ESKİŞEHİR (Medyascope) – Eskişehir’de nerede ne yenir? Yemek Arası bu hafta Eskişehir sokaklarında! Şehrin meşhur lezzetlerini keşfetmek için tarif defterimi bir kenara bırakıp mikrofonumu aldım ve beş farklı durağa uğradım. Papağan Çiğbörek’ten Karakedi Bozacısı’na uzanan rotamda hem yöresel tatları denedim hem de köklü işletmelerin hikâyelerini dinledim. Yemek Arası’nın ilk sokak videosu olan bu yolculukta, Eskişehir’in lezzet duraklarını birlikte keşfediyoruz.
Bu yıl ilk kez düzenlenen Uluslararası Eskişehir Yunus Emre Edebiyat Şenliği için iki gün Eskişehir’deydim. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, dört gün boyunca edebiyatı, müziği ve sanatı farklı başlıklar altında bir araya getirdi. Ali Lidar’dan Ayfer Tunç’a, Can Bonomo’dan Tuna Kiremitçi’ye uzanan etkinliklerde yazarlar, şairler ve sanatçılar okurlarla buluştu. Ben de şenliğin üçüncü ve son gününde söyleşilere katıldım, çocuklarla hayal gücünün peşine düştüm. Edebiyatın neşesine ortak olduğum, Eskişehir sokaklarında yeni hikâyeler biriktirdiğim bu iki günü ayrıca anlattım.
Ama tabii, Eskişehir’e kadar gitmişken Yemek Arası okurlarını da bu yolculuğa çıkarmadan olmazdı! Ben de sokaklara çıktım ve Eskişehir’de nerede ne yenir, nerede keyifli vakit geçirilir diye şehri keşfe koyuldum. Rotamı hazırladım ve sizi de yanıma aldım.

Eskişehir’de beş durak, beş hikâye
Aslında bu benim için bambaşka bir deneyimdi. Aşçılık eğitimi almış ve yıllarca mutfakta çalışmış biri olarak şunu söyleyebilirim: Farklı şehirleri gezmek, o şehrin kendine özgü lezzetlerini yerinde tatmak, üreticilerle tanışmak ve yemeklerin hikâyelerini öğrenmek benim için çok kıymetli. Tatile gittiğim şehirlerde yerel lezzetlerin peşine düşer, üreticilerle uzun uzun sohbet ederdim. Yemek Arası’na başladığımdan beri de kendi kendime, “Bunu neden burada da yapmayayım?” diye sorup duruyordum.
Sonunda kendimi biraz cesaretlendirdim ve işe koyuldum. Eskişehir’e gitme fırsatım doğunca da oturup bir rota çizdim, nerelere uğrayacağımı planladım ve mikrafonumu alıp yola çıktım.
- Papağan Çiğbörek
İlk durağım Papağan Çiğbörek oldu. Gitmeden önce ne olur ne olmaz diyerek şubeyi aradım ve çekim yapmak istediğimi söyledim. Bu tür ziyaretlere oldukça alışık olacaklar ki hemen çekim için onay verdiler.
Şubeye vardığımda Hakan Şef’le tanıştım. Kendisi 20 yılı aşkın süredir burada çalışıyormuş. Önce Papağan Çiğbörek’in hikâyesini konuştuk. 1975 yılında Mustafa İbek tarafından kurulan mekânın ismi de papağanın uzun ömürlü bir kuş olmasından geliyormuş.
Sonra sizler için Hakan Şef’le birlikte mutfağa girdim ve çibörek yapımını öğrendim. Hamurundan iç harcına, pişirme tekniğinden püf noktalarına kadar çiböreğin inceliklerini konuştuk. Bir de çiböreğin olmazsa olmazlarını öğrendim.
Hakan Şef’ten öğrendiklerimi ve çibörek yaparken dikkat etmeniz gereken püf noktalarını bu haftaki tarifimin altında sizler için bir araya getirdim.
- Karakedi Bozacısı
Sonraki durağım Karakedi Bozacısı oldu. Papağan Çiğbörek’in hemen karşısında olması, çibörekten sonra boza içmek isteyenler için de güzel bir fırsat sunuyor. Gitmeden önce burayı da arayıp çekim için izin istemiştim.
Sağ olsunlar, beni kırmadılar. Satıcılardan Rıdvan Bey, bardakları boza ile doldururken sorularımı yanıtladı. Bozayı mısırdan yaptıklarını anlatırken, 30 yıl önceki tariflerini gelecek yıllarda da hiç değiştirmeden kullanmaya devam edeceklerini söyledi.
Karakedi Bozacısı’nın hikâyesi 1925’e, Hacı Tahir Ürersoy’un Eskişehir’de helvacı olarak faaliyete başlamasıyla uzanıyormuş. Bugün dördüncü kuşağın temsilcileriyle yoluna devam eden Karakedi Bozacısı, kış mevsimiyle sınırlı kalmıyormuş. Yıl boyunca üretim yaparken yaz aylarında doğal limonata ve dondurmasıyla da müşterilerini ağırlıyor.
- Kurabiyeci Volkan
Bozamı elime alıp Eskişehir sokaklarını geze geze Kurabiyeci Volkan’a doğru yola koyuldum. Öncesinde arayıp çekim izni almadığım için nasıl karşılanacağımı açıkçası bilmiyordum. Yine de şansımı denemeye karar vermiş, ikinci kuşak temsilciyle tanışma umuduyla sorularımı çoktan hazırlamıştım.
Şans bu kez yüzüme güldü! Dükkâna vardığımda ikinci kuşak temsilci İskender Bey de oradaydı. Kendisine Yemek Arası için geldiğimi anlattığımda tüm samimiyetiyle sorularımı yanıtladı.
Sohbetimizde, babasının keşfi olan çifte kavrulmuş un kurabiyesinin hikâyesine değindik.
İskender Bey, yıllar içinde değişen pek çok şeye rağmen lezzeti korumanın önemini vurguladı. Bunun sırrıysa reçeteye harfiyen uymak ve her seferinde aynı standardı yakalamak olduğunu söyledi.
Google yorumlarını da yakından takip ettiğini anlatan İskender Bey, 4,7 puanla kurabiye alanında Türkiye’nin öne çıkan işletmelerinden biri olduklarının altını çizdi.
- Balkan Met Helvacısı
Eskişehir’in meşhur met helvasını tatmak için Balkan Helvacısı’na da uğradım. Burası, met helvasının geleneksel üretimini sürdüren köklü işletmelerden biri. Dükkâna girdiğimde satıcılarla ayaküstü sohbet etme fırsatım oldu. Bana Balkan Met Helvası’nın geçmişinden bahsettiler, ben de bu meşhur lezzeti deneme fırsatı buldum.
Çekim planladığım gibi ilerlemese de met helvasının hikâyesine dair birkaç şey öğrenerek dükkândan ayrıldım.
- Mazlumlar Muhallebicisi
Son durağım, Haller Gençlik Merkezi’nin içindeki Mazlumlar Muhallebicisi oldu. Aslında burası başlangıçta rotamda yoktu. Ancak iki gün boyunca Haller’deki etkinlikleri takip ederken dükkânın önündeki müşteri trafiği dikkatimi çekti. Ben de bu yoğunluğun ardında nasıl bir hikâye olduğunu merak ettim.
Google’da ufak bir araştırma yapıp sorularımı hazırladım ve etkinlik arasını fırsat bilerek dükkânın yolunu tuttum. Şans yine benden yanaydı. Mazlumlar Muhallebicisi’nin üçüncü kuşak temsilcisi Yarkın Oktaş oradaydı. Kendisiyle Eskişehir’de yıllar içinde değişen tatlı kültürünü ve Mazlumlar’ı diğer muhallebicilerden ayıran en önemli özellikleri üzerine konuştuk.
Daha anlatacak çok hikâyem var
Ortaya çıkan videoyu izleyince elbette eksiklerimi fark ettim. Ama kendime yolun daha başında olduğumu hatırlatıyorum. Her yeni deneyimde biraz daha öğreneceğimi, zamanla daha iyisini yapacağımı biliyorum. Şimdilik kendime hata yapma ve deneme alanı açıyorum.
Çünkü Yemek Arası benim için yalnızca tariflerden, mutfaktan ve tabaklardan ibaret değil. Yemeklerin peşinden giderek şehirleri tanımak, insanlarla tanışmak ve her lezzetin ardındaki hikâyeyi keşfetmek de bu yolculuğun bir parçası.
Eskişehir benim için bu anlamda güzel bir başlangıç oldu. Bakalım bir sonraki durakta hangi lezzetlerin, hangi hikâyelerin peşine düşeceğiz?







