Bugün dünyanın pek çok yerinde tişörtlerde, afişlerde ve duvar resimlerinde görülen yüz, Arjantinli bir doktorun ve devrimcinin yüzü: Ernesto “Che” Guevara. 1928’de Arjantin’de doğan Guevara, tıp öğrencisiyken çıktığı Latin Amerika yolculuklarında yoksulluk ve eşitsizlikle karşılaştı. Guatemala’daki 1954 darbesi, siyasi düşüncelerinin radikalleşmesinde önemli bir dönüm noktası oldu. Meksika’da Fidel Castro ile tanışmasının ardından Küba Devrimi’ne katılan Guevara, devrim sonrasında ülkenin siyasi ve ekonomik yönetiminde önemli görevler üstlendi. Ancak Küba ile sınırlı kalmayan devrim anlayışı onu önce Kongo’ya, ardından Bolivya’ya götürdü. 1967’de Bolivya’da öldürülen Guevara, ölümünün ardından dünyanın en tanınan siyasi sembollerinden birine dönüştü.

Çocukluğu ve Latin Amerika yolculuğu
Ernesto Guevara de la Serna, 14 Haziran 1928’de Arjantin’in Rosario kentinde dünyaya geldi. Beş çocuklu bir ailenin en büyüğü olan Guevara, orta sınıf bir ailede büyüdü. Çocukluğundan itibaren astımla mücadele etmesine rağmen spora ve okumaya ilgi gösterdi. Özellikle edebiyat, şiir ve felsefeyle ilgilenen Guevara, Buenos Aires Üniversitesi’nde tıp eğitimi almaya başladı. Ancak üniversite yılları, onun için yalnızca bir doktor olma yolunda ilerlediği dönem değildi. Latin Amerika’nın farklı bölgelerine yaptığı yolculuklar, siyasi düşüncelerinin şekillenmesinde belirleyici oldu.
1951’de arkadaşı Alberto Granado ile motosikletle Güney Amerika’yı dolaşmaya başlayan Guevara, Arjantin’den Şili’ye, Peru’dan Kolombiya ve Venezuela’ya uzanan yaklaşık dokuz aylık yolculuk sırasında kıtanın farklı kesimleriyle karşılaştı. Maden işçileri, yoksul köylüler ve sağlık hizmetlerine erişemeyen insanlarla kurduğu temaslar, Latin Amerika’daki eşitsizliklere bakışını değiştirdi. Bu yolculukların notları yıllar sonra “Motosiklet Günlükleri” adıyla yayımlandı ve 2004’te Walter Salles tarafından sinemaya uyarlandı. Guevara’yı filmde Gael García Bernal canlandırdı.
Guatemala: Devrimci düşüncenin şekillenmesi

Guevara’nın siyasi dönüşümünde en önemli dönüm noktalarından biri Guatemala oldu. 1953’te Guatemala’ya giden Guevara, Cumhurbaşkanı Jacobo Árbenz’in toprak reformlarını ve bu reformlara yönelik ABD merkezli baskıyı yakından izledi. 1954’te Árbenz hükümeti, CIA’nın desteklediği operasyon sonucunda devrildi. Guevara, darbeyi ABD’nin Latin Amerika’daki müdahalesinin açık bir örneği olarak değerlendirdi. Guatemala deneyimi, onun Marksizme, ABD karşıtlığına ve silahlı devrim fikrine daha fazla yaklaşmasında etkili oldu.
Guatemala’nın ardından Meksika’ya geçen Guevara’nın hayatındaki en önemli karşılaşmalardan biri burada gerçekleşti: Fidel Castro. Castro, Küba’da 1952’de iktidarı ele geçiren Fulgencio Batista yönetimini devirmek için bir gerilla hareketi hazırlıyordu. Guevara, 1955’te Castro ile tanıştı ve kısa süre sonra onun hareketine katıldı. Başlangıçta grubun doktoru olarak düşünülen Guevara, zamanla askeri eğitim aldı ve hareketin önde gelen isimlerinden biri haline geldi.
Küba Devrimi ve devrim sonrası Küba: Doktordan “Comandante”ye, devlet yöneticisi Che

25 Kasım 1956’da Fidel Castro, kardeşi Raúl Castro ve Guevara’nın da aralarında bulunduğu 82 kişilik grup, Granma adlı yatla Meksika’dan Küba’ya geçti. Küba’ya ulaştıktan kısa süre sonra Batista güçlerinin saldırısına uğrayan grubun önemli bölümü hayatını kaybetti ya da yakalandı. Hayatta kalanlar Sierra Maestra’ya çekildi. Guevara burada yalnızca grubun doktoru olarak kalmadı. Gerilla savaşında aktif rol üstlendi ve kısa sürede Castro’nun en güvendiği komutanlardan biri oldu. “Comandante” olarak anılmaya başlayan Guevara, 1958’de Santa Clara saldırısında önemli bir rol oynadı. Şehrin ele geçirilmesi Batista yönetiminin sonunu hızlandıran gelişmelerden biri oldu. Batista, 1 Ocak 1959’da Küba’dan kaçtı. Castro ve devrimci güçlerin Havana’ya girmesiyle Küba Devrimi başarıya ulaştı. Guevara artık yalnızca bir gerilla komutanı değil, yeni Küba yönetiminin önde gelen isimlerinden biriydi.
Devrimin ardından Guevara, Havana’daki La Cabaña kalesinin komutanlığını üstlendi. Batista yönetiminin görevlileri ve rejimle bağlantılı olduğu düşünülen kişiler burada devrimci mahkemelerde yargılandı; bazı sanıklar ölüm cezasına çarptırıldı. Guevara’nın bu süreçteki rolü, bugün de siyasi mirasının en tartışmalı başlıklarından biri.
Guevara aynı dönemde yeni Küba devletinin ekonomik yapılanmasında da önemli görevler üstlendi. 1959’da Küba Ulusal Bankası Başkanı oldu, daha sonra Sanayi Bakanı olarak görev yaptı. Küba’nın ABD ile ilişkilerinin hızla bozulduğu, Washington’ın ekonomik yaptırımlar uyguladığı ve Havana’nın Sovyetler Birliği ile yakınlaştığı dönemde ülkenin sosyalist ekonomik modelinin oluşturulmasına katkıda bulundu. Guevara, kapitalizme karşı çıkıyor ve bireysel maddi çıkarın yerine toplumsal sorumluluğu öne çıkaran “yeni insan” anlayışını savunuyordu. Ancak ekonomik politikaları tartışmalıydı. Küba’nın sanayileşmesi ve ekonomik bağımsızlığının artırılması hedeflenirken, ülke giderek Sovyetler Birliği ile daha yakın bir ekonomik ilişkiye girdi. Guevara ise Sovyet modeline yönelik eleştirilerini zamanla daha açık şekilde dile getirdi. Küba yönetimiyle arasındaki görüş ayrılıkları da giderek belirginleşti.
“Devrim tek ülkede kalmamalı”

Guevara için Küba Devrimi bir son değil, başka devrimlerin başlangıcıydı. Latin Amerika’daki eşitsizliklerin ve ABD’nin bölgedeki etkisinin ancak kıta çapında bir devrimci hareketle aşılabileceğine inanıyordu. Bu düşünceyi yalnızca teoride bırakmadı; Küba’yı temsilen Asya, Afrika ve Latin Amerika’da diplomatik temaslarda bulundu ve 1964’te Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmayla uluslararası alanda geniş yankı uyandırdı. BM’de yaptığı konuşmada Guevara, Küba’nın yalnız olmadığını vurgulayarak şu ifadeleri kullanmıştı: “Biz, emperyalizmin kurbanı olan halkların yanındayız. Onların mücadelesi bizim mücadelemizdir.” Aynı dönemde Batı entelektüel çevreleriyle de temas kurdu; 1960’ta Küba’da Jean-Paul Sartre ve Simone de Beauvoir ile bir araya geldi. Sartre, Guevara’yı daha sonra “çağımızın en olgun insanı” olarak tanımlayacaktı. Ancak bu entelektüel ilgi ve hayranlık, Che’nin siyasi mirasının tüm yönlerini açıklamaya yetmiyordu.
1965 yılına gelindiğinde Guevara, Fidel Castro’ya yazdığı veda mektubuyla Küba’daki tüm resmi görevlerinden ayrıldığını duyurdu. Mektubunda, devrimci mücadelenin sınır tanımaması gerektiğini vurgulayarak şu sözleri yazdı: “Başka ufuklar var, başka halklar var ve ben onlara borçluyum.” Bu ayrılığın ardından ilk durağı Afrika oldu. 1965’te Kongo’ya giderek yerel devrimci hareketlere destek vermeye çalıştı. Ancak bölgedeki siyasi parçalanmışlık, örgütsel zayıflık ve beklenen desteğin sağlanamaması nedeniyle bu girişim başarısızlıkla sonuçlandı. Guevara, Kongo deneyimini daha sonra günlüklerinde “öğretici ama yıpratıcı bir yenilgi” olarak değerlendirecekti.
Bir süre gizlilik içinde kaldıktan sonra 1966’da bu kez Bolivya’ya geçti. Amacı, Küba’daki gerilla deneyimini burada yeniden kurmak ve buradan başlayacak bir hareketi tüm Latin Amerika’ya yaymaktı. Ancak Bolivya’da koşullar beklediği gibi gelişmedi. Yerel halktan yeterli destek gelmedi, Bolivya Komünist Partisi ile ilişkiler zayıf kaldı ve ABD tarafından eğitilen Bolivya birliklerinin operasyonlarıyla gerilla grubu giderek kuşatıldı. Bu süreçte Guevara’nın stratejisi de giderek zorlandı. Günlüklerinde, gerilla savaşının en kritik unsurunun “halk desteği” olduğunu vurgulayarak şu ifadeyi kullanmıştı: “Bir devrim, eğer halkın kalbinde yaşamıyorsa, dağlarda da yaşayamaz.”
8 Ekim 1967’de Guevara Bolivya ordusu tarafından yakalandı. Ertesi gün, 9 Ekim’de La Higuera’da öldürüldü. Gizliliği kaldırılan ABD belgelerine göre, Bolivya Ordu Karargâhı Guevara’nın infaz edilmesi yönünde doğrudan emir vermişti. Bölgede bir CIA görevlisinin de bulunduğu biliniyordu. 39 yaşında hayatını kaybeden Guevara’nın cenazesi uzun süre gizli tutuldu. Kalıntılarının yeri ancak 1997’de ortaya çıkarıldı. Aynı yıl bulunan kemikler Küba’ya götürüldü ve Santa Clara’da düzenlenen törenle yeniden defnedildi.
Bugün Che Guevara bu iki farklı mirasın arasında duruyor: Kimi için devrim, anti-emperyalizm ve başkaldırının sembolü; kimi için ise siyasi şiddet ve otoriterlikle ilişkilendirilen tartışmalı bir tarihsel figür. 39 yıllık hayatına doktorluğu, gerilla komutanlığını, devlet yöneticiliğini ve kıtalararası bir devrim arayışını sığdıran Guevara, ölümünün üzerinden yaklaşık 60 yıl geçmesine rağmen 20. yüzyılın en tanınan siyasi figürlerinden biri olmayı sürdürüyor.
KAYNAK: BBC, Lemonde, Britannica, Radio France








