Aaron Stein: “Pentagon, YPG’yi silahlandırmak istedi, Beyaz Saray karşı çıktı”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Geçtiğimiz hafta Dış İlişkiler Konseyi, ABD’nin Suriye dış politikasıyla ilgili, “Kuzey Suriye’de ABD ve Türkiye’nin Çıkarlarını Uzlaştırmak” başlıklı bir rapor yayınladı. Rapor, ABD’nin Suriye siyasetiyle ilgili dört senaryoyu tartışıyor ve ABD yönetiminin Suriye’deki hedeflerini gerçekleştirmesi için Türkiye ve PKK’nin tekrar masaya oturması gerektiğini öne sürüyor. Raporun ayrıntılarını, yazarı Aaron Stein ile konuştuk:

Siz Dış İlişkiler Konseyi’ne yazdığınız raporda, yeni ABD yönetiminin izleyeceği Suriye politikasına dair dört farklı senaryo olduğunu söylüyorsunuz:

1) Suriye Demokratik Güçleri’ne desteği artırmak

2) Kürtlerden vaz geçerek Fırat Kalkanı’na destek vermek

3) ABD’nin Suriye’deki varlığını azaltarak, Rusya’yla ortak hava harekatlarını artırmak

4) Mevcut siyasete devam etmek yani Türkiye’yle gerginliklerini kontrol altında tutarak Kürtlerle işbirliğine devam etmek.

Siz bu raporu yazdığınızdan beri Türkiye ile ABD arasında yoğun bir diploması trafiği oldu. ABD Genelkurmay Başkanı, Türkiye’yi ziyaret etti ve Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, ABD’li mevkidaşına Rakka’da ortak bir askeri operasyon yürütülmesi için bazı planlar sundu. Bütün bu gelişmeleri göz önünde bulundurursak sizce bu senaryolardan hangisinin gerçekleşme ihtimali daha yüksek?

Biliyorsunuz, Türkiye’nin önerdiği plan pek de yeni bir şey değil. İkinci senaryoyu yani ABD’nin Kürtlerden vaz geçerek Fırat Kalkanı’nı desteklemesini rapora eklememenin sebebi, bunun Türkiye’nin bir yıldır öne sürdüğü bir teklif olmasaydı. Yani ABD Genelkurmay Başkanı Dunford ve Savunma Bakanı Mattis yeni bir şey duymadılar. Özellikle de Dunford. Mattis de sadece bu işte yeni olduğu için yeni bir şey duymuş oldu. Bu, Donald Trump yönetimi için erken verilmesi gereken ve belirleyici bir dış politika kararı olacak. Obama yönetiminin son zamanlarına doğru yaptığını yapıp, ilk senaryoyu devam ettirecekler mi? Yani SDG’ye daha çok silah, özellikle de ağır silahlar, verecekler mi? Zira Rakka’daki savaş oldukça çetin geçecek…

Senin soruna dönersek, şu anda hangi yolun izleneceği hâlâ bir tartışma konusu. Ama ben, en nihayetinde şöyle olacağını düşünüyorum: ABD yönetimi, bir yandan Fırat Kalkanı’na şu anda bulunduğu El-Bab etrafında daha çok destek verecek, öte yandan SDG’ye desteğini artıracak. Bir de tüm dengeleri değiştirebilecek bir şey var: ABD’nin Suriye’ye kara gücü göndermesi. Şu anda Washington’da Rakka’ya girerken SDG’ye destek olması için üç tugay asker gönderilmesi tartışılıyor. Ama bu, Türkiye ile sorunu çözmüyor çünkü ana kuvvet SDG olacak. Suriye’de bütün bu karmaşık şeyler oluyor ve ABD-Türkiye ilişkilerine bakarken, ABD’nin şu anki önceliğinin IŞİD’le savaşmak olduğunu unutmamak gerekiyor.

Senatör John McCain’de bir Türkiye ziyareti yaptı. Ziyareti esnasında ABD’nin IŞİD’le savaşırken Türkiye ile birlikte hareket etmesi gerektiğini söyledi. Bu, sizin bahsettiğiniz dördüncü senaryoya yani Türkiye’yle ilişkileri koruyarak SDG’ye destek vermeye devam edileceğine mi işaret ediyor?

Bence bu, Washington’da bir süredir devam eden bir tartışmanın yansıması. Türkiye’nin Washington’da çok fazla dostu var. Durum, Türkiye medyasının göstermeye çalıştığı kadar kötü değil. Türkiye’nin, özellikle Obama yönetiminde birçok dostu vardı. Mesela Kürtlerin daha fazla silahlandırılmasına yönelik itiraz, Obama’nın Ulusal Güvenlik Konseyi’nden gelmişti. Obama yönetimi ne yapılması gerektiğiyle ilgili ikiye bölünmüştü. Ordu, Suriyeli Kürtlerin silahlandırılmasını istiyordu ve eğer Beyaz Saray’daki siyasetçiler olmasaydı çoktan Kürtleri daha ciddi bir şekilde silahlandırırdı. John McCain, hâlâ devam eden bu tartışmanın bir tarafı. McCain’e benzer düşünenler, “IŞİD bir noktadan sonra gidecek ama Türkiye ondan sonra da önemli bir müttefik olmaya devam edecek; bu yüzden Türkiye ile aramızdaki gerilimi çözmenin bir yolunu bulmalıyız” diyorlar.

ABD’nin Suriye’ye kara gücü gönderme ihtimalinden bahsettiniz, bununla ilgili nasıl bir tartışma var Washington’da?

Washington’da kimse bunu yapmak istemiyor. Ama ortada bir çıkmaz var. SDG’ye ağır silahlar veremezsiniz çünkü bu, Türkiye’nin, Rakka’nın alınmasına ciddi ölçüde zarar verecek adımlar atmasına neden olabilir. Bu durumda ne yapacaksınız? Rakka’nın etrafındaki IŞİD savunmasını, Türkiye ile ilişkileri mahvetmeden nasıl kırarsınız? Olasılıklardan biri, ABD’nin Rakka’da savaşmak için kara gücü göndermesi; tanklarını ya da askerlerini ya da ikisini birden. Bunun gerçekleşeceğini düşünmüyorum ama tartışılacağı kesin. Bence en nihayetinde ABD, SDG’ye hava desteği ve silahlı araçlar vermeye karar verecek. Bunu, Obama yönetiminin, son dönemlerinde yaptığını görmüştük. Trump yönetiminin, kendisine IŞİD’le savaş taktiğini belirlemek için verdiği otuz günün sonunda bir karar vermesi gerekiyor. Ve bu süre önümüzdeki hafta dolacak.

Yazdığınız raporda ABD’nin yeni hükümetine verdiğiniz önerilerin başında Türkiye ve PKK arasındaki barış görüşmelerinin yeniden başlaması var. Neden barış görüşmelerinin yeniden başlamasını Türkiye ile ABD’nin Suriye’deki çıkarlarının örtüşmesi için elzem görüyorsunuz?

Şunu söyleyerek başlamak istiyorum, Türkiye iç siyasetini çalışan biri olarak bunun ne kadar zor olduğunun farkındayım. Ama bence, şu ana kadar konuştuğumuz her şey taktik kararlar. Böyle olacağını düşünmesem de ABD, Türkiye’nin planını takip etmeye karar verirse, bu da taktik bir karar olacak. Suriye PKK’si ve Türk Kara Kuvvetleri arasında tüm Türkiye sınırı boyunca devam eden uzun bir cephe hattı var. Bu hat, El Bab’da, Suriye’nin içine doğru genişliyor. Bu, eninde sonunda Türkiye’nin istikrarını bozacak bir durum. Suriye’nin geleceği için de istikrarsızlaştırıcı bir durum. O zaman ne yapacaksınız? Bir an için taktiklere odaklanmayı bırakalım. Bir şehri almak kolay bir şey, en nihayetinde yeterince askeri güç kullanırsanız şehri alırsınız. Taktik olarak kolay, ama stratejik olarak bir şehri düştükten sonra ne yapacaksınız? ABD, Rakka’yı SDG’ye bırakacak Ama bu, Türkiye ile ilişkilerin oldukça gerilmesine neden olacak. Belki çatışma olmadan birkaç ay ya da bir sene idare edebilirsiniz ama bundan iki yıl sonra Türkiye’nin Rakka’yı işgal etmeyeceğinden nasıl emin olabilirsiniz? Bu, Suriye’den uzaklaşmak isteyen ABD’nin dış politikası için birçok soruna neden olacaktır. Benim bunun için önerdiğim çözüm, bu sorunu önceden engellemek ve Türkiye’nin ilk baştaki Suriye stratejisine geri dönmek. Bu, Türkiye’nin en baştaki politikasıydı, Suriye’deki sorunlara cevabı şuydu: Araplarla ilgili olarak muhalifleri bir şekilde kontrol et, Kürtlerle ilgiliyse barış görüşmelerini başlatarak PKK kartını ortadan kaldır. Bence ABD’nin Türkiye’yi bu politikayı dönmesi için zorlaması gerekiyor.

Bildiğiniz gibi Nisan ayında Türkiye’de bir referandum olacak. Eğer bu referandumun sonucu evet olursa ve Türkiye ,Tayyip Erdoğan’ın lider olduğu bir başkanlık sistemine geçerse bu bahsettiklerinizin gerçekleşmesi olası mı? Bu, mümkün mü?

Oldukça zor, AKP’yi ve Erdoğan’ın hedeflerini destekleyen şu anki koalisyon, onu 2012-2015 arasında destekleyen koalisyondan çok farklı. CHP’yi bir kenara bırakırsak, Saadet Partisi ve bazı MHP’lilerin hayır oyu kullanma sebeplerine baktığımızda, iki temel sebep görüyoruz. Bunlardan biri, Erdoğan’ın terörle mücadelede yetersiz olması. İkincisi de bu değişikliğin bir diktatörlüğe dönüşmesinden çekinmeleri. Terörle mücadelede yetersiz olduğunu söyleyenlere baktığımızda, Erdoğan’ın tabanını milliyetçi sağcılık üzerinden sağlamlaştırması için mükemmel bir ortam hazırladıklarını görüyoruz. Tabii bu durum barış müzakerelerinin yeniden başlaması için pek de iyiye işaret değil. Suriye’deki jeopolitik mücadeleler başlamadan önce, Türkiye iç siyasetindeki ilk durumda, Erdoğan’ın başkanlık sistemi için Kürt oylarına ihtiyacı olduğu olduğunu unutmamalıyız. Eğer başkanlık sistemini Kürt oyları olmadan elde edebilirse, Erdoğan’ın, HDP’yi bir siyasi parti olarak yok etmek için bir motivasyonu olacak. Ve bundan sonra barış müzakerelerini başlatacak. Ama bu nasıl bir barış olacak? Yani evet bu konuda pek iyimser değilim ama bu beni Washington’un oynayacağı role geri getiriyor. Bu konuda ne yapılabilir? Ben Türkiye’nin de kendi 2012-2015 arasındaki barış süreciyle için örnek olarak aldığı Hayırlı Cuma Anlaşması’nın bir model olabileceğini düşünüyorum. Ama bu Anlaşma için de ABD’nin sürece dahil olması gerekmişti, orada İngiltere’nin kendi sorunlarını çözmesine katkı sağlamıştı. Bu zor olacak, Türkler ABD’nin kendi iç işlerine burnunu sokmasından hoşlanmayacaktır ama aksi halde ABD Suriye’yi oldukça uzun bir cephe ve her an patlak verebilecek gerginliklerle bırakacaktır.

Peki sizin dediğinizin olduğunu varsayalım, diyelim ki PKK ve Türkiye arasında ateşkes oldu ve barış müzakereleri başladı. Bu Suriye’de olanları nasıl etkileyecek?

Bu süreç başlarsa, Suriye içinde ateşkes sağlanması için kullanılmalı. Böylece AKP ve PKK arasında bir ateşkes olduğunda, PYD arasında da olacaktır çünkü bunlar aynı grup. Böylece oluşabilecek gerginlikleri engelleyebilirsiniz. Bir noktada Rusya ve ABD, Suriye’ye ilişkin olarak bir araya gelecekler ve bir mutabakata varacaklar. Üzülerek de olsa şunu söylemem lazım: Türkiye, bu iki büyük gücün, küçük bir ortağı. Bu yüzden Moskova ve Washington’dan gelecek siyasi kararlara karşı koyma gücü, siyasi gelişmeleri etkileme gücü, Fırat Kalkanı’nın alanıyla sınırlı olacaktır. Yani adem-i merkezileşmiş, Kürt bölgelerinde yerel meclislerin olduğu bir Suriye mümkün bir senaryo. Türkiye bu durumda ne yapacak? Türkiye’deki barış sürecinin, Suriye’deki gerçekçi siyasi süreçlerle ilişkili olması gerek. Şu anda Suriye’ye dahil olan kimsenin gerçekçi siyasi planları olduğunu düşünmüyorum. Ne Rusya, ne ABD ne de Türkiye.

ABD yönetimine önerilerinizden biri de adem-i merkezileşmiş ama toprak bütünlüğünü koruyan bir Suriye fikrini bir an önce sahiplenmesi. Niye bu, bu kadar önemli?

Çünkü bu savaşın eninde sonunda böyle biteceğini düşünüyorum. İngiltere’deki yönetim sistemi, 2012-15 barış sürecinde, PKK’yle müzakereler için modeldi. Yazdığım önerilere Türkiye’nin barış süreciyle ilgili daha önce izlediği politikaları eklemeye çalıştım. Her şeyi baştan keşfetmemiz gerekmiyor. Türkiye’nin üç sene boyunca Suriye İç Savaşı’nın bu yönüyle mücadele etmede çok zeki bir stratejisi vardı. Ama iç siyaset işin içine karıştı ve 2015’te Temmuz’unda PKK, Mart’ta ise AKP süreci baltaladılar. Böylece, siyasi bir çözüm geliştirilmediği sürece çıkılamayacak bir şiddet sarmalına girmiş oldular. Ben de AKP’nin o üç sene boyunca bu çatışmanın nasıl çözüleceğine dair, en azından insanlara sessizce, söylediği şeye göre bir siyasi model yaratmaya çalıştım.

Bu çatışmanın taraflarından biri de Rusya. Bu söylediklerinize Rusya’nın cevabı ne olacaktır?

Rusya bu çatışmada iki taraflı oynuyor, hem El Bab’a kısıtlı da olsa destek veriyor hem de Rus hava bombardımanları, Suriye ordusunun Türkiye’nin daha güneye inmesini engelleyecek bir noktaya kadar ilerlemesini kolaylaştırdı. Türkiye’nin El Bab’tan sonra gidecek yeri yok, Menbic’e ilerleyebilirler ama güneye gidemezler. Suriye ordusunun içinde Rus özel harekat birlikleri var ve Rus uçakları bu taarruzu destekledi, Türkiye’nin güneye ilerlemesini engellendi. Aynı zamanda, Rusların, rejimle müzakere etmesi için düzenli PYD’yle görüştüğünü biliyoruz. Bunun arkasında, rejimin, Kürt bölgelerini bir daha asla geri alamayacağına dair oldukça mantıklı bir varsayım var. Böl ve yönet taktiğini kullanmaya çalışabilirler ama Suriye rejimi, Kürtlerin ana topraklarını kaybetti. Rusya, Suriye’nin adem-i merkezileşmesine itiraz etmeyecektir, zaten buna işaret eden hareketleri oldu. Yani Ruslar, Kürtler ve rejim arasında bir yakınlaşma olmasını sağlamaya çalışacaklar. Böylece, Suriye’nin istikrarını tehlikeye atacak iç çatışmaları önlemek isteyeceklerdir. Bu oldukça zor. Ama bu bizi yine Türkiye’ye getiriyor, eğer ABD ve Rusya, Suriye’yi ademi merkezileştirmeye karar verirse ne yapacaksınız? Eğer buna cevabınız Rojava’yı ve Kuzey Suriye’yi işgal etmekse, orada ne kadar kalmayı düşünüyorsunuz? Oraya ne kadar asker gönderebilirsiniz? Bu savaşa kaç milyon dolar harcayabilirsiniz? Kürt sorununu çözmek için bir siyasi planınız var mı?  Olay burada kilitleniyor. Bu da beni ilk politika önerime getiriyor. Bence ABD, Suriye politikasının bir parçası olarak Türkiye-PKK çatışmasına müdahil olmalı ve çözülmesi için uğraşmalı.

Bu söyledikleriniz, ABD’nin çok yoğun bir diplomasi trafiği başlatmasını gerektiriyor. Ancak, Trump, bütün seçim kampanyası boyunca Suriye’den hatta Ortadoğu’dan ABD’yi çekmek istediğini dile getirdi. Sizin öneriniz ABD hükümetinin sadece Suriye değil, Türkiye siyasetine birçok farklı şekilde müdahil olması anlamına geliyor. Trump yönetimi, bahsettiğiniz diplomasi trafiğini başlatmaya istekli olacak mıdır?

Bu çok iyi bir soru. Benim politika önerilerim tabii ki çok cesur ve oldukça yoğun çalışma isteyen öneriler. Bu yönetimin ne yapmak istediği tamamen belirsiz. 28-29 gün oldu ve daha dün bir ulusal güvenlik danışmanımız oldu. Beyaz Saray’a şu anda kargaşa hakim, hâlâ ülkeyi nasıl yöneteceklerine karar vermeye çalışıyorlar. Suriye de oldukça çetrefil bir konu. Suriye’de siyasi bir çözüm bulmak için toleranslarının ne kadar olduğunu göreceğiz. Gördüğümüz kadarıyla toleransları oldukça düşük. Ama Rakka düştükten sonra ortada hâlâ iç savaşın yarattığı bu karmaşa olmaya devam edecek. Biz arkamızı dönüp gidebiliriz, muhtemelen yeni yönetimin arzuladığı da bu… Ama tekrar edeyim, böyle yaparlarsa, Türkiye ve PKK arasında oldukça hassas bir cephe bırakmış olacaklar. Ve bu ABD dış politikasında sorun yaratacak. Dediğim gibi yazdığım rapordaki öneriler, ileride baş göstereceğini düşündüğüm sorunlara iş işten geçmeden müdahale etmeyi hedefliyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus