Medyascope.tv

Gilles Kepel: “Cihadcılığın yazılımı değişti”

Fransa İslamı ve Ortadoğu uzmanı, “Fransa’da Terör – Fransız Cihadının Doğuşu” (“Terreur dans l’Hexagone – Genèse du djihad français”) kitabının yazarı siyasetbilimci Gilles Kepel, son on yılda Fransız cihadcı hareketlerinin evrimini tahlil ediyor. Christophe Ayad’ın gerçekleştirdiği röportaj 28 Aralık 2015’de Le Monde’da yayınlandı. Haldun Bayrı’nın Türkçe’ye çevirdiği söyleşinin orijinalini bu linkten okuyabilirsiniz.

“Cihadcılığın yazılımı değişti”

Christophe Ayad: Uzun süre boyunca cihadın Fransa’ya ithal olduğu iddia edildi. Siz ise bir Fransız cihadından söz etmeyi tercihliyorsunuz. Bunun ayırt edici özellikleri nedir?

Gilles Kepel: 2005­-2015 yılları arasında, çoğu kişinin münferit bir vaka zannettiği Merah olayına (Mart 2012’de Toulouse ve Montauban’da yedi kişinin katledilmesi) kadar hiç kimse fark etmeden, ülkemizde bir Fransız cihadı doğmuştur. 2005’te aynı anda iki hâdise yaşanmıştır: bir yanda, Ebu Musab es-Suri’nin “Küresel İslamî Direnişe Çağrı” kitabının internette yayımlanmasıyla dünya cihadcılığının üçüncü kuşağının belirmesi; diğer yanda da Fransa İslamı’nın üçüncü kuşağını doğuracak olan Fransız banliyölerindeki isyanlar. İlk bakışta bu iki hâdise birbirine bağlı değil, ama durum bundan ibaret de değil. 

Cihadın birinci kuşağı 1979’da mücahitlerin Kızıl Ordu’yu kovdukları Afganistan ile, 1997’de cihadcıların kendilerinden daha güçlü bir düşmana saldırdıkları ve Silahlı İslami Grup’un (GIA) başvurduğu aşırı şiddet halkı onlara karşı döndürdüğü için başarısızlığa uğradıkları Cezayir arasındadır. İkinci kuşak, yani Bin Ladin’inki, yakındaki düşmandan uzaktaki düşmana, Batı’ya geçmek gerektiğini düşünür: 11 Eylül 2001’deki ölümcül ve medyatik harekâttır bu; fakat kaydadeğer bir kitleyi seferber edemez. 2005’te, Bin Ladin’in başarısızlığına tepki olarak, Ebu Musab es-Suri, cihadcılığın üçüncü evresini başlatır…

Gilles Kepel (born 30 June 1955) is a French political scientist and specialist of the Islam and contemporary Arab world.[1][2] He is Professor at Sciences Po Paris and member of the Institut Universitaire de France.

61 yaşındaki Fransız siyasetbilim profesörü Gilles Kepel, İslam ve günümüz Arap dünyası uzmanı. Arapça ve felsefe eğitimi alan Kepel’in sosyoloji ve siyasetbilimi alanlarında iki doktorası bulunuyor.

Ayad: Yani?

Kepel: 1958 doğumlu, Fransa’da yetişmiş ve bir İspanyol ile evli olan bu Suriyeli mühendis, bir cihadcı ağı yaratmak ister. Avrupa’ya müdahale edip Müslüman göçmen işçilerin çocuklarını ve sonradan Müslüman olanları devşirerek “yumuşak” hedeflere –“mürtedler”e, yani kötü Müslümanlara, İslamofobik aydınlara ve Yahudilere– saldırmak söz konusudur; amaç ise Batılı toplumların canına okumaktır. Devşirilenleri yetiştirmek için Müslüman topraklarına göndermek gerektiğini, Batı’yı oradan dönüp vuracaklarını ekler. O dönemde bu tamamen münasebetsiz görünmektedir ve CIA bu çarkın işlemeyeceğine kanaat getirmiştir. Fakat Şubat 2005’te YouTube zuhur eder, sonra da bu düşünceye olağanüstü bir yayılma imkânı sağlayan sosyal ağlar…

Aynı zamanda, paradoksal olarak, Fransız istihbarat servislerinin etkili çalışması sonucunda, El Kaide’deki en yüksek rütbeli Fransız-Cezayirli olan Cemal Beghal 2001’de yakalanır. Fleury­Mérogis Cezaevi’nin dördüncü katındaki tecrit kısmına konur. Bir süre sonra onun alt katına, Charlie Hebdo’daki iki saldırgandan biri olacak Şerif Kuaşi ile müstakbel Montrouge saldırganı ve Porte de Vincennes’deki Yahudi marketi soyguncusu Amedy Coulibaly getirilir. Ocak ayındaki saldırılara varacak olan şebeke böyle kurulur. Bütün bunlar, Fransa’da cihadcılığın yazılımının değiştiğinin bilincine varılmazken vuku bulur. Asıl facia, burada kuluçka işlevini Fransız hapishane sisteminin görmesidir.

Ayad: 2005 isyanları bütün bunlarda nasıl bir rol oynadı?

Kepel: Fransa İslamı’nın üçüncü kuşağının baskınına işaret ediyor. Birinci kuşak “hane reisleri” kuşağıdır; yabancı dostluk derneklerinin yardımıyla Fransa İslamı’nı üstlenen göçmen işçi ailelerinin reisleridir. 1988’den 2005’e kadar, yani içişleri bakanları Pierre Joxe’tan Nicolas Sarkozy’ye, kamu güçleri temsil mercileri oluşturmaya uğraşırlar. Bu mercilere Müslüman Kardeşler’den veya “memleketliler”den ikinci kuşak doluşacak, bir tarafı “sinir ederken” diğer tarafta toparlayıcı bir etki yaratmak için 1989’da Creil’de okula örtünerek gelme işini başlatacaklardır… Üçüncü kuşak 2005 isyanlarının ardından gelir. Bu olaylar, sükûneti sağlamayı beceremeyen Fransa İslam Örgütleri Birliği’ndeki (UOIF) Müslüman Kardeşler’in başarısızlığının belirtisi olmuştur. Oysa ki, yelpazenin bir ucundaki “hane reisleri”nin çocukları, 2012’de François Hollande’a kitlesel biçimde oy verip milletvekili seçimlerinde 400 aday göstererek siyasî olarak toplumla bütünleşeceklerdir. Ama yelpazenin diğer ucunda da, içinden çıktıkları Fransız toplumundan köklü bir kültürel kopma geliştirecek olan Selefiler bulunmaktadır. Onlara göre, demokrasi, özgürlük, kadın-erkek eşitliği ve laiklik, “gavur” mefhumlarıdır. Çoğunluğu şiddet yanlısı değildir. Asıl çatışma, yüzü de örten çarşafın 2010’da yasaklanmasının, Yemen, Mısır ya da Mağrip ülkelerine hicrete yol açmasıyla başlayacaktır.

Ayad: Selefilik çok mu kök salmış durumda?

Kepel: Şu yıllarda Selefilik bağlamı nicelik anlamında hâkim durumda değil, fakat niteliksel olarak bu duruma gelecek. Üstelik François Hollande, eşcinsel evliliğin yasalaşmasından dolayı Müslüman oyları çabuk kaybedecek. Buna paralel olarak, Müslüman liderliğinin bir kısmı da soldan ve yardıma muhtaçlıkla bir tuttuğu şeyden kopuyor. O zaman bazıları cemaat yatırımcılarına dönüşüyor. Bunlara “helâl yatırımcıları” diyorum, biliyorsunuz. Dolayısıyla Fransız yurttaşlığına doğrudan giren bu Müslüman nüfusun bir özerkleşmesi söz konusu. Bu hâdiseler olurken de Fransa’daki ekonomik ve toplumsal bunalım sürüp gitmekte ve çoğu genci okul sonrasında işsizlik beklemektedir. Bunun sonucunda da okulun ve taşıyıcısı olduğu özgürlük ve laiklik gibi değerlerin saygınlığı kalmıyor.

Ayad: Ocak ayındaki saldırılarla 13 Kasım saldırıları arasındaki hedef değişimini nasıl tahlil ediyorsunuz?

Kepel: 13 Kasım özel olarak hiç kimseyi hedef almıyor gibi. Zaten Ocak ayında olduğu gibi “Ben Charlie’yim”cilerle, “Ben Charlie değilim”ciler arasında kırılma yaşanmadı da. Eylemlerin üstlenildiği metne bakınca, internetten öğrendikleri, geçmişi hayli kısa İslamî kültürleri olan bu Fransızca-konuşan IŞİD’li grubunun, İslamcılık bahsinde tabir caizse kraldan çok kralcı oldukları izlenimi ediniyoruz. Üçüncü kuşak cihadcılığının bir sorunu bu: Eylemcileri de ideologları da “vahşileşmiş” ve bir eylemin zaman içinde gerekli siyasî hesaplarını yapamıyorlar. 13 Kasım’dan sonra muayyen sayıda Müslüman aydın harekete geçerek Selefiliğin İslam üzerindeki hegemonya iradesine meydan okudular. Ocak ayında bu olmamıştı, çünkü Charlie’nin karikatürleri kimileri için sorun teşkil edebilmişti.

Ayad: IŞİD’le nasıl mücadele etmeli? Ayrıca, François Hollande’ın dediği gibi, savaşta mıyız?

Kepel: Ortadoğu’da ne kadar savaşta isek, Fransa’da da o kadar polisiye ve istihbarî bir sorunla karşı karşıyayız; fakat bu soruna toplumsal ve kültürel bir meydan okuma da eşlik ediyor. Asıl mesele, üçüncü kuşak cihadcılığının yazılımını ve istihbarattaki gedikleri anlayabilmektir. Terörizm yenilmez değildir, fakat bu iş için onun ekonomi-politiğini anlamak ve içinde boy attığı zemini yok etmek gerekir. Muayyen sayıda gencin, içinde doğdukları, okuluna gittikleri Fransız toplumuyla özdeşleşemeyip kendilerini başka yere ait hissettikleri zemindir bu.

Ayad: Selefiliğin yükselişi ve de Ulusal Cephe’nin yükselişi aynı hâdiseye mi bağlı?

Kepel: Hiçbir zaman IŞİD’in Ulusal Cephe’yle aynı şey olduğunu söylemedim; aralarında tıpatıp uygunluk gibi bir bağlantıya işaret ettim; yani cihadcı Selefiliğin kimlik anlatısıyla Eşitlik ve Uzlaşma’nın (Ulusal Cephe’ye yakın bir grup) kimlik anlatısı arasında kısmî bir benzeşim bulunduğuna işaret ettim. Bu noktada, IŞİD ile Ulusal Cephe arasında hiçbir alâka olmadığını kanıtlamak için IŞİD tarafından kafası kesilmiş ceset fotoğrafları yayınlayan Madam Le Pen üzerinde dağıtıcı bir etkisi oldu kitabımın. Devletin en yüksek yöneticilik makamına gelmeye can atan biri için fazla duygusal ve endişe verici bir tepki bu. Tartışmanın böyle isterikleşmesi, sömürgeci geçmişte bastırılmış olanın bütün bu işlerle geri dönmesindendir. Sokak adlarının değiştirilmesinde de aynı şey görülüyor: Béziers ve Beaucaire’de, ikisi de Cezayir Fransızı çocukları olan aşırı sağcı belediye başkanlarının yaptığı gibi, “19 Mart (1962)” [Cezayir Savaşı’nın bitiş tarihi] sokaklarının hepsinin adları değiştiriliyor. Çağdaş Fransa, Mağrip’e ve Afrika’ya yayılmış olan bir imparatorluğun mirasçısı. O dönem üzerine mesela Benjamin Stora’nın[1] yaptığı gibi düşünemediğimiz müddetçe, o gömülü tarihe takılıp tökezleyeceğiz.

[1] Benjamin Stora, 1950 Cezayir Konstantin doğumlu, Yahudi Fransız tarihçi. Cezayir tarihi, özellikle de Cezayir Savaşı üzerine araştırmalar yürütmektedir.

Gilles Kepel’in Türkçe’ye çevrilen kitapları:

Peygamber ve Firavun, çev: İsmail Bendiderya, (Özgün Yay., 1991; Çizgi Yay., 1992).

Allah’ın Batısında, çev: Işık Ergüden, Metis Yayınları, 1995.

Cihat, İslamcılığın Yükselişi ve Gerilemesi, çev: Haldun Bayrı, Doğan Kitap, 2001.

Bir Şark Savaşı Güncesi, çev: Haldun Bayrı, Doğan Kitap, 2002.

Fitne, İslam’ın Merkezinde Savaş, çev: Mahmut Özışık, Doğan Kitap, 2006.

 

 

 

 

 

Bunlar da ilginizi çekebilir: