İSTANBUL (Medyascope) – Bartın ve İstanbul üniversitelerinden araştırmacılar, insan baskısı ve kuraklığın İğneada Longoz Ormanları’nı küçülttüğünü ortaya koydu. Araştırmacıların hesabına göre küresel ısınma şiddetlenirse bölgenin yüzde 89’u yüzyıl sonunda yarı kurak iklime geçecek.

Hakemli dergi Forests’ta yayımlanan makale, İğneada Longoz Ormanları’nın 1984’ten bu yana geçirdiği değişimi, bölgenin 1984 ve 2014 tarihli işletme planlarını karşılaştırarak inceliyor. Araştırmacıların bulgularına göre Erikli Longozu bu 30 yıllık dönemde yaklaşık 109 hektar küçüldü ve toplam alanının yaklaşık yüzde 16’sını kaybetti.
Çalışma, aynı dönemde Sakagöl Longozu’ndaki sulak alanların tamamının yok olduğunu ya da bozulduğunu, bölgedeki tarım arazilerinin ise yaklaşık 30 hektar genişlediğini ortaya koyuyor.
Araştırmaya göre öncü ağaç türleri azalıyor
Araştırmacılar, ormanlık alanların büyüklüğünün 30 yılda neredeyse hiç değişmediğini, ancak kuru ve sıcak koşullara kısmen dayanıklı saplı meşe ve dişbudak gibi öncü türlerin belirgin biçimde azaldığını tespit etti. Normal koşullarda dişbudak ve gürgen popülasyonlarının artmasını beklediklerini belirten araştırmacılar, bu gerilemeyi insan baskısına ve iklim değişikliğiyle uzayan kuraklıklara bağlıyor. Araştırmacılar, bu eğilimin öncü türleri zamanla ormandan dışlayabileceğini de belirtiyor.
Çalışmanın yazarlarından İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü Öğretim Üyesi Dr. İrşad Bayırhan, 2014’ten bu yana artan kuraklık periyotlarının mevsimsel taban suyu taşkınlarını sekteye uğrattığını ve havzaya giren tuzlu su miktarının da arttığını söyledi. Bayırhan, “O yıllara göre çok ciddi bir yapılaşma var ve devam eden sanayi projeleri, bölgedeki baskıyı artırabilir” dedi.
- COP31’in sponsorlarına ekoloji örgütlerinden “yeşil aklama” tepkisi
- Halkların İklim Zirvesi nedir? İşte bilmeniz gerekenler
- COP31 nedir? İşte bilmeniz gerekenler
Bölgede sıcaklık 44 yılda 1,8 derece arttı
Çalışmadaki uzun süreli gözlemlere göre bölgenin ortalama sıcaklığı 1970-2024 arasındaki 54 yıllık dönemde 13,09 derece, yıllık yağış miktarı ise 817,7 milimetre oldu. Araştırmacılar, 1981-2024 döneminde yıllık yağışın kayda değer biçimde değişmediğini, ancak en kuru aylardaki yağışın azaldığını ve ortalama sıcaklığın yaklaşık 1,8 derece yükseldiğini belirledi.
Çalışmanın yazarlarına göre “bu ekolojik baskı ve artan kuraklık, bölgedeki hassas ağaç türlerinin gerilemesine ve sulak alanların karbon yutak kapasitesinin zayıflamasına” neden oluyor. Araştırmacılar, mevsimsel taşkınlar nedeniyle yılın uzun bölümünde ıslak kalan subasar ormanı topraklarının, bitki artıklarının çürümesini yavaşlattığını ve karbonu daha uzun süre sakladığını aktarıyor. Çalışmanın yazarlarından İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü’nden Prof. Dr. Cem Gazioğlu da kıyı ormanlarını “iklim değişikliğiyle mücadelede oldukça güçlü savaşçılar” diye niteledi ve “Bu nedenle ülkemizdeki İğneada Longoz Ormanları’nın mutlak koruma statülerinin tavizsiz biçimde uygulanması gerekiyor” dedi.

Bölgenin yüzde 89’u yarı kurak iklime geçebilir
Bölgenin iklimini iki farklı endeksle değerlendiren bilim insanlarına göre olumsuz senaryolarda De Martonne endeksi daha yüksek öngörü gücüne sahip. Bu endekse göre bölgenin bugün yüzde 70’i yarı nemli, yüzde 1,6’sı nemli iklime sahipken yüzde 28,3’ü Akdeniz ikliminin etkisi altında bulunuyor. Araştırmacıların hesabına göre iklim değişikliğiyle mücadele başarısız olursa yüzyıl sonunda bölgenin yüzde 89’u yarı kurak iklime geçecek ve nemli alanlar tamamen ortadan kalkacak.
Çalışmanın yazarlarından İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü’nden Prof. Dr. Gürcan Büyüksalih, “Sonuçlarımız, yüksek emisyon senaryolarında bölgenin büyük ölçüde yarı kurak bir iklim kuşağına dönüşebileceğini ve karbon yutak kapasitesinin risk altında olduğunu ortaya koyuyor” dedi.
Bölgenin biyoçeşitliliğini ve karbon yutağı işlevini tamamen yitirme riskiyle karşı karşıya olduğunu vurgulayan Büyüksalih, akarsular üzerindeki insan kaynaklı baskının azaltılması ve havza genelinde iklime dirençli, entegre bir su yönetimi planının hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi.
Araştırmacılar havzanın tek planla yönetilmesini öneriyor
Endemik türler ve biyoçeşitlilik için koruma ve uyum önlemleri alınmasını isteyen araştırmacılar, önerilerini şöyle sıraladı: “Istrancalardan bu ekosisteme su taşıyan derelere daha fazla müdahale edilmemeli. Bölgedeki mevcut baraj ve göletlerden, kurak dönemlerde longozun kurumasını önleyecek miktarda ekolojik can suyu salınımı zorunlu hale getirilmeli. Aslında İğneada’yı besleyen tüm su havzası, tek bir koruma planı altında yönetilmeli.”
Araştırmacılara göre en öncelikli adım, endemik türlerin yaşadığı su habitatını geri kazandırmak: “Ormana su sağlayan sistemi korumazsak, ne kadar çaba sarf edersek edelim, ne Karadeniz salkımı gibi nadir endemik bitkileri ne de kara leylek gibi canlıları tek tek korumamız mümkün olamaz.” Bayırhan ise Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü’nün kaçak avcılık, kontrolsüz girişler ve kirliliğe karşı saha denetimlerini güçlendirmiş göründüğünü, ekoturizmin de bölge halkı ile ziyaretçilerin koruma bilincini artırdığını düşündüğünü aktardı.








