Irak’ta saha araştırması yapan ünlü IŞİD uzmanı Scott Atran: “IŞİD bölgede bir hortlak gibi yeniden ve yeniden görünmeye devam edecek”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Haftasonunda The New York Book Review’de çıkan aralarında IŞİD konusunda dünyanın önde gelen uzmanlarından Scott Atran’ın da imzasını taşıyan “Halifelik’ten sonra IŞİD” başlıklı bir makale , Musul ve Rakka’nın IŞİD’den temizlenmesi ve mensuplarının da topluca teslim olmaya başladığına dair haberler ardından örgütün çöküşe geçtiği yorumları için erken olabileceği uyarısıyla dikkat çekiyor. Medyascope.tv’de konuya ilişkin yazılarını daha önce de paylaştığımız terörizm uzmanı ve antropolog Scott Atran’ın, Hoshang Waziri ve Richard Davis’le birlikte 2015 yılından itibaren IŞİD’e karşı yürütülen savaşın ön cephelerinde yürüttükleri saha araştırmasının verilerine dayanarak kaleme alınmış bu son makalede, IŞİD’in halifeliğini kaybetse bile bölgedeki Sünni Araplar arasında, örgütün temel değerlerine bağlılığının güçlü bir şekilde devam ettiği vurgulanıyor. Yazarlar, bölgede yaşayan Sünni Arapların “kucaklamalarına” neden olan koşullar değişmedikçe IŞİD’in bölgede bir hortlak gibi yeniden ve yeniden görünmeye devam edeceğini söylüyorlar. Belki daha da ilginç bir tespit ise, IŞİD’in yoksul aşiretleri zengin olanlara karşı kışkırtmış olması nedeniyle yakın gelecekte Sünni Araplar arasında ciddi iç çatışma ihtimalinin bulunması. Önemli gözlemler içeren bu yazıdan geniş bir özeti Işın Eliçin’in çevirisiyle paylaşıyoruz:

IŞİD kontrolündeki bölgeleri topluca terk edenlerin çoğu aslında yaklaşmakta olan Şii milislerden ve Şiilerin çoğunlukta olduğu Irak güvenlik güçlerinden kaçıyordu. Geçen ay Irak birlikleri Tikrit’in kuzeyindeki Havice’yi IŞİD’den temizlediğinde kasabayı bırakıp kaçanlar sadece IŞİD’çiler değildi. Ailelerinde IŞİD’e katılmış biri olanlar, o kişi ölmüş olsa bile, kaçtılar. Yaşadıkları yeri terk etmek zorunda kalan Sünni Arapların çoğu, bize verdikleri mülakatlarda peşmerge kontrolündeki bölgelere sığınmalarının nedenini, “onlar da Sünni,” ve “bizi öldürmek istemiyorlar”, sözleriyle açıklıyorlardı.

Kerkük ve civarındaki petrol sahalarını almak üzere operasyona başlayan Irak ordusu ve Şii milisler 6 Ekim’de Dibis’e girdiklerinde, Kürt güçler yanlarına yaşları 10 ile 70 arasında değişen 100 kadar tutukluyu da alarak yerleşimden çekildi. İçlerinden biri 20’li yaşlarında bir Haviceli’ydi. IŞİD’e sadece iki ay biat etmiş, sonrasında babasının baskısıyla ayrılmıştı. Bu iki ayın bedeli ise 20 ay hapis cezası olmuştu. Bu genç adam yabancı savaşçıların “davaya inandıkları, dava adına buralara geldikleri ve dava uğruna ölmeye hazır oldukları” için adanmışlıklarının da daha fazla olduğunu anlattı. Haviceli genç, IŞİD’in kendilerine ödediği maaşın, Irak askerleri ya da peşmergelerin aldığında çok daha az olduğunu da söyledi. Musul’un geri alınması operasyonlarına katılmış bir peşmergenin ifadesiyle “IŞİD ölümüne savaşıyordu.”

IŞİD ele geçirdiği geniş topraklarda, itikatı tam-eksik demeden ya da Halife’ye biat etsin etmesin, pek çok yerliyi de ordusuna katıyordu. Kerkük’te Musul düşmeden önce yakalanmış IŞİD savaşçıları ile yaptığımız mülakatlar, bu kişilerin hemen hepsinin 2003’teki Amerikan işgali ardından gerilla savaşlarının süregittiği, sürekli korku ve umutsuzluğun hüküm sürdüğü bölgede büyüdüklerini, İran’ı ve Şiileri en büyük düşmanları olarak gördüklerini ve Amerikalıların Şiilerin Sünnileri ezmesine yol verdiğine inandıklarını ortaya koydu.

Bu IŞİD tutuklularına “İslam nedir?” diye sorduğumuzda, “Hayatım” diye yanıtlasalar da IŞİD propagandasıyla öğrendikleri dışında Kuran’ı ya da İslam tarihini pek bilmediklerini gördük. Bu insanlar için inanç, inanmayanların yok edildiği siyasi ve dinî bir yönetime tabi olmakla eşdeğerdi.

Musul’un IŞİD’den geri alınması ertesinde, Temmuz ayında yerlerinden olmuşlar için oluşturulan kamplarda kalan ve yaşları 18 ile 70 arasında değişen 80 Sünni Arap erkekle mülakatlar yaptık ve kendilerini bazı psikoloji testlerinden geçirdik. Görüştüklerimizin tümü de Sünni Arapların tamamının başlangıçta IŞİD’e kucak açtığını anlattı. IŞİD’in işgalini Allah’ın iktidarını şeriatla yeryüzünde hakim kılan ve Sünni Arapları koruyacak olan bir “devrim” saymışlardı:

“İstediğimiz yere gidip gelmekte özgürdük, kimlik kontrolleri, kontrol noktaları kalmamıştı… Irak ordusu kontrol noktalarında bizi aşağılar, geçirmek için de paramızı alırdı… IŞİD gençlerin kendilerini özgür hissetmesini sağladı… Köprüleri okulları yeniden yaptılar.” Bu sözlerin sahibi genç, IŞİD’in onları kandırdığını söylüyor: “Genel af çıkaracaklarını, şeriata uyanların cezalandırılmayacağını söylediler. Ama sözlerini tutmadılar. İnsanların geçmişlerini araştırdılar. Eski subayları, polisleri ve devlette mevki sahibi olmuş herkesi, önce korkutup paralarını aldılar, sonra da öldürdüler.” Mülakat yaptığımız diğer kişiler ise IŞİD’in icraatını “koalisyon saldırılarından kaynaklı baskı” gibi gerekçelerle mazur görme eğilimindeydi. Ama hepsi de yerel savaşçılarla yabancılar arasında büyük fark olduğunda hemfikirdi.

Şimdilerde Irak ordusu ve Peşmerge ile beraber savaşan, ama başlangıçta IŞİD’e yakın durduklarını gizlemeyen bazı Sünni Arap milis komutanlarıyla da görüştük. Çoğu önde gelen seçkin aşiretlerin üyeleri olan bu komutanlar, IŞİD’e karşı cephe almaya, IŞİD yoksul ve alt sınıf aşiretleri, zengin ve seçkin olanların mallarına mülklerine el koymaya ve üyelerini öldürmeye kışkırttıktan sonra başlamışlar. Bu komutanlar şimdi intikam hırsı ile kan davası güdüyorlar. Dolayısıyla IŞİD sonrası dönemde Iraklı Sünni Araplar arasında ciddi bir çatışma tehlikesi var.

Saha araştırmamıza katılan hem sivillerin hem de savaşçıların aktardıkları, IŞİD’in zulüm ve yolsuzlukla mücadelenin tek geçerli yolunu şeriat olarak gören yeni bir genç Sünni Arap kuşağı yaratmayı başardığına işaret ediyor: “Eğer şeriat adil ve doğru şekilde uygulansa bütün sorunlar çözülür. Barış ve adalet olur. Şeriat insanların değil Allah’ın iktidarıdır.” Buna mukabil, mülakat verenlerin çoğu demokrasiyi insani zaaflarla ve “Amerikalıların seçtiği Şii yönetim altında yaşamak” ile ilişkilendiriyor: “Demokrasi savaşa ve insanlar arasında güvensizliğe yol açar… Amerikalılar Sünnileri bölmek için demokrasiyi dayattı. IŞİD Şeriatla bize ümit vaat etti.”

IŞİD devletini, halifeliği kaybetmiş olabilir ama bu bölgedeki Sünni Arapların IŞİD’in vaat ettiği mutlak şeriata biatlarını yitirdiği anlamına gelmiyor. İnsanların İŞİD’i kucaklamalarına yol açan siyasi ve mezhepsel sorunlar çözülmüş değil. Koşullar değişmedikçe IŞİD bölgede bir hortlak gibi yeniden ve yeniden görünmeye devam edecek. 

Scott Atran’ın Medyascope.tv’de çevrilmiş diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus