İSTANBUL (Medyascope) – İsrail’de seçim bitti, Binyamin Netanyahu’nun aşırı sağcı koalisyonu meclis çoğunluğunu kaybetti ancak muhalefet de hükümeti kurabilecek sandalye sayısına ulaşamadı. Peki Netanyahu’nun çoğunluğu kaybetmesi İsrail’de aşırı sağın gerilediği anlamına mı geliyor? İsrail uzmanı Doç. Dr. Ferit Belder, Arap seçmenlerin sandığa yoğun katılımını, dört olası hükümet senaryosunu ve Netanyahu ile Gadi Eisenkot arasındaki farkları değerlendirdi.
İsrail’de seçim bitti, hükümeti kimin kuracağı belirsizliğini koruyor. Netanyahu’nun liderliğindeki Likud en büyük parti olmayı başarsa da aşırı sağcı koalisyon ortaklarıyla birlikte parlamentoda çoğunluğu sağlayamadı. Gadi Eisenkot’un öne çıktığı muhalefet cephesi de hükümeti kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamadı. Seçimlere yüksek katılım gösteren Arap seçmenler ise İsrail siyasetindeki dengeleri değiştiren en önemli aktörlerden biri oldu.
Peki sandıktan çıkan tabloyu nasıl okumak gerekiyor? Netanyahu’nun meclis çoğunluğunu kaybetmesi aşırı sağın yenilgisi mi, yoksa İsrail siyasetindeki sağa kayış devam mı ediyor? Olası bir iktidar değişikliği Gazze, Batı Şeria ve Filistinlilerin geleceği açısından ne anlama geliyor? İsrail’de ulusal birlik hükümeti kurulabilir mi?
İsrail siyaseti üzerine çalışmaları bulunan Marmara Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ferit Belder ile seçim sonuçlarını, koalisyon ihtimallerini, Arap partilerinin yükselişini ve Türkiye-İsrail ilişkilerinin geleceğini konuştuk.
Belder’e göre seçim sonuçlarını yalnızca Netanyahu’nun kaybettiği çoğunluk üzerinden değerlendirmek yanıltıcı olabilir. Çünkü aşırı sağcı partilerin seçim performansı ile İsrail siyasetinin genelindeki güvenlikçi ve milliyetçi yönelim aynı şey değil.
İsrail’de seçim bitti: Aşırı sağ gerçekten geriledi mi?
Seçim sonuçlarını Netanyahu hükümetinin aşırı sağcı ortakları Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich’in politikalarından bağımsız değerlendirmenin mümkün olmadığını belirten Belder, bu iki ismin özellikle İsrail vatandaşı Arapları hedef alan söylemlerinin seçimlere katılımı etkilediğini söyledi.
Smotrich’in Batı Şeria’daki yerleşim politikalarını İsrail sınırları içindeki Arap nüfusun yoğun olduğu Necef ve Celile bölgelerine de taşımayı vaat ettiğini anlatan Belder, Ben-Gvir’in de ev yıkımları ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik politikalarıyla Arap toplumunda büyük tepki yarattığını belirtti.
Belder’e göre aşırı sağın bu söylemleri, Arap seçmenlerin seçimleri siyasi tercihlerinin ötesinde bir varlık-yokluk meselesi olarak görmesine neden oldu.
“Gazze’deki, Batı Şeria’daki Filistinlilerle İsrail içerisindeki Arapları bir araya koyan, Arap karşıtı bir söylem, Arapların bu seçimleri bir varlık-yokluk mücadelesi olarak görmelerine sebep olmuştu.”
Peki Netanyahu’nun çoğunluğu kaybetmesi, bu politikaların seçmen tarafından reddedildiği anlamına mı geliyor?
Belder, aşırı sağcı partilerin oylarını yaklaşık 100 bin artırdığına dikkat çekti. Üstelik aşırı sağcı çizgideki başka bir partinin seçim barajının altında kalması nedeniyle bu siyasi eğilimin parlamentodaki sandalye sayısından daha güçlü olduğunu belirtti.
“Aşırı sağın gücünün arttığını söyleyebiliriz ama 7 Ekim sonrası militarist söylemin güçlenmesi ve güvenlikçi ajandanın bütün siyasi partileri etkilediği bir atmosferde oylarında dramatik bir yükseliş olmadığını da söyleyebiliriz.”
Belder, yalnızca sandıktan çıkan sonuçlara bakarak aşırı sağın ne kadar güçlendiğini veya gerilediğini ölçmenin mümkün olmadığını vurguladı.
Üstelik Netanyahu karşıtı muhalefetin önemli bir bölümünün de güvenlik politikalarında sert bir çizgiyi benimsediğine dikkat çekti. Gadi Eisenkot ve Naftali Bennett’in seçim kampanyalarında Hamas’a yönelik politikalarını öne çıkardığını, Netanyahu’yu Hamas’ın güçlenmesine imkân sağlamakla suçladıklarını anlattı.
Belder’e göre muhalefetin Netanyahu’ya yönelttiği eleştiriler, Filistinlilere yönelik daha kapsayıcı veya hak temelli bir siyasetin benimsendiği anlamına gelmiyor.
Arap seçmenler dengeleri nasıl değiştirdi?
İsrail seçimlerinin en dikkat çekici sonuçlarından biri, Arap seçmenlerin yüksek katılımı ve Arap partilerinin parlamentodaki temsilinin güçlenmesi oldu.
Belder, aşırı sağcı hükümetin son yıllarda İsrail vatandaşı Araplara yönelik izlediği politikaların bu katılımda belirleyici olduğunu söyledi. Ancak Arap partilerinin tek bir siyasi blok olarak değerlendirilmemesi gerektiğini de vurguladı.
İsrail’deki Arap siyasetinin iki temel aktörü olan Mansur Abbas liderliğindeki Ra’am Partisi ile Hadaş, Balad ve Ta’al partilerinden oluşan Müşterek Liste’nin farklı siyasi stratejiler izlediğini anlattı.
Belder’e göre Müşterek Liste, Gazze’deki gelişmeleri, Batı Şeria’daki yerleşimci şiddetini ve Filistinlilerin karşı karşıya kaldığı baskıları siyasetinin merkezine yerleştiriyor. Ra’am ise İsrail vatandaşı Arapların gündelik yaşam koşullarını iyileştirmek amacıyla hükümetlerin parçası olmayı önceliyor.
Ra’am’ın Arap yerleşimlerine daha fazla kamu kaynağı aktarılması, organize suçla mücadele ve yerel sorunların çözümü için koalisyon ortaklıklarını bir araç olarak gördüğünü belirten Belder, bu yaklaşımın 2021’deki hükümet deneyimine dayandığını söyledi.
Ra’am’ın seçimlerde sekiz sandalye kazanmasına rağmen beklediği siyasi sonuca ulaşamadığını anlatan Belder, muhalefetin zayıf performansının Arap partilerinin pazarlık gücünü sınırladığını belirtti.
“Ra’am Partisi üzerine düşeni yaptı. Sekiz milletvekili kazandı. Zaten kampanya sürecinde hep aynı şeyi söyledi: Sekiz verin bize, bir daha Ben-Gvir yok, bir daha Smotrich yok. Ama hesaplayamadığı şey muhalefetin bu kadar düşük kalması.”
Belder’e göre Eisenkot’un hükümet kurabilmesi için yalnızca Ra’am’ın değil, Müşterek Liste’nin de en azından dışarıdan desteğine ihtiyaç duyuluyor.
Müşterek Liste’nin Netanyahu’yu iktidardan uzaklaştırmak için desteğe hazır olduğunu açıklamasına rağmen, böyle bir koalisyonun uzun süre ayakta kalmasının güç olabileceğini değerlendirdi.
İsrail’de ulusal birlik hükümeti kurulabilir mi?
Söyleşide seçimlerin ardından İsrail’i nasıl bir hükümetin beklediğini de sorduk. Netanyahu’nun karşı bloktan destek alması, Eisenkot’un Arap partileriyle anlaşması, bir birlik hükümeti kurulması veya yeniden seçime gidilmesi ihtimallerini Belder ile değerlendirdik.
Belder’e göre seçimlerden önce en güçlü ihtimal, Eisenkot’un daha büyük bir muhalefet bloğuna liderlik etmesi ve Ra’am’ın desteğiyle hükümet kurmasıydı. Ancak sandıktan çıkan sonuçlar bu seçeneği zorlaştırdı.
Buna karşılık Donald Trump’ın etkisiyle kurulabilecek bir birlik hükümeti seçeneği daha fazla konuşulmaya başlandı.
Belder, Trump’ın Ben-Gvir ve Smotrich gibi aşırı sağcı siyasetçilerden rahatsız olduğunu, bu isimlerin politikalarının ABD’de İsrail’e yönelik tepkileri artırdığını belirtti. İsrail Cumhurbaşkanı İshak Herzog’un da Netanyahu ile ana akım sağ partilerin bir araya geldiği bir hükümete sıcak baktığını söyledi.
Ancak böyle bir formülün önünde iki önemli engel bulunuyor.
İlki Netanyahu’nun başbakanlığı paylaşmak istememesi. İkincisi ise seçmenlerinin önemli bir bölümü Netanyahu’ya kesin biçimde karşı çıkan Eisenkot’un onunla aynı hükümette yer almasının siyasi maliyeti.
Belder, 2020’de Benny Gantz’ın Netanyahu ile kurduğu koalisyonun ardından yaşadığı siyasi güç kaybını hatırlattı. Eisenkot’un da benzer bir adım atması halinde kendi seçmenini ikna etmekte zorlanacağını söyledi.
Bununla birlikte bölgesel gelişmelerin koalisyon pazarlıklarının seyrini değiştirebileceğine dikkat çekti.
İran’a yeni bir saldırı Netanyahu’yu kurtarabilir mi?
Belder’e göre İran’a yönelik yeni bir askeri saldırı, İsrail’deki siyasi aktörleri farklı tercihler yapmaya zorlayabilir.
Netanyahu’nun seçim kampanyası boyunca İran tehdidini gündemde tuttuğunu, ancak muhalefetin bunu kendi siyasi geleceği için kullandığını savunduğunu anlatan Belder, hükümet kurma sürecinde aynı meselenin farklı bir ağırlık kazanabileceğini belirtti.
“Eğer İran’a karşı yeni bir saldırı başlarsa içeride bir baskı oluşabilir. Dolayısıyla Eisenkot’a bir köprü vazifesi görebilir bu tarz şeyler.”
Belder, 2020’de Gantz’ın pandemi koşullarını gerekçe göstererek Netanyahu ile hükümet kurmasını örnek verdi. Benzer biçimde yeni bir savaşın da Eisenkot’un Netanyahu ile ortaklığa yönelik tutumunu değiştirebileceğini söyledi.
Koalisyon görüşmelerinde partiler arası geçişlerin de tamamen dışlanamayacağını belirten Belder, İsrail siyasetinde seçim kampanyası sırasında verilen sözlerle hükümet kurma dönemindeki tercihlerin her zaman örtüşmediğini hatırlattı.
Dördüncü ihtimal ise yeniden seçim.
Ancak Belder, bu seçeneğin mevcut koşullarda Netanyahu’dan çok muhalefet açısından riskli olduğunu düşünüyor.
Seçim barajının altında kalan sağcı partilerin oylarının yeni bir seçimde Netanyahu bloğuna yönelebileceğini söyleyen Belder, muhalefetin oylarını önemli ölçüde artırmasını sağlayacak bir dinamik görmediğini belirtti.
“Boşa giden oylara baktığımız zaman Netanyahu bloğunun, şu dakikada seçime girilse, oylarını artıracağını söyleyebiliriz.”
Arap seçmenlerin yeniden aynı düzeyde sandığa gidip gitmeyeceğinin de belirsiz olduğunu söyleyen Belder, yüksek katılıma rağmen hükümetin kurulmasında belirleyici olamamanın seçmen motivasyonunu olumsuz etkileyebileceğini ifade etti.
Netanyahu ile Eisenkot arasında Filistinliler açısından ne fark var?
Söyleşinin en önemli sorularından biri de Netanyahu’nun yerini Eisenkot’un almasının Filistinliler açısından gerçekten farklı bir gelecek anlamına gelip gelmeyeceğiydi.
Netanyahu ile Eisenkot arasında yönetim anlayışı bakımından önemli farklar bulunduğunu belirten Belder, Netanyahu’nun siyaseti büyük ölçüde kendi liderliği ve kişisel siyasi çıkarları etrafında şekillendirdiğini söyledi.
Eisenkot’un ise eski bir Genelkurmay Başkanı olarak devlet kurumlarını ve kurumsal güvenlik anlayışını öncelediğini anlattı.
Ancak Belder’e göre bu fark, Eisenkot’un Filistin devletinin kurulmasını veya iki devletli çözümü siyasi önceliğe dönüştüreceği anlamına gelmiyor.
“Özellikle Filistin devletinin kurulması, iki devletli çözüm çerçevesinin büyük oranda Yahudi siyasal söyleminden ve düşüncesinden çıktığını görüyoruz. Bu sadece Eisenkot’a ait bir şey değil.”
Belder, İsrail’deki Yahudi muhalefet partilerinin Batı Şeria’daki yerleşimci şiddetine tepki gösterirken çoğunlukla Filistinlilerin haklarından ziyade İsrail devletinin kurumlarının ve uluslararası itibarının zarar görmesini öne çıkardıklarına dikkat çekti.
Bununla birlikte iki lider arasında hiçbir fark bulunmadığını söylemenin de yanlış olacağını vurguladı.
Çünkü Netanyahu’nun iktidarı yalnızca kendisinden değil, Ben-Gvir ve Smotrich gibi aşırı sağcı ortaklarından da oluşuyor. Bu isimlerin Gazze’de Filistinlilerin yerinden edilmesini, Batı Şeria’daki yerleşimlerin genişletilmesini ve Filistin Yönetimi’ne yönelik daha sert önlemler alınmasını savunduğunu hatırlattı.
Belder, Netanyahu’nun aşırı sağcı ortaklarıyla çoğunluğu sağlaması halinde Batı Şeria ve Filistin Yönetimi üzerindeki baskının daha da artabileceğini düşündüğünü söyledi.
Eisenkot’un olası hükümetinde ise benzer isimlerin bulunmamasının önemli bir fark yaratabileceğini belirtti.
“Bir Filistin devletine yönelik pozitif bir adım gerçekleşmeyecekti. Ama bu kadar radikal, uluslararası normları tamamen dışarıda bırakacak bir yaklaşımı da Eisenkot’tan görmezdik.”
Belder’e göre belirleyici olan yalnızca başbakanın kimliği değil, hükümetin hangi partilerden oluşacağı.
Haredilerin askerlik muafiyeti neden İsrail siyasetinin merkezinde?
İsrail’de hükümet kurma pazarlıklarını etkileyen bir başka önemli konu ise Ultra Ortodoks Yahudiler olarak bilinen Haredilerin askerlik muafiyeti.
Programda, bu meselenin neden İsrail siyasetinde bu kadar önemli olduğunu da konuştuk.
Belder, dini okullarda eğitim gören Haredilere yönelik askerlik ertelemesinin 1950’li yıllardan itibaren uygulandığını anlattı. Bu ertelemenin zamanla fiili bir muafiyete dönüştüğünü, Haredi nüfusunun artmasıyla birlikte askere gitmeyenlerin sayısının da önemli ölçüde yükseldiğini söyledi.
Özellikle 7 Ekim 2023’ten sonra yedek askerlerin uzun süre görev yapmak zorunda kalması, Haredilerin askerlik muafiyetine yönelik tepkileri artırdı.
Belder, meselenin yalnızca askerlikten ibaret olmadığını, Haredi toplumunun devletle kurduğu ilişkinin ve kimliğinin de bu tartışmanın merkezinde bulunduğunu vurguladı.
“Bir ulus devlette ideolojik sosyalleşmenin sağlandığı iki kurum nedir derseniz, birisi okul, birisi ordu. İkisinde de muafiyetleri var. Bugün Haredilik diye bir şey varsa, İsrail’de askerlik muafiyetiyle ve eğitim özellikleriyle var.”
Haredi partilerin olası bir koalisyona katılmak için askerlik muafiyetinin güvence altına alınmasını şart koştuğunu belirten Belder, diğer partilerin ise bu konuda giderek daha sert bir tutum benimsediğini söyledi.
Belder’e göre askerlik tartışması, İsrail siyasetinde uzun yıllardır var olan din-devlet ilişkileri sorununu yeniden koalisyon pazarlıklarının merkezine taşıdı.







