Varlık Fonu’nun ilk adımı yeni borçlanma mı olacak?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye Varlık Fonu (TVF) kurulduğu günden beri tartışılmaya devam ediyor. Kurulma amacı, işlevi, denetim mekanizmaları, yönetim kadrosu, ekonomiye olası getirileri ve taşıdığı riskler tartışma konularının başında geliyor. Bu başlıklar sadece muhalefetin gündeme taşıdığı konular da değil. Zira Cumhurbaşkanı Erdoğan da TVF’nin işleyişinden şikayet etti ve ardından TVF’de başkan değişikliği yaşandı. Yaklaşık 14 ay önce kurulan TVF ile ilgili yaşanan son tartışma ise TVF’nin yabancı bankalardan kredi almak için görüşmeler yaptığı iddiasıydı. Geçtiğimiz hafta Bloomberg’de yer alan habere göre, TVF bir Çin bankasından 5 milyar dolarlık kredi için talepte bulundu. Bu haber ile birlikte TVF’nin gerçek anlamda bir varlık fonu mu yoksa yeni bir borçlanma mekanizması mı olduğu tartışması tekrar gündeme geldi.

Mahfi Eğilmez: “Bir varlık fonu kurulabilmesi için ya bir varlık veya bir fon ya da ikisi birden olması gerekir”

Konuyla ilgili kendi blogunda bir yazı kaleme alan Mahfi Eğilmez, öncelikle bir varlık fonunun kurulabilmesi için gerekli koşulları sıraladı:

“Bir varlık fonu oluşturabilmek için ekonomi, ya cari fazla ya da bütçe fazlası veriyor olmalıdır. Mesela Norveç gibi ya da körfez ülkeleri gibi petrol üreticisi olan ülkeler petrolü ucuza mal edip karlı sattıkları için cari fazla ve bütçe fazlası elde ederler. Bu gibi fazlası olan ülkeler o fazlaların hepsini elde ettikleri dönemde harcamayıp çocuklarına, torunların miras bırakmayı tercih ederse o fazlaları bir fonda toplayıp biriktirirler. O fonu, iyi faiz veren veya getiri sağlayan tahvillere, bonolara, projelere ödünç olarak verir ve fonun varlığını ayrıca bu yolla da artırmaya çalışırlar. Böylece varlık fonunun varlığı artar ve ülke, gelecek kuşaklara bir miras bırakma şansına kavuşur.”

Türkiye cari fazla ve/veya bütçe fazlası vermediği gibi ikiz açık (cari açık ve bütçe açığı) ile mücadele etmek zorunda kalan bir ülke. Bu durumda böyle bir fonun kurulmasının ardında tek bir rasyonel neden olabilir; o da katma değerli üretim yani teknoloji gelişimi ile cari açığın azaltılması. Bir başka ifadeyle, Türkiye’nin bu fon vasıtasıyla yaratacağı kaynağı, daha doğrusu alacağı krediyi teknolojiyi geliştirecek, cari açığı düşürecek bir ekonomik model kurmak için harcaması beklenir. Ancak durum böyle değil. Muhtemel yeni borçlanma ile inşaat başta olmak üzere cari açığı artırıcı başka harcamalar yapılması olası. Yazısında işin bu boyutuna da değinen Eğilmez, Türkiye’deki modelin neden mantıklı olmadığını şu cümlelerle anlatıyor:

“Türkiye’nin bir varlık fonu kuracak varlığı da fonu da yoktur. Eldeki kamu varlıkları Hazine’ye aittir ve onların kârları zaten bütçe finansmanında kullanılmaktadır. Bu varlıkları Hazine’den alıp ayrı bir fona koymak parayı bir cepten alıp ötekine koymaktan pek farklı değildir. İkiz açığı olan bir ülkenin üstelik emeklilik fonları da Hazinece finanse edilirken bir varlık fonu kurması mantıklı bir iş değildir. Ama Türkiye bir heves varlık fonu kurmuştur. Ne var ki başından beri söylediğimiz gibi varlığı olmayan fonu olmayan bir varlık fonu olmayacağı için sonunda basında çıkan haberlere göre Türkiye Varlık Fonu, projeleri finanse etmek amacıyla dışarıdan borç arayışına girmiştir. Bu durumda varlık fonu, Hazine’nin teminat vererek borçlanan bir kopyası haline dönüşmüş, kamu kesimi adına borçlanma yetkisi ikiye bölünmüştür. Varlık Fonu teminat vererek borçlanacağı için teminat vermeyerek, devletin itibariyle borçlanan Hazine’nin dış borçlanması zorlaşmış olmaktadır. Özetle dünyada borç verip ek para kazanarak varlığını artırmak üzerine kurulan varlık fonlarına Türk usulü bir borç alan varlık fonu katılmıştır.” 

Erdal Sağlam: “TVF yüklü miktarda borçlanmaları ne için yapacak?”

Bugün Hürriyet gazetesindeki köşesini TVF’nın alacağı krediye ayıran Erdal Sağlam, yazısında TVF’nin alacağı yüklü miktarda borcu ne için kullanacağı sorusuna yanıt aradı. Henüz strateji belgesi bile yokken Fon’un böylesi bir borçlanmaya gitmesinin ilginç olduğunu vurguladıktan sonra “Varlık Fonu neden dış kredi alacak?” sorusuna şu şekilde cevap arıyor:

“Bence Varlık Fonu’nun acil borçlanmaya çıkmasının nedeni, kısa vadede döviz likiditesi açısından bir katkı amacına dönük olabilir Türkiye’nin önümüzdeki 1 yılda ödeyeceği dış borç miktarı 110 milyar doların üzerinde, yani en az bu kadar döviz likiditesi sağlanması gerekiyor. Buna karşılık ABD ve AB’den kısıtlamalar artıyor, döviz likiditesini azaltacak Fed’in faiz artırımları başlamak üzere. Bundan da önemlisi; Türkiye’nin döviz likiditesi için kurulan sistem; bankaların yurtdışından yüklü dış borçlanmalar yapıp, bunu sisteme sokmaları üzerine kurulu olduğu için, burada çıkabilecek bir sıkıntının regüle edilmesi, yani döviz likiditesi azalırsa yeni yöntemlerle açığın karşılanması gerekiyor. Bazı bankaların artık dış borç almakta ciddi sıkıntılar çektiği bilinirken, sektörde bu açığın nereden kapatılacağının bir süredir konuşulduğunu da zaten biliyoruz. İşte o nedenle tahmin yürütüp diyorum ki; Varlık Fonu sistemdeki döviz likiditesi açığını kapatmak için şimdiden döviz borçlanması yapıyor olabilir. Peki, Varlık Fonu’na stratejisi bile belli değilken borç verirler mi, Türkiye’nin toplam riski içine sokulmaz mı, borçlansa bile aldığı döviz kredileri likidite açığına çare olabilir mi? Tüm bu soruların yanıtlarını, bekleyip göreceğiz…”

Türkiye sürekli borçlanıyor hem de yasa dışına çıkarak

Hakan Özyıldız, 28 Eylül’de kendi blogunda yayımladığı yazısında Hazine’nin borçlanma limitinde gidilen değişikliğe değinmişti:

“TBMM’ye gönderilen Torba Kanun’un 77. Maddesi ile Hazine’nin borçlanma limiti 1.1.2017 tarihinden itibaren 37 milyar lira artırılıyor. Bana göre, yapılan bu değişiklik 4749 sayılı Kamu Borç Yönetimi Kanunun lafzına uygun değil. Çünkü 4749 sayılı Kanun bütçe açığına dayalı bir limit belirliyor. Ardından o limiti yükseltmek için iki ek limit artırma yetkisi veriyor. Bu bağlamda, bu yıl için verilen tüm yetki 52,3 milyar lira kadar. Oysa Torba Kanunla limit 89,2 milyar liraya çıkarılıyor. Böylelikle orijinal bütçe açığıyla ilgisi olmayan bir büyüklüğe erişiliyor. Kanımca yapılması gereken şey, ek bütçe kanunu çıkarmak ve yeni bütçe açığı büyüklüğünü belirlemek olmalıydı.”

Aynı konuya dikkat çeken Mahfi Eğilmez, yazısında “Merkezi Yönetim Bütçe Dengesi ve Finansmanı” tablosuna yer verdikten sonra şu tespitlerde bulunuyor:

“Karşımızda iki tespit ve bazı sorular var: (1) 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 5’inci maddesindeki hükme göre Hazine’nin 2017 yılında yapabileceği net borçlanmanın limiti 52,4 milyar TL’dir. Aynı maddede ‘borçlanma limiti değiştirilemez’ hükmü yer almaktadır. Herhangi bir yasa değişikliği yapılmamış durumdadır. Bu durumda Hazine limiti aşan 18,1 milyar TL’lik borçlanmayı yasa dışına çıkarak nasıl yapabilmiştir? (2) Bütçe açığının 31,6 ve nakit açığının 25 milyar TL olduğu (Hazinenin geniş nakit açığı Eylül’de 40,4 milyar TL) olduğu ve Orta Vadeli Programa göre enflasyon ve faizlerin ileride düşmesinin beklendiği bir ortamda Hazine niçin açığı çok aşacak bir borçlanmaya gitmiştir? İleride enflasyonun ve faizlerin hızla artmasını mı beklemektedir? Eğer öyleyse Orta Vadeli Programda niçin tersi gösterilmiştir?”

Ekonomide her tartışma “borçlanmaya” çıkıyor

Türkiye’de son dönemde ekonomide hangi konu üzerine bir tartışma yaşanırsa yaşansın tartışmanın borçlanma üzerinde yoğunlaştığını görüyoruz. Bu borç kimi zaman hane halkı borcu olarak karşımıza çıkıyor, kimi zamansa özel kesim borcu ve/veya kamu borcu olarak. Türkiye’de gerek kurumların gerekse bireylerin borçluluk oranlarının yüksekliği ve bunun yarattığı riskler önümüzdeki günlerde tartışılmaya devam edecek. TVF de attığı ve atacağı adımlarla bu tartışmaların hep içinde olacağa benziyor.

Screenshot_4

Tablo: Mahfi Eğilmez

 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus