ABD 3 Kasım Kongre Seçimine yaklaşırken anketler, uzun zamandır görülmemiş ölçüde bir muhalefet başarısı öngörüyor. Trump’ın partisinin on yıllardır kalesi olan bazı eyaletler bile başa baş çekişmenin olduğu yerlere dönüşmüş durumda. Bu yüzden de Trump muhalifi Demokrat Parti’nin, ABD Kongresi’nin Temsilciler Meclisi kanadında çoğunluğu kazanacağına neredeyse kesin gözüyle bakılıyor. ABD Başkanı Trump aleyhine esen rüzgâr o kadar güçlü ki bu yaz başına kadar değişmeyeceği öngörülen Senato’nun bile Demokratların eline geçme olasılığı belirmiş durumda.
Aslında ABD Başkanı Trump ve Cumhuriyetçiler de Temsilciler Meclisi’ni kaybedeceklerini kabullenmiş gözüküyorlar. Burası için bütün çabaları, sandalye farkının mümkün olduğunca az olmasını sağlamaya dönük. Cumhuriyetçi Parti seçim kampanyası ağırlığını Senato’daki çoğunluğunu kaybetmemeye ve 2028 seçimi için kritik bazı eyaletlerin valilik seçimleri için harcıyor daha çok.
Trump, 2020 yılında açıkça kaybettiği seçimdeki yenilgiyi bile hâlâ kabullenmemiş bir lider. 2020 seçiminin hemen ertesinde sonucu belirleyecek eyaletlerde oy sayımına hile karıştırmaya kalkmış ve valilere bana oy bulun dediği ses kayıtları medyaya sızmıştı. Ne var ki o günlerde hile iddialarına ne partisinden ne de yönetiminden istediği desteği bulamamıştı. 2020’de kendi Adalet Bakanı, FBI Başkanı, kendi partisinden eyalet valileri bile seçime hile karıştığına dair hiçbir delil bulamadıklarını kamuoyuna açıklamıştı. Trump, temelsiz iddiasına kadrosundan istediği desteği bulmakta başarısız olunca, 6 Ocak 2021 günü sonuçların resmen onaylanacağı oturum öncesi taraftarlarına Amerikan Kongre binasını bastırtmıştı. Ancak kendi Yardımcısı Mike Pence ve Cumhuriyetçi Parti meclis grubunun önemli kısmı bu şiddet içeren baskıya rağmen oylamaya katılarak sonuçların onaylanmasını sağlamıştı.
2020 seçiminin aksine bugün, Meclis Başkanı, ABD Başkan Yardımcısı, Adalet Bakanı, FBI Başkanı, bazı Cumhuriyetçi eyaletlerin seçim sonuçlarını onaylamakla yetkili yönetimleri, yasaları uygulamak yerine yasadışı olsa bile Trump’ın istediği her şeyi yapacak insanlardan oluşuyor. İşte bundan dolayı herkesin aklındaki soru Trump’ın bazı kritik eyaletlerde 3 Kasım Kongre seçim sonuçlarını kabullenip kabullenmeyeceği. 3 Kasım’dan sonra devlet gücünü kullanarak sonuçları değiştirmeye yeltenir mi? Ne tür yöntemlere başvurabilir? Bu soruları, New York’ta yaşayan ve uzun yıllardır ABD politikasını çok yakından takip eden gazeteci-yazar Cemal Tunçdemir ile konuştum.

Cemal, doğrudan asıl soruyla başlayayım. ABD Başkanı Trump 3 Kasım Kongre seçimine hile karıştıracak mı?
Evet.
Neden bu kadar eminsin?
Çünkü seçim, sandık günü demek değil. Bir yıl öncesinden başlayıp, kampanyaları ve sandıkların kapanmasından sonra, sayım, onay ve iktidar devrini de içeren uzunca bir sürecin adıdır. 2026 Kongre seçimine daha şimdiden Amerikan tarihinde benzeri görülmeyen ölçüde hile karışmış durumda. Ne var ki şu ana kadar seçim hileleri, Trump’ın partisinin yaşayacağı hezimetin boyutunu düşürse de yenilgiyi engelleyebilecek düzeye erişemedi. Hatta bazıları uzun yıllar siyaset bilimi derslerine örnek olacak şekilde ters tepti. Trump’ın 3 Kasım akşamı oy verme işleminin tamamlanmasından sonraki süreç için de boş durmayacağı açık. Özellikle de 1 puandan az farklı kazanılmış yerlerde, belki haftalar hatta belki aylar sürecek yeni bir seçim dramasına tanık olmamız sürpriz olmayacak. Yasal olarak tanımlanmış süre içinde uzlaşmazlığı bitmemiş seçimlerin kimin lehine sonuçlandırılacağıyla ilgili boşlukları kullanmaları mümkün.
Sandık sonrasına geleceğim. Ama önce yapılmış olduğunu söylediğin hileleri konuşalım istiyorum. Hangi hileler bunlar ve ne kadar başarılı oldu?
En çarpıcı olanı son bir yılda çığrından çıkan ‘gerrymandering’ uygulaması. Amerikan demokrasisinin demokratik standartlardan uzaklaşmasının en çarpıcı göstergelerinden biri.
Gerrymandering, Amerikan politikasını yakından takip edenler dışında Türkçe okurun pek aşina olmadığı bir kavram olabilir. Ne demek kısaca bahsedebilir misin?
Eyaletlerdeki Kongre seçim bölgelerinin haritalarının, bir partiye avantaj kazandıracak şekilde çizilmesi işlemi. Son 1 yılda çok daha sıklıkla konuşulur oldu ama “gerrymandering” Amerikan siyasi tarihi kadar eski bir terim. 1810’lu yıllarda Massachusetts eyalet Valisi olan Elbridge Gerry, eyaletin kongre seçim bölgesi haritasını partisinin daha fazla milletvekili kazanabileceği şekilde değiştirdi. Ortaya çıkan haritadaki bir seçim bölgesi çok kollu girintili çıkıntılı olduğu için semender adlı hayvana benzetildi. Boston Gazetesi, bu görüntüsünden dolayı haritayı valinin soyadıyla semenderin adını birleştirerek “gerrymander” olarak adlandırdı. Zamanla bu isimlendirme bir fiile dönüştü. Yani, seçim bölgesinin sınırlarını belirlerken, muhalif seçmenin yoğunlaştığı bir seçim bölgesini küçük parçalara ayırıp, kendi seçmen grubunun yoğunlaştığı yerlerle birleştirip, daha fazla seçim bölgesinde kendini avantajlı hale getirmeye ‘gerrymandering’ deniyor. 1967 yılında sivil haklar reformu kapsamında siyahların oy hakkını korumak için yapılan iyi niyetli bir düzenleme bugünkü çılgınlığın yasal zemini haline geldi. Halen yürürlükte olan bu seçim bölgesi yasasına göre birden fazla milletvekili olan her eyalet, milletvekili sayısı kadar Kongre seçim bölgesi oluşturmak zorunda. Ve her seçim bölgesi sadece tek bir milletvekili çıkarabilir. 438 sandalyeli ABD Temsilciler Meclisi için her eyaletin, nüfusuna göre belirlenmiş sandalye sayısı var. Alaska, Delaware, Vermont gibi nüfusu az bazı eyaletlerin 1 milletvekili varken, nüfusu kalabalık eyaletlerin daha çok. Mesela, California’nın 52, Florida’nın 28 milletvekili var. Bu California’da 52, Florida’da 28 ayrı Kongre seçim bölgesi olduğunu gösterir.
Gerrymandering’in iyi anlaşılması için bir örnek vereyim. California’nın 52 bölgesi var demiştim. Mevcut ABD Kongresinde bu bölgelerin 44’ü Demokrat milletvekili, 8’i Cumhuriyetçi milletvekili ile temsil ediliyor. Diyelim ki California eyalet kongresinde de çoğunluğu oluşturan Demokratlar yeni bir kongre seçim bölgesi haritası yapmaya karar veriyor. Cumhuriyetçi Partinin milletvekili seçebildiği 8 seçim bölgesini küçük parçalara bölüp Demokrat çoğunluğun garanti olduğu yeni bölgelere azar azar monte ediyorsunuz ve daha seçim yapılmadan 52 seçim bölgesinde de Demokrat Parti seçmenini çoğunluk hale getiriyorsunuz. Yani, bu ahlaksız uygulamada, seçmen vekilini seçmiyor. Vekil seçmenini seçiyor. Bu seçmen iradesinin ahlaksızca gaspından başka bir şey değil. Bir diğer konu ise, doğrudan 2026 seçimine dönük harita yapılması. Normal işleyişte, sonu sıfırla biten her 10 yılda bir yapılan nüfus sayımını takip eden yılda seçim bölgesi haritaları güncelleniyordu. Yani harita değişikliğinin 2031 yılında yapılması lazım. Ama son bir yılda 10 kadar eyalette, 10 yıllık süre beklenmeden doğrudan 2026 seçimini kazanmaya dönük haritalar yapıldı. Yani katmerli bir ahlaksızlık var.
Kim yapıyor bu haritaları?
Çoğu eyalette Eyalet Kongresinin eyalet milletvekillerinden oluşan komitesi hazırlıyor. Yani eyaletin kendi kongresinde hangi parti çoğunluktaysa onun tercihi daha baskın oluyor. Çok az eyalette ise haritayı partiler üstü özel bir komite yapıyor.
Ne oldu da gerrymandering bu yıl her zamankinden daha fazla konuşulur oldu?
Aslında, ABD Yüksek Mahkemesinin 2019’da yaptığı bir içtihat, bugünkü çılgınlığın asıl nedeni. Yüksek Mahkeme, 2019 yılında önüne, partizan yapıldığı için anayasaya ve yasalara aykırı iddiasıyla gelen bir gerrymandering davasında, “hangi harita partizan hangisi değil tarafsız karar vermek imkânsız. Bu konu mahkemenin alanında değil, eyaletlerin kendi işi, eyaletler karar verir” deyince cehennemin kapıları açıldı.
Trump, mahkemenin yaktığı bu yeşil ışığı geçen yıl pervasız bir boyuta taşıdı. 2025 yazında aniden Texas’a çağrı yaptı ve haritanızı değiştirin de 2026 seçiminde Texas’ta Demokratlara giden seçim bölgeleri de bizim olsun dedi. Bu çağrıyı açıkça yaptı. Eskiden ‘gerrymandering’ ayıp görülürdü, partiler bunu yaptıklarını reddederdi. Texas da bu açık çağrıyı ayıp görmedi ve haritasını değiştirdi. Demokratların kazandığı bölgeleri, örneğin Houston’da siyahların yoğun yaşadığı ve Demokratların milletvekili çıkardığı bölge gibi, parçalayarak beyaz veya Latino çoğunluklu yeni bölgelere dağıttılar. Mevcut Amerikan Kongresinde Texas’ın 38 milletvekilinden 25’i Cumhuriyetçi, 13’ü Demokrat. Gerrymandering normalde Demokratlara giden 5 bölgede de 2024 başkanlık seçiminde Trump’a oy vermiş seçmenleri çoğunluk hale getirdi. Hedef, daha seçim olmadan Texas’ı Cumhuriyetçiler lehine 30’a 8 kazanır hale getirmekti. Texas’ın ardından bazı Cumhuriyetçi eyaletler de sıraya girdi. North Carolina, Florida, Ohio, Tennessee, Louisiana, Mississippi ve Alabama. Bu son üç eyalet ABD’de siyah nüfusları en yüksek üç eyalet. Ama yeni harita değişikliğiyle siyahlar hiç milletvekili çıkaramayacak. Mississippi Cumhuriyetçi beyazlar lehine 3-1’di 4-0 kazanabilecekleri hale getirdiler. Halen 5-2 Cumhuriyetçi beyaz lehine olan Alabama’da bir ihtimal 6-1 ama yüksek olasılık 7-0 olacak şekilde harita yaptılar. Florida’nın 28 milletvekilliği de Cumhuriyetçi Parti lehine mevcut 20-8’den 24-4’e dönüşecek şekilde düzenlendi. South Carolina 7-0 olacak şekilde bir harita yaptı. Tennessee, eyaletteki tek demokratik Kongre seçim bölgesini yani Memphis şehrini parçalayarak eyaletin diğer bölgeleri ile birleştirdi. Yeni harita yüzünden bu eyalette de bütün Kongre seçim bölgeleri Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu bölgeler haline geldi.
Peki, Demokratların çoğunlukta olduğu eyaletler buna karşılık vermedi mi?
Kısmen. Çünkü bu konu Demokratlar arasında oldukça büyük bir iç tartışma doğurdu. Bazıları siyaset bildiğimiz eski siyaset değil, aynıyla karşılık vermemiz lazım derken çoğunluk, ilkeli siyasette ısrarcı olmanın daha doğru olacağını savundu. Sonuçta sadece California ve Virginia eyaletleri haritalarını yeniden düzenledi. Virginia’nın haritası eyaletin yüksek mahkemesine takıldı. Konu ABD Yüksek Mahkemesine gitti ama sonuç bu seçime yetişmeyecek. Hakkını yemeyelim, Cumhuriyetçi Partili Indiana Eyalet Kongresi de Trump’ın bütün baskısına, JD Vance’ın eyalete kamp kurup birebir kulis yapmasına rağmen, partizan bir harita yapıp eyaletteki seçimlerin saygınlığını yıkmayacağız diye direttiler.
Geldiğimiz noktada Cumhuriyetçilerin bu gerrymandering savaşından kazandıkları ekstra potansiyel milletvekili sayısı ne kadar?
Cumhuriyetçiler, ilkbahar başında bu ‘gerrymandering’ hilesiyle 25-30 arası ekstra milletvekilliği kazanacak görünüyordu. Bu da diğer eyaletlerde ekonomi, tariff ve İran Savaşına tepkilerden dolayı kaybedecekleri koltukları fazlasıyla telafi edecek diye düşünüyorlardı.
Ama hiç hesaplamadıkları başka bir şey oldu. Ne oldu?
Robert Kaplan’ın Trajik Zihin diye bir kitabı var. Orada, bütün siyasi olaylar harita ile başlar, Şekspir ile biter diyor. Cumhuriyetçilerin harita üzerinde başlattıkları bu hesap da çok Şekspiryen bir sona doğru ilerliyor. Gerrymandering yaptığınızda sadece karşı tarafın avantajlı olduğu bölgeyi yıkmıyorsunuz, çantada keklik olan kendi bölgenizi de diğeri ile birleştirmek için parçalıyorsunuz. Yani yüzde 20 farkla rahat kazandığınız kırmızı bölgeyi, maviden kopardığınız parçayla birleştirdiğinizde artık yüzde 5 fark ile kazanır hale geliyorsunuz. Yani seçim bölgenizin rengi kıpkırmızı olmak yerine artık mora dönüşüyor. Yani garanti seçim bölgenizi, muhalif rüzgârın çok ters estiği bir seçimde kaybedebilir kırılganlığa dönüştürüyorsunuz. Texas ve Florida gerrymandering yaparken, 2024’te Trump’a yönelen Latino oyların kalıcı olduğu düşüncesiyle yapmıştı. Texas’ta seçmenin üçte biri, genç seçmenlerin ise yüzde 45’i Latino. Ne var ki son 1 yılda Latino seçmen, ayrımsız şekilde tüm Latinoları hedef haline getiren göçmen avına, enflasyon ve pahalılığa büyük bir tepki biriktirdi. Trump’ın gençler ve kadınlardan aldığı oyların bir kısmı da ondan uzaklaşıyor. Trump’ın en güçlü olduğu sosyal grup olan beyaz eğitimsiz erkek nüfusun ise sandığa gitme motivasyonu çok yüksek değil. Ve hepsinden önemlisi, Demokratlar çok doğru adaylar çıkarırken, Trump’a en fazla yalakalık yapanların yükseldiği Cumhuriyetçi Partide, MAGA tabanının bile sevemediği şaibeli adaylarla seçime gidiyor. İşte bütün bunlar, yaz başından itibaren 5-10 puanlık oy kaymasına yol açtı. Cumhuriyetçiler, Texas ve Florida’da önceden kazanmaları garanti seçim bölgelerini gerrymandering ile zayıflattıkları için şimdi kendi kalelerinin bazılarını da kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyalar. Örneğin North Carolina’da halen Cumhuriyetçi Partinin 10, demokratların 4 milletvekili var. Trump’ın çağrısıyla bunu 12-2 yapmak için gerrymandering yaptılar. Ama şu anda kendileri için en iyimser tahminle sonuç 9-5 olacak gibi görünüyor. Kendi kazdığı kuyuya düşen bu gerrymandering’e Amerikan politik literatüründe ‘dummymandering’
Son bir yılda gerrymandering dışında seçim hilesi yapıldı mı?
En gülünç olanından başlayayım. Açık rüşvetten. Trump, seçimde Kongre’nin her iki kanadını da partisi kazanırsa yetişkin vatandaşların hepsine 5000’er dolar para dağıtacağını vaat etti. Böylesi bir seçim rüşvetinin açıktan dile getirilmesi bir trajedi, kendi partisi de dahil kimsenin bu rüşvete sahip çıkmaması ise bir başka trajedi.
Cumhuriyetçiler de mi 5000 dolar vaadine inanmıyor?
Hayır. Binlerce Cumhuriyetçi aday arasında seçmene mitinglerde, tv reklamlarında bu vaadi hatırlatan tek bir Cumhuriyetçi adaya bile denk gelmedim. Bunun gerçek olmadığının onlar da farkındalar. İki sebepten. Birincisi, Trump’ın bütün yaşamı vaat ettiği hiçbir parayı ödememesinin tarihi. Trump, musluğunu tamir eden sıhhi tesisatçılardan avukatlarına kadar iş yaptırdığı binlerce kişi tarafından, sözleşmede vaat ettiği ücreti ödemediği için ömrü boyunca 4 binden fazla kez dava edilmiş biri. Kaldı ki başkan olarak da daha önceki para vaatlerini de yerine getirmedi. İkinci neden ise kişilik analizi değil somut bir gerçek. Yetişkin her vatandaşa 5000 dolar verilebilmesi için 1,2 trilyon dolarlık bir kaynak lazım. Savunma bütçesi kadar bir paradan bahsediyoruz. Yok böyle bir kaynak. Rüşvetin yanı sıra açık şantajları var. Örneğin, seçim bölgelerinde federal hükümetin zaten yapması gereken birçok somut proje için, bizim adayları seçerseniz bu hizmeti yaparız, seçmezseniz yaptırmam diyor. Gram ahlakı olan, demokrasiye az biraz saygısı olan bir politikacının açıktan söyleyebileceği bir şey değil. Bana en çarpıcı gelen şantajı ise, North Carolina’da askeri üslerine zehirli su tedariki nedeniyle ağır sağlık sorunları yaşadıkları için tazminat davaları süren binlerce eski askere, “eyaleti biz kazanırsak paranızı alırsınız, kazanamazsak para yok” diyebilmesiydi. Bunlar dışındaki bir başka çabası ise seçimlere seçmen katılımını düşürmeye çalışması. Seçime seçmen katılımını düşürmek için federal devlet baskısı pervasızca kullanılıyor.
Katılımı azaltma çabasının amacı ne?
ABD bu yılki gibi ara dönem Kongre seçimlerine katılım oranı genellikle yüzde 40 bandında seyrediyor. Cumhuriyetçilerin iktidarda olduğu son ara dönem Kongre Seçimi, yani 2018 seçiminde katılım ilk kez yüzde 50’nin üzerine çıkmıştı ve o seçim sonucunda Trump, son iki yılında topal ördeğe dönüşmüştü. Bu yıl da yüzde 50 bandında yeni bir katılım rekoru göreceğiz gibi.
ABD’de genellikle ara dönem Kongre seçiminde muhalefet partisi seçmeni, Beyaz Saray’ı elinde tutan partinin seçmeninden daha fazla oranda sandığa gittiği için iktidar partileri ara dönem seçimini kaybediyor. Bir de bunun üzerine anti-Trump rüzgâr ekleniyor. Herkes, benzin fiyatlarının Trump’ın İran savaşı, çarşı pazar pahalılığının Trump’ın gümrük vergileri politikası yüzünden olduğunu biliyor. Yani katılım ne kadar yüksekse, Cumhuriyetçilerin işi o kadar zor. İşte bunun için ilk hedefi de posta yoluyla oy kullanımı oldu. ABD’de seçim günü resmi tatil değil. Dolayısıyla çalışanlar için, işyeri veya okulu sandığına uzak kişiler için posta yoluyla oy kullanmak tek seçenek. Bu çalışan kesimde de Demokrat oylar daha yüksek. Trump, bazı eyaletlerde posta yoluyla oy kullanma işlemi başladıktan sonra Yüksek Mahkeme’ye başvurarak, posta yoluyla oy kullanımını engellemek istedi. Posta yoluyla oy kullanma seçeneği ABD’de yaklaşık 200 yıldır var olan güvenli bir yol. Kaldı ki Trump’ın kendisi de posta yoluyla oy kullanıyor. Trump Yüksek Mahkemenin kendisine sadık kalacağını düşündü. Ancak Yüksek Mahkeme bu akıl dışı beklentiyi 7-2 oyla reddetti ve posta yoluyla oy devam etti. Bazı Trumpçı eyaletlerin son bir yılda posta yoluyla oy kullanmaya getirdiği kısıtlamalar da seçime müdahale olarak görülüyor. Örneğin South Carolina, üç ayrı zarfı usulüne göre mühürlemeyip, gerekli evrakları eklemeyen her oyun geçersiz sayılacağını açıkladı. Daha şimdiden bir önceki seçime göre yüzde 3 daha fazla oranda posta yoluyla oy pusulası işleme konmadan reddedilmiş durumda. Yine Trump yönetiminin, sandıklara, ICE ve FBI gibi kurumlardan federal ajanları yığacağı açıklamaları da, olay çıkar arada kalırım diye korkacak seçmenleri sandığa gitmekten caydırmaya dönük psikolojik bir baskı. Trump’ın, sonbahar başında, oy vermek için vatandaş olduğunu kimlikle ispatlama şartı getiren bir yasayı çıkarması için Kongre’ye yaptığı baskı da kendi partisinden Senatörlere takıldığı için geçemedi. ABD’de vatandaşlığı ispat edebilen tek kimlik türü pasaport. Ve pasaport çıkarmak aylar sürebiliyor. İşin ironik tarafı daha çok Trump’a giden kırsal kesimlerde ise pasaport sahibi olanların oranı yüzde 20’lere kadar düşüyor. Cumhuriyetçi Senatörlerin bazıları kendi ayağımıza kurşun sıkmış oluruz diyerek bu yasaya oy vermeyeceklerini açıkladığı için tasarı yasalaşamadı. Bir de devlet imkanlarının seçim kazanmak için kullanılmasını ve kamu yetkililerinin siyaset yapmasını yasaklayan Hatch Yasasının, 90 yıllık tarihinde olmadığı kadar ihlal edilmesi var. Bakanlar, yasak olmasına rağmen devlete ait uçaklarla seçim kampanyası gezilerine gidiyor. Kampanyalarda hiç çekinmeden bakan unvanlarını kullanıyor. Bakan unvanı ile televizyonlara çıkıp seçime dönük konuşmalar yapıyor. Bırakın normal bakanları FBI Başkanı ve Adalet Bakanı bile siyasi açıklamalar yapıyor. Nixon’dan beri bunun bir örneği yok. Bakanlar başta olmak üzere bütün memurlara siyaset yasağı getiren Hatch Yasasını uygulamakla görevli kurulun başkanı görevden alındı ve bu yargısal kurul yeni üye atanmadığı için yeterli oy sayısına ulaşamadığı için tamamen işlevsiz hale gelmiş durumda. Kamu parasıyla Trump’ın seçim reklamları bile yayımlandı TV’lerde. Tepkiler üzerine önce ‘kamu spotu’ dediler. Ama videonun, 2024 başkanlık seçiminde yayımladıkları bir reklam videosu olduğu ortaya çıkınca durdurdular. Tepkiler üzerine Trump, reklamın parasını benim kampanyam devlete geri ödeyecek dedi. Tabii ki ödemedi ve ödemeyecek. Bir başka seçim müdahalesi ise kritik eyaletlerde sandıklara, sayımı gözlemlemek veya oy kullanan seçmenlerin gerçek seçmen olduğunu denetlemek için binlerce ajan gönderileceği imalarında bulunmak. Nitekim, maskeli ve silahlı ICE ajanlarının, beyaz olmayan herkesi, özellikle de Latino görünümlüleri durdurarak vatandaşlıklarını sorgulayacağı haberlerinin, sırf böylesi bir sürece muhatap olmak istemeyen gayri beyaz seçmeni sandığa gitme hevesini kıracağı açık. ABD federal kanunları, oy verme ve sayım merkezlerinde federal devlet ajanlarının, ordu güvenlik güçlerinin ve silahlı personelin bulunmasını açıkça yasaklıyor. Genelkurmay Başkanı, hiçbir askeri birliğin görev almayacağını açıkladı. Ama Trump, seçim günü olağanüstü güvenlik durumu ilan ederek, binlerce silahlı ICE ajanını sandıklara ve sayım merkezlerine göndereceği iddialarını reddetmiyor. Trump, Time dergisine verdiği röportajda bütün seçenekler masada cevabı verdi. Nitekim, sivil toplum inisiyatifleri de gözetleyicileri gözetleyecek memurları gözetlemek için gönüllü yığma kararı aldı. Son iki yılda aktivistler ile silahlı ajanların karşı karşıya geldiği anlarda öldürülen aktivistler olduğu düşünüldüğünde 3 Kasım günü bazı sandıklar için endişeyi artırıcı bir faktör. Yine, siyasi teamüllere kurumsal protokollere aykırı olarak Demokrat Partili Minnesota milletvekili İlham Omar’ın evine, seçime iki hafta kala baskın yapıldı. Oysaki seçime 60 gün kala hiçbir aday hakkında hiçbir soruşturma açmama, önceden açılmış soruşturmaları ise seçime 60 gün kala kamuoyundan gizli tutma protokolü var. Seçimi etkilemeye dönük siyasi soruşturma seçime hile karıştırmaktır. Adalet Bakanlığı, Demokrat Partinin Michigan Adayı Abdul El Sayed hakkında açıklamalar yaparak yine seçimde devlet gücünü taraf haline getirmekten çekinmedi. İşin ironik tarafı ise, bütün bu hilelere rağmen, ‘seçimde hile yapacaklar’ diye bağıran da Trump. Seçimde Demokratların hile yaptığını belgeleyen herkese 1 milyon dolar ödül vereceğini açıkladı. Komedyen Jimmy Fallon, “sanırım, 1 milyon dolarınızı 5000 dolarlık seçim rüşveti ile birlikte alabilirsiniz” şakasıyla bu çağrıdaki absürtlüğü hicvediyor.
Bir de kampanya bağış ve harcamaları da seçime büyük etki yapıyor. Astronomik miktara ulaşmış kampanya paralarının, demokratik seçime yaptığı tahribat hakkında neler söylersin?
Evet. Bu seçim kampanya bağışları da yine Cumhuriyetçiler lehine bir seçim hilesine dönüşmüş durumda. 2026 Kongre seçimi Amerikan tarihinin en pahalı seçimi haline geldi. 2024 Başkanlık seçiminden bile daha fazla para akıyor kampanyalara. NY Times’ın hesaplamasına göre 10 milyar dolardan fazla bir para. Ve bunun çok büyük bölümü birkaç milyarderden. Sadece Texas senatörlük seçimine akan para yarım milyar doları geçmiş durumda. Bu paranın büyük bölümünü tek başına Elon Musk harcıyor. Musk için trajik olanı ise Cumhuriyetçilerin kalesi olarak görülen eyaleti, hem de bu astronomik para desteğine rağmen kaybetmeye çok yakın olması. Milyarderlerin yüzde 90 oranında Cumhuriyetçi adaylara para akıtması, Demokrat adayların ise çoğunlukla halktan geleneksel bağış yöntemiyle para toplaması seçimi çoğu eyalette Demokrat aday ile milyarderler arasında bir seçime dönüştürüyor. Musk eyalette yüz milyonlarca dolar harcayarak nerdeyse tek başına Texas’ı Cumhuriyetçilerde tutmaya çabalıyor. Demokratların Texas senatör adayı James Talarico, “tek bir adam Texas’ın senato koltuğunu satın almaya çalışıyor” diyerek Musk’ı eleştiriyor. Cumhuriyetçilerin topladığı paranın büyük bölümü milyarderlerin kurduğu Super PAC’lardan geliyor. Bir grup zenginin politikayı kendi çıkarları için pervasızca satın almaları Amerikan demokrasisi için alarm verici. Barack Obama başkan seçildiğinde milyarderlerin harcadığı para toplam 16 milyon dolardı. 2024’te Trump seçildiğinde harcadıkları para ise 2,6 milyar dolardı. Bu muazzam paraya rağmen, Cumhuriyetçilerin kendi kaleleri olan eyaletlerde bile kaybedebilir duruma gelmiş olmaları ise ilginç. Düşün, 31 milyon nüfuslu Texas’ta Cumhuriyetçi Partinin senatör adayının eyalet sakinlerinden topladığı para, 1 milyon nüfuslu New Hampshire’daki senatör adayının kendi eyalet sakinlerinden topladığı paradan bile daha az. Halktan, hatta Cumhuriyetçi tabandan bile destek bulamıyorlar. Ama Cumhuriyetçi Parti seçime, Demokratların birkaç katı parayla gidebiliyor. 3 Kasım seçiminin, 2012’de Yüksek Mahkeme’nin izin vermesinden beri paranın seçimler üzerinde kurduğu hegemonyaya karşı halk isyanında bir dönüm noktası olacağı görülüyor.
Biraz da seçim gecesi ve sonrasını konuşmak istiyorum. Öncelikle, hile dendiğinde herkesin aklına gelen ilk şey oy sayımında hile yapılması. ABD seçimlerinde, sandıkta veya oy sayımında hile yapmak mümkün mü?
Hayır.ABD, bir partinin, ülke çapında, eyalet çapında veya Kongre seçim bölgesi çapında, sonuçları etkileyecek bir sayım hilesi yapmasının imkânsıza yakın olduğu bir ülke. Bunun en önemli nedeni federal idare yapısı. ABD’de sandık sonuçlarını sayan seçimi yöneten merkezi bir ulusal seçim kurulu yok. Her eyaletin kendi seçim yasaları var ama eyaletlerin de oyları toplayıp sayan merkez seçim kurulu yok. Oy pusulalarının dağıtımı, sayımları ve muhafazası her belediye veya county’de yerel memurlar, her iki partinin müşahitleri gözetiminde ve halka açık yapılıyor. Ülke içinde her birkaç kilometrede bir erken oy, posta yoluyla oy, seçim takvimi vs kuralları değişiyor. Muazzam derecede fragmente bir seçim yönetimi var. Sayım ve onay da aynı ölçüde yerel ölçekte yapılıyor ve şeffaf. Geçenlerde bir haberde sadece Wisconsin eyaletinde oyları sayacak ve seçim sonuçlarını onaylayacak 1900’den fazla belediye veya county makamı olduğunu okumuştum. Bu son derece karmaşık federal sistemde, delil bırakmadan organize bir hile mümkün değil.
Vatandaş olmayanların oy kullanması mümkün mü?
Yasal olarak değil ama bir şekilde seçmen listesine adı girmişse mümkün. Çünkü ABD’de ulusal kimlik kartı uygulaması yok. Her eyaletin kendi kimlik kartı var ama bu kartlarda vatandaşlık statüsü yer almıyor. Ama seçmen kayıtları, yine yerel ölçekli olduğu için her iki partinin yerel örgütleri tarafından kolayca incelenip, vatandaş olmayan birinin oy kullanıp kullanmadığı tespit edilebiliyor. Oy kullanmanın vatandaş olmayana hiçbir kişisel getirisi yok. Aksine başını ciddi şekilde yargısal belaya sokma riski yüksek. Genelde oy kullandığı tespit edilen vatandaş olmayanlar, ‘green card’ aldığı sırada, yanlışlıkla seçmen kutusunu da işaretlediği için kendisine seçmen pusulası gönderilmiş bilgisiz göçmenler oluyor. Çok nadiren de bir başka yakını adına oy kullanan oluyor. Bu hatalı veya kasti vakalar sandık sonuçlarını etkileyemeyecek kadar bireysel, dağınık ve seyrek. Bugüne kadar tek bir sandıkta bile sonuç değiştirecek sayıda olmadı.
Trump her fırsatta göçmenler oy kullanıyor diye yakınıyor. Nasıl bir temeli var bu iddianın?
Trump’ın çoğu iddiası gibi bir temeli yok. Devletin bütün kurumları, belgeleri, araştırma imkanları ellerinde olduğu halde yanlışlıkla kullanılmış ve sandık sonucuna hiçbir etkisi olmayan bireysel birkaç oy dışında sonuca etki etmiş tek bir delil bile gösterebilmiş değiller. Bu varlığı da yokluğu da basit bir araştırmayla çok kolay belgelendirilebilir bir iddia olmasına rağmen. Bunlar, kaybedecekleri seçimi itibarsızlaştırmaya dönük bir stratejiden başka bir şey değil. Salı günkü Kongre seçimini de kaybedeceklerini gördükçe benzeri iddiaları hem de resmi kanallardan gündemde tutmaya çabalıyorlar. Örneğin, Eylül ayında Trump’ın İç Güvenlik Bakanlığı, geçtiğimiz haftalarda Nevada’da 15 bin göçmen seçmen kaydı yaptırdı diye manipülatif bir açıklama yaptı. Nevada eyaleti hemen bakanlıktan bu sahte seçmenlerin isim listesini istedi. Bakanlık önce eyaletin bu taleplerini duymazdan geldi. Ama Nevadalı Cumhuriyetçiler de bastırınca nihayetinde sadece 185 isimlik bir liste yayımladı. Ancak Nevada eyalet yetkilileri, bu 185 kişinin tamamının da ABD vatandaşı olduğunun belgelerini açıkladı. Herhangi bir kimlik kartı olmayan kaçak göçmenlerin ise her partinin, basının, yargının denetimine açık seçmen listelerine girmesine imkân yok.
Peki, oylarda ve sayımda hile olmayacaksa Trump yönetimi sonuçlara nerede müdahale edebilir?
Şimdi, ABD’de seçim yapılması, oy kullanımı ve sayımı ne kadar dağınık ve yerel bir süreçse, sonuçların onaylanması da aynı derecede yerel ve dağınık bir süreç. ‘Canvassing’ deniyor bu sürece. Bu onay süreci 2020 seçimine kadar kimsenin farkında bile olmadığı bir resmi formaliteden ibaretti. Ancak, Trump 2020 başkanlık seçiminin resmiyet kazanmasını fiili zorbalıkla engellemeye kalktıktan sonra artık sonuçların onaylanması süreçleri de sandık sayımı süreci kadar takip edilir bir sürece dönüştü. Trump yönetiminin, beğenmediği sonuçların resmiyet kazanması sürecini inkıtaya uğratmaya yeltenebileceğine dair işaretler var. Bunu pervasızca açıktan da yapabilir. Örneğin, doğrudan FBI, sonuçlarını beğenmediği yerlerin oy sayım merkezlerine, hile yapıldı iddiasıyla baskın yapıp, sayımı ve onaylama sürecini durdurabilir. Oy makinalarına ve seçim materyaline el koyabilir. Trump’ın bir süredir Somalili sakinlerini hedef aldığı ve takıntı haline getirdiği Minnesota eyaleti gibi yerlerde, bunu yapma olasılığı var. Ve elbette Alaska gibi bazı eyaletlerde ise mahkeme süreciyle sonuçların onaylanmasını durdurabilirler. Özellikle, posta yoluyla kullanılan oyların sayımı durdurulabilir. Nitekim daha şimdiden Adalet Bakanlığı, Washington eyaletinden, vatandaş olmayan 400 kadar kişinin oy kullandığı iddiasıyla, posta yoluyla kullanılmış oyları sayım işlemini başlatmaması isteğinde bulundu. Eyalette posta yoluyla kullanılan oy sayısı, eyaletin resmi sayfasına göre daha şimdiden 1,5 milyonu geçmiş durumda. 400 illegal oy iddiasıyla milyonlarca oyun sonuç sayımına girmesi gecikecek ve sandıkta bizzat kullanılmış oylardan dolayı belki kazanamayacak adaylar önde gözükecek. Kafalar karışacak. Ya da sayım veya sertifikalandırmayı doğrudan müdahale ile kesintiye uğratmak yerine, Türkçe siyasi literatüre yerleşmiş o ünlü deyimle ‘trafoya kedi girdi’ türünden bir bahaneyle de yapabilirler.
Ne tür bir ‘kedi’den bahsediyorsun?
Örneğin bu kedi, oy sayım veya onay makamlarına bir siber saldırı olabilir. Sertifikalandırma sürecini kesintiye uğratacak bir siber saldırı. Bunu akıllara düşüren ise şu: Trump yönetimi, yerel makamlara seçim sandığı için siber güvenlik desteği sağlayan federal kurumda büyük bir tasfiye yaptı. Kurum, uzmanlarının büyük bölümünü işten kovdu. Kurumun başkanlığına ise 2020 seçimini Trump’ın kazandığını savunan biri atandı. Sadık Trumpçılardan oluşan kurum yönetimi, seçim güvenliği işlemlerinin bazısını askıya aldı. Bu da demokrasi ve seçim adaleti gözlemci örgütlerini endişelendiren bir durum.
Herhangi bir eyaletin herhangi bir Kongre bölgesinde oy kullandık diyelim. Sandıklar kapandı. Ondan sonraki süreci özetleyebilir misin?
Öncelikle her county veya belediye oy sayımını tamamlandıktan sonra sonuçları sertifika ile resmi hale getiriyor ve bağlı olduğu eyaletin nihai yetkili inceleme ve onay makamına gönderiyor. Bazı eyaletlerde bu makam Eyaletin Genel Sekreteri. Bazılarında seçim onay kurulu var. Bazı eyaletlerde ise eyaletin valisi sonuçları onaylamaya yetkili makam. Bu eyalet makamları, county ve belediye ölçeğinde yapılmış sayımların ve onayların prosedüre uygun yapıldığını inceledikten sonra sertifika ile resmileştirip milletvekili seçim sertifikalarını eyaletin resmî sonuçları olarak ABD Temsilciler Meclisi Katibine ve Senato seçim sonuçlarını da Senato Başkanına (ABD Başkan Yardımcısı) gönderiyor. Pennsylvania dışında bütün eyaletlerde bu işlemlerin tamamlanması için mecburi süre var. Örneğin en kısa takvime sahip Delaware eyaletinde sonuçların iki gün içinde onaylanması gerek. En uzun süreye sahip New York ve California’da ise bu süre 6 hafta. Şimdi burada karşılaşabileceğimiz ilk kriz, ilk yerel makamların yani belediye ve ‘county’ yönetimlerinin seçim sonuçlarını onaylamaması. Yani Trumpçı bir yerel idare, kaybettiği bir seçimi, tıpkı Trump’ın 2020’de yaptığı gibi hiçbir delil göstermeden hile var diyerek onaylamayı reddederse ne olur? Dahası, sayımı yapan yerel belediye ve county bir adaya ‘hile var’ diyerek mazbata vermezken, eyaletin yetkili makamı seçimi geçerli görüp mazbata verirse ne olur? Ya da tam tersi olduğunda…
Yasal olarak öngörülen aralık ayı ortasına kadar mazbatası verilmeyen veya böylesi çift mazbatalı milletvekili veya senatör seçimleri olursa ne olacak?
İşte en uçuk senaryonun gündeme geldiği nokta bu. Anayasaya göre milletvekili seçimi ile ilgili sonuç uzlaşmazlıklarında nihai karar verecek organ Temsilciler Meclisi, senatör seçimleri ilgili uzlaşmazlıklara cevap verecek makam da Senato. Senato, mütemadi bir organ. Yani, her iki yılda bir Kongre seçiminde sadece üçte biri seçime gidiyor. Geri kalan üçte iki göreve devam ediyor. Yani Aralık ortasından sonra da bir sorun varsa görüşebilecek bir senato heyeti hala mevcut. Ama Temsilciler Meclisi öyle değil. Halen görevdeki 119’uncu Meclis 18 Aralık günü oturumlarını tamamlayarak dönemi kapatacak. 3 Kasım seçiminde üyeleri belli olacak 120’nci Meclis ise 3 Ocak 2027 günü toplanacak. Yani 18 Aralık’tan 3 Ocak gününe kadar yaklaşık iki hafta, tartışmalı seçim sonuçları konusunda karar verici bir Meclis olmayacak.
Meclis yoksa, bu iki haftada Meclis’i kim temsil ediyor?
Meclis Kâtibi. Burası çok ilginç. Eğer iş henüz çok fazla gözlemcinin paylaşmadığı bir endişedeki gibi o raddeye varırsa, bütün dünya ve Amerikalıların çoğu basit bir Meclis memurunun adını konuşacak. Temsilciler Meclisi Katibinin…
Temsilciler Meclisinin mevcut olmadığı o 10 günde Meclis Kâtibi, 120’nci Kongre üyelerinin listesini hazırlamaya yetkili isim.
Endişe edilen şey ne?
Kâtip, eyaletin yetkili makamının seçimi kazanmış dediği kişi yerine örneğin Trump’ın kazandığını iddia ettiği milletvekilinin adını yazarsa endişesi. Bu çok sık görülen bir durum değil ama 19’uncu yüzyılda örnekleri var. 1839 yılında New Jersey’de kongre seçiminde Whig Partili yerel otorite seçimde Demokratlar için illegal oy kullanıldı diyerek 6 milletvekilinden beşinin mazbatasını Whig Parti adaylarına verdi. Whig Partili Vali de buna destek verdi. Ancak, Demokrat Partili eyalet sekreteri ise Demokrat adaylara mazbata verdi. New Jersey yasalarına göre nihai karar valiye ait. Yani ABD Meclis katibinin valinin onayladığı isimleri listeye yazması lazım. Ancak amansız bir Demokrat olan dönemin ABD Meclis kâtibi buna rağmen, New Jersey’den gelen resmi evrakı görmezden gelip Meclis milletvekili listesine Demokratların adını yazıyor. Çeyrek yüzyıldır Amerikan politikası takip ediyorum, düzinelerce seçim izledim ilk defa bu seçimde bu katiplik makamının varlığını öğrendim. Günümüzdeki ABD Meclis kâtibinin adı Kevin McCumber. Illinois eyaletinde şeriflik yapmış. Cumhuriyetçi Partili ama her iki partinin de güvendiği saygın bir isim. 2021 yılında Cumhuriyetçi Partili Meclis Başkanı Kevin McCarthy tarafından bu göreve atanmış, 2024 yılında Demokratlar meclisi kazanıp da Nancy Pelosi Meclis başkanı olduğunda görevine devam etmiş. Yani yetki suistimali yapacak bir isim olmadığında her iki parti de müttefik. Ancak, Trump’ın emrinden çıkma cesareti olmayan mevcut Meclis Başkanı Mike Johnson’un, Meclisin kapanmasından bir gün önce 17 Aralık’ta bu mevcut güvenilir kâtibi görevinden alıp, bir MAGA fedaisini kâtip olarak atayabileceği konuşuluyor. Ve bu yeni kâtip de yasal yetkisini farklı yorumlayarak, seçimi resmen kazanmış bazı adaylar yerine, Trumpçıların seçimi kazandığını iddia ettiği isimleri Kongre üyeleri listesine yazabilir. Bu tam bir siyasi kıyamet senaryosu. Aylarca sürecek mahkeme savaşı boyunca 120. Temsilciler Meclisi oluşamayacak veya tartışmalı bir yapıya sahip olacak.
Yani, ABD 6 Ocak’tan 6 yıl sonra 3 Ocak 2027 günü Kongre binasında sadece yeni bir seçim dramı ile değil Amerikan tarihinin en büyük anayasal krizlerinden biriyle de yüz yüze kalabilir. Kâtibi kullanarak yeni milletvekili listesi yapmanın darbe yapmaktan farkı yok. Ama bu çok çılgınca senaryo bile artık konuşulabilir hale gelmiş durumda.
Sen bunu ne kadar olası görüyorsun?
Trump’ın dizginsizliğine rağmen ben bu 3 Ocak senaryosuna hala çok ihtimal vermiyorum. En azından şimdilik. Çok örgütlü, güçlü bir sivil toplum organizasyonu da var sandıkları, sonuçları korumaya dönük. Biraz da bu çılgın senaryoların olasılığını azaltıp artıracak şey, oy sayımından itibaren sivil toplumun, medyanın, her iki partiden adayların anayasaya bağlılığının ve duyarlılığının derecesi olacak. Bazı küçük yerlerdeki fiili müdahaleler yeterli tepki görmezse bunun Trump’ı bu türden çok daha çılgınca senaryolara cesaretlendireceği açık. Bu çılgın senaryoyu hala uzak bir olasılık görmekle beraber başka karışıklıkları daha yüksek olasılık olarak görüyorum.
Ne tür karışıklık mesela?
Yüzde 1’den oyla belirlenmiş sonuçlarda yeniden sayımdan mahkemelere kadar uzanacak bir dizi kriz çok olası. Alaska senato seçiminin, Cumhuriyetçi aday kaybederse krize dönüşeceği kesin. Çünkü orada Cumhuriyetçi aday ile aynı isimde bir aday daha var. Ve bu ikinci şahsın sırf isim benzerliği nedeniyle Demokratlarca adaylığa teşvik edildiği iddiaları var. Alaska’da senatör seçimi eyalet çapında en fazla oyu alan kazanır şeklinde değil. Tercihli oy yöntemi uygulanıyor. Cumhuriyetçiler, birçok seçmenin ilk tercihlerini yazarken aynı isimdeki iki kişiyi karıştırabileceğini savunuyor. Amerikan Adalet Bakanlığı, benzeri daha önce görülmemiş şekilde, Alaska’da sonuçların eğer Cumhuriyetçi aday kazanmazsa, onaylanmasının durdurulması için yargısal süreç başlattı. Sadece Cumhuriyetçi aday kazanırsa bu süreçten geri adım atılacağı belirtilerek. Seçime 10 gün kala Adalet Bakanlığının seçime bu şekilde müdahil olması düşünülemez bir şeydi ama olduğuna tanık oluyoruz.
Texas’ta Demokratların ilk kez eyalet çapında bir seçim kazanması hem Cumhuriyetçiler hem de Elon Musk için çok büyük bir darbe olacak. Eğer Demokratlar Texas’ı yüzde 1-2’den az bir oyla kazanırsa, Musk’ın ortalığı çok bulandıracağı kesin. Michigan’da Demokratların senatör adayı olan Abdul El Sayed’in de çok az farkla kazanması, sonucun resmileşmesini geciktirme veya engelleme yönünde güçlü bir çaba doğuracaktır. Trump yönetiminin El Sayed’e karşı hamlelerinde diğer eyaletlerde olduğundan daha pervasız davranacağı açık. Maine, Minnesota, Kansas, Iowa, Ohio senato seçimleri, Ohio, Michigan, Georgia, Wisconsin gibi 2028 başkanlık seçiminde kritik rol oynayacak eyaletlerdeki valilik seçimleri de drama potansiyeli çok yüksek yerler. Muhalefetin az farkla kazandığı her yerin, devlet gücünün siyasi müdahalesine ve yargısal çekişmeye sahne olma potansiyeli var. Demokratik erozyonun geldiği noktada seçimi kazanmak yeterli değil artık, sonucu korumak ve yetki transferini sağlamak da neredeyse seçim mücadelesi kadar büyük bir mücadele gerektiriyor. Yani seçim 3 Kasım gecesi sona ermeyecek. Daha haftalarca sürecek gibi görünüyor.








