gülen

Fethullah Gülen ve Cemaat gerçeği/2 Cemaat ve askeri darbeler


Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

Merhaba! “Fethullah Gülen ve Cemaat Gerçeği” yayın dizisinin ikinci bölümüyle karşınızdayım. Bugün Gülen Cemaati’nin ve Fethullah Gülen’in kendisinin askerî darbelere nasıl baktığını değerlendirmek istiyorum. Bu konuda elimizde bayağı bir malzeme var. Şunu söyleyeyim; 1990’da Âyet ve Slogan – Türkiye’de İslamî Oluşumlar kitabını yazdığımda, orada Fethullah Gülen’in Sızıntı dergisinde –o tarihte tek yayın organıydı Cemaat’in– Abdülfettah Şahin müstearıyla yazdığı bir yazı çok dikkatimi çekmişti ve orada alıntılamıştım. O yazıda –80’li yıllarda çıkan bir dergide– 12 Eylül’e yönelik şöyle –adı 12 Eylül konmadan– bir bölüm vardı; okumak istiyorum öncelikle: “Her milletin tarihinde asker bir tepe varlıktır. Bir de anadan doğma asker millet vardır, o asker doğar, asker türkülerinden ninniler dinler ve asker olarak ölür. Âşıktır askerliğe, serhat boylarına, akına ve kavgaya. Onun süngüsü yüz defa iniltimizi dindirdi ve ateşimize su serpti. Yakın tarihimizde dahi kaç defa ondan mazinin tebessüm eden çehresini ve yıldırımlaşan celadetini gördük. Eğer atik davranıp da yıllardan beri hazırlanan karanlık emellerin önüne geçmeseydi, bütün bir millet olarak inkisar içinde ağlamadan başka çaremiz kalmayacaktı. Tuğa selam, sancağa selam ve öçlerimiz için de onu tutan yüce başa binlerce selam.” Bu açık bir 12 Eylül övgüsüydü. Bir başka alıntıda, yine 12 Eylül’le ilgili: “Düşmanı kıskıvrak yakalama bir zaferdir” –darbeyi tanımlıyor, 12 Eylül darbesini– “İçtimaî bünyenin harici bir kısım eraciften temizlenme, arındırılma ve aslında ilca zaferi. Ümidimizin tükendiği yerde hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçik’e istihallerin son kertesine varabilmesi dileğimizi arz ediyoruz.” Fethullah Gülen 12 Eylül Darbesi’ni desteklemiş birisidir, net bir şekilde desteklemiş birisidir. Halbuki kendisi 12 Mart 1971 Darbesi’nde İzmir’de tutuklandı, hapis yattı. Buna rağmen, bir darbe mağduru olmasına rağmen, yaklaşık 10 yıl sonra, 9 yıl sonra yaşanan 12 Eylül Darbesi’ne destek verdi. İlginç olan, o tarihte, Türkiye’de binlerce kişinin içeri alındığı –ki bunlardan birisi de bendim, ben de 12 Eylül döneminde içeride yatmış birisiyim, lise öğrencisiyken içeri girmiştim– 12 Eylül döneminde Fethullah Gülen hakkında İzmir Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından çıkarılmış arama kararı vardı; ama Fethullah Gülen yakalanmadı ve iddiaya göre o tarihte cemaat faaliyetlerini Ege Bölgesi’nde sürdürdü ve yine bir iddiaya göre Burdur’da gözaltına alındı ama serbest bırakıldı ve Burdur’da kendisini gözaltına alan emniyet müdürü de Burdur’dan başka bir yere tayin edildi.

Darbelere bakışı konusunda yalan söylüyor

Şimdi bunu niye anlatıyorum? Fethullah Gülen’in 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin arkasında olup olmadığı meselesinden hareketle konuşuyoruz tabii ki. Fethullah Gülen, kendisine yönelik 15 Temmuz Darbesi’nin planlayıcısı olduğu, örgütleyicisi olduğu iddialarına cevap verirken –ki üst üste basın toplantıları yapıyor Pensilvanya’da, kaldığı yerde– net bir şekilde darbeyle kendisinin alâkası olmadığını, hatta bunun bir senaryo olduğunu söyledi. Ve şöyle diyor: “Fiilen darbeyi bin defa telin ederim, darbe teşebbüsünü de telin ederim. ‘Darbe yapalım mı?’ mülahazasına karşı da makas gibi kollarımı açarım.” Ben bunun kesinlikle doğru olmadığı düşünüyorum ve biliyorum. Fethullah Gülen darbecidir, yani 15 Temmuz’u yapıp yapmadığını bilmiyoruz, ama Fethullah Gülen 12 Eylül Darbesi’ni desteklemiştir, 28 Şubat Darbesi’ni de –başta– desteklemiştir; daha sonra, 28 Şubat Darbesi’nin sonucunda da ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştır, o ayrı. Fethullah Gülen’in askerî darbelere karşı olup darbeye karşı kollarını makas gibi açmadığını, darbecileri kucaklamak için açmış olduğu biliyoruz. Bu onun sicilinde, sivillik iddiası, darbe-karşıtlığı iddiasının üzerinde çok ciddi kara lekelerdir. Hatırlanacaktır; Ergenekon ve Balyoz süreçlerinde Fethullah Gülen Cemaati, onun yayın organları vs.’si ve Cemaat’le ilişkili polis şefleri, yargıçlar, savcılar, hep birlikte Türkiye’de darbeye karşı mücadele etme iddiasında bulundular. Daha sonra 12 Eylül Referandumu gündeme geldi ve 12 Eylül Referandumu’ndaki iddialarından birisi de yine 12 Eylül’le hesaplaşma iddiasıydı ve Gülen Cemaati ve Gülen’in kendisi çok net bir şekilde bunlara açıkça destek verdiler ve hatta 12 Eylül Referandumu için –hatırlanacaktır– gerekirse ölüleri mezardan çıkartıp ‘evet’ dedirtmek gerektiğini söylemişti. O tarihlerde, gerek Ergenekon, Balyoz, gerek referandum dönemlerinde benim de içinde olduğum bir avuç insan, Fethullah Gülen’in aslında darbelere karşı olmadığını, kendi ağzından aktarmaya çalıştık. Ama o dönem baskın olan, siyasî iktidarla da ittifak içerisinde oldukları için baskın olan kesimler tarafından susturulmak istendik ve bugün o tarihte bizleri susturmak isteyenlerin büyük bir kısmının da çok ciddi bir şekilde –kendi tabirleriyle– “paralel yapı” düşmanı olduklarını görüyoruz. Bugün, kendi sektörümden söyleyeyim, medyada Fethullah Gülen Cemaati’ne karşı en sert, karşı çıkışları sergileme iddiasındakilerin büyük bir çoğunluğunun düne kadar Fethullah Gülen’e ve cemaatine toz kondurmadığını ve onun darbeci yaklaşımlarını ve geçmişini gizlemeye çalıştıklarını söyleyebiliriz.
Bakın, 12 Eylül’le ilgili bir başka örnek: Zaman gazetesine –kendi yayın organına– verdiği bir röportajda kendi ağzından verelim, 12 Eylül’e neden destek verdiğini şöyle anlatıyor: “O günlerde şımartılan illegal sol, gelişmiş, güçlenmiş, eski soldan çok farklıydı; hatta iktidara geleceğine inanıyordu. Bu itibarla da o güne kadar hiç yapmadıkları şeylerle sokağa dökülmeye başlamışlardı. Nice defa şahit olmuşumdur, bu ülkede Marx’ın, Lenin’in resmi olduğu halde nümayişler yapılmıştır. Ve hele bir iki yerde gördüğüm manzara karşısında –samimi söylüyorum– ‘Ben acaba kâbus mu görüyorum?’ dediğim olmuştur. Bir keresinde Lüleburgaz’dan geçerken insanın tüylerini diken diken eden acayip bağırış çağırışları görüp duyduğumda donakalmıştım. Bu nasıl iş böyle? Türkiye’de hükümet ve devlet yok mu? Ne oldu askere? Polisler nerede? Marx’ın bayrağı altında miting yapılıyor ve bunlara müdahale eden çıkmıyor. Aslında bunlar askeri de karşılarına almışlardı. O günlerde çok söylenen sözlerden birisi, ‘Komünizme selam dur, Türk askerine arkadan vur’.”
Bir kere, o dönemi yaşamış birisi olarak, sol hareket içerisinde yer almış birisi olarak, “Komünizme selam dur, Türk askerine arkadan vur” diye bir slogan, hele çok söylenen bir slogan… böyle bir şey yok. Bu Fethullah Gülen’in hayal dünyasında, anti-komünist muhayyilesinde, Soğuk Savaş perspektifinde geliştirdiği bir yaklaşım. Zaten Fethullah Gülen’in orduyla ilişkisinde, özellikle 12 Eylül dönemindeki ilişkisindeki temel dürtülerinden birisi anti-komünizmdir; ama esas olay Fethullah Gülen’in kendi cemaatini koruma içgüdüsüdür. Yani orduyu karşısına alırsa cemaatinin başına işler geleceğini düşündü –ki haksız sayılmazdı–, bunun yerine Cemaat olarak bir şekilde doğrudan ya da dolaylı ilişkiler kurmaya çalıştı.

28 Şubatçılara akıl vermeye kalktı

Bunu 28 Şubat’ta da tekrarlamaya çalıştı, işin ilginç tarafı o. 28 Şubat’ta Necmettin Erbakan’ın başbakanlığında, Refah-Yol hükümeti varken, asker post-modern bir yöntemle olaya müdahale etmişken, Fethullah Gülen’in ilk başta tercihi net bir şekilde askerden yanaydı, bunu hepimiz biliyoruz. Bunu örtmek istiyor Cemaat; ama çok net bir şekilde biliyoruz, özellikle de Kanal D’de Yalçın Doğan’a röportaj vererek çok net bir şekilde askere şöyle öğütler verdiğini hatırlıyorum –tam cümlesi şu anda önümde yok–: “Refah Partisi’ni kapatmayın, öyle daha fazla güçlenir; ama onun yerine şunu yapın, bunu yapın” şeklinde. Buradan bir alıntı yapacak olursak; “askerlerimiz bir yönüyle yaptıkları bazı şeylerden ötürü bazı çevrelerce belki anti-demokratik davranıyor sayılabilirler, bazı çevreler askeri anti-demokratik sanabilir. Ama onlar konumlarının gereğini, anayasanın kendilerine verdiği şeyleri yerine getiriyorlar. Hatta dahası, ben zannediyorum, onlar bazı kesimlerden daha demokrat.” Şimdi bunları 28 Şubat gibi İslamî kesimi özel olarak hedef alan –yani 12 Eylül diyelim ki solu daha çok fazla hedefliyordu ve Fethullah Gülen bir anti-komünist olarak destek veriyordu, ama 28 Şubat gibi Refah Partisi’ni hedef aldığı görülen bir şeyde– askeri, 28 Şubat darbecilerini bazı sivillerden daha demokrat gördüğünü dile getirmiştir.
Cevap hakkı bağlamında, BBC Türkçe ’de yayınlanan bir şeye değinmek istiyorum; geçen gün Fethullah Gülen basın mensuplarına Pensilvanya’da yaptığı “Ben darbeci değilim, aslında böyle bir darbe yok, senaryo” vs. dediği basın toplantısında BBC muhabiri kendisine net bir şekilde soruyor, “12 Eylül’e siz destek vermiştiniz” diye, benim dile getirdiğim Âyet ve Slogan’da yer alan alıntıyı kendisine okuyorlar ve Fethullah Gülen şu cevabı veriyor: “Darbeye karşı olmakla orduya karşı olmak ayrı bir meseledir. 12 Eylül’de kuvvet komutanları bir araya geldiler, genelkurmay başkanını ilan ettiler. Bütün subayları mesela evet diyor muydu? Demiyor muydu? Belli değil, zannetmiyorum evet dediklerini. Bu açıdan da esas ordu şahsimanevisini takdir etmek ayrı meseledir; darbenin karşısında olmak ayrı meseledir. Ben orada askeri şahsimanevini takdir ettiğimi zannediyorum.”
Ben zannetmiyorum, yani darbe yapmış bir askerden darbe vesilesiyle konuştuğunuz zaman, “Ben darbeye karşıyım ama askeri övüyorum” diye bir tevil yapmak, çok zorlama. Zaten pratikte de Gülen’in kendisine ve cemaatine 12 Eylül sürecinde hiçbir zarar gelmemiş olması da Gülen’in 12 Eylül’e destek verdiğini gösteriyor. 28 Şubat’ta Kanal D’deki röportajda kendisine hatırlatılmış, o konuda da uzun uzun anlatıyor: “Şu şöyle oldu, bununla görüştüm, Hüseyin Çelik’e söyledim, Erbakan’a haber yolladım” vs.. Hükümetin iki kanadından olumsuz cevap alınca –yani anladığım kadarıyla burada anlattığı hem Doğru Yol Partisi’ne hem Refah Partisi’ne aracılar yollayarak, “yanlış yapıyorsunuz, düzeltin” demeye çalışmış, olumsuz cevap alınca– oradaki bir röportajda “yüzlerine gözlerine bulaştırdılar, ayrılsınlar dedi. Yani bir felaket geliyor, tsunami geliyor, siz bu mevzuda duygularınızı, duyduğunuz şeyleri onlara ifade ediyorsunuz, onlar bu mevzuda alakasız kalıyorlar” yani, “ben uyardım, beni dinlemediler” demeye getiriyor.

Asker-sivil ilişkileriyle çok ilgili bir kişi Fethullah Gülen

Şimdi, toparlayacak olursak, 12 Eylül Darbesi’nin destekçisi olmuş ve buna bağlı olarak da 12 Eylül Darbesi’nden yara almadan tam tersine daha fazla güçlenerek çıkmış; 28 Şubat Darbesi’ni desteklemeye kalkmış ama askerden cevap alamayınca 28 Şubat’ın mağduruna dönüşmüş bir Fethullah Gülen’le karşı karşıyayız. Bu kişinin, Pensilvanya’da kendi halinde bir din âlimi olarak hayatını sürdürdüğü bir olay yok. Bu kişi, bu kadar yakından 28 Şubat olayında anlattığı… Mesela bir din âlimi olarak ne yapıyor? Refah Partisi’ne ve Doğru Yol Partisi’ne aracılar yolluyor, Erbakan’a ve Tansu Çiller’e aracılar yolluyor, bunlardan sonuç alamadığını görünce o sırada Türkiye’nin en önde gelen ana akım televizyon kanalında Yalçın Doğan gibi bu hareketlerle hiçbir ilişkisi olmadığı bilinen bir gazetecinin programında açık açık askere sempatik ve Refah-Yol hükümetine antipatik açıklamalar yapan birisiyle karşı karşıyayız. Yani siyasetle çok ilgili, asker-sivil ilişkileriyle çok ilgili bir kişi Fethullah Gülen. Ve bu Fethullah Gülen, sonunda o kadar fazla yakından ilgilendiği darbe olayını, onca mağduru-destekçisi, sonra yarı destekçisi-yarı mağduru olduğu darbe olayına sonunda bizzat kendisi de girişmiş oldu. Türkiye’de bu darbeyi yapan kişilerin Fethullah Gülen Cemaati’yle alâkası olduğunu kanıtlamak için tabii ki hükümet bu konuda ABD’ye birtakım dosyalar falan yollayacağını söylüyor; ama bu konuyu çalışan benim gibi gazeteciler, Fethullah Gülen’in zaten yıllardan beri bir cemaat olarak orduya sızmak istediğini ve sızdığını biliyoruz. İsimler vs. bunlar ayrı, ben 1986 yılında Nokta dergisinde gazeteci olarak çalışırken, gazeteciliğimin birinci yılında, İstanbul’da Kuleli Lisesi’ne, Bursa’da Işıklar Askeri Lisesi’ne sızdıkları için atılan öğrencilerle ilgili çok geniş kapsamlı bir haber yapmıştım, haber sonuna kadar doğruydu, çok güvenilir kaynaklardan o konuda bilgiler almıştım, biz kapak olarak bunu yapmıştık Nokta dergisinde; büyük de ses getirmişti. İlginç olan o dönemde Kuleli Askeri Lisesi’nin komutanı da Yaşar Büyükanıt’tı. O zamanlar tabii sadece bir okul komutanıydı, sonra genelkurmay başkanlığına kadar geldi. Daha sonra bizim bu kapağı yapmamızdan sonra –ben İstanbul’daydım– Ankara’daki meslektaşım ve arkadaşım Hıdır Göktaş, astsubay okullarında benzer bir operasyon olduğunu buldu. Bir ay sonra ya da bir buçuk ay sonra –yanılmıyorsam– benim yaptığım şeyden sonra da onu gördük. O zamandan beri bu zaten bilinden bir şey. Yani, özel olarak çocuklar dershanelerde yetiştirilip, askerî okullara girmek için yönlendiriliyorlar, askerî okullara girdikten sonra da hafta sonu evci çıktıkları zaman, “Işık Evi” tabir edilen yerlerde de bunların çalışmaları, faaliyetleri sürüyordu. Bütün bunlardan, bir orduya sızma hedefinin olduğu çok net bir şekilde ortadaydı, bu benim dediğim olay: 1986. Onun öncesi de muhakkak vardı, sonrası da muhakkak oldu, daha sonra biliyorsunuz sadece askerî okullar değil; birçok yerde soruları edindiği iddiaları vs. gibi şeylerle, önemli yerlerde elit, sınavla girilen yerlerde Cemaat’in çok sayıda insanı yerleştirdiği iddiası ciddi bir şekilde ortaya atıldı ve zaten şimdi görüyoruz yüzlerce, binlerce kişi ayıklanıyor.

Kolay kapanacak bir mesele değil

Bu darbe, Fethullah Gülen’in –benim inanışım budur– son hamlesi gibi gözüküyor. Bazılarına göre intihar, kamikaze vuruşu olduğunu söyleniyor, altın vuruş vs. diyenler var. Ama şunu söyleyebilirim: Bu hareket, bu operasyonlarla şu âna kadar ordudan alınan, tutuklanan, uzaklaştırılanlarla çok büyük zarar görmüş olabilir; ama bunun bu kadar kolay kapanacak bir mesele olacağını sanmıyorum. Burada çok önemli bir husus var, son olarak onu söylememe izin verin: Türkiye’nin önemli bir kesimi hâlâ bu darbeyi Fethullah Gülen’le irtibatlandırmıyor, önemli bir kesimi, bayağı bir kesimi irtibatlandırıyor ama önemli bir kesimi irtibatlandırmıyor. Dünyada özellikle Batı dünyasında ise Gülen Cemaati’nin bu darbeyi yapmış olabileceği iddiası hiç inandırıcı gelmiyor. Bunun birçok nedeni var. Öncelikli nedeni; bu iddianın Tayyip Erdoğan yönetimi tarafından dile getirilmesi; çünkü Tayyip Erdoğan’ın kredibilitesi Batı’da çok ciddi bir şekilde düşük. Dolayısıyla Fethullah Gülen Cemaati’nin böyle bir darbeyi yaptığı iddiasından çok Fethullah Gülen’in “Bu aslında bir senaryo” şeklinde dile getirdiği hususun daha fazla prim yaptığını görüyoruz.
Burada, şu nokta çok önemli: Normal şartlarda Türkiye’de herhangi bir askerî darbe olduğunda ya da askerî darbe girişimi olduğunda ilk akla gelenler Kemalistler, Atatürkçüler olurdu. Sadece Türkiye’de değil; dünyada da. Ama dikkat edin, bu sefer kimse bunu söyleyemiyor çünkü Türkiye’de darbe yapma potansiyeline sahip olabilecek “Kemalist” figürler, Gülen Cemaati’nin AKP ile kurduğu ittifak döneminde Balyoz, Ergenekon, askerî casusluk gibi operasyonlarla hallaç pamuğu gibi atıldı. Artık kimse kalkıp bunu söyleyemiyor bile. Mesela normal şartlarda, Balyoz, Ergenekon vs. olmasaydı, o kişiler atılmasaydı ve bu darbe girişimi olsaydı hepimizin aklına ilk olarak bu gelecekti ve Fethullah Gülen de mesela kendisine bu söylendiği zaman, “Ya orada o kadar çok Kemalist vs. unsur var, onlara bakın esas” diyecekti. Dikkat ederseniz Fethullah Gülen ve taraftarları böyle bir adres gösteremiyorlar. Sonuçta elimizde iki tane adres kalıyor. Biri Gülen Cemaati, diğeri hükümetin kendisi. Bir başka seçenek de şu tabii: “Böyle bir darbenin olacağını hükümet biliyordu, ama bu darbenin başarısız olacağını bildiği için, tedbirlerini aldığı için bu darbenin olmasına izin verdi” gibi bunun ortasında bir versiyon var.
Ben açıkçası son ikincisine inanmıyorum. Yakın çevremde çok kişi, özellikle üçüncü senaryoya çok fazla inanan var. Ama ben bu darbenin Gülen tarafından bizzat istendiğini, onun bilgisi dahilinde yapıldığını düşünüyorum. Bu konuda bir gazeteci olarak benim 31 yıldır bu hareketi izleyen, Fethullah Gülen’in yazdıklarını, söylediklerini satır satır okumuş, takip etmiş ve bu hareketin Türkiye’deki ve dünyadaki faaliyetlerini yakından takip etmiş, bizzat kendileriyle de konuşarak takip etmiş bir gazeteci olarak Fethullah Gülen Cemaati’nin Türkiye’de darbeci bir zihniyette olduğunu, aradaki Ergenekon-Balyoz vs. gibi süreçlerdeki darbeci-karşıtı pozisyonlarının aslında kendilerinin müdahalesine zemin hazırlamak için olduğunu düşünüyorum. Bu düşüncem son yıllarda şekillenmiş bir şey değil.
1990’da bahsettiğim Âyet ve Slogan kitabımda da bunu net bir şekilde yazmıştım. Daha o zaman darbe vs. telaffuz edilmiyordu tabii, ama Gülen Cemaati’nin temel perspektifinin devlete sızmak ve devleti içeriden ele geçirmek olduğunu o tarihte yazmıştım. O zaman Fethullah Gülen –şu anda alıntı elimde yok– “Babayiğitler” olarak imanlı devlet kadroları yetiştirme perspektifini hayata geçiriyordu. Evet, burada noktayı koymak istiyorum. Yarın tam da bu konuyu daha detaylı bir şekilde ele almaya çalışacağım. Gülen Cemaati nasıl bir söyleme, nasıl bir örgütlenmeye, nasıl bir perspektife, stratejiye sahip? Gülen Cemaati Türkiye’de ve hatta dünyadaki diğer İslamî cemaatlerle nerede benzeşiyor nerede ayrılıyor? Bunu ele almayı, biraz da tabii bunu yaparken de Gülen Cemaati tarihinin önemli noktalarını aktarmayı düşünüyorum. Evet, Fethullah Gülen ve Gülen Cemaati yayın dizisinin 2. Bölümünü burada noktalıyorum. Yarın yine saat 16.00’da 3. Bölüm’de Fethullah Gülen Cemaati’nin yapılanmasını ve Gülen’in söylemini ve perspektifini ele almak üzere. İyi günler.

Bunlar da ilginizi çekebilir