Mahdavi: “Ruhani ‘çatışma ve yasaklar isteyenlere karşı birleşelim’ diyerek İranlıları sandığa gitmeye ikna etti”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Harvard Üniversitesi Ortadoğu Çalışmaları Merkezi’nde master öğrencisi Amir Mahdavi ile Hasan Ruhani’nin Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nde kazandığı zaferi konuştuk.

Geçtiğimiz Cuma günü İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani büyük bir zafer kazandı ve tekrar seçildi. Siz seçimin sonucuna şaşırdınız mı yoksa bunu bekliyor muydunuz?

Aslında ben bu sonuca pek şaşırmadım, bir seneden beri sonucun böyle olacağını tahmin ediyordum. Ama seçimden üç dört hafta önce Ruhani ve rakipleri arasındaki mücadele oldukça kızıştı ve acaba küçük bir farkla olsa da kaybetme ihtimali olabilir mi diye düşündüğüm oldu. Ama Ruhani seçimden önceki son bir haftada çok iyi bir kampanya yürüttü. Kullandığı retorik tüm ülkeye yayıldı ve başka ülkelerde yaşayan İranlıları bile oy vermek için harekete geçirdi. Seçimlere katılma konusunda çekimser olan 4-5 milyon İranlıyı oy vermeye ikna etti ve bu kişilerin hepsi Ruhani lehine oyunu kullandı.

Peki Ruhani’nin hangi sözleri bu insanlar üzerinde etkili oldu? Ruhani’ye Cumhurbaşkanlığı seçimini ikinci defa kazandıran nedir?

Kampanyasının son iki haftasında Ruhani “biz ve ötekiler”den bahsetti ve bunu çok iyi başardı. Rakibinin, [İbrahim Reisi], kişiliğini, geçmişini ve yaptıklarını onun aleyhine çok iyi bir bir şekilde kullandı. Ruhani “biz” derken, siyasi duruşlarından bağımsız olarak gelişmeden, dünyayla bütünleşmekten ve dini hoşgörüden yana olan tüm İranlıları kast ettiğini söyledi. Biz birlikteyiz ve diğerleri “öteki” dedi. Ötekilerin de militarize siyasetçiler, dünyanın geri kalanıyla gerginlik isteyen, nükleer programı devam ettirmekten yana, yaptırımlarla ve çatışmayla derdi olmayan ve dini ve ahlaki kısıtlamaları savunanlar olduğunu söyledi. Bence Ruhani bu “biz ve ötekiler” tablosunu çizmekte ve bu ayrıştırmayı yapmakta çok başarılı oldu.

İran’da Cumhurbaşkanlığı Seçiminin olduğu Cuma günü bir seçim daha vardı: Yerel Seçimler. Yerel seçimlerde de Ruhani’yi destekleyen “Umut” grubunun önemli bir zafer kazandığını gördük. Bu iki zafer bize İran toplumunun siyasetten beklentileri ve İran siyasetinin bundan sonra izleyeceği seyre dair ne söylüyor?

Bence reformcu adayların yerel seçimlerdeki başarısını Cumhurbaşkanlığı seçiminin bir parçası olarak düşünmek lazım. Ruhani bu “biz ve ötekiler” tablosunu çizerek, rakibi Reisi’yi ülkedeki militarize kurum ve kişilerin ve çok karanlık bir geleceğin temsilcisi olarak gösterdi. Bunun sonucunda da İranlılar seçim sandığına gidip oy verdiler. Özellikle de büyük şehirlerde. Dediğim gibi, ben yerel seçimlerdeki başarıyı Cumhurbaşkanlığı Seçimi’ndeki başarının bir parçası olarak görüyorum. Şu anda reformcular ve ılımlılar İran İslam Cumhuriyeti’nin bütün seçilmiş pozisyonlarını ele geçirdiler, belediye meclisleri, yürütme ve meclis onların elinde.

Peki bu durumu ve Ruhani’nin seçimden önceki İran müesses nizamına karşı cesur çıkışlarını düşündüğümüzde ikinci döneminde Ruhani’nin daha cesur politikalar izlemesini bekliyor musunuz? Eğer bu yola girerse İran müesses nizamı ona ne kadar alan tanıyacaktır?

Dürüst olmak gerekirse, Ruhani’nin ekonomiyle ilgili konularda halktan aldığı onay oldukça düşüktü. Rakibi Raisi yoksullara nakit yardımı yapmak, 5-6 milyon iş yaratmak gibi ekonomik vaatlerle daha yoksul seçmenleri ikna etmeye çalışıyordu. Seçim sonuçlarını da Reisi’nin daha yoksul kesimlerden oyunu almayı başardığını gösteriyor. Ruhani’nin retoriği, Devrim Muhafızlarının İran ekonomisi ve siyasetine dahil olmasıyla ilgili cesur yorumları, kaybetmesinden korkmasıyla ilgiliydi. Daha önce de bahsettiğim gibi 4-5 milyon seçmeni sandığa çekmek için bu yolu izledi. Bu kişileri kararsızlar olarak tanımlamak doğru olmayacaktır çünkü toptan oy vermeyi red ediyorlardı. Bu retorikle, bu insanları sandığa getirmeyi başardı.

O zaman sizce sadece retorikti? Bu insanları oy vermeye ikna etmek için…

Ben açıkçası Ruhani’nin seçimden sonra “hızını keseceğini” düşünüyorum. Mümkün oldukça dini lider Hamaney ile işbirliği yaparak vaatlerini gerçekleştirmeye çalışacaktır. Zaten düzenlediği ilk basın toplantısında Devrim Muhafızları ve besiclere seslenerek, “Sizi seviyorum, sizinle çalışmak istiyorum” dedi. Ama bu yapıların yönetici kadroları ve sıradan üyeleri arasında bir ayrıma gitti. Ben ilk dönemine göre daha zorlanacağını düşünüyorum, seçim kampanyasındaki kadar cesur olamayacaktır.

Ayrıca önemli bir diğer konusu ise eski Cumhurbaşkanı Rafsancani öldükten sonra Ruhani’nin reformcu ve ılımlı kesimlerin lideri olmaktan başka bir şansı olmamasıydı, başka bir dil kullanamazdı. Bu seçim Cumhurbaşkanı Ruhani için çok önemli bir adımdı. Bundan dört sene önce ki seçimlerde Ruhani’nin vekaletinin Rafsancani’de olduğu düşünülüyordu. Rafsancani’nin yokluğunda yeni lider Ruhani ve kendisini destekleyenlere karşı bir sorumluluğu var, artık onların sorunlarına ve taleplerine direkt kendisinin bir cevap bulması gerekiyor.

Bu gelmek istediğim bir konuydu. Siz bir süre önce bir yazı yayınladınız ve seçimler öncesinde İran siyasetini belirleyen üç önemli konu olduğunu söylediniz: Rafsancani’nin ölümünün ılımlı ve reformcular arasındaki ittifakı nasıl etkileyeceği, dini lider Hamaney’in halefinin kim olacağı ve işsizlik ve popülist oyları kimin alacağı. Belli ki bu konular seçimlerden sonra da İran siyasetinde önemli bir rol oynayacak. Bunlardan kısaca bahsedebilir miyiz? Önce ilk konuyla başlayalım, Ruhani, İran siyasetinde Rafsancani’den boşalan yeri doldurabilecek mi?

Aslında Ruhani iyi bir başlangıç yaptı ve devam etmesi gerekiyor, ben açıkçası başka bir şansı olmadığını düşünüyorum. Dini liderle ilişkisini ve onun güvenin koruması şart. Ama Ruhani’nin aynı zamanda ılımlı ve reformcuların ittifakına liderlik yapması da gerekiyor. Bu çok zor bir görev ve bunu İslam Cumhuriyeti tarihinde yapabilen tek kişi Rafsancani’ydi. Bunu başarıp başaramayacağını göreceğiz.

İkinci konuya gelirsek, Dini Lider Hamaney’in halefinin kim olacağı sorusunun gölgesi bütün İran siyasetinin üzerine düşüyor. Ruhani’nin dört sene öncesine göre 6 milyon daha fazla oy alarak 24 milyon oyla seçilmesinin nedenlerinden biri de İranlıların bir kısmının şayet Reisi kazanırsa bir sonraki dini lider olabileceğinden çekinmeleriydi. Ruhani’ye oy verenler, eğer bu seçimi kazanırsa Ruhani’nin bir sonraki dini lider olmak için ufak da olsa bir şansı olabileceğini düşündüler. Bu seçim neredeyse bir sonraki dini lider için yapılan bir referandum ya da ön eleme gibiydi. Bu, iki tarafın destekçilerini de harekete geçiren önemli bir faktördü.

Üçüncü olarak işsizlikten ve İran siyasi atmosferinin popülist sloganlar ve programlara hazır olmasından bahsetmek lazım. Galibaf ve Reisi, yoksullara nakit yardımı, ev kadınlarına nakit yardımı, işsizlik sigortası ve beş milyon kişiye iş yaratmak gibi ekonomik vaatlerde bulundular. Bunlar Ahmedinejad tarafından da kullanılan vaatlerdi. Önceki seçimlerle karşılaştırdığımızda, Reisi’nin dini lidere çok ciddi bir şekilde sadık olmasa da iktisadi çıkarlarına göre oy tercihini yapan 5-6 milyon seçmenin oyunu aldığını görüyoruz. Reisi’nin aldığı 15.5 milyon oy bu popülist tavrın hâlâ İran siyasetinde ne kadar önemli olduğunu bize gösteriyor.

Siz aynı yazınızda Ruhani’nin, dini lider ve müttefikleri tarafından, bir önceki Cumhurbaşkanları Hatami ve Ahmedinejad benzeri bir tehdit olarak algılanmadığını söylüyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz? Ruhani de bir tehdite dönüşebilir mi?

Geleceği tahmin etmek zor. Mesela Ahmedinejad ilk göreve geldiğinde dini lider Hamaney’e çok sadık ve yakındı. Herkesin hatırladığı bir fotoğraf vardır, Ahmedinejad göreve başlama töreninde dini liderin elini öper. Ama sonunda aralarının nasıl bozulduğunu gördük. Göreve bıraktıktan dört sene sonra tekrar aday olmasına izin vermediler. Siyaset ve kendilerine oy verenler siyasetçileri şekillendiriyor, siyasetçiler de siyaseti. Siyasetçiler ve onlara oy verenler arasındaki diyalektiğin nasıl şekilleneceğini önceden tahmin edemeyiz. Ruhani’ye oy verenler onu dini liderle daha fazla çatışmaya girmesi için zorlayacaktır. Ancak tarihi olarak Ruhani , reformist Cumhurbaşkanı Hatami ve muhafazakar Ahmedinejad’a kıyasla daha güvenilir biri olarak görülüyor. Ruhani seçilmeden önce neredeyse yirmi sene boyunca dini liderin Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’ndeki temsilcisiydi. Uzun yıllara dayanan bir ilişkileri var ama dini liderin en yakın çevresinde olmadığını biliyorum. Ruhani, dini lider ve destekçileri arasındaki ilişkiyi dengede tutmak için elinden gelen her şeyi yapıyor. Bu dengeyi nasıl sürdüreceğini bekleyip görmeliyiz.

İran’ın Trump’ın yaptığı konuşmaya nasıl cevap vereceğini anlamak için göz önüne almamız gereken iki nokta var. İran dış politikasını şekillendirenler, Riyad ve Tel Aviv’de olanların yani ABD ile Körfez İşbirliği Konseyi ve İsrail arasında bir yakınlaşma olduğunun farkındalar. Ama bir yandan da bunun 100 milyar dolarlık bir anlaşma imzalamanın gerektirdiği bir şey olduğunu düşünüyorlar. Eğer bu kadar Amerikan ürününü bir ülkeye satmak istiyorsanız böyle bir retorik kullanmanız gerekir. Bunun ABD dış politikasını tam olarak yansıttığını düşünmüyorlar. Diğer önemli noktası ise şu: Ben, ABD’nin Körfez ülkelerini İran’ın bölgedeki faaliyetlerine karşı desteklemesinin İran’da ikinci bir Hatami dönemi yaşanmasına yol açacağını düşünüyorum. Reformist Cumhurbaşkanı Hatami döneminde ABD’de Beyaz Saray’da George Bush yönetimi vardı. Bu dönemde İran Avrupa’yla en güçlü ekonomik ilişkilerine sahip olmuştu. Hatami, Paris, Madrid gibi birçok Avrupa başkentine gitmişti. Trump’ın yaptıkları İran’ın Avrupalı ticaret ortakları için büyük bir hediye oldu. Ben bundan sonraki dönemde İran’ın iktisadi iş birliği, direkt yatırımlar ve ticaret ortaklıklarında Avrupa’yı tercih edeceğini düşünüyorum.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus