Medyascope.tv

PKK ne yapıyor? Neden yapıyor? Aytekin Yılmaz ile söyleşi

Söyleşinin deşifresini Sedat Ateş yayına hazırladı

RŞ: Aytekin PKK davasından on yıl mahkûmiyet almış, yatmış bir arkadaşımız. En son İletişim Yayınları’ndan Yoldaşını Öldürmek adlı kitabı çıktı. Cezaevlerindeki öldürmeler, infazlar üzerine bir kitap. Aytekin’le PKK’yi –onun dilini konuşayım– konuşacağız. Son dönemi konuşacağız, ne oluyor ne bitiyor, bundan sonra ne olabilir, bunu konuşacağız. Yayınımız soru ve yorumlara kapalı, çünkü hassas bir konu ve burada biz serinkanlı, sakin bir şeklide tartışmak istiyoruz Şunu söyleyeyim, sen bu harekete çok genç yaşta katılmış birisin ve ayrıldıktan sonra da yakından izlemeye çalışıyorsun. Şu anda olup bitenler bu hareketin, Kürt hareketinin tarihinin doğal akışına uygun mu seyrediyor?

Yılmaz: Evet, bu soruya evet diyeyim, çünkü şöyle PKK 1993’te, ilk ateşkesten itibaren yaptığı bütün ateşkes çağrılarının hemen akabinde şunu söylemiştir: ‘PKK savaşa da barışa da hazır bir örgüttür.’ Bunu göz ardı etmeyelim. Dolayısıyla barış süreci başlamışken savaşın bir daha başlaması çok sürpriz değil. Bir de –bu sonuncusunu konuşacağız biraz– iki yıllık ateşkes sürecinin savaşa dönüşmesi bağıra bağıra gerçekleşti.

RŞ: Kim bağırdı?

Yılmaz: Hükümet adımlar atmayarak, somut şeyler yapmayarak karşı taraf dediğimiz PKK’yi, dağdaki silahlı güçleri bağırttı. Bu nerden, hani tarihten itibarendi, şöyle bir yoklayalım. 8 Mayıs 2013’te ateşkes kararı alıp geri çekilmeye başladığı günleri ölçü alırsak altı ay sonunda 15 Eylül 2013’te KCK’nin açıklamalarına baktığımızda şöyle dendiğini görüyoruz: “AKP’den bir umudumuz kalmadı, adım atacağını düşünmüyoruz, dolayısıyla biz çalışmalarımıza devam ediyoruz.” Bu aslında savaşa hazırlıktı. Sadece 2013 Eylülü’nde savaşa hazırlanmadı PKK, geri çekilmeye başladığı andan itibaren de bu hep yanında durur bir yerde. Dediğim gibi PKK 93’ten beri hem savaşa hem de barışa hazırlık yapan bir örgüt.

RŞ: Bu seferki çatışma ortamının çok belirgin bir farkı var. Kırlardan çok şehirlerde yaşanıyor.

Yılmaz: Evet, çünkü eskiye nazaran PKK sadece Türk saydığımız bölgede değil, Ortadoğu’da büyük bir güç oldu, Ortadoğu’daki dengeler Kürt hareketinin lehine gelişti, bunun vermiş olduğu moral, bunun getirmiş olduğu kazanımlar şehirlerdeki Kürt kitlesini diri tuttu, örgütledi, bunlardan daha ötesi bu iki yıllık ateşkes süreci, çatışmasızlık süreci kıymetli bir süreçti, ama o günlerden itibaren gerek siz, gerek başka aydınlar, uzmanlar yazdılar, söylediler bunu, bu kıymetli bir süreç ama bunun sonu yok. Yani çözüm süreci dediğimiz bir süreçte adımlar atılmaz, yol alınmazsa, yasal değişiklikler yapılmazsa bu sürdürülebilir bir şey değil. Olmadığını, işte en fazla iki yıl dayandığını, ama sonra daha yakından mercek tuttuğumuzda, bana soracak olursanız, taraflar barış sürecine adım attılar ama barışa giden adımdan çok savaşa giden adımlar atıldı. Nasıl? Birincisi, hükümet açısından bakalım. Ateşkes yapılmasıyla birlikte karakol yapımlarına ve korucu alımlarına hız verildi. Bu hükümet cephesi. Halbuki barışa hazırlanan bir hükümet ne diye savaşa hazırlık gibi adımlar atsın? Eylül’e doğru ise örgüt asker alımlarına, gerilla alımlarına başladı. Kürt gençlerini dağlara çağırdı. Dolayısıyla aslında 2013’te bağıra bağıra bugünlerin hazırlığı yapıldı.

RŞ: Peki, 28 Şubat 2015 günü bir fotoğraf verildi, bu diyaloğun müzakereye dönüşme ânı olarak lanse edildi. Daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan bundan alenen rahatsızlığını dile getirdi ve iptal etti. O fotoğrafın gereğinin yapıldığını varsayarsak şu anda yine çatışma olur muydu?

Yılmaz: Ben burada farklı düşünüyorum, onu söyleyeyim. İki yıl İmralı’ya gidip gelen HDP heyetinin bugünkü olup bitenlerden kapsamlı açıklamalar yapmaları, hatta özeleştiri vermeleri gerekir. Her İmralı’ya gidip geldiğinde ‘bir adım daha öteye gitti, güzel şeyler olacak, işte sonuna doğru geliyoruz’ falan gibi içi boş, abartılı yaklaşımlar duyduk. Halen bugün de İmralı masasında çok ciddi şeylerin konuşulduğunu düşünmüyorum. Hükümet belki bu süreçte hiçbir söz vermeyerek çok samimi ve doğru göründü. Mutabakata bakın, on maddelik mutabakata, bana soracak olursanız, teorik bir taslak. Yani bunu hazırlarsınız, yazarsınız bir şeyler ama fiili anlamına baktığımız zaman devletin bu konudaki sözleri, yasaları, kanunlarıdır. Bu konuda ne gibi kanunlar çıkardılar bunu araştırdım. Üç şey yapılmış hükümet tarafından. Bir: Abdullah Öcalan’ın hücresi on iki santim büyütüldü. İki: On sekiz Kürtçe öğretmen atandı. Üç: İmralı’ya giden heyettekilerin sayısı üçten dörde çıkarıldı. Dördüncüyü saysınlar göreyim.

RŞ: Peki, şöyle bir realite var. HDP gerçeği var: %13 oy, 80 milletvekili… Tam Kürtler bunun coşkusunu yaşarken hemen ardından tekrar çatışma ortamına girildi.

Yılmaz: Hatırlıyorum, bir yazınızda, adaylar belli olduğunda dediniz ki, HDP kendi gücünün farkında değil. Güzel, ben de katılıyorum. Seçimden sonra kadro kurmadığını anladık. Nasıl? Bu durumu yakından incelersek, HDP’nin seçimlerden sonra ilk çağrısının dağa olması gerekirdi. Yani Kandil’e. Evet, böyle bir durum oldu, yüzlerce belediyemiz var, tarihimizde almadığımız bir sayıda milletvekili çıkardık. Bu seçimde değil ama bir sonraki seçimde hükümet ortağı olmayacağımızın garantisi yok. Artık silaha gerek yoktur, silah bırakmıyorsanız bile hiç olmazsa dağın öte tarafına çekilin gelişmeleri görelim. HDP bunu yapmayarak çok büyük bir fırsat kaçırıldı, eğer o gün bu açıklama yapılmış olsa belki de bugün bunları yaşamıyor olabilirdik.

RŞ: O zaman da deniyor ki Kandil dinlemiyor HDP’yi?

Yılmaz: Şöyle, şuraya geliyoruz, HDP hiçbir zaman dinlenmedi fakat tam da HDP’yi şunun için eleştirmemiz gerekiyor: Eyvallah, 30 yıldır bir gücünüz yoktu, etkiniz yoktu, devlete zaten sözünüz geçmiyordu, örgüte de sözünüz geçmiyor, ama insanlar yüzde 13 gibi bir rakamla sizi meclise gönderdi, bu bir şans olup gerekirse kavgayı göze alabilirlerdi. Buradan eleştirebiliriz, bu cesaret niçin gösterilmedi? Yaşanan günlerin tersine çevrilebileceği bir fırsatın kaçırıldığını düşünüyorum.

RŞ: Türkiye şimdi tekrar bir seçime girecek. 7 Haziran öncesinde biliyorsun Kandil’den çok sistemli bir şekilde “provokasyona gelmeyeceğiz, önemli olan HDP’nin güçlü bir şekilde meclise girmesidir” dendi ve Diyarbakır saldırılarına vs. hiçbir cevap verilmedi. Şimdi ise misilleme, meşru müdafaa gibi gerekçelerle sürekli olarak bir çatışma var. Seçim şu anda netleşmiş gibi. Sen Kandil’in tekrar seçim nedeniyle frene basmasını mı bekliyorsun, yoksa çatışma tırmanır mı?

Yılmaz: Önümüzde iki-üç aylık bir zaman var. Bu dozda, zaten kontrollü bir şiddetten, kontrollü bir eylem tarzından bahsedebiliriz gerilla için, ama şehirlerdeki o savunma, özyönetim işi çığrından çıkmış gibi. Hakikaten Kandil bunu örgütlüyor mu o konuda soru işaretleri var. Bunun üzerinde düşünülmesi, yeni bir strateji oluşturulması gerekiyor. Bu konuda bir stratejiniz yok, hazırlayacaksanız ona bir şey diyemeyiz ama Türkiye’de savaşmak istemiyoruz diye açıklamalarınız var değil mi, en son açıklamaları bu yöndeyken bu öz savunma, özyönetim, bunlar çok radikal projeler, demokratik özerkliği aşan şeyler. Çünkü savunma dediğin andan itibaren güvenlik güçlerini dışlayıp biz kendi güvenliğimizi alacağız, kasabaları, illeri, ilçeleri biz kendimiz savunacağız ki, bölge buna müsait değil. Geçmişte ne olduğunu bir hatırlayalım, 92’de burada kurtarılmış alanlar konseptinin Şırnak’a faturası çok ağır oldu. Devlet provokasyon yaptı ve 100’ün üzerinde ölüye mal oldu Şırnak’a. Şimdi de bunlar çok riskli, yani ertesi gün ne olacağını bilemiyorsun. İyi düşünelim iyi olsun. Dileyelim ki böyle anlık kendiliğinden gelişen bir şeyler olmuş olsun.

RŞ: Peki, Öcalan devrede yok. Devlet izin vermiyor. Devletin izin vermemesi bana göre Öcalan’ın devletin istediği bir noktada olmaması, öyle değil mi?

Yılmaz: En makul görüş bu, bu akla geliyor, evet.

RŞ: Öcalan devreye girerse, olumlu anlamda birtakım şeyler, çatışmanın dinmesi anlamında etkisi olur mu?

Yılmaz: Muhtemelen eğer süreç yeniden başlarsa, başlayacak gibi görünmüyor, fakat birçok defa yazdık, başkaları da yazdı, denildi ki, siz İmralı’yı severek, İmralı’dakine sayın diyerek dağdakine terörist dediğiniz zaman bu çözülmez. Gerek AKP hükümetinin, gerek ondan önceki Ergenekon dönemi dediğimiz, yani Öcalan’ın ilk yakalandığı dönemde iki şeyi ayarlayamadılar. Abdullah Öcalan’ı kontrol ederek, onu iyileştirerek, ehlileştirerek bu sorunu çözeceklerini düşündüler, ama her defasında da yanılıyorlar.

RŞ: Her defasında Öcalan daha da güçleniyor.

Yılmaz: Şöyle, yanılıyorlar, dağ güçlenince, PKK güçlenince dolayısıyla Öcalan da güçleniyor. Dolayısıyla bunları ayrıştırarak çözümlemek biraz zaman kaybı. Belki de bu iki yıllık süreç, Abdullah Öcalan’la görüşüp uğraşıp, onu belirli bir düzeye getirerek sorunu çözeceklerini düşünenlerin yanıldığını belgelemiş oldu.

RŞ: Bu üç odağı, parti, Kandil ve İmralı’yı, ayrıştırmaya çalışmak mı yanlış, ayrıştırmak zaten mümkün değil mi?

Yılmaz: Zaten mümkün değil. Mümkün olmayan bir şeyi yapmaya çalıştığınız zaman işte böyle şeyler yaşamak zorunda kalıyorsunuz.

RŞ: Peki bundan sonra ne olur, seçim atmosferine de giriliyor, bundan sonra gerilim tırmanır mı, Cumhurbaşkanı çok üst perdeden gidiyor, Kandil’den gelen açıklamalarda da geri adım işareti yok?

Yılmaz: Kandil tutarlı bir biçimde duruyor bence, başta söylediklerinde; yani bu olup bitene meşru savunma diyor. Bizi uçakla bombalarsanız meşru savunma hakkımızı kullanacağız diyor. Şiddeti savunmasam da, şiddetin her türlüsüne karşı olduğumu söyleyeyim, ama bunu söylemek yetmiyor ki, bu sadece bir temenni. Yaşanan bir savaş var, adına ne derseniz deyin, ama şöyle bakmadığınız zaman bu çatışmaları çok yaşayacağız. Ateşkes kıymetli bir şeydir, ama bunun bir süresi olacağı, ortada bir zamana yayılmaması gerektiği, oyalamayla en fazla bu kadar götürebilirsiniz, demek ki oturduğunuz masa veya talepleri neyse bunun ciddi biçimde hayata geçirilmesi gerekiyor. Oyalamayla bir yere kadar götürebilirsiniz, ama bu sürdürülebilir bir şey değil. Örgüt görüldüğü gibi inisiyatifi almış görünüyor. Bugün çatışma olabilir ama bir ay sonrası… Bir ay sonrasına gerek yok zaten söylüyorlar, eski koşullara, çözüm sürecine dönülürse, operasyonlar durursa, kimseye saldırmak gibi bir amaçlarının olmadığını söylüyorlar.

RŞ: Son olarak Amerika Birleşik Devletleri’ni sormak istiyorum. Ben geçen gün Hürriyet temsilcisi Tolga Tanış’la bir periscope röportajı yaptım. Washington’un perde gerisinden çözüm süreci için tekrar Ankara’ya baskı yaptığını söyledi. Çünkü Kandil’e IŞİD’e karşı mücadelede ihtiyacı var Suriye’de ve Irak’ta. Öte yandan Cemil Bayık’la yabancı basının yaptığı bir söyleşide ABD’nin dolaylı temaslarının olduğunu, bir şekilde arabulucu, üçüncü göz vs. olabileceğini söyledi olumlu anlamda. Bunlar yadırgatıcı şeyler mi?

Yılmaz: Yadırgatıcı şeyler değil. Bugün de ABD Dışişlerinden bir yetkili de direkt veya dolaylı bir görüşmemiz yok dedi, ama biz onu esas alacak değiliz tabii. Böyle söyler ama belki vardır, mümkündür. Bu şöyle yadırgatıcı olur: Şöyle baktığınız zaman, bu ülkenin bir insanı olarak bu bizim sorunumuz, birlikte yaşayan insanların sorunu olduğu halde, dışardan bir devlet, ki devletin sicili belli, bozuk, bu sorunu halletmeye çalışıyor, garibimize gider, gitmelidir. Doğrusu içeride zaten iki yıldır devam eden bir süreç vardı, çoğumuzun anlam vermekte zorlandığı, bunu söylemezsek eksik olur, AKP uzmanlarının hepsi bir araya gelseydi, deseydiler ki, kendimize öyle bir kötülük yapalım ki, nasıl yapalım. Gidip Kandil’e operasyon yapalım. Bunu nasıl bilemezler? Otuz yıllık geçmişe baktığınız zaman, PKK 16 tane hükümet eskitti. Ortadoğu’da bu kadar modernize olmuş güçler, hele bu olup bitenlerden sonra on katı güçlenmiş bir örgüte sen nasıl direnebilirsin uzun soluklu anlamda? Nasıl ki geçmişte PKK’yle savaşanlar, savaş hükümetleri kurup tak deyip şak yapan generaller, hükümetler kurup onlar bugün tabela partisi bile değillerse, çöp sepetine gitmişlerse tabiri caizse, bu aşamadan sonra da PKK’nin üzerine giden, hiddetli bir biçimde bu sorunun kökünü kazıyacağız diyen bir sonraki seçimde çok büyük bir hüsranla karşılaşabilirler. AKP bunu yaparak kendine tarihinin en büyük kötülüğünü yapmıştır. Ve bunu seçimde anlayacaktır. Hangi hükümet asker ölümleri geldiğinde güçlenmiştir, hatırlıyor musunuz böyle bir şey? Ben hatırlamıyorum. Otuz seneyi bir hatırlasanıza… Gidenler, cenazeler, onlar, bunlar, seçim de geldiğinde gönderdiler.

Bunlar da ilginizi çekebilir: