Masada Kalanlar (32): Misafir akşamları

Tarihin en heyecanlı maçları anneannemde oynanırdı. Maçın düzenleyicisi de, hakemi de, spikeri de, hatta top toplayıcısı da bendim. Eşitlik olsun diye karşılıklı koyduğum bir çift terlikten kale yapardım. Kıran kırana olurdu anneannemin salonundaki maçlar. Bizim “kocakafa” dediğimiz küçük futbolcu figürlerim vardı, bir de tabii erkek oyuncağı ciyaycolarım -çocukken oyuncak torbama “ciyayco” diye yazmakta tereddüt etmediğim eski arkadaşlarımın gerçek isimlerinin G. I. Joe olduğunu çok seneler sonra öğrendim.

Anneannem oyun oynarken bana bir meyve tabağı hazırlardı. Biraz oyun oynar, birkaç dilim elmayla portakal atıştırır, kaldığım yerden devam ederdim. Bizim evin halısı desenliydi. Top olarak kullandığım bilyeler ya da çeşitli boncuklar bazen kaybolduğu, genellikle de zor ayırt edildiğinden oyun keyfimi sakatlıyordu. Bir gün, anneannemin odasında bir ipe dizilmiş harikulade beyaz yuvarlaklar gördüm. Hepsi aynı boydu, üstelik, Kocakafalar ile Ciyaycoların maçında top olmaya çok uygundu. Geriye, sadece o ipi koparıp beyaz yuvarlakları özgürleştirmek kalmıştı. Öyle de yaptım.

Misafir akşamları

İnci kolyeden futbol topu

Başladım maça. Tabii ister istemez benim oyuncaklardan birinin vurduğu kaleyi bulmayıp kalorifer peteğinin altına, koltuğun köşesine ya da salonun diğer ucuna falan kaçıyordu. Ama o kadar çok “topum” vardı ki hiç endişelenmiyor, kaçan topun yedeğini alıp oynamaya devam ediyordum. Gene bir meyve tabağı getirmek için anneannem geldi, baktı ben usulca oyun oynuyorum, şöyle bir başımı okşamaya yeltendi… Ben ne bileyim “toplarımın” aslında anneannemin Amerika’dan aldığı inci kolyesi olduğunu. Meğer onların varlık sebebi bir sıra halinde anneannemin gerdanını tezyin etmekmiş. Oysa, halının üstünde kayıp gidişi de en azından o kadar şık ve güzeldi; ne yazık ki, benden başka kimse görmedi.

Şayet o akşam eve misafir gelecekse salonda oyun oynamama müsaade edilmezdi. Oturma odasında oyun oynarken anneannemin salonda hummalı bir faaliyette olduğunu bilirdim. Evvela, koltukların minderlerini döverek kabartırdı. İşin kötüsü, bu namussuz minderler kabardıkça işvelenir, koridordan koşarak son sürat üstüne atlamam için beni kışkırtırdı. Ve bir aşamada ben iyice kışkırmış halde havalandırdığım vücudumu minderin üstüne bırakır, anneannemin adımı bağırışına kadar çıkan pofff sesiyle mutlu olurdum.

Misafir geldiğinde bizim gündelik hayatta kullanmadığımız ne kadar tabak çanak varsa büfeden çıkar, özellikle kristal kadehlerin sağı solu iyice kontrol edildikten sonra sofraya dizilirdi. Annem bu “misafirlik” yemek takımı fikrinden nefret ederdi. Misafire layık gördüğümüz bilumum çatalı bıçağı, servis takımını neden her öğün kullanmadığımızı anlayamaz, kendimize layık görmediğimize sinirlenir, bir punduna getirdiğinde en üst rütbeli misafirin kıymetli dudaklarını rahat ettirmek için karanlık çekmecelerde bekleyen bir fincanı alır, herkese çay servisini o fincanlarla yapar, anneannem laf edecek olsa benim bilmem kim kadar değerim yok mu, der, hiç aldırmaksızın çayını yudumlamaya devam ederdi.

Bu gümüşler, porselenler, kristaller arasında, misafir akşamlarında, nakışlı masa örtüleri ve kumaş peçeteler serilirdi. Fakat bizim misafirler, bu zarif mi zarif peçeteleri ziyan etmekten çekindiklerinden ne yapacaklarını tam bilemez, dizime mi örteyim boğazımdan mı sallandırayım kararsızlığında bir süre bocaladıktan sonra düzgünce katlayıp kenara koyar, bizi her misafir için kumaş peçete satın alma telaşından kurtarırdı.

Anneannemin misafire çıkardığı kristal çay takımı mutlaka 12 parça olurdu. Anayasa’nın ilk üç maddesi gibi değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez bir kuraldı bu. Çay takımının 11 parça olmasına tahammül edilemeyeceği gibi hiçbir şart altında onüçe yükselmesine de izin verilmezdi. Anneannem misafire artık çıkarılamayacağına kanaat getirdiği bir bardakla vedalaşır, ama onu hemen atmaz, Paşabahçe’ye gider, ancak yenisini aldıktan sonra elden çıkarırdı. Yemekler kadar sunuma da özen gösterir, hiçbir şeyin eksik olmamasına gayret ederdi.

Anneannemde misafir akşamları bir başka güzeldi.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş