Referandum ve Kürtler

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

[soundcloud url=”https://api.soundcloud.com/tracks/308641377″ params=”color=ff5500&auto_play=false&hide_related=false&show_comments=true&show_user=true&show_reposts=false” width=”100%” height=”166″ iframe=”true” /]

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Merhaba, iyi günler. Geçen hafta referandumun kaderini AKP seçmeninin belirleyeceğini ileri sürdüğüm bir yayın yapmıştım. Bu konudaki görüşlerimi hâlâ muhafaza ediyorum. Bu hafta da Kürtlerin bu referandumdaki pozisyonunu değerlendirmek istiyorum. Normal şartlarda aslında bütün bu seçimlere ve bu referanduma da esas damgasını vurmasını gereken Kürtler olabilirdi. Çünkü Türkiye’de Kürt sorunu, Türkiye’deki bütün sorunların bir nevi anası. Bütün sorunlar dönüp dolaşıp Kürt sorununa çıkıyor. Ancak bu referandumda Kürtlerin daha önceki seçimlere kıyasla çok etkili olduklarını görmüyoruz. Daha sessiz olduklarını görüyoruz. Bunun tabii ki birçok nedeni var. Öncelikle Kürtlerin büyük ölçüde partisi olarak dikkat çeken HDP’ye yönelik çok ciddi operasyonlar var. HDP’ye ve Demokratik Bölgeler Partisi belediye başkanlarının bağlı olduğu partiye yönelik çok ciddi operasyonlar var. Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ, HDP’nin eş başkanları uzun zamandır içeride. Çok sayıda milletvekili içeride. Hâlâ içeri alınanlar oluyor, gözaltına alınanlar oluyor, bırakılanlar oluyor, bırakılıp tekrar tutuklananlar oluyor ve sürekli onlara yönelik olarak devlet tarafından çok yoğun bir baskı var. Ve bu baskının referandumla doğrudan bir ilgisi olduğunu ileri sürmek herhalde abes olmayacaktır. HDP son seçimlerin hepsinde belli ölçülerde ağırlık koymuş bir parti olarak referandumda da tercihinin “Hayır” olduğu bilindiği için HDP’ye yönelik, HDP yöneticilerine milletvekillerine ve DBP belediye başkanlarına yönelik yapılan operasyonların, gözaltıların, tutuklamaların referandum sürecinde bu partileri zayıflatmak, etkisizleştirmek gibi bir amacı da olduğu kesinlikle doğru. Buna rağmen bu partiler çok köklü partiler, kendi içlerinde çok disiplinli partiler. Bütün bu operasyonlara rağmen örgütlülüklerini bir ölçüde koruyacaklardır diye tahmin edebiliriz. Nitekim İdris Baluken’le yaptığımız Skype yayınında İdris Baluken de bunu söylemişti. Ama işin çarpıcı yanı, yayından bir iki gün sonra İdris Baluken tekrar tutuklandı, tutuklama kararı çıktı. Dolayısıyla burada Kürtlerin siyasi temsiline yönelik olarak çok ciddi bir engelleme var. Ama buna rağmen Kürtlerin Türkiye’de en politize toplum kesimlerinden biri olduğunu biliyoruz. Bu yıllardır böyle. Bir gazeteci olarak bunu özellikle bölgeye gittiğimde defalarca gözlemleme imkânım oldu. En kendi halinde gözüken insanlara kadar herkesin Türkiye’deki gelişmeleri çok ciddi takip ettikleri, sadece Türkiye’deki değil bölgedeki gelişmeleri çok ciddi detaylı bir şekilde takip ettiklerini görüyorduk, görüyoruz. Buna rağmen bir yanıyla HDP’ye, DBP’ye yönelik olarak operasyonlar, engellemeler var. Bir diğer yönü de son dönemde, özellikle 7 Haziran seçimlerinden sonra içine girilen şiddet ve çatışma ortamının Kürtlerde belli bir ilgisizliğe, bıkkınlığa yol açtığını söylemek mümkün. Bu konuda yapılan araştırmalarda, son dönemde yapılan kamuoyu araştırmalarında referanduma katılma oranlarına bakıldığı zaman Kürtlerde katılmama eğiliminin en azından şu aşamada yüksek olduğuna dair birtakım veriler var. Metropol araştırmasında bunların olduğu söyleniyor. Bunu da büyük ölçüde araştırmayı yapanlar, Kürtlerdeki artık siyasete karşı ilgisizlik olarak yorumluyor. Bu aslında siyasete karşı ilgisizlik ya da Kürtlerin siyasetten koptuğu anlamına gelmiyor. Sonuç olarak Kürtlerin şu anda siyaset adına yaşananlara karşı, bunların kendi dertleriyle bir ilgisi olmadığı düşüncesi; herhalde böyle. Yoksa Kürtlerin politizasyonunun, çatışmaların tekrar başlaması ve tırmanmasıyla beraber politizasyonunun çok daha arttığını söylemek kesinlikle mümkün. Garip bir şey yaşanıyor. Politizasyon artıyor ama ülkede yaşanan politikaya karşı ilgi azalıyor. Böyle ilginç bir durum var. Bu aslında tüm Türkiye için hiç hayırlı bir şey dğeil. Yani bu arayışlarının mevcut sistem içerisinde, mevcut siyasi yapılanma içerisinde ve mevcut süreçler içerisinde karşılığını bulamayacakları duygusunun Kürtlerde yükseliyor olması Türkiye’deki bir arada yaşama duygusunu çok ciddi bir şekilde aşındırıyor. Bunu özellikle vurgulamak lazım.

Peki katılım oranının düşük gözüküyor olması veya katılmama oranının Kürtlerde yüksek olacağı yolundaki tespitler sandığa gerçekten yansır mı? Bu referandum gününe kadar neler yaşayacağımızla doğrudan ilgili olacaktır. Ama şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki HDP ve DBP’nin önündeki engeller daha da artırılacak. Ve onların kendi seçmen tabanını aktif bir şekilde sandığa taşıma çabalarının önündeki engeller giderek artırılacak. Yani “Hayır” demesi beklenen kesimlerin çalışmalarının önünde engellerin artacağını varsayabiliriz. Ama buna rağmen ben katılmama oranının şu an söylenen kadar yüksek olacağını sanmıyorum. Son âna doğru özellikle Kürtlerde referanduma katılma oranının yükseleceğini tahmin ediyorum. Bunu tamamen bir hissiyat olarak söyleyebilirim. Kürtlerin bu olaya seçmen olarak referandumda damga basmıyor görünmesine rağmen Kürt meselesi bu referandumun en merkezinde yer alıyor. Malum, bu süreç, referandum süreci MHP’nin önayak olmasıyla başladı. MHP’nin önayak olmasının nedeni de MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çözüm sürecinden vazgeçmesini desteklemesiyle beraber başladı. Dolayısıyla MHP’nin bu süreçte yer almasının en önemli nedeni, çözüm süreci meselesinden siyasi iktidarın vazgeçmiş olması ve bir daha da o çizgiye dönmeyecek olması beklentisi. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere “Evet” cephesinin sözcüleri, özellikle AKP sözcüleri bu referandumda neden “Evet” denmesi gerektiğini açıklarken, yapılacak değişikliklerden ziyade kimlerin “Hayır” dediğini öne çıkartıyorlar ve kimlerin “Hayır” dediği noktasında da Kandil’i, PKK’yı öncelikle gösteriyorlar. İnsanlara “ ‘Hayır’ derseniz PKK’yla aynı çizgiye gelirsiniz” diyorlar. Dolayısıyla şu anda özellikle iktidar partisinin referandum söyleminde çok ciddi bir şekilde Kürt meselesi var, PKK var. Tabii burada “Hayır” cephesinin içerisinde Ümit Özdağ, Sinan Oğan gibi MHP’den isimlerin olduğunu gördüğümüz zaman bunun çok da doğru bir önerme olmadığı ortada. Ama şu çok net: Burada sonuna kadar belli ki bu propaganda işlenecek. İnsanlara “Hayır” oyu verirlerse PKK’yla aynı çizgiye gelmiş oldukları söylenecek. Dikkat edilirse burada hitap edilen kesim Kürtler değil. Burada hitap edilen kesim esas olarak Türk milliyetçiliğine yakın olan kesimler ve –geçen yayınımıza da gönderme yaparak söyleyeyim– AKP’nin kendi tabanı. AKP’nin şu andaki “Hayır”ı terörle eşleştirme stratejisinin temel hedefi kendi tabanı içerisindeki tereddütlü kesimleri, sandığa gitmemeyi düşünen ya da gidip de “Hayır” vermeyi düşünen kesimleri ikna etmek için bu argüman kullanılıyor. Tabii burada çok ilginç birtakım detaylar da var. Mesela CHP milletvekili Mustafa Balbay’ın yaptığı bir çıkışa tanık oldum. Mustafa Balbay diyor ki “Aslında HDP ve iktidar partisi arasında bir anlaşma var”. Buna gerekçe olarak milletvekillerinin bırakılıp tekrar tutuklanması, bazılarının bırakılıp bazılarının tutuklanmasını gösteriyor. Bunun tamamen yanlış bir değerlendirme olduğu çok açık. Bu HDP milletvekillerinin tutuklanmasının ya da bırakılmasının bir anlaşmayla olduğunu iddia etmek gerçekten çok inandırıcı değil. Ama buradan hareketle CHP’nin içerisinde ya da “Hayır” cephesinin içerisindeki bazı kesimlerin de bu PKK’yla özdeşleştirilmeden rahatsız oldukları ve kendilerince buna cevap vermek istediklerini görüyoruz. Şimdi şöyle bir varsayımda bulunalım, spekülasyon yapalım: Siyasi iktidarın burada “Hayır”cıları caydırmak için kullandıkları en önemli argüman Kandil yani PKK olduğuna göre eğer referanduma yakın bir zaman kala Kandil’den veya İmralı’dan bir şekilde “Pekâlâ, başkanlık sistemi –ya da cumhurbaşkanlığı sistemi– de olabilir” şeklinde bir açıklama gelirse ne olacak? Böyle bir açıklama geleceğini sanmıyorum. Ama tamamen spekülatif olarak baktığımız zaman işin rengi Türkiye’de çok ciddi bir şekilde değişir. Bu da bize şunu gösteriyor: Türkiye’de seçmen olarak birtakım süreçlere damga basamasa bile Kürtler –zaten sayıca, oran olarak da çok yüksek değil– ama Türkiye’de Kürt sorununun sembolik önemi o kadar yüksek ki, her an Türkiye’deki birtakım gidişatları bu Kürt sorunu üzerinden değiştirebilirsiniz. Böyle bir realite de önümüzde duruyor.

Olayın bir başka ilginç yanı da şu: MHP’nin içerisinde muhalif olan kesimler, MHP’den kopan, disipline verilen ya da atılan kesimlerin de en önemli argümanlarından birisi –ki burada Ümit Özdağ’la, Sinan Oğan’la yaptığımız yayınların izleyenler bilirler–, onlar da diyorlar ki: “Bu başkanlık sisteminin ardından federasyon gelir, özerklik gelir. Tayyip Erdoğan’ın buradaki hesabı önce başkanlığı getirip ardından da ülkenin üniter yapısına son vermek” diyorlar. Burada da görüldüğü gibi ilginç bir şekilde “Evet” diyenler de Kürt meselesini kendilerine bir argüman olarak kullanmaya çalışırken, “Hayır” diyenlerin bir kesimi de aynı şekilde Kürt meselesi üzerinden bu olayı anlatmaya çalışıyorlar. Ama şunu çok net bir şekilde söyleyebiliriz, ben bu görüşteyim: Bu referandumun, –sonuç ne çıkarsa çıksın– Türkiye’nin Kürt sorununun çözümüne herhangi bir katkısı olacağını hiç sanmıyorum. Bu duygunun Kürtlerde de benzer yaklaşımların olduğunu kestirmek çok zor değil. Dolayısıyla başta bazı anket şirketlerinin söylediği gibi Kürtlerdeki katılma oranının düşük olması ya da katılmama eğiliminin yüksek olmasını anlamak mümkün. Ancak tekrar başa dönecek olursak Kürtlerdeki politizasyon düzeyinin yüksekliği nedeniyle büyük bir ihtimalle bu referandumu hesaplaşma olarak göreceklerini ve ona göre bir tercih yapacaklarını düşünüyorum. Burada bir not düşmek lazım: HÜDA PAR “Yetmez ama evet” diye bir açıklama yaptı. HÜDA PAR Kürtlerde belli bir desteğe sahip, sosyal tabanı olan ama tabii ki bir PKK’yla, HDP’yle kıyaslanabilecek durumda değil. Ama belli bir gücü olan bir yapı. Hizbullah’ın yasal devamı olan yapı, “Evet” diyeceklerini söyledi. Şaşırtıcı değil. Şimdi HÜDA PAR’ın “Evet” diyecek olması Güneydoğu’da Kürt seçmendeki referandum tercihlerini nasıl etkiler? Bir kere şunu söyleyebilirim: HÜDA PAR bu açıklamayı yapmamış olsaydı bile HÜDA PAR’a yakın kesimlerin muhtemelen “Evet” diyeceklerini tahmin ediyorum. Dolayısıyla onların bu açıklamayı yapması bu “Evet”i kesinleştirmiştir. Bunun da belli ölçülerde tabii ki “Evet”e katkısı olacaktır. Ancak bunun “Evet”e katkısı kadar “Hayır”a da katkısı olacağını tahmin ediyorum. Çünkü HÜDA PAR bir geçmişin uzantısı ve bu geçmişi bölgede hiç hayırla anmayan çok sayıda insan var. Normalde oy kullanmayı düşünmeyen bazı kişiler HÜDA PAR’ın “Evet” vereceği açıklamasının ardından “Hayır” vermek için daha fazla aktive olabilirler. Dolayısıyla HÜDA PAR’ın “Evet”e getireceği kadar “Hayır”a da bir katkısı olacağını düşünüyorum.

Son olarak –geçen haftaki yayınla da birleştirerek söyleyeyim– bu seçimin kaderini büyük ölçüde AKP tabanı belirleyecek ve özel olarak da son seçimlerde Adalet ve Kalkınma Partisi’ne ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan’a oy vermiş olan Kürtlerin bu referandumda ne yapacağının özellikle önemli olacağını tahmin ediyorum. Bu dile getirilen, Kürtlerde sandığa gitmeme eğiliminin bir kısmının daha önceki seçimlerde AKP’ye ve Erdoğan’a oy vermiş kişilerden olduğunu tahmin edebiliriz. Ama bir diğer husus da tabii, en önemli husus şu: Bu referanduma AKP ve Recep Tayyip Erdoğan, Devlet Bahçeli’nin MHP’siyle beraber giriyor. Devlet Bahçeli ve MHP’nin en önemli özelliği de Kürtlerin kazanımlarını reddetmek, Kürt kimliğini tanımamak. Bu Kürt kimliğini tanıma ve Kürtlerin kazanımları meselesi sadece bir partiye, HDP’ye has bir olay değil. Adalet ve Kalkınma Partisi’ne destek veren Kürtlerde de bu duygu çok güçlü. Dolayısıyla MHP’yle beraber bir sistem inşasının bu çizgide olan, ta Milli Görüş hareketinden beri bu harekete yakın olan kesimlerde belli bir rahatsızlık, tedirginlik yarattığını kestirmek hiç zor değil. Benzer bir olayı 1991 seçimleri öncesine yaşamıştık. O zaman adı Milliyetçi Çalışma Partisi olan MHP’yle Refah Partisi ittifak yapmıştı yüzde 10 barajını geçmek için. Ve özellikle Diyarbakır’da ve bölge illerinde Refah Partisi’nden çok ciddi kopmalar yaşanmıştı. O kopanlardan birisi o tarihte Refah Partisi’nde önemli bir görevi olan Altan Tan’dı. O dönemde o seçimi bölgede izleyen bir gazeteci olarak o tarihteki şikâyetleri, kızgınlıkları yerinde görmüştüm. Ama daha sonra bu ittifak kısa süre içerisinde sonuçlandıktan sonra Necmettin Erbakan Kürtlerin gönlünü alacak adımlar atıp yaraları büyük ölçüde sarmayı becermişti. Şimdi benzer bir şeyi Tayyip Erdoğan hesaplıyor mu, böyle bir planı var mı? Bu süreçte, referandum sürecinde MHP’ye ihtiyacı olduğu için birlikte hareket edip daha sonra referandumun ardından istediği sonucu elde ettikten sonra küstürdüğü Kürtleri tekrar kazanmak için adımlar atmak ister mi? Adımlar atmak isterse çok geç mi kalmış olur? Bunlar ileriki zamanın göstergeleri olacak. Şimdiden bu konuda öngörülerde bulunmak çok aşırı olur. Söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus