Okurlarımızı, takipçilerimizi, izleyicilerimizi ve tüm destekçilerimizi görüşlerini Medyascope’ta dile getirmeye davet ediyoruz. Yazınız editoryal ilkelerimize uyar ve Yayın Kurulumuz tarafından da uygun görülürse, web sitemizde imzanızla yayınlanacaktır. Konuşan, tartışan, farklı fikirlerin dile getirildiği bir Türkiye istiyoruz. Hatice Karakuş Öztürk, “Okul: Sosyal bir doğum” başlıklı yazıyı kaleme aldı.

Çocuk gelişiminde doğum salt biyolojik bir olaydan ibaret değildir. Çocuklar yaş gruplarının özelliklerine göre sosyal, duygusal, psikolojik, ahlaki ve vicdani farklı doğum süreçlerinden de geçer. Okullar bu doğumların her biri için çocuğa ayrı imkânlar ve seçenekler sunan kurumsal yapılardır. Eğitim sosyolojisi özelinde en önemli doğumlardan birisi sosyal doğumdur. Okul uzun bir aradan sonra eğitimin başladığı bir gününün çok daha ötesinde bir misyona sahiptir. Çocukların aile ortamında deneyimleme şansı bulamadığı ya da daha az bulduğu öteki ile yaşama ve ötekini tanıma deneyimini okullar sunar. Çocuk için başkasının varlığı ile birlikte beklemek, paylaşmak, kendini korumak, hakkını öğrenmek, başarmak, rekabet etmek ya da aidiyet kazanmanın en iyi mekânları hala okullardır. Ailede sadece birisinin çocuğu olan birey, okul ile birlikte kendi kamusal alanını yaratarak toplumun karşısına çıkar. Belki de bu sebeple aileden sonra en önemli eşik okuldur.
Okulun neye karşılık geldiğini Sosyolog Robert Merton’un işlev kavramı üzerinde okuyabiliriz. Yazar açık işlev, gizli işlev ve bozuk işlev üzerinden kurumsal yapılara dair kullanışlı bir çerçeve sunmaktadır. Okulların açık işlevi bilindiği üzere eğitim ve öğretim hizmetlerini vermektir. Çocuğun bilgiyle tanışması, kendini eğitmesi ve geliştirmesi okulun öne çıkan ilk işlevidir. Bu işlev aynı zamanda okulun varlık gerekçesidir de. Ancak okul sadece bu işlevden ibaret değildir. Merton’un ifadesi ile kurumlar, açıkça ifade edilmeyen gizli işlevlerden üzerinden de toplumlara bazı hizmetleri sunmaktadır.
Okul, gizli işlev kapsamında çocukları günün önemli saatlerinde bir araya getirir. Toplum, gün içerisinde çocuğun nerde olduğunu bilir. Bu yönüyle okul bir zaman düzeni yaratır. Çocuklar sadece dersle değil hayatın sanat, oyun ve spor gibi farklı alanları ile de tanışır. Bu meşguliyet ilk etapta okulun ikinci bir meselesi gibi görünebilir. Oysa sosyolojik açıdan dikkate değer bir işlevdir. Çünkü günümüzde sadece çocukların değil, gençlerin de zamanının nasıl planlandığı nerede ve kimlerle nasıl zaman geçirdikleri toplumsal sonuçları açısından oldukça önemlidir. Çocukların okul dışı zamanlarda ve en çok da tatillerde zamanı örgütleme ve planlamadaki sorunları okulun bu işlevinin kıymetini aslında bizlere bir kez daha hatırlatmakta. Özellikle de okul dışı zamanların barındırdığı olası riskler, son yıllarda sadece bizde değil dünyanın pek çok yerinde üzerinde düşünülen konulardan birisidir. Bu anlamda okul sadece bilgiyi değil, zamanı ve ilişkileri de örgütleyen/düzenleyen bir yapıdır.
Sosyolog Merton bize kurumsal yapılara başka bir işlev üzerinden daha bakmamız gerektiğini söyler. Şöyle ki kurumlar bazen istenmeyen bazı sonuçlar da üretebilir. Yazar bu sonuçları bozuk işlev kavramı ile açıklar. Eğitmek ve öğretmek için yola çıkan okul bazen çocuğun öğrenme merakını azaltabilir. Başarıyı teşvik edeyim derken aşırı rekabeti okulun hatta bireyin varlık sebebi haline getirebilir. Farklı gelişim örüntülerine sahip çocukları salt sınav puanı ile değerlendirip tanımlayabilir. Hatta sosyalleşme mekânı olan okul akran zorbalığı ile çocuğun dışlanmasına ve okuldan uzaklaşmasına sebep olabilir ki son çalışmalar ciddi sayıda çocuğun zorbalığa maruz kaldığı verisini aktarmakta. Bütün bunlar ve daha fazlası elbette okulun amaçları arasında değildir. Bunlar okulun işleyişi sırasında ortaya çıkabilecek bozuk işlevlerdir.
Okulun bozuk işlevinin olması okulların gereksiz olduğu şeklinde yorumlanmamalı. Tam aksine bozuk işlevler okulların hangi açılardan güçlendirilmesi, hangi yönlerine neşter vurulması gerektiği konusunda bir yol haritası sunar. Kurumların aksayan yanları olacaktır. Önemli olan bu aksamaları görmek ve iyileştirme çalışmalarına hız vermektir. İşte bu sorgulamaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Çünkü dünya değişiyor. Değişime ayak uyduramama veya gerekli değişiklikleri zamanında yapamama okulun bozuk işlevini daha da görünür hale getirecektir. Ve neşter vurulmayan görünmeyen her bozuk işlev günün sonunda okulun kendisinin sorgulanması gibi çok daha büyük bir tartışmaya gebedir.
Ancak iyileştirme ya da güçlendirme çalışmalarını daha fazla ders, sınav ya da ödev olarak yorumlamamak gerekir. Çünkü bu alanlardaki aşırılıklar da başka bir bozuk işleve dönüşebilir. Belki de bugün yapılması gereken değişen dünyanın çocuklardan neyi aldığını doğru tespit etmektir. Teknoloji çocuklardan ve gençlerden neyi alıyor ise okul onu çocuğa yeniden verebilmelidir. Son dönemlerde çocuklarla ilgili en fazla tartışılan konulardan birisi dikkat dağınıklığıdır. Değişen dünya çocukların dikkatini çalıyor ise okul onlara tekrar dikkatini toplamayı ve bu dikkati kullanmayı öğretebilir.
Geleceğin okulunu belki buradan düşünmek gerekir. Daha fazla bilgi aktaran değil gerektiğinde yavaşlatan, odaklanmayı öğreten, yalnızlaşan dünyada birlikte yaşamanın önemini gösteren bir okul. Değişen dünyada okullar işlevini kaybetmez. Tam aksine kaybedileni verebildiği ölçüde daha da büyür.








