İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, son dönemde kulislerde sıkça konuşulan “Kasım ayında baskın seçim” iddialarını değerlendirdi. Çakır, erken seçim ihtimalinin geçmişe göre arttığını ancak hâlâ düşük bir olasılık olduğunu söyledi.
Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Ruşen Çakır, Kasım ayında baskın seçim olasılığının arttığını ancak hâlâ düşük olduğunu ifade etti.
- Son dönemdeki siyasetteki tartışmalar, CHP’nin iç gerilimleri ve ekonomik durum tartışmaları baskın seçim senaryolarını gündeme taşıdı.
- Erken seçim için TBMM’de 360 milletvekilinin oyu gerektiğini belirten Çakır, farklı partilerin desteklerinin önemli olduğunu vurguladı.
- CHP’nin dağınık durumu, Erdoğan açısından seçim stratejisine destek sağlayabilir.
- Çakır, siyasi gelişmelerin baskın seçim senaryosunu ya güçlendirebileceğini ya da zayıflatabileceğini söyledi.
Bilmeniz gerekenler
Ruşen Çakır, “Kasım ayında baskın seçim olur mu?” başlıklı yayınında son dönemde siyaset ve finans çevrelerinde sıkça dillendirilen baskın seçim senaryolarını ele aldı. Çakır, cezaevindeki gazeteci Murat Ongun’un Kasım ayında baskın seçim olabileceğine ilişkin değerlendirmesinin ardından bu konunun yeniden gündeme geldiğini belirtti.
Çakır, daha önce de finans çevrelerinden ve yabancı yatırımcılarla yaptığı görüşmelerde aynı soruyla karşılaştığını aktararak, “İhtimal arttı ama çok yüksek değil” görüşünü paylaştığını söyledi.
2027 senaryosu daha güçlü
Normal koşullarda seçimlerin 2028 yılında yapılmasının öngörüldüğünü hatırlatan Çakır, son döneme kadar siyasi kulislerde daha çok 2027’nin bahar veya sonbahar aylarında yapılabilecek bir erken seçimin konuşulduğunu belirtti. Ancak son haftalarda Kasım ayında baskın seçim ihtimalinin öne çıkmaya başladığını söyledi.

Çakır’a göre bu tartışmaların merkezinde CHP’deki “mutlak butlan” tartışmaları ve parti içindeki gerilimler bulunuyor. CHP’nin geleceği, olası parti bölünmeleri ve yeni parti senaryolarının iktidarın hesaplarını etkileyebileceğini ifade eden Çakır, bazı çevrelerin mevcut koşullarda erken bir seçimin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın lehine olacağını düşündüğünü söyledi.
Erken seçim için Meclis aritmetiği kritik
Çakır, erken seçim kararı alınabilmesi için TBMM’de 360 milletvekilinin oyunun gerektiğini hatırlattı. AKP, MHP, DSP ve HÜDA PAR’ın mevcut sandalye sayısının tek başına yeterli olmadığını belirten Çakır, DEM Parti’nin desteği veya başka partilerden gelebilecek oylarla bu sayıya ulaşılabileceğini kaydetti.
CHP içindeki bazı grupların da erken seçim kararına destek verebileceğine dair değerlendirmeler yapıldığını aktaran Çakır, bu ihtimallerin tamamen göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi.
Ekonomik durum Erdoğan açısından belirleyici
Ekonomideki olumsuz tablonun iktidar açısından önemli bir risk oluşturduğunu belirten Çakır, buna rağmen gelecekte ekonomik koşulların iyileşeceğine dair güçlü işaretler bulunmadığını ifade etti. Bu nedenle Erdoğan’ın ekonomik şartlar daha da kötüleşmeden seçime gitmeyi tercih edebileceği yorumlarının yapıldığını söyledi.
Çakır, iktidarın seçim öncesinde ekonomik rahatlama sağlayacak bazı adımlar atarak seçmen desteğini artırmaya çalışabileceği görüşünün de kulislerde dile getirildiğini aktardı.
CHP’nin durumu Erdoğan için avantaj mı?
Çakır, iktidarın seçim stratejisinde muhalefetin dağınık görüntüsünün önemli bir etken olabileceğini belirtti. CHP’nin yaşadığı iç tartışmaların ve parti yönetimine ilişkin belirsizliklerin Erdoğan açısından avantaj olarak değerlendirilebileceğini ifade eden Çakır, bu nedenle iktidarın zaman faktörünü kendi lehine kullanmak isteyebileceğini söyledi.
Bununla birlikte seçmen davranışının her zaman öngörülebilir olmadığını vurgulayan Çakır, 2019 İstanbul seçimleri ve 2024 yerel seçimlerini örnek göstererek iktidarın tüm hesaplarına rağmen seçim sonuçlarının farklı şekillenebildiğini hatırlattı.
Değerlendirmesinin sonunda Çakır, Kasım veya Aralık ayında yapılabilecek bir baskın seçimin olasılığının geçmişe göre yükseldiğini ancak hâlâ düşük seviyede olduğunu söyledi.
“Baskın seçim ihtimali arttı, daha da arttı ama hâlâ çok düşük bir ihtimal” diyen Çakır, önümüzdeki dönemde siyasi gelişmelerin bu senaryoyu güçlendirebileceğini ya da zayıflatabileceğini belirtti.
- Murat Aksoy ile söyleşi: “CHP’de yaşananlar baskın seçim ihtimaliyle doğrudan ilgili”
- CHP lideri Özel’den butlan kararına ilk yanıt: “Yapsınlar baskın seçimi, bekliyoruz”
- Erken/baskın seçim olur mu? Olursa ne olur? Ruşen Çakır ile Murat Yetkin tartışıyor
Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Dün izleyicilerle sizlerle yaptığımız CHP üzerine yayında çok sayıda kişi baskın seçimden bahsetti, bunu sordu. Büyükşehir Belediye davasında cezaevinde yatan gazeteci Murat Ongun bir video yapmış ve Kasım’da baskın seçim olacağını söylemiş; bana bunu sordular. Bu beni şaşırtmadı çünkü bir süredir bu çok konuşulan bir husus. Hatta çok yakın bir zamanda finans dünyasından bir yakınım beni arayıp tam da bunu sordu; ‘‘Basında ‘baskın seçim’ diyorlar, ne diyorsun?’’ diye. Ben de ona dedim ki, ‘‘İhtimali arttı ama ihtimali çok yüksek değil’’ dedim ama arttığını söyledim. Aslında bundan yaklaşık bir ay önce de yurt dışından gelen bir grup finansçı ile sohbetimizde de bunu sormuşlardı, en çok bunu merak ediyorlar. Çünkü böyle bir durum, bir erken seçim durumu finansı, özellikle finans dünyasını yakından ilgilendiriyor ama bizi çok daha yakından ilgilendiriyor.
Normal şartlarda seçim 2028 Mayıs ayında olacak ama geçenlerde Mehmet Uçum bir tarih verdi, birkaç ay öncesinde Erdoğan’ın tekrar aday olacağı bir seçimden bahsetti, 2028’e koydu. Ama benim konuştuğum, görüşlerine itibar ettiğim çok sayıda kişi – ki hep bunu konuşuyoruz zaten – seçim için 2027’yi, 2027’nin ortası yani bahar ya da sonbaharı daha çok düşünüyorlar. Fakat birdenbire bu Kasım ayı meselesi gündeme geldi ve daha da devam edeceğe benziyor. Tabii buradaki esas husus mutlak butlan hikayesi ve mutlak butlan ile birlikte Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinde, çevresinde birtakım çok ciddi sıkıntıların yaşanıyor olması. ‘‘Kim CHP’nin sahibi, kim değil?’’ tartışması, ‘‘Yeni parti kurulacak mı, kurulmayacak mı?’’ tartışması; ‘‘Bütün bunların ortasında eğer Erdoğan hızlı bir seçime giderse kazanır’’ diyen çok kişi var, buna inanan çok kişi var. Böyle kesin konuşmamak lazım; en son ben 2023’te biliyorsunuz ‘‘Kılıçdaroğlu kazanır’’ demiştim, o olmadı ama ben rezil oldum, öyle söyleyeyim.
Şimdi burada tabii birtakım hususlar var. Birinci husus rakam, 360 milletvekilinin oyu gerekiyor; bu erken seçim kararının alınabilmesi için Meclis’te 5’te 3 çoğunluk gerekiyor. Baktığımız zaman AKP, MHP ve onlara destek veren DSP ve HÜDA PAR’ın sayıları buna yetmiyor. Yetmiyor, fakat buraya DEM Parti dahil olursa benim gördüğüm kadarıyla yetiyor, ki DEM Parti’nin dışında da birtakım partilerin, milletvekillerinin şu ya da bu gerekçeyle bir erken seçime onay verme ihtimalini hiç yabana atmamak lazım. Hatta CHP’nin içerisindeki kanatlardan birisi de, özellikle Kılıçdaroğlu kanadı, muhtemelen Erdoğan’ın böyle bir beklentisi olursa onunla beraber verecektir diye akıl yürütebiliriz ya da kendine çok güvenen Özgür Özel ve arkadaşları, CHP içinde ya da yeni bir partide onlar da ‘‘Hodri meydan’’ diyebilir.
Burada o zaman bir başka soru çıkıyor karşımıza: Ekonomi. Ekonomi kötü ve bugün girilecek bir seçimde ekonomik nedenlerle, ekonomik sorunlar nedeniyle oy verecek olan kişilerin tavırları, oy tercihleri Erdoğan’ın umduğu gibi olmayabilir. Fakat orada da şöyle bir husus var: Bugün kötü olan ekonominin bir dahaki seneye ya da 2027’de ya da 2028’de iyi olacağına dair ortada hiçbir işaret yok, herhangi bir işaret yok. Hatta iyi gitmek bir yana, daha da kötü gitme ihtimalini hiç yabana atmamak lazım. Dolayısıyla Erdoğan hızlı bir şekilde seçime giderek ve bu seçime gitme sürecinde de birtakım paralar dağıtarak — nasıl bulacak, nasıl edecek, bunun birtakım imkanlarını herhalde yaratacaktır — geçici de olsa bir seçime gidip ekonominin olumsuz, dezavantajlı yönünden sıyrılabilir. Burada tabii ki temel soru şu: Erdoğan bunu ister mi? Normal şartlarda kimileri diyor ki, ‘‘Erdoğan bu verili durumda zaten seçimi bugün de olsa yarın da olsa kazanır, onun için acele etmesine gerek yok.’’ Bu ilk başta çok cazip geliyor, açıklayıcı gibi geliyor ama bunun hiçbir garantisi olduğunu düşünmüyorum. Yani, ‘‘Nasıl olsa muhalefeti de parçaladı, etti, doğru dürüst rakibi yok; en büyük rakibi Ekrem İmamoğlu, tek başına diploması elinden alındığı için kendisinin karşısına aday olarak çıkamayacak’’ diye yapılan birtakım akıl yürütmeler var. Tabii akla Mansur Yavaş geliyor; Mansur Yavaş’ın Erdoğan karşısına aday çıkma ihtimali çok ciddi ama orada da Erdoğan’ın herhalde bu konu üzerine düşündüğü birtakım taktik ve stratejiler vardır. Çünkü biliyoruz ki Erdoğan bu iktidarı bırakmamak için elinden gelen her şeyi yapacak.
O zaman tekrar Kasım’a gelelim; Erdoğan açısından bakıldığında sanki mantıklı olan Kasım’da bir baskın seçimmiş gibi geliyor. Burada çünkü temel önerme, benim gözüme göre, Erdoğan ülkede %50+1 oyu alabilecek bir durumda değil. MHP desteği ile birlikte de olsa, HÜDA PAR, DSP, hadi diyelim bazılarının beklediği gibi DEM Parti de destek verse, yani merkezi olarak destek verse Erdoğan’ın hele ilk turda %50+1 oy almasının imkansız olduğunu düşünüyorum. Ama o ne yapıyor? Kazanamadığı için karşı tarafın kazanmasını engellemeye çalışıyor, adaylarını yargı eliyle devre dışı bırakıyor ya da partinin başına yine yargı eliyle artık çok kolay yendiği birisini getiriyor vesaire. Ve şu haliyle bakıldığı zaman CHP’nin içerisinde bulunduğu durum aslında Erdoğan için çok elverişli ve ileride CHP’nin, özellikle Özgür Özel ve arkadaşlarının durumu toparlayabilmesi, ayakları üzerinde durabilmesi ihtimalini düşünerek bir baskın seçime gidebilir.
Burada bence belirleyici olan en büyük husus muhalefet ve CHP; CHP derken artık hangisinden bahsettiğimizi belirtmek gerekiyor, seçilmiş CHP. Bununla baş edebileceğine emin olması gerekiyor. Bugün baş etme ihtimali daha yüksek gözüküyor ama zaman içerisinde birçok şey değişebilir, onun için elini çabuk tutmak isteyebilir. Fakat burada başka bir şey çıkıyor karşımıza: Böyle bir hamleye karşı toplumun vereceği cevap ne olacak? Bunu aklımızın bir yerinde tutmamız lazım. Olay sadece parti yöneticilerini hapse atmak, diplomasını almak ya da partileri bölmekten ibaret değil. Sonuçta oy kullanan bir millet var ve bu milletin tercihinin ne olacağını kestirmek öyle kolay değil. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın, pekâlâ gireceği seçimde bütün imkanları kullanarak, bütün engellemeleri yaparak dahi olsa Erdoğan’ın seçimi kaybetme ihtimalini bir yerde akılda tutmak lazım. Bakın 2019’da Ekrem İmamoğlu az farkla seçildi, seçim yeniletildi, “Erdoğan’ın bir bildiği vardır” dendi; hiçbir bildiği yokmuş, farklı bir şekilde kaybetti ikinci seçimi.
2023 zaferinin ardından girdiği 2024 yerel seçiminde çok büyük bir hezimet tattı. Şimdi kaybettiği belediye başkanlarını devşirerek, transfer ederek — dün yine Ankara Haymana Belediye Başkanı geçti — CHP’den, İYİ Parti’den, Yeniden Refah Partisi’nden vesaire belediye başkanları alarak durumu kurtarmaya çalışıyor. Dolayısıyla sandığa hiç güven olmaz demeyeyim, sandık hiç belli olmaz. Dolayısıyla tekrar söylüyorum; baskın seçim ihtimali arttı, daha da arttı ama hâlâ çok düşük bir ihtimal Kasım ayında bir baskın seçim — Kasım ya da Aralık, artık neyse — olma ihtimali ama bunu konuşmaya devam edeceğiz ve ihtimal pekâlâ yükselebilir. Bugün mesela Özgür Özel yine grup konuşması yapacağını söyledi. Bakalım Meclis’te neler olacak, Kılıçdaroğlu ne yapacak; tekrar birilerini disipline sevk edecekler muhtemelen, dokunulmazlıklar kaldırılacak vesaire. Bütün bunlara baktığımızda görüyoruz ki, orada siyaseten yenemediği birilerini birtakım başka yollarla etkisizleştirme çabaları var. Ama karşı taraf siyaset üretebilirse, toplumu yanına alabilirse, arkasından sürükleyebilirse bütün bu engelleri pekâlâ geçebilir.
Bugün sinema tarihinin en acayip yönetmenlerinden birisinden bahsetmek istiyorum: Sam Peckinpah. Western’le başladı. Daha çok, nasıl söyleyelim, macera filmleri, yani çok sayıda kişinin öldüğü filmler yaptığını söyleyebiliriz. Çok değişik bir yönetmen, değeri çok bilinmemiş bir yönetmen, öyle söyleyeyim. Çok sayıda “cult” olmuş, yani kült olmuş filmi var; mesela ‘‘Köpekler’’ (Straw Dogs), Dustin Hoffman’la Susan George. Bu aslında onun filmlerinden biraz farklı bir filmdi. ‘‘Getaway’’ var, yanılmıyorsam Ali MacGraw ile Steve McQueen’in oynadığı bir film. ‘‘Vahşi Belde’’ diye oynamıştı galiba, ‘‘The Wild Bunch’’ diye bir filmi var. Ama benim en favorim ‘‘Bana Onun Kellesini Getirin’’ filmi. ‘‘Bana Onun Kellesini Getirin’’ filminin gerçek adı ‘‘Bring Me the Head of Alfredo Garcia’’. 1974’te yapmış ve işin komik tarafı bu film ‘‘Dünyanın gelmiş geçmiş en kötü 50 filmi’’ diye bir listeye konmuş. Meksika’da geçen bir filmdi, çok şaşırtıcı, çarpıcı bir filmdi, ben çok sevdim. Bir kere adı çok muazzam, Türkçeye de çok güzel çevrilmiş, “Kellesini Getirin”.
Ve ama sonra bu film, “Bana Onun Kellesini Getirin” filmi kendisinin en müthiş filmi olarak kayıtlara geçti. Ve bildiğim kadarıyla filmlerine genellikle yapımcı şirketler çok müdahil olmuş, bu “Bana Onun Kellesini Getirin” filmi için en az müdahalenin olduğu, en fazla içine sinen film olduğunu söylüyor. Ama bildiğim kadarıyla dünyanın dört bir tarafında birtakım sinemacılar bu filmi bir başyapıt olarak görüyorlar. Böyle de değişik birisi Sam Peckinpah. 1980’li yıllarda öldü. Filmlerin çoğu 70’li yıllardaydı ve onları biz ortaokuldayken, lisedeyken seyrediyorduk, çok iş yapan filmlerdi, çok konuşulan filmlerdi. Bir kere görsel olarak çok heyecanlı filmlerdi, çarpıcı oyuncular kullanıyordu. Ama western seviyorsanız, Sam Peckinpah’ın westernleri biraz değişik bir western, yani diğerlerinden farklıydı. Biraz daha böyle İtalya’daki spaghetti westernlere benzeyen bir şeydi. Kendisi 1984’te 59 yaşında ölmüş ve bütün bu ilginç insanlar gibi hayatı boyunca uyuşturucu, alkol vesaire ile boğuşan, eden bir insanmış Sam Peckinpah. Yani her şeyi unuturum ama o filmini ve o filminin adını, “Bana Onun Kellesini Getirin” adını hiçbir şekilde unutmam. Ona buradan bir selamla yayını bitirelim. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








