2024’te Öcalan’ın örgütün lağvedildiğini ilan ederek umut hakkından yararlanmasının önünün açılmasına yönelik sözleriyle başlayan süreçten önce birtakım diyalogların kurulduğu iddiası zaman zaman gündeme gelmişti. Tayip Temel, daha önce olgunlaşan bir süreç olmadığını İmralı Heyeti Öcalan ile görüştüğünde öğrendiklerini anlattı.
2019 yerel seçimlerinden önce kurulan diyalogda Öcalan’ın “Ben bu meseleyi bir hafta içinde çatışma ve savaş zemininden çıkarabilirim” mesajı verdiğini kaydeden Temel, Bahçeli’nin çağrısının bu yaklaşımla örtüştüğünü ve Öcalan’ın görüşünün hem devlet tarafınca hem de PKK yönetimince bilindiğini belirtti.
Öte yandan Temel, Bahçeli’nin çağrısının Suriye’de Esad rejiminin devrileceğine dönük uluslararası dengeler gözetilerek yapıldığı görüşünü paylaştı: “ABD, İngiltere, Fransa kaynaklarında Suriye’de Esad rejiminin artık gideceği, yılın sonuna doğru değişeceği kesin olarak konuşuluyordu. Ama yerine kimin geleceği konusunda bir konsensüs yoktu. Şara, seçeneklerden biriydi. Kürtler de seçeneklerden biriydi. Bunun yanında İsrail’in, Gazze, İran, Hamas planları söz konusuydu. Bu problem aşılmaz ise Türkiye’nin bir çok konuda tıkanıklık yaşayacağına dair genel kanaat vardı. Devlet aklı böyle düşünüyordu, Bahçeli bunun sözcüsü oldu. İktidarın içinde bulunduğu koşullar, görece zayıflaması da etkili oldu elbette.”
“27 Şubat en radikal çağrı”

Temel, Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” adıyla örgüte fesih çağrısının, şimdiye kadarki çözüm girişimlerinin en radikali olduğunu dile getirdi.
İktidarda bir kısmın silahların bırakılmasını Kürt sorununun çözümü gibi gördüğünü belirten Temel “PKK’nin feshi Kürt sorununun çözümü değildir, daha uzun vadeli ve belki de anayasal bir tartışmanın konusudur. Öcalan’ın da çağrısı yasadışılığı bitirmek, örgütün faaliyetlerine son vermek üzerine. Kürtlerin hakları, Kürt sorununun çözümü bu aşamadan sonraki bir mücadele” diye konuştu.
“Öcalan hep heyetler aracılığıyla kamuoyuna ve kendi örgütüne ulaşabiliyor” diyen Temel, Öcalanın ne yapmaya çalıştığının yeterince anlatılamadığını, bu noktada kendilerinin de eksikliği olduğunu vurguladı. Temel “Türkiye’de öcü gösterilen bir Öcalan figürü var ama en başından beri Türkiye halklarıyla Kürtlerin birlikte yaşama perspektifine sahip tek Kürt lider. Ayrılıkçılığı savunmayan tek lider ama bu Türkiye halklarına ulaşamıyor” dedi.
Örgütün feshedilmesini sağlayacak Öcalan dışında bir güç olmadığını vurgulayan Temel; Kürtlerin dört ayrı devletin sınırlarında yaşadığını, “Kürtlere statü” tartışmalarının bütün bölgeyi etkilediğini, seküler ve öncü konumundaki Türkiye’de yaşanacak demokratik değişimin de diğer ülkelere etkisinin büyük olacağını ifade etti.
“Öcalan ayrılıkçılığı savunmayan tek Kürt lider”

Temel, İmralı Heyeti ile yaptığı görüşmelerde Meclis komisyonunun ortak raporuna göre yasanın çıkması konusunda Öcalan’ın tavrının net olduğunu belirtti. PKK ve Öcalan’ın yasa taslağını beklediğini ve iktidarın hazırlığının içeriğine dair bilgileri olmadığını kaydeden Temel, çıkarılacak çerçeve yasa ihtiyaca cevap vermezse sürecin çıkmaza girme riskine işaret etti.
“Çerçeve yasada kategorik ayrım olmamalı”
TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda da görev alan Saruhan Oluç, çerçeve yasa hazırlıklarına ilişkin konuştu. Oluç, yasa üzerine kapsamlı hazırlıkları olduğunu, iktidardaki muhataplarına sözlü olarak aktardıklarını, yazılı çalışmayı sunmak için önce iktidarın taslağını görmek istediklerini anlattı.
AKP’li isimlerin bazı açıklamalarında suçlu/suçsuz, yönetici olan/olmayan gibi ifadeler kullanmasına karşı çıkan Oluç “Kategorik ayrımlar olmamalı. Bunun olmayacağını, sonuç vermeyeceğini söyledik. Mesela komisyon görüşmelerinde bazı hukukçular, TCK 221’deki etkin pişmanlık düzenlemesine atıf yaptılar. Buna da itiraz ettik. ‘Kürtler pişman olduğu için adım atılmadı, aklınızdan bunu geçirmeyin’ dedik. Pişmanlık kavramı üzerinden gelirse DEM Parti olumsuz tavrını açıklar. Öcalan’ın tavrı önemlidir ama o da bu şekilde sonuç alınacağını düşünmez” diye konuştu.
“AKP içinde de çözümsüzlük isteyen var”

Oluç’un “AKP içinde de çözümsüzlük isteyen var” çıkışı ise dikkat çekiciydi. Bazı medya gruplarına sızdırılan haberlerle tepkilerinin ölçülmeye çalışıldığını öne süren Oluç, komisyon çalışmalarına atıfla çerçeve yasanın içeriğinde ne olması gerektiğine dair şunları söyledi:
“Tüm örgütler için geçerli bir yasa olması elbette istenmiyor. Kendini feshetme ve silah bırakma şartıyla özel ve süreli bir yasa olacak. Bu çerçeve yasaya bağlı olarak TCK, CMK TMK, İnfaz Yasası, yerel yönetimler gibi yasalarda düzenlemeler yapılması söz konusu olacak. Bu düzenlemelerde nasıl bir içerik olması gerektiği komisyon aşamasında da konuşuldu. Bazı konularda partiler yakınlaştı, mesela İnfaz Yasası’nda eşitsizliklerin giderilmesi konusunda neredeyse bütün partiler hemfikir.”
“Anayasa değişikliği tartışmaları kapalı kapılar arkasında olmaz”
Çözüm sürecinin anayasa değişikliğiyle Erdoğan’ın yeniden adaylığının önünü açabileceği tartışmalarını da gündeme getirdiğinin hatırlatılması üzerine Oluç, AKP ile görüşmelerinde anayasa değişikliğinin hiç gündeme gelmediğini vurguladı:
“Bütün yasal düzenlemeler yapılsa Kürt sorunu çözülmüş olmuyor, biz bunu kimlik kültür sorunu olarak tarif ettik. Sorunun çözümü için bazı yasalarla birlikte, yerel demokrasi ile köklü düzenlemeler ve anayasal düzenleme gerekiyor. Orada da bir yurttaşlık tanımı ve anadilde eğitim yasaklarıyla ilgili bir tartışmanın olacağını biliyoruz. Kürt sorununun çözümü bizim için hep anayasal tartışma konusu oldu ama bugüne kadar AKP ile bunu tartışmadık. Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı var, iktidar ve muhalefet partileriyle birlikte böyle bir tartışma açılırsa önerilerimizi kamuoyuna açarız. Anayasa tartışmasının kapalı kapılar ardında yapılmasını biz doğru bulmuyoruz.”
Anayasa değişikliği gündeme gelirse sistem tartışması da yapacaklarını belirten Oluç “Parlamenter sistem Türkiye’de hiçbir zaman tüm kesimleri kucaklamadı ancak cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü konularında mutlaka tartışılması gerektiğini düşünüyoruz” dedi.
Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın 2015 seçimlerinden önce hafızalara kazınan “Seni başkan yaptırmayacağız” çıkışının hatırlatılması üzerine Oluç “Selahattin başkan da parlamenter sistemi savunmadı, bu otokrasiye karşı bir duruştu” dedi. Sürecin ilerleyişine dair konuşurken Oluç “Ya biz onun yanına gideriz, ya o bizim yanımıza gelir” diye Demirtaş’a işaret etti.
“İktidar DEM’den rahatsızlık duyuyor”
Ayşegül Doğan, “Erdoğan gitmek üzereyken onunla el sıkışılır mı” gibi eleştiriler aldıklarını söyerken, “DEM Parti AKP ile anlaşacak” algısının sürekli gündeme getirilmesine tepki gösterdi:
“Diyelim ki Erdoğan kendi anladığı şekilde çözüme dair bir masa kurdu. Bizim bu masada olmama, muhatap almama şansımız yok. Çatışma kimler arasındaysa onlar görüşmeli, en diyalogsuz olduğu düşünülen zamanlarda bile bu diyalog sürüyor. ‘Bu iktidarı değiştirip sonra Kürt meselesini çözelim’ yaklaşımı gerçekçi değil. Bu ülke ve bölge gerçekliğiyle örtüşmüyor. DEM Parti iktidarla hizalanmış değil, muhalefet bloğuyla arasındaki makas da açılmadı ama sürekli kendini ispat etmesi isteniyor. Arka kapıda farklı tahayyülleri olan bir pozisyona itiliyor.”
Doğan, yaratılan bu algının iktidardan bağımsız olmadığına dikkat çekerken “Şu anda iktidarın DEM Parti’ye mi ihtiyacı var? CHP’yi parçalıyor. Aksine DEM Parti’nin oluşturduğu denge pozisyonundan da rahatsız bir AKP gerçeğini görmemiz gerekiyor” dedi.
Ayrıca Doğan, Öcalan’ın 27 Şubat çağrısının devlet mutabakatıyla yapıldığını söylerken, metindeki “PKK’nin; güç ve taban bulması, demokratik siyaset kanallarının kapalı olmasından kaynaklanmıştır” ifadesine dikkat çekti. Doğan, PKK’nin toplumsal taban ve güç bulduğunun, sorunun kitleselleştiğinin devlet tarafından kabul edildiğini belirtti.
Çerçeve yasa için zamanlamada mutabakat
Çerçeve yasanın zamanlamasına dair bir mutabakat olduğu sözlerine açıklık getiren Doğan, geçtiğimiz haftaki açıklamasından bir saat önce taslağın Öcalan’a iletildiği, İmralı Heyeti’nin birkaç güne adaya gideceği gibi haberler sızdırıldığını söyledi. Doğan şöyle devam etti:
“Her şey pozitifmiş gibi bir hava oluşturulmak istendi. İmralı’ya gidiş takvimi belirsiz, heyet devlet yetkilileriyle görüşmelerinde taslağı görmemiş, DEM Parti ile de taslak paylaşılmamış, Öcalan’a gidip gitmediğini hiçbir şekilde teyit edemiyoruz. Ama şunu biliyoruz. Cumhurbaşkanı, ardından AKP Sözcüsü, bu işin temmuzda biteceği yönünde açıklamalar yaptı. Biz de ısrarla bunu söylüyorduk. Heyete de temmuzda biteceği yönünde mesajlar verildi. Mutabakat dediğimiz bu anlama geliyor. Yoksa biz taslağı görmüş, üzerinde konuşmuş değiliz.”
11 Temmuz 2025’te 30 PKK üyesinin silah yakma törenini hatırlatan Doğan “İlk günden beri Meclis çalışmalarına ara vermeden yasanın tamamlanması çağrısını yaptık. 11 Temmuz’un yıldönümüne işaret ettik. Bir yılda 30 kişi değil, üç kişi gelemedi çünkü bunu karşılayacak bir yasal çerçeve yok. Yaklaşık bir zaman dilimine dair ortaklaşma var ama takvim yok” dedi.
“Yasaların uygulanması için mekanizmalarda Öcalan yer almalı”

Bunun üzerine Saruhan Oluç, komisyon raporunda silah bırakma süreciyle yasal düzenlemelerin eşzamanlı bir süreç olarak ele alındığını ifade etti. Önerileri doğrultusunda, sürecin ihtiyaçlarını karşılayacak bir yasa çıktıktan sonra esas zorluğun başlayacağını belirten Oluç şunları söyledi:
“Geçen yıl 30 kişi silah yaktı, biri bile dönemedi. Diyelim şimdi bin kişi silah bıraktı, o ilk bin kişi nasıl gelecek? Güvenliği nasıl sağlanacak? Yasa çıktıktan sonra bunun uygulanması için birtakım mekanizmalar oluşmalı ve bu mekanizmalar içinde Öcalan yer almalı. Doğrudan doğruya örgütüyle iletişimde olması silah bırakmaya dönük motivasyon artırıcı olur. Ama aksi açıklamalar görüyoruz, demek ki ayak sürümeler de oluyor. Yasanın çıkmaması, zamana yayılması çok büyük bir risk olur ve benimseyeceğimiz bir şey olmaz.”
Öcalan’ın da PKK ve bileşeni sayılabilecek yapıların, tahkikata uğramış herkesin kapsam içinde olmasını önerdiğini belirten Oluç “Mesela Cemil Bayık, Murat Karayılan gibi isimler de kapsamda olmalı ama bu isimlerin nasıl döneceği, dönüp dönmeyeceği müzakere edilmeli, ayrıca konuşulmalı diye anlattı Öcalan. Kategorize eden, birbirinden ayıran bir düzenlemeyi sıradan bir PKK üyesinin de benimsemeyeceğini açıkladı. Zira süreç çok kapsamlı. Mesela PKK ile birlikte hareket eden örgütler de var. PKK, bu örgütlerle de görüşüyor. PKK’den sonra bunların ne olacağı gibi konular var” diye konuştu.
“Yasa çıkarsa Öcalan yeni yerleşkeye geçecek”

İmralı’da çalışmalarını yürütmesi için Öcalan’a yeni bir yerleşke inşa edildiği ancak yasa çıkmadan Öcalan’ın buraya geçmeyi reddettiği haberlerini Adalet Bakanlığı’nın yalanlamasının hatırlatılması üzerine Tayip Temel konu hakkında net konuştu.
Çıkarılacak çerçeve yasanın Öcalan’ın işletilecek mekanizmalarda nasıl yer alacağını içermesi gerektiğini vurgulayan Temel “Yasa temmuz ayında geçer ve koşulları sağlanırsa Öcalan, sekretaryasıyla birlikte yeni yerleşkeye geçecek” dedi.
Silah bırakma sürecinde uluslararası gözlemcilerin denetçi olup olamayacağı sorusu üzerine Tayip Temel, bunun Öcalan ve devlet yetkilileriyle yapılan görüşmelerde gündeme geldiğini söyledi. Irak merkezi hükümeti ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde KDP ve YNK’nin bir boyutuyla süreçte olduğunu kaydeden Temel; Oslo sürecini hatırlatarak uluslararası aktörler müdahil olduğunda sürecin sabotajlara uğradığını ifade etti. Temel, sürecin başında taraflar arasında birbirine güvenerek hareket etmek konusunda bir mutabakat oluştuğunu vurgularken uluslararası aktörlerin gözlemci olarak izlemek istediklerini belirtti.
Demirtaş neden hala tutuklu? “AKP pozitif adım atmak istemiyor”

Selahattin Demirtaş’ın durumunun görüşmelerde gündeme gelip gelmediği sorusuna ise Ayşegül Doğan yanıt verdi. Demirtaş ile kesintisiz bir iletişimleri olduğunu vurgulayan Doğan, Demirtaş ve tutuklu siyasetçilerin durumlarının her görüşmede gündeme geldiğini belirtti. İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan’ın Erdoğan ile görüşmelerinde Demirtaş’ın tutukluluğunun yanı sıra, CHP’ye yapılanların barış ve demokratik toplum sürecine de zarar verdiğini dile getirdiklerini anlattığını hatırlatan Doğan şöyle devam etti:
“Selahattin Demirtaş’ın tahliyesinin önünde hiçbir engel yok. Meclis komisyonunun ortak raporundan sonra isteseler umudu yükseltecek bir adım olarak Demirtaş’ı bırakmayı tercih edebilirlerdi. İmamoğlu ve benzeri operasyonlar, Demirtaş ve siyasetçiler, yerlerine kayyum atanan başkanların göreve iadesi. Bunlar sürekli gündemde. Demirtaş’ın bırakılması sürece dair Kürtlerin de Türkiye halklarının da moralini artırırdı, Öcalan da bunu söyledi. Ama yapılmıyor.”
Doğan, iktidarın ihtiyacı karşılamayacak bir yasayla süreci bozma ihtimalinden söz ederken; kötü ihtimalleri canlı tutmak, sürecin demokrasi güçlerine yaradığı hissi vermemek için pozitif adım atmadığı izlenimi verdiğini kaydetti.
Süreçte güven verici adımlar atılmazken Doğan ayrıca Öcalan’ın İmamoğlu ve CHP’ye yapılanları, süreci zehirleyen ve belli bir kesimde kaygıları artıran, sürece şüpheyle yaklaşılmasına neden olan şeyler olarak değerlendirdiğini vurguladı.
CHP’ye mutlak butlan süreci etkiler mi?

CHP sürecin başından bu yana yapıcı bir tutum alırken, mutlak butlan kararıyla ortaya çıkan tablonun yasa hazırlığı ve sürecin toplumsallaşması noktasında etkisinin ne olacağı sorusuna Ayşegül Doğan yanıt verdi:
“Kılıçdaroğlu yönetiminin nasıl tutum alacağını bilmiyoruz ama yasa karşısında yer almayacakları izlenimimiz var. Özel yönetiminin de bu yönde davranacağını düşünüyor ve umuyoruz. Yoksa iktidarın Kılıçdaroğlu’na, İYİ Parti’nin Özel yönetimine yakın durma ve çağrı gayretini de görüyoruz. Ama bu konuda farklı adım atacak bir muhalefetin, seçimde Kürtlere diyeceği bir şey olamaz.”








