Burak Karataş yazdı: Biracının diktatörü şıracı

Muhterem okuyucularım, sizlerle kaç zamandır söyleşemiyorduk, meğerse nasip kısmet bugüneymiş!

Memleket meselelerinden başımızı kaldıramıyorduk ki sizinle iki lafın belini kıralım… Ben ve çalışma arkadaşlarım, çok hummalı bir çalışma yürütmek suretiyle Mustafa Kemal Paşa’ya ve siz değerli milletimize layık olma azmindeyiz.

Maazallah, layık falan olamayız, sonra o da bize “hain hain” bakar netekim…

Yahu, geçenlerde aklıma geldi muhterem Konyalılar… Bakmayın, ben Konya ilimizi severim aslında, gerçi bir tarihte, şimdi ismini anmak istemediğim bir zat, burada bir miting yapmıştı… Gerçi biz bunları “sağcı – solcu” diye ayırmadık, biliyorsunuz… Neyse, yahu, baktık ki adam elini kolunu sallaya sallaya miting tertip ediyor, bizi taktığı, sıkıyönetimi ciddiye aldığı yok, biz de dedik artık daha fazla beklemeyelim, çağıralım şu bizim Hasan’la Haydar’ı, biri Amerika’yı ikna etsin, ötekisi de “yine de şahlanıyor aman kolbaşımın kıratı” türküsünü söylesin.

Burak Karataş yazdı: Biracının diktatörü şıracı
Burak Karataş yazdı: Biracının diktatörü şıracı

Sevgili vatandaşlarım, ay pardon, muhterem okuyucularım… “Kırat” dedim diye aklınıza sakın Demirel gelmesin. Biz bu filmleri çok gördük ve de bu oyunlara gelmeyiz. Vakitlice ona da kalkıştılar… Ali Fethi’ye bir muvazaa partisi kurdurdular, logosunu da bir el işareti olarak -affedersiniz- belirlemişler… Demiri ele bas, Demirel olsun… Yemedik netekim. (Not: Ben bu konularda kimseyi tutmam, tutsam tutsam Turgut’unki tutarım, yani bizim Sunalp’in partisini. Size de onu salık veririm, ay pardon, tavsiye ederim.)

Memlekette sükûn ortamı bozulmuştu… Biz geldik, ortalık sessizliğe kesti. Yalansa “yalan” deyiniz. (Siz gene de demeyin, belki DGM’ye falan gidersiniz!) Kardeş kardeşi kırdırmıyor muydu? Meydanlara bombalar atılmıyor muydu? Kızıl teröristler az daha şirin Fatsa ilimizi vatan sathından kopartıp hain Moskof’a uşak etmeyecekler miydi?

Sevgili Şebinkarahisarlılar, bakmayın asker olduğuma, ben de insanım, ben de imam çocuğuyum. Kur’an okumayı 4 yaşında öğrendim, bizim mahallede kimse namaz kılmayı bilmezdi, herkeslere ben imamlık ederdim netekim. Dinimizi iyi bilmek, birtakım cemaatler falan aracılığıyla da olsa onları insanlara öğretmek, ayıp mıdır, günah mıdır? Bu arada o dini bütün kardeşlerimiz de büsbütün eşeklik etmeyip, rabıta mabıta ayaklarından devletimize kıt kanaat de olsa bir harçlık falan verirlerse, eh, o da onların büyüklüğü olur.

Bakınız, perşembeyi cumaya bağlayan gece, biz Hasan Bey’e türküyü söylettik, sonra ben çağırdım arkadaşları, bizim Tahsin, Sedat falan filan, “arkadaşlar” dedim, “öncelikle söyleyin bakalım, sağcı mı olalım solcu mu?”… Yok yahu, hatları karıştırdık, Zihni’nin barında fazla kalmaktan oluyor netekim… O, gençliğimizin darbesinden kalma bir hatıra, ben bizimkilere anayasa falan hazırlatmıştım.

Çağırdım bizim Orhan’ı, dedim “aman ha, bak içinde şeriat hükmü falan olmasın…” Siz şeriat nedir bilir misiniz muhterem Kızılçakçaklılar? Hırsızlık etti kes elini, zina etti kes…

Neyse, efendim, biz memlekette huzur ve sükûn ortamını yeniden tesis etmek içün yönetime el koymak zorunda kalınca, ben bizim Orhan’a yeni bir seçim kanunu ve siyasal partiler kanunu da hazırlattım. Bir seferde hepsini halletmek kolay oldu netekim… Bizden sonra aklınıza eser de değiştirmeye falan kalkarsınız, sonra gene “toplumsal uyanış, siyasi uyanışı aşmasın” diyerek, değiştirmenize bir sürü engel koyduk. Vallahi siz de hiç bunlarla uğraşmadınız netekim… Keşke Kadıköyü’ndeki Kızıltoprak semtinin adını da Köftecihorhor yapsaydık, belki onu da değiştiremezdiniz de vatana millete bir faydamız daha olurdu.

Burak Karataş yazdı: Biracının diktatörü şıracı
Burak Karataş yazdı: Biracının diktatörü şıracı

Bakmayın, ben hepten de karşı değilim Komünist Partisi’nin kurulmasına… Sovyet İmparatorluğu yıkıldıktan sonra, isteyen istediğini kursun, memlekette demokrasi var. Herkes istediği gibi fikrini söyleyebilir, istediği gibi davranabilir, kim aksini iddia ediyor efendim? Mesela Tahsin Paşa uçak almak istiyor, alsın… Haydarpaşa Limanı, ay pardon, Haydar Paşa’nın isteği de İsviçre’lere gitmekmiş… Ne varsa orada? Ben Marmaris’i severim netekim. Balık tutarım, prafa oynarım. Bir de hakkımda “yeni bir Latife arıyor” diyen densiz gazeteciyi bir bulsam, onu 12 Eylül’den beter edeceğim!

Gazetecilerle başım dertte muhterem İkitellililer… Kaç zamandır size anlatmak istiyordum, nasip kısmet bugüneymiş… Pravda mravda denen bir gazete var, habire tutup beni yazıyorlar, vay efendim halk diliyle konuşuyormuşum falan… Bir tarihte bir gavur ressamın bir resmini müstehcen bulduk diye “kaldırın şunu” dedik, o İlhan tuttu bana “resimden anlamaz” dedi… Neyse, sonra öpüştük barıştık, akıllı adam netekim, babası paşaymış. Ben de asker çocuğuyum, akıllı adamı severim. Onu utandırmak için ressam oldum, o Picasso mudur nedir, ondan daha iyi çiziyorum, bizim Ziya Paşa çok sever, Emel Sayın’ı çiziyorum, Dalida’yı çiziyorum, iyi oluyor netekim.

Bunlar bizim Dil ve Tarih Kurumlarının başına “Atatürk” dememize bile karşı çıktılar. Bundan niye rahatsız oluyorlar, anlamadık. Bizim Ali’ye sordum, “çivit mivit çiziyorlar paşam” dedi. O numaralar bizim gençliğimizde kaldı efendim. Biz attık mı turnayı gözünden… Hem bakın, öyle olmasak sizler bizim anayasayı yüzde 92 ile onaylar mıydınız? Sonuçta siz onayladınız, alın da başınıza… Yani, üzerinizde paralansın demek istedim.

Bizim terörle olan mücadelemiz sonucu aziz vatanın evlatları pek ilmî ve faideli bir yaşam sürmüyorlar mı şimdi? Neymiş, ben terörle mücadele ederken uyuşturucudan yolunu bulan birilerine önayak olmuşum… Hayır efendim, yok öyle bir şey… Ben isterim ki gençlerimiz okusunlar, büyük adam olsunlar, yani avukat, doktor falan… Keşke hepsi benim gibi paşa olsa ama, zor netekim… Gitsinler bizim İhsan’ın okuluna, oradan çıkıp Adnan Hoca’nın, “kara ses” Bilmemne Hoca’nın söylevlerini, ay pardon, hutbelerini dinlesinler… Ben de öğretmen çocuğuyum muhterem halkım, sizin hâlinizden en iyi ben anlarım.

Bizler için “işkenceci” dediler. Biz yalnızca bu vatanı seviyoruz. Takdir edersiniz ki, icabında bu, en büyük işkencedir. Ne denmiştir? İnsan sevdiğini… üzer, denmiştir netekim.

Siz bu bozguncuların oyunlarına gelmeyin, bizim Albay Raci gibi de olmayın, İngilizce mingilizce bilin, “yeşil” alın “kraliçe” alın, belki günün birinde zengin falan olursunuz… Şimdi birileri çıkıp bizim için “sermaye taraftarı”, “zengin dostu” falan diyecekler (hakem kurulu olayında da öyle olmadı mı?), desinler netekim… Biz ne yaptıysak vatanımızı sevdiğimiz için yaptık. Mesela, vatanı çok sevdiğimiz içün ihtilal yapmadık da iki sene kadar bekledik. Mecbur kaldık da yaptık. Kötü mü oldu? Memlekette sükûn ortamı sağlanmadı mı? Hem yanlış iş yapanları beslemedik, astık. Ya ne yapsaydık?

Siz iyiyi kötüyü ayırmayı bilseydiniz bizim hâlimiz nice olurdu?

Muhterem Türkiyalılar, ben de en az sizler kadar bu vatanın çocuğuyum… Her şeyiniz dört dörtlüktü de biz mi bozduk netekim? Hem ne denilmiştir? “Böyle başa, böyle tıraş…” denilmiştir. Kel başa şimşir tarağın âlemi yoktur.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş