Anne Dufourmantelle: Sinemanın nüfuzunu anlamak

Felsefeci ve psikanalist Anne Dufourmantelle’in 25 Mayıs 2017’de Libération’da çıkan yazısını Latif Yılmaz çevirdi.

Anne Dufourmantelle
Anne Dufourmantelle

Kabul etmek gerekir ki bir film nihayetinde iyi bir kitaba dönüşmek üzere yapılır. Bazen, tıpkı kristalize olan imajlar gibi kelimeler de sonsuzluğa dokunurlar.
Sinema, acaba ruhun hangi hastalığına verilen isimdir? Aynı zamanda sanat, teknik ve ekonominin bir endüstrisi olması hasebiyle sinema geç-modernliğimizin bir sanatı konumundadır. Sinemanın icadıyla bilinçaltının Freud tarafından “keşfi” aynı döneme rastlar: Rüyaların Yorumu kitabı 1900 yılında yayınlanırken; Lumière kardeşlerin ilk filmleri olan L’Arroseur arrosé (Sulanan sulayıcı) 1895 yılına denk gelir. Bu, camera obscura’nın bilinçdışının bir metaforuna benzetilebileceğini imleyen tarihsel bir denk geliştir. Dahası “projeksiyon” kavramı, tıpkı “kesme” ve “montaj” kavramları gibi, iki disiplinin de ortak lügatçesini oluşturur.
Yirminci yüzyıl dönümünde, fantezilerimizin ekranı bir anda aydınlandı. İmaj, daha yoğun ve derin olan ikinci bir hayatın sürükleyicisi haline geldi. Daha yüksek sesle ve daha da çeşitli biçimlerde rüyalar görmeye başladık. Histeri, Charcot aracılığıyla, Freud’un teorilerini ve çalışma temalarını uyguladığı çağın tipik bir kötülüğü olmuştu. Charcot daha önce hastaların konvülsiv dönemlerine ait “kronofotografiklerin/chronophotographiques [1]” montajını denemişti. Histeri, esasında, hiçbir zaman sessiz bir şekilde oynayan oyuncuların özelliği olarak ortaya çıkan ölçüsüz rollere ve oyunlara yabancı olmamıştı.
Günümüzün sinemasına hangi kötülük (hastalık) karşılık geliyor peki? Gişe rekorları kıran Amerikan filmlerinden, çocuklar için yapılan süper prodüksiyonlara kadar son dönem filmlerin en karmaşık olanları çoğunlukla dijital, sanal ve yapay. Hüsrana uğramış ve ket vurulmuş bir cinselliği bastırarak ortaya çıkan Freud’ün histerik hastalarının dertlerinin gerisinde artık anestezik bir hayatla teskin edilecek depresyonlar bulunuyor. Arzunun alan-dışı (hors champ) tılsımlı bir deriye indirgenir [2]: müstehcen bir “gerçekçilik”, hayalleri tatmin eder. Zygmunt Bauman’ın “akışkan toplumu” içeri ve dışarı ayrımının ne zamansal ne de mekânsal olarak artık olmadığı bir uzamın tasviridir. Gizil bir psikozun hüküm sürdüğü bu toplum beraberinde zekâ, akıl ve yaşamdan ziyade lunaparkların şedit duygularını ve keyiflerini üreten sanal/virtüel bir sinema yarattı. Sallanan ve dengesini her an yitirebilecek olan zombiler zamanı duygusal bir boşlukla dolduracak olan adrenalin sayesinde sinema salonunda güçlü bir deneyim yaşayacaklardır.
Sinemaya uyarlanmak üzere birçok romanın sinopsislere benzemek zorunda olduğu bir zamanda Mallarmé’nin sözünü değiştirip “bir film nihayetinde güzel bir kitaba dönüşmek üzere yapılır” demeliyiz. Bu, Dominique Ristori’nin Edwarda Yayınevi’nden çıkan Séances başlıklı kısa bir çalışmasına kapanarak kendi kendime yaptığım bir tefekkürün sonucu. Bu yayınevinin yayınladığı nadir eserler bir mücevher ve tılsım değerinde. Dahası, Dominique Ristori kurgu ve deneme kavşağında yer alan üç metninde ortaya koyduğu sarraflık sanatı ve Mandrake sihirbazlığı ile üç sinemacı ve bunların bütün çalışmalarını ele alıyor: Akira Kurosawa, David Cronenberg ve Nuri Bilge Ceylan.
Merkezinde ikili ifade [3] temasının bulunduğu bu üç anlatı, yazara hakiki bir sanatçının yaratımla dolu yaşamının izini sürme, neyin ne olduğunu ölçme ve sanatçının gündelik obsesyonları ile diyaloğa girme fırsatı veriyor. Yazar bu çabasını izleyiciler için sıradışı bir cevap olacak şekilde yaparak soruşturmalarını derinleştiriyor.

Gökyüzü ve Cehennem Arasında (1963)
Gökyüzü ve Cehennem Arasında (1963)

İlk hikâyede, Kurosawa’nın ölü kardeşi, filmlerinin görünmez figürü olarak temsil edilir. “Gökyüzü ve Cehennem Arasında” filminin çekimi hikayelenir. Esas karakterin düşüşü/çöküşü üzerine ve bir talihsizlik olarak yaşanan şeyin ileride şans olarak ortaya çıkış temsilini anlatan hayati önemdeki birkaç sayfa görürüz. Burada, şunu tereddütsüz bir şekilde diyebiliriz ki, otantik sanatçılar filozoflardan daha derin ve yoğun şekilde düşünürler.
Cronenberg’in rüyası bizi doğadan daha hakiki bir hülyanın içine çekiyor. Sanat yönetmeni, kameramanı ve bestecisi birlikte Kanadalı sinemacının otopsisinin içine çekiliyoruz. Cronenberg, baştan sona bilincinde olarak, sahneyi bizlere tasvir eder. Karakterlerini, oyuncularını, alter-ego fetişlerini ve kaybettiği kendi ikiz kardeşlerini hatırlar; sonrasında bedeniyle ilgili bir obsesyonu açığa vuran son sözü söyler: “beden, tıpkı ressamların tuvalinde olduğu gibi bir kayıt ve ifade yüzeyidir.”

David Cronenberg
David Cronenberg

Kitap pür bir merak ve özgürlükle sona eriyor. Ristori’nin anlattığı “bilinmeyen üzerine planları” anlamak için Bir Zamanlar Anadolu’da filmini görmek bir fayda etmiyor. Kelimeler sonsuza dokunuyor tıpkı saniyede yirmi dört defa kristalize olan imaj gibi. Şüphesiz bir şekilde Cannes’da yazılmamış olan bu muhteşem zekâ dolu kitabın sonunda, Louis Scrutenaire’in parlak fikrini düşündüm: “icat etmeyi anla.”

[1]Chronophotographiques kavramı Eski Yunanca’daki zaman, ışık ve kayıt kavramlarının bir araya getirilmesinden oluşuyor. Farklı zamanlarda ortaya çıkan hareketlerin art arda getirilmesi ifade ediliyor. (Ç.N.)

[2]Balzac’ın Tılsımlı Deri romanı bağlamında kullanılan bir kavramdır. Raphael isimli yoksul bir delikanlının bir antika dükkanından aldığı tılsımlı deri, onun her talebini ve arzusunu yerine getirecektir. Fakat her talep sonrası küçülecek ve bittiği vakit Raphael’in ölümüne neden olacaktır. (Ç.N)

[3]İkili tema veya ikili anlatı tarzı 19. Yüzyılın sonunda Romantizm akımının ve sonrasında fantastik edebiyatın etkisiyle edebiyatın önemli bir sürükleyicisi oldu. Kişiliğin öteki yüzünü, gölgelerini ve antagonizmalarını ifade etmeye çalışır. (Ç.N.)

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar