Medyascope okurları yazıyor: FETÖ/PDY askerî ve emniyet yapılanmasında insan kaynağının oluşturulması ve yapılanmadaki itaat örgüsü

Okurlarımızı, takipçilerimizi, izleyicilerimizi ve tüm destekçilerimizi görüşlerini Medyascope’ta dile getirmeye davet ediyoruz. Yazınız editoryal ilkelerimize uyar ve Yayın Kurulumuz tarafından da uygun görülürse, web sitemizde imzanızla yayınlanacaktır. Konuşan, tartışan, farklı fikirlerin dile getirildiği bir Türkiye istiyoruz. Abdullah Denikul “FETÖ/PDY askerî ve emniyet yapılanmasında insan kaynağının oluşturulması ve yapılanmadaki itaat örgüsü” başlıklı yazıyı kaleme aldı.

Bir yapının gücünü yalnızca sahip olduğu insan sayısıyla ölçmek, onun gerçek gücünü anlamaya yetmez. Asıl soru şudur: O insanlar nasıl seçiliyor, nasıl yetiştiriliyor, kime güveniyor, kararlarını kimin ölçülerine göre veriyor ve en önemlisi, kendi iradeleri ile örgütsel beklenti arasındaki sınırı ne zaman kaybediyor?

Gülen yapılanmasının askerî ve emniyet ayağına ilişkin tartışmalarda çoğu zaman “mahrem yapı”, “abi”, “hücre”, “tedbir”, “ankesör” veya “sızma” gibi kavramlar öne çıkar. Bunların hepsi ayrı ayrı önemli. Fakat bütün bu parçaların arkasındaki asıl mekanizmayı anlamak için daha geriye bakmak gerekir.

Çünkü mesele yalnızca devlet kurumlarının içine insan yerleştirmek değildir.

Mesele, o insanı daha çocukluk çağından itibaren belirli bir düşünce dünyasının içinde yetiştirebilmek; onu hedeflenen kuruma hazırlamak; gerektiğinde kendisini ve ilişkilerini gizlemeyi öğretmek; küçük ve parçalı bir ilişki ağı içinde tutmak; meslek hayatı boyunca bu bağı sürdürmek ve sonunda karar verme süreçlerinde kendi muhakemesinin yanına, hatta zaman zaman önüne başka bir otorite koymaktır.

Bu nedenle bu yapıyı anlamak için sorulması gereken soru sadece “Nasıl örgütlendiler?” değildir. Daha önemli bir soru var.

Nasıl bir insan tipi oluşturdular?

FETÖ/PDY'de insan kaynağının oluşturulması ve itaat örgüsü
FETÖ/PDY’de insan kaynağının oluşturulması ve itaat örgüsü

Başlangıç devlet kurumunda değil, kurumlara yerleştirilen “çocuğun” hayatında

Mahrem yapılanmanın askerî ve emniyet ayağını yalnızca devlet içine girdikten sonra başlayan gizli bir örgütlenme olarak görmek eksik kalır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17 Mart 2021 tarihli kararında, TSK, Emniyet, MİT ve yargı gibi kurumlara yerleştirilecek öğrencilerin daha erken yaşlarda belirlenmesi, özel evlerde yetiştirilmesi, askerî ve polis okullarına hazırlanması, sınav ve sağlık süreçlerinin takip edilmesi ve okula girdikten sonra da kendilerini yetiştiren veya onun yerine görevlendirilen “abi”ler tarafından izlenmesi ayrıntılı biçimde anlatılıyor. Kararda ayrıca askerî mahrem yapılanmada 2–3 kişilik hücrelerden oluşan, üzüm salkımı şeklinde bir yapılanma ve gizlilik esasına dayalı bir iletişim ve takip sistemi tarif ediliyor.

Burada önemli olan ayrıntı şudur:

İnsan kaynağı kurumun kapısından girdikten sonra oluşturulmuyor. Kurumun kapısına gelmeden önce hazırlanıyor.

Hatta bazı anlatımlarda süreç daha da erken başlıyor. Çocuğun ailesine eğer gelecekte çocuğunu bu kurumlara verilmesi isteniyorsa o ailenin yaşam tarzı kademili olarak değiştiriliyor. Çocuğun eğitim hayatı ve ailenin sosyal çevresi, gelecekte hedeflenen mesleğe göre şekillendiriliyor.

Bu noktada karşımıza iki ayrı kanal çıkıyor.

FETÖ/PDY'de insan kaynağının oluşturulması ve itaat örgüsü
FETÖ/PDY’de insan kaynağının oluşturulması ve itaat örgüsü

İki ayrı insan kaynağı kanalı

Birinci kanal, cemaat dışından kazanılan çocuklar.

Okullarda, dershanelerde veya eğitim çevresinde dikkat çekilen bir öğrenci önce özel olarak takip ediliyor. Onunla ilgilenen kişi zamanla ailesiyle de ilişki kuruyor. Böylece önce çocuk, ardından aile kazanılıyor. Çocuğun başarılı olması, disiplinli olması, belirli bir karakter yapısına sahip bulunması veya yönlendirilmeye müsait görülmesi, onu ileride değerlendirilecek bir aday haline getiriyor.

İkinci kanal ise zaten cemaat mensubu ailelerin çocukları.

Burada aile zaten yapının içindedir. Dolayısıyla çocuk açısından süreç çok daha erken başlayabilir. Ailenin, çocuğunun gelecekte askerî okul veya emniyet teşkilatına girmesi düşünülüyorsa, daha küçük yaşlardan itibaren bazı tedbirler aldığına dair anlatımlar bulunmaktadır. Ailenin görünür cemaat ilişkilerinden uzaklaşması, dışarıdan daha seküler bir hayat görüntüsü vermesi veya ileride güvenlik soruşturmalarında sorun oluşturabilecek unsurlardan kaçınması gibi uygulamalar bu çerçevede anlatılmaktadır.

Bu iddiaların her biri ayrıca tanıklık ve belge bazında sınanmalıdır. Fakat mekanizma açısından ortaya çıkan tablo dikkat çekicidir:

Bir tarafta çocuk aile üzerinden hazırlanıyor; diğer tarafta aile çocuk üzerinden kazanılıyor.

Her iki yol da sonunda aynı noktaya ulaşıyor:

Eleman Seçimi → eğitim → yönlendirme → askerî/emniyet (polis koleji) okulu → mahrem ilişki → meslek hayatında takip.

FETÖ/PDY'de insan kaynağının oluşturulması ve itaat örgüsü
FETÖ/PDY’de insan kaynağının oluşturulması ve itaat örgüsü

Çocuk yalnızca sınava hazırlanmıyor, bir role hazırlanıyor

Burada eğitim ile örgütsel hazırlık arasındaki sınırı iyi görmek gerekir.

Bir öğrenciye ders çalıştırmak, onu sınava hazırlamak veya başarılı olmasına yardımcı olmak tek başına olağan bir eğitim faaliyetidir. Ancak hedef belirli bir kurum için (emniyet/askeriye) öğrenci yıllarca aynı yapı tarafından takip ediliyorsa, ona nasıl davranacağı, neyi söyleyip neyi söylemeyeceği öğretiliyorsa ve daha sonra aynı ilişki meslek hayatına taşınıyorsa artık sıradan eğitim ilişkisinden söz etmek güçleşir. İşin ilginç yanı yapıya körü körüne itaat eden taban tarafından bunlar çok olağan hatta olması gereken şeylerdir.

Yargıtay kararında bu süreklilik açık biçimde görülüyor: Öğrencinin sınavı kazanması ilişkinin sonu değildir; okula girdikten sonra da kendisini hazırlayan abi veya onun yerine görevlendirilen kişi tarafından takip edilmesi, toplantıların ve irtibatın devam ettirilmesi öngörülmektedir. Bu durum artık sadece normal bir dini faaliyet veya cemaat faaliyetinin dışına çıkmıştır. Çünkü yapılan uygulama hangi devlet için olursa olsun bir güvenlik tehdidi unsuruna dönüşür.

Dolayısıyla burada yetiştirilen sadece bir öğrenci değildir.

Bir rol sahibi yetiştirilmektedir.

Öğrencinin gelecekte hangi kurumda görev alacağına kadar, o kurumda kiminle temas edeceği ve hangi bilgi dünyasının içinde kalacağı da önemlidir.

“Üzüm salkımı” ve parçalı bilgi düzeni

Bu yapılanmayı anlatmak için “piramit” kelimesi yeterli olmayabilir. Çünkü piramit modelinde aşağıdaki insanlar yukarıdaki yapının daha geniş bir bölümünü görebilir. Biz burada daha çok bir üzüm salkımını andıran yapıdan söz ediyoruz.

Bir sorumlu birkaç kişiden sorumludur.

O birkaç kişi başka birkaç kişiden.

Her kişi kendi küçük çevresini bilir; bütünü bilmez.

Yargıtay kararında askerî mahrem yapılanmada sorumluların çoğunlukla 2–3 askerî personelden oluşan gruplarla ilgilendiği, hücreler arasındaki ilişkinin sınırlı tutulduğu ve iletişimin de gizlilik esasına göre yürütüldüğü ayrıntıları yer almaktadır.

Böyle bir sistemde bilgi de parçalar halindedir.

Kişi hem örgütün tamamını bilmez hem de kendisi hakkında gereğinden fazla bilgi sahibi olan insan sayısı azalır. Hatta bu kişiler birlikte görev yaptıkları mesai arkadaşlarının bile örgütle bağlantılı olup olmadığını kendisine bildirilmediği sürece bilemez.

Bu durum yalnızca güvenlik açısından değil, psikolojik açıdan da önemlidir.

Çünkü insan, bütünü görmediği zaman yaptığı işin bütünüyle ilişkisini değerlendirmekte zorlanır.

Kişi sadece kendisine verilen görevi bilir; fakat görevin nereye bağlandığını bilmeyebilir.

İşte mahrem yapılanmanın en önemli özelliklerinden biri burada ortaya çıkmaktadır:

İnsanlar yalnızca birbirlerinden gizlenmez; bilgi de onlardan gizlenir.

FETÖ/PDY'de insan kaynağının oluşturulması ve itaat örgüsü
FETÖ/PDY’de insan kaynağının oluşturulması ve itaat örgüsü

Gizlenmek sonradan öğrenilen bir tedbir değildir

Burada önemli bir başka nokta var.

Gizlilik, sadece yetişkin bir subayın örgüt bağlantısını saklaması değildir.

Çocukluk veya öğrencilik döneminde “kendini gizleme”, “ilişkini belli etmeme”, “yapıyla bağını çevrene göstermeme” gibi davranışlar yerleştiğinde, bunlar zamanla bir davranış kalıbına dönüşür.

Askerî okula giren kişi artık yalnızca ders çalışan bir öğrenci değildir. Kendisini belirli bir kurum içinde görünmez tutmayı bilen bir insandır.

Yargıtay kararında da mahrem yapılanmanın özellikle gizliliğe önem verdiği, telefon kullanımını sınırladığı, yüz yüze randevulaşma sistemini esas aldığı ve mahrem sorumluların bağlantılarını gizlemek için farklı tedbirler kullandığı ayrıntılı biçimde anlatılmaktadır.

Bu nedenle “tedbir”, sadece teknik bir güvenlik yöntemi değil, bir davranış kültürüdür.

Burada insanı yalnızca içeriden besleyen bir sistemden söz etmiyoruz

“İtaat örgüsü” kavramının daha geniş bir boyutu ortaya çıkıyor.

Bir insanın yalnızca mahrem abi tarafından yönlendirilmesi, bu otoritenin tek başına yeterli açıklaması değildir. Çünkü mahrem yapının dışında çok daha geniş bir dünya vardır:

Okullar, dershaneler, öğrenci evleri, eğitim faaliyetleri, sosyal çevre, uluslararası faaliyetler, kitaplar, dergiler, kamuya açık konuşmalar ve Gülen’in toplum önündeki imajı…

Bunların toplamı, ilgili şahıs için bir dış meşruiyet alanı sağlamıştır.

Daha önce yayımladığım “Milgram Deneyi ve Gülenist Kültte Otoritenin Gücü” başlıklı yazıda da bu noktaya değinmiştim. Orada, mahrem yapının etkisinin yalnızca kendi içindeki otoriteden değil, hareketin dışarıdaki eğitim, okul, üniversite, medya ve ekonomik-sosyal faaliyetlerinin oluşturduğu güven ortamından da beslendiğini anlatmaya çalışmıştım.

Bir çocuğa yalnızca bir abi “bunu yapmalısın” dediğinde karşısında bir soru işareti doğabilir.

Ama aynı çocuğun dünyasında:

okul var, öğretmen var, kitap var, eğitim var, toplumdaki imaj var, dünyanın farklı ülkelerinde faaliyet gösteren kurumlar var ve bunların hepsinin üzerinde aynı manevi otoriteye duyulan güven var.

Böylece abi tek başına konuşmaz. Abinin sözlerinde Bütün çevre konuşur.

FETÖ/PDY’de insan kaynağının oluşturulması ve itaat örgüsü

İçeriden itaat, dışarıdan meşruiyet

Bu yüzden yapının itaat mekanizmasını iki halkalı düşünmek gerekir.

Dış halka:

Meşruiyet → güven → ideal → aidiyet

İç halka:

Abi → gizlilik → hiyerarşi → görev → itaat

İç halka dış halkadan güç alır.

Birey kendisine verilen görevi yalnızca “abisinin emri” olarak görmez. Onu daha büyük ve ahlaki bir davanın parçası olarak algılayabilir.

Çünkü insan kendisini bir örgüte hizmet eden kişi olarak değil, iyi bir amaca hizmet eden kişi olarak görür.

Tam da burada önceki yazıda incelediğimiz Milgram meselesi yeniden karşımıza çıkar. Ancak bu kez önemli bir fark vardır:

Milgram’da otorite deney odasındadır. Burada ise otorite insanın hayatına yayılmıştır.

Asıl soru: Emir kimin?

Yapının olgunluk dönemine geldiğimizde mesele daha da karmaşık hale geliyor.

Seneler boyunca aynı kişiyle görüşen, bilgi veren, ondan yönlendirme alan bir subay veya emniyet müdürü düşünelim. Büyük bir operasyon yapılacak.

Kendisine yalnızca “şunu yap” denmiyor.

Önce kendisinden bilgi alınıyor ve fikri soruluyor.

Sonra “Bunu büyüğümüze iletelim.”

Ardından:

“Hocaefendi’nin değerlendirmesi şöyle…” deniyor.

17/25 Aralık operasyonlarını yürüten bazı müdürlerin görevleri boyunca mahrem sorumlu abilerine bilgi ve belge aktardığı, önemli meselelerde kararların üst hiyerarşiye “Hocaefendi’ye iletelim” mantığıyla taşındığı yönünde mahkeme tutanakları, tanık ifadeleri ve son dönemde sosyal medyada özellikle yurt dışında örgütle bağını koparmış kişilerin beyanları mevcut.

Devletin emniyet birimlerinde yönetici konumunda bir insan kendi kararını vermek yerine neden dışarıdan bir otoritenin değerlendirmesine ihtiyaç duyar?

Bu o kişiye yıllar boyunca ona yalnızca bilgi aktarılmadığının göstergesidir. Aynı zamanda karar verme ölçüsü de aktarılmış olabilir.

FETÖ/PDY’de insan kaynağının oluşturulması ve itaat örgüsü

“Hocaefendi’nin değerlendirmesi bu şekilde” cümlesinin gücü

Burada mesele Gülen’in her kararı bizzat verip vermediği konusu değildir. Çok daha önemli olan, bir kararın aşağıya nasıl ulaştığıdır.

Alt kademedeki kişi:

“Ben bunu doğru buluyor muyum?” diye düşünmek yerine,

“Bunu Hocaefendi uygun gördü mü?”

diye düşünmeye başladıysa, karar mekanizmasının merkezi değişmiştir.

Kişi hâlâ karar veriyor gibi görünür; fakat kararın doğruluk ölçüsünü artık kendi vicdanında, hukukta veya bağımsız muhakemesinde değil, bağlı bulunduğu otoritenin iradesinde aramaktadır.

Burada çok önemli bir başka ihtimal daha var:

Üst otoriteye sunulan bilgi, her zaman bütün resim olmayabilir.

Aracılar (abiler, imamlar), olayı kendi istediği sonuca ulaşacak biçimde çerçeveleyebilir. O zaman üst otoritenin kararı gerçek olayın tamamına değil, kendisine sunulan versiyona dayanır.

Lider her emri bizzat vermiş olmasa bile, onun adına karar verilmesini mümkün kılan bir otorite sistemi kurulmuş olabilir mi?

Çiğli’deki soru

15 Temmuz gecesine ilişkin bir olay bu soruyu çarpıcı biçimde görünür hale getiriyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik operasyon timinin operasyon ile yakalanan Burkay Karatepe’nin basına düşen ifadelerinde Tim komutanı Eski Binbaşı Şükrü Seymen’in timin içinde bulunan askerlerin tamamının birbirlerinin örgütsel aidiyetini önceden bilmediğine ilişkin

“Aranızda hizmet hareketinden olmayan var mı?”

diye sorduğu ve kimsenin cevap vermediği iddianamede yer alıyor.

Burada çok rahatsız edici bir soru ortaya çıkıyor:

Bir devlet başkanını almaya yönelik son derece kritik ve ölümcül bir operasyon için bir araya gelen askerlerin güvenilirliği neden “hizmetten olup olmamak” ölçüsünde?

Bu soru, askerî hiyerarşi ile mahrem aidiyet arasındaki gerilimi ortaya çıkarıyor. Ve aynı zamanda “üzüm salkımı” modelinin başka bir özelliğini gösteriyor:

Normal zamanda birbirini tanımayan insanlar, ihtiyaç anında aynı aidiyet üzerinden birbirlerini tanıyabiliyor.

Bu, gizliliğin rastgele değil, işlevsel bir biçimde örgütlendiği iddiasını araştırmayı gerektiriyor.

İtaat örgüsü nasıl kuruluyor?

Bütün bu parçaları yan yana koyduğumuzda aşağıdaki zincir ortaya çıkıyor:

Aile/Çocuk seçiliyor.

Çocuğa özel ilgi gösteriliyor.

Aile sürece dahil ediliyor.

Çocuk belirli bir eğitim ve meslek hedefi doğrultusunda yönlendiriliyor.

Askerî okullar veya polis koleji/akademiye hazırlanıyor.

Okula girdikten sonra abi ilişkisi devam ediyor.

Küçük gruplar oluşuyor.

Bilgi parçalanıyor.

Gizlilik davranışı öğretiliyor.

Üst otorite kutsallaştırılıyor.

Kişi yıllar boyunca aynı düşünce dünyasının içinde tutuluyor.

Meslek hayatında mahrem bağlantı devam ediyor. Evlilikleri de bu bağ üzerinden kuruluyor.

Bilgi ve belgeler yukarıya aktarılıyor.

Kritik kararlar daha üst otoritenin değerlendirmesine bağlanıyor.

Sonunda bireyin önündeki soru:

“Ben ne düşünüyorum?”

olmaktan çıkıp,

“Hizmet bu konuda ne düşünüyor?”

haline geliyor.

İşte buna ben “itaat örgüsü” diyorum. Bu örgü yalnızca iplerden oluşmuyor.

İdeoloji, aidiyet, güven, korku, sır, hiyerarşi, meşruiyet ve alışkanlıktan örülüyor.

Sonuç: Mesele yalnızca devlete sızmak değildi

Bugün geriye dönüp bakıldığında tartışma çoğu zaman “Devlet kurumlarına nasıl sızıldı?” sorusuna indirgeniyor.

Oysa daha temel soru şudur:

Devletin içine yerleştirilecek insanlar nasıl hazırlandı?

Çünkü bir insanı bir kuruma sokabilirsiniz. Fakat o insanın yıllar sonra bile kararlarını başka bir otoritenin ölçülerine göre vermesini sağlayacak bir yapı kurmak bambaşka bir şeydir.

Askerî ve emniyet mahrem yapılanmasını bu nedenle yalnızca “gizli hücreler”, “abi sistemi” veya “tedbir” kavramlarıyla açıklamak yetersizdir.

Burada çok daha uzun bir süreç vardır:

İnsan kaynağı oluşturma → erken yaşta yönlendirme → meslek hedefi → mahrem bağ → gizlilik → parçalı bilgi → sürekli takip → dış meşruiyet → iç itaat → kararın otoriteye devri.

Bu zincirin en önemli halkası belki de sonuncusudur. Çünkü bir insanı kontrol etmenin en etkili yolu ona her zaman emir vermek değildir. Bazen ona, doğru kararın ne olduğunu kendisinin artık düşünmesine gerek kalmayacağı bir dünya kurmaktır.

İtaat örgüsünün gerçek gücü de tam burada ortaya çıkar.

İnsan kendi iradesiyle karar verdiğini düşünürken, karar vereceği dünyanın sınırlarını yıllar önce başkaları çizmiş olabilir.

Ve belki de asıl sorgulanması gereken şudur:

Bir insanın elinden silahını almak kolaydır. Peki ya onun zihnindeki “doğru olan budur” cümlesinin kaynağını değiştirmek?

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş