İSTANBUL (Medyascope) – İletişim araştırmacısı Jennie Rosier, Z kuşağının ilişki kültürünü Medyascope’a yorumladı. Rosier, gençlerin ciddi ilişki isterken umursamaz görünme baskısı hissettiğini söyledi.

ABD’deki James Madison Üniversitesinde görev yapan iletişim araştırmacısı Dr. Jennie Rosier, romantik ilişkilerde iletişim ve bağlanma üzerine çalışıyor. 2025’teki nitel araştırmasında, 19–26 yaşlarındaki Z kuşağından insanlarla derinlemesine görüşmeler yaparak flört deneyimlerini ve ilişki kurma biçimlerini inceledi. 2024’teki başka bir çalışmasında ise 150 TikTok videosunu ve bu videoların en üst sıralarda yer alan yorumlarını analiz etti. Rosier’yle, bu çalışmalarından hareketle gençlerin romantik ilişkilerini nasıl anlamlandırdığını ve kişisel tercihlerle toplumsal beklentiler arasındaki ilişkiyi konuştuk.
“Flört, yüz yüzeden dijitale evrildi”
- 2020’ler dünyasının ilişki dinamiği geçmişe göre nasıl değişti?
En büyük değişim, flörtün ağırlıklı olarak yüz yüze gerçekleşen ve birbirini izleyen aşamalarla ilerleyen bir süreçten büyük ölçüde dijital, belirsiz ve kişiye göre şekillendirilebilen bir sürece dönüşmesi. Görüşmelerimde, Z kuşağından 27 katılımcının 22’si, biriyle romantik anlamdaki ilk temaslarını bir flört uygulaması dışında çok nadiren kurduklarını söyledi. Tanışmadan ilişkiyi yalnızca birbirleriyle sınırlamaya uzanan süreçte, taraflardan herhangi biri ilişkiyi tanımlamadan önce çoğu zaman uygulamalar, sosyal medya ve bir “talking stage” yer alıyordu; bu süreç bir “situationship”i de içerebiliyordu.

- Talking stage neden bu kadar öne çıktı?
Talking stage, insanlara bir ilişkiye ad koymanın getirdiği duygusal incinme riskini ve bu adlandırmaya atfedilen ciddiyeti hemen üstlenmeden bağ kurma ve yakınlık yaşama imkânı sunuyor. Araştırmamda katılımcılar bunu, sık iletişim kurmayı, buluşmaları, ilişkiyi ve bir çift gibi davranmayı içerebilen; buna rağmen ilişkiyi yalnızca birbirleriyle sınırlamaktan veya ilişkiye bir ad koymaktan kaçındıkları bir aşama olarak tanımladı. Bu muğlaklık esneklik sağlıyor, ancak belirsizliği de uzatabiliyor.
- Situationship ve ghosting kavramları neden bu kadar yaygın?
Araştırmam, “situationship”lerin çoğu zaman bilinçli biçimde “özgürlüğü” seçmekten çok, iki kişinin gerçekte ne istediğini kabul etmesini gerektirecek konuşmadan kaçınmakla ilgili olduğunu düşündürüyor. Katılımcılar “situationship”leri esasen hiç bitmeyen bir “talking stage” olarak tanımladı. Bunun nedeni çoğu zaman taraflardan birinin veya her ikisinin ilişkinin bağlayıcılıktan uzak niteliğini korumak ya da bağlılık üzerine konuşurken kendini duygusal olarak açmanın getirdiği incinme riskinden kaçınmak istemesiydi. Bu örüntüyü kayıtsız bağlanma perspektifinden yorumluyorum; bu çerçevede özerklik, duygusal açıdan karşılıklı olarak birbirine dayanmaktan daha rahat bir seçenek hâline gelebiliyor. Araştırmam, “ghosting”in neden arttığını doğrudan ortaya koymuyor. Bu nedenle, buna teknolojinin neden olduğunu öne sürerken temkinli davranırım. Çalışmam, dijital flörtün daha fazla duygusal mesafe yarattığını, başka insanlara erişim üzerinde daha fazla kontrol sağladığını ve rahatsız edici bir konuşma yapmadan geri çekilmek için daha fazla fırsat sunduğunu düşündürüyor. Bu da Z kuşağının flört normlarında gözlemlediğim kayıtsız bağlanmayla ilişkili örüntülerle örtüşüyor. Araştırmamdaki en dikkat çekici örüntülerden biri, Z kuşağından katılımcıların çoğu zaman ciddi ve uzun vadeli ilişkiler istediklerini, aynı zamanda da pek önemsemiyorlarmış gibi davranmaları yönünde bir baskı hissettiklerini söylemeleriydi. Bunu bir tür aşırı bağımsızlık “maskesi” olarak tanımladım: İnsanlar niyetlerini olduğundan daha önemsiz gösteriyor, fazla ilgili görünmekten kaçınıyor ve “too much” olmamaya çalışıyor; nihayetinde istedikleri yakınlık ve bağlılık olsa bile.

- Psikoloji dili flörte yardımcı mı oldu, yoksa zarar mı verdi?
Psikoloji dilinin, insanlara gerçekten sağlıksız davranışları tanımalarını sağlayacak bir söz dağarcığı sunduğunda son derece yararlı olabileceğini düşünüyorum. Ancak rahatsızlık veren her etkileşimi bir teşhise veya ayrılma gerekçesine dönüştürme tehlikesi de var. Araştırmamda, kusurlara odaklanma, rahatsız edici konuşmalardan kaçınma ve ilişkilerde yaşanan olağan rahatsızlıkların üstesinden gelmeye çalışmak yerine geri çekilme yönünde daha geniş bir kültürel eğilim gördüm. Bu eğilim, özellikle “the ick”in önemsiz bir rahatsızlığı iletişimi sonlandırmak için meşru bir gerekçeye dönüştürebilmesinde belirgin biçimde görülüyor.
“İnsanların kusurlara toleransları çok düşük”
- “The ick”, günümüzün beklentileri hakkında bize ne söylüyor?
“The ick”in popülerliği, günümüzde flört eden insanların kusurlara ve rahatsızlığa karşı toleranslarının çok düşük olabileceğini düşündürüyor. Bu, özellikle ilişkiyi bir arada tutan yatırımın az olduğu flörtün ilk dönemlerinde geçerli. 2024’te 150 TikTok videosu ve bu videoların en üst sıralarda yer alan yorumları üzerine yaptığım analizde, sosyal medyanın “the ick”i mizahi bir ifadeden romantik bir bağı sonlandırmak için toplumsal olarak onaylanan bir gerekçeye dönüştürmeye yardımcı olduğunu gördüm. 2025’te yaptığım görüşmelerde de benzer biçimde, “the ick”in ilişkiyi sona erdirme olasılığının, bağlılık düzeyinin düşük olduğu “talking stage” sırasında özellikle yüksek olduğunu gördüm.
- Sonsuz seçenek, insanları ilişkiye yatırım yapmaya daha mı isteksiz kılıyor?
Daha fazla seçenek, ilişkilerin derinliğinden çok seçeneklerin genişliğine önem verilmesi sorununu yaratabiliyor. Görüşmelerimde katılımcılar, flört uygulamalarını çok daha geniş bir alana “ağ atmanın” bir yolu olarak tanımladı. Ancak çok sayıda olası partneri hızla değerlendirip reddedebilme imkânının yüzeysel yargıları teşvik edebileceğini ve insanların kendilerini birbirlerinin gözünde daha kolay gözden çıkarılabilir hissetmelerine yol açabileceğini savunuyorum.
- Bu ilişki kavramları nasıl bu kadar yaygınlaştı?
Bu terimler etkili hâle geldi, çünkü sosyal medya insanlara yalnızca bir söz dağarcığı sunmuyor; deneyimlerini yorumlamaları için ortak bir çerçeve de sağlıyor. 2024’teki çalışmamda toplumsal inşa kuramını özellikle “the ick”in televizyondan reality şovlara, oradan TikTok’a nasıl taşındığını ve sonunda ilişkileri anlamak ve sonlandırmak için kabul gören bir kategoriye nasıl dönüştüğünü incelemek için kullandım. Milyonlarca insan bir deneyimi tanımlamak için bir terimi tekrar tekrar kullandığında, o terim deneyimin kendisini şekillendirmeye başlayabiliyor.

“Teknoloji flörtün altyapısını değiştirdi”
- Z kuşağının flört etme biçimi ortak bir küresel kültür mü?
Ortak bir küresel flört söz dağarcığının ortaya çıkışına tanıklık ettiğimizi düşünüyorum. Bunun başlıca nedeni, gençlerin aynı sosyal medya içeriklerini tüketmesi ve aynı dijital platformlar üzerinden etkileşim kurması. Ancak ortak bir terminoloji, mutlaka aynı ilişki pratikleri anlamına gelmiyor: İnsanlar bu kavramları hâlâ kendi yerel kültürleri, aileleri, toplumsal cinsiyet normları, dinleri ve beklentileri çerçevesinde yorumluyor. Bu nedenle küresel bir flört dili ile bütünüyle küresel bir flört kültürü arasında ayrım yaparım.
Teknoloji flörtün altyapısını değiştirdi; ancak bireyselleşme, değişen toplumsal cinsiyet rolleri, özerkliğe yapılan vurgunun artması, bağlılığa ilişkin değişen beklentiler ve daha geniş kültürel değişimler de teknolojiyle etkileşim içinde. Araştırmam, teknolojinin ve bağlanmayla ilişkili örüntülerin özellikle önemli olduğunu düşündürüyor: Z kuşağı, olası partnerlere daha önce görülmemiş ölçüde erişebiliyor ve aynı zamanda özerkliği, bağlayıcılıktan uzaklığı ve duygusal mesafeyi öne çıkaran flört normları geliştiriyor; görüştüğüm gençlerin birçoğu hâlâ ciddi ve uzun vadeli ilişkiler istese de.
- Popüler kültür, Z kuşağının dinamiklerinde nasıl bir rol oynadı?
Popüler kültür flört normlarını yalnızca yansıtmıyor; insanların kendi ilişkilerini anlamak için kullandıkları söz dağarcığını ve ilişki senaryolarını oluşturmaya da yardımcı olabiliyor. “The ick” bunun mükemmel bir örneği: Kavram TikTok’tan önce de vardı, ancak araştırmam televizyonun ve flört temalı reality şovların bu terimi tanıttığını ve yaygınlaştırdığını, TikTok’un ise onu son derece görünür ve toplumsal düzeyde tanınabilir bir flört pratiğine dönüştürdüğünü gösteriyor.
- Toplumsal ve politik dönüşümler, Z kuşağının ilişki dinamiklerini nasıl etkiledi?
Flört kültürünün kısmen toplumun genel kültürünün bir aynası olduğunu düşünüyorum: Özerkliğe, bireysel kimliğe, kendini korumaya ve kişisel tatmine giderek daha fazla vurgu yaptık; bu değerler de kaçınılmaz olarak yakın ilişkilerimize giriyor. Z kuşağı aynı zamanda hızlı teknolojik değişimin, değişen toplumsal cinsiyet normlarının, siyasi kutuplaşmanın ve büyük toplumsal sarsıntıların yaşandığı bir ortamda büyüdü. Araştırmam, bu koşulların bağımsızlığa ve esnekliğe değer veren, ancak duygusal açıdan karşılıklı olarak birbirine dayanmayı zaman zaman riskli hissettiren bir flört kültürünün oluşmasına katkıda bulunduğunu düşündürüyor.








