Ak Parti’de sırada kimler var?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

 

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

 

Merhaba, iyi günler. İktidar partisinde çok ilginç bir dönem yaşanıyor. Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan iktidarını daha da güçlendirmek ve liderliğini pekiştirmek için partinin önde gelen belediye başkanlarını istifaya davet etti. Ama bayağı zor, sancılı bir süreç sonucunda bunu gerçekleştirebildi — ki hâlâ Balıkesir Belediye Başkanı Ahmet Edip Uğur’un durumu an itibariyle belirsizdi. Bursa Belediye Başkanı Recep Altepe istifa etti. Ama neden istifa ettiğini bilmediğini de belirterek istifa etti. Çok ilginç bir durum. Ve Melih Gökçek da cumartesi günü istifa edeceğini bir şekilde söyledi.

Burada tabii ki bu süreçte Erdoğan’ın esas murat ettiği, esas hedeflediği “liderliğini pekiştirmek”ten ziyade, bunun liderliğinin üzerine bir anlamda gölge düşürdüğünü gördük. Normal şartlarda Kadir Topbaş olayında olduğu gibi bu isimlerin çok fazla ses çıkarmadan, üzülerek belki, istemeye istemeye, ama çok da fazla ses çıkarmadan istifa etmeleri beklenirdi. Ve bu da gerçekten Tayyip Erdoğan’ın liderliğinin altını bir kere daha kalın bir şekilde çizmiş olacak ve tek adam yönetimini bize göstermiş olacaktı. Ama böyle olmadı. Belediye başkanları bayağı işi uzattılar. Açılışlar tertiplediler. Birdenbire Balıkesir ve Bursa Belediye Başkanı ülke genelinde kamuoyunun gündemine oturdu vs. Ama sonuçta bir defter kapandı gibi — Balıkesir meselesini bir kenara koyarsak.

Artık yararlı olmadıkları için tasfiye ediliyorlar

Şimdi sırada ne var? Bu belli ki 2019’a kadar, adına yenilenme denilen, AKP’de aslında ayıklanmadan ibaret olan –çünkü yeni bir şey gelmiyor, bazı eskiler ayıklanıyor– bu sürecin 2019’a kadar süreceğini kesinlikle söyleyebiliriz. Yerel seçimler, ama en önemlisi cumhurbaşkanlığı, daha doğrusu başkanlık seçimleri için Erdoğan çok ciddi bir şekilde partisi içinde bir operasyona gitmiş durumda.

Sırada ne var? Sırada ilk söylenen, özellikle İstanbul’da bazı ilçe belediye başkanlarının istifa ettirileceği söyleniyor. Bugün Erdoğan bu konuda, “Böyle bir şey yok, ama olmayacağı anlamına gelmez” dedi. Anlaşılıyor ki herhalde yakında olacak. Ama bence bu o kadar da önemli değil. Tabii ki İstanbul’da ilçe belediye başkanlarının bazılarının gitmesi ilginç olur, bir haber değeri taşır biz gazeteciler için. Ama esas mesele bu değil. Çünkü bakıyoruz, şu âna kadar istifa ettirilen kişiler ve ettirileceği söylenen kişiler –diyelim ki ilçe belediye başkanları– bunlar doğrudan AK Parti’ye ve Erdoğan’a zarar verme durumunda olan kişiler değil. Melih Gökçek tabii istisnai bir durum. Ama diğerleri kendi hâllerinde kişiler, belediye başkanları ya da başka pozisyonlardaki insanlar. Şu aşamada AKP içerisinde zarar vermeyen ama artık yararlı olmadığı, olamayacağı düşünülen kişileri tasfiye ediyor Erdoğan. Ve bu bir müddet daha böyle sürebilir.

Ama esas olay bence –2019’a kadar bunu yaşayacağız ve bunun işaretlerini bir süredir görüyoruz– AKP’ye ve Erdoğan’a zarar verebileceği düşünülen ve AKP’nin içerisinde olan kişilere yönelik tasfiye. Daha doğrusu şöyle söylemek lazım: Bir süredir parti içerisindeki önemli görevlerini kaybeden, önemli konumlarını kaybeden, marjinalleştirilen, ama tam anlamıyla da AK Parti’den kopmayan, kopartılmayan, toplantılara hâlâ çağrılan bir dizi isim var. Bu isimlerin her biri açıkçası 2019 yaklaştıkça Erdoğan ve AKP’nin şu andaki yönetimi için birer tehdit potansiyeli taşıyorlar. Dönem dönem toplantılara o geliyor, bu gelmiyor vs. diye şeyler söyleniyor. İlişkilerini muhafaza ediyorlar. Ancak bu hiç kesin bir nokta değil.

Pelikan olayının gösterdikleri

Şunu çok net bir şekilde biliyoruz: Abdullah Gül başta olmak üzere birçok kademeden marjinalleştirilmiş kişiler, olup bitenlere itirazlarını sadece parti içerisinde değil, ülkeyle ilgili olup bitenlere, dış politikada olup bitenlere, AB ile ilişkiler, ABD ile ilişkiler ya da en son gördüğümüz Kürdistan referandumunda alınan tutumla ilgili konularda seslerini mahcup ve utangaç bir şekilde de olsa çıkartıyorlar.

Bir diğer husus, önemli işaret de şu: AKP yönetiminden, cumhurbaşkanlığı katından doğrudan ya da dolaylı onay aldıkları, destek aldıkları ileri sürülen –ki ileri sürenler bunların doğrudan mağdurları– bazı kişiler –genellikle trol olarak adlandırılıyor bunlar– şu anda partide marjinalleştirilmiş kişilere yönelik bir süredir çok sistemli bir kampanya yürütüyorlar. Bunun zirvesi tabii ki Pelikan olayıydı. Pelikan olayının doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çok yakınındaki kişilerin sponsorluğundaki birtakım kurumlar üzerinden yapıldığı artık büyük ölçüde anlaşıldı. Ve Pelikan olayının ardından biliyoruz ki Davutoğlu hem başbakanlığı hem parti genel başkanlığını kaybetti. Bunun devamı bence gelecek. Bu kişiler sadece yalnızlaştırılma, marjinalleştirilmeyle kalmayacaklar. Ve önümüzdeki dönemde hepsi olmasa bile bazılarına yönelik olarak birtakım kampanyaların başlama ihtimalinin yüksek olduğunu düşünüyorum.

Tasfiye edilmişlerin tasfiyesi

Dolayısıyla şöyle söyleyebilirim: AKP’nin önümüzdeki dönemde en önemli aşaması, tasfiye edilmiş gibi görülen birtakım isimlerin mutlak anlamda tasfiyesine yönelik birtakım girişimler olabilir. Bu neden böyle? Birincisi, yarın Meral Akşener partisini kuruyor. Partisini Koray Aydın ve Ümit Özdağ’la beraber kuruyor ve sanki ikinci bir MHP gibi. Ama duyuyoruz ki özellikle merkez sağda siyaset yapmış bazı isimler de bunun içerisinde yer alacak. Hatta Refah Partisi ve AKP’de siyaset yapmış birkaç kişiyi de karşımızda görürsek şaşırmamak gerekir. Ama daha önemli husus şu: Meral Akşener’in kuracağı parti, yerel seçimlere girmesinin ötesinde bu hareket, bu yeni hareket Cumhurbaşkanlığı seçiminde nasıl bir pozisyon alacak. Bu hareketin CHP’yle ve hatta bir şekilde HDP’yle ortaklaşa ya da ikinci tura kalması durumunda birlikte hareket etmesi gibi bir şey söz konusu olacak mı? Ve de en çok merak edilen ama çok da fazla açıkça dillendirilmeyen bir başka husus, AKP’de küstürülen, marjinalize edilen, kenara itilen kişilerle bu yeni hareketin ya da ortaya çıkabilecek başka bir yeni hareketin –ama şu aşamada Meral Akşener hareketinin– bir şekilde dirsek teması, hatta birlikte hareket etmesi mümkün olabilir mi?

Bu noktada çok küçük ama ilginç bir örnek vermek istiyorum: Gazetenin birinde, AKP’nin şimdi birlikte hareket ediyor gözüktüğü çevrelerden, ulusalcı bilinen çevrelerden bir gazete birisi –adını duymadığım ve şimdi unuttuğum birisi– hiçbir şeye dayandırmadan, “Bir dostum bana dedi ki” diyerek bir yazı kaleme aldı ve bu yazıda Abdullah Gül’ün İngiltere’nin cumhurbaşkanı adayı olduğu ve orada kendisine Meral Akşener’in de destek verdiği falan gibi, başka isimleri de telaffuz ederek bir yazı yazdı. Şöyle söylemek lazım: Çok ciddiye alınacak bir yazı olduğunu düşünmüyorum. Buna benzer spekülasyonlar değişik zamanlarda yapılır; ama ortada bir dayanak yok. “Bir dostum dedi ki” diyerek her şeyi yazıyorsunuz, o dost kimdir vs. Ama bu yazıyı daha sonra Erdoğan’a yakınlığıyla bildiğimiz bir milletvekili kendi kimliğiyle sosyal medyada, “Evet, bu yazıda çok ciddi iddialar var, bakalım bu iddialar yöneltilen kişiler buna nasıl cevap verecek” diye bu yazıyı çoğalttı, paylaştı. Şimdi birisine siz “İngiltere’nin cumhurbaşkanı adayı siz olacaksınız” dersiniz, elinizde hiçbir kanıt yoktur, ama o kişiyi, “Hadi o zaman yapmadığını kanıtla” gibi bir şeye sokuyorlar. Trollük denen olay da tam böyle bir şey işte.

Buradan bence çok net bir şekilde gözüküyor ki, önümüzdeki günlerde çok daha fazla Gül, Arınç, Hüseyin Çelik, Ali Babacan, Ömer Dinçer, Ahmet Davutoğlu ve onlarla beraber hareket ettiği varsayılan birtakım yazar-çizer kişilerin isimlerinin siyasî iktidar tarafından çok daha fazla, direkt ya da dolaylı olarak kullanıldığına tanık olabiliriz. Yani bu çok net bir tartışma şeklinde cereyan edeceğe benzemiyor.

Zarar verebileceği düşünülen kişilerin tasfiyesi

Ama burada çok ciddi bir husus var, o da şu: AKP’nin değişik dönemlerinde önemli görevler üstlenmiş birileri, itiraz ettiklerini bildiğimiz, bu gidişattan memnun olmadığını bildiğimiz, ta referandumdan beri, daha öncesi de var ama referandumda tercihlerinin “Hayır” olduğunu tahmin ettiğimiz birileri var. Ve bu kişiler bunları açıkça dile getirmediler, açıkça pozisyon almadılar — şu ya da bu nedenle. Ama burada, “2019’a giderken bu kişiler tavır değiştirirse, zaten kritik olan 2019 başkanlık seçimleri –ki bunun işaretini net bir şekilde görmüştük– ne olur?” sorusu şu anda Erdoğan’ın önündeki en ciddi sorulardan birisi.

Yani şimdiye kadar yararı kalmamış, eskisi kadar yararı olmayacağı düşünülen kişilerin tasfiyesi söz konusuydu. Şimdi zarar verebileceği düşünülen kişilerin tasfiyesi gibi bir döneme gireceğimizi tahmin ediyorum. Adım adım buraya doğru gideceğimizi tahmin ediyorum. Bunlar zaten bir şekilde etkisizleştirilmiş olduğu için buna, “tasfiye edilmişlerin mutlak anlamda tasfiyesi” diyorum — ki burada pekâlâ bazı durumlarda yargı da işin içerisine katılabilir.

Bugün yine gördük mesela, grup toplantısında Erdoğan, AKP Genel Başkanı Erdoğan, Osman Kavala hakkında zaten hükmü verdi, yargıladı, mahkûm etti. Şu anda soruşturmayı yürüten yargı organlarının Osman Kavala konusunda verecekleri kararda bağımsız ve hür iradeleriyle hareket edip edemeyecekleri konusu çok ciddi bir şekilde masada duruyor. Daha önce de benzer durumlarda, mesela Büyükada insan hakları savunucuları hakkında da benzer bir şey yapmıştı, başkalarında da yapmıştı Erdoğan. Bunların hepsinde de bir şekilde olaylara daha ön soruşturma aşamasındayken müdahil olup bu kişileri baştan itibaren mahkûm etti. Ve o anlamda da yargının önünü iyice kısıtladı. Önümüzdeki dönemde bu tür şeylerin, yargının da devreye gireceği şekilde birtakım engel görülen kişilerin ve kurumların etkisizleştirilmesi, tasfiyesi olayına tanık olabiliriz. Bu Osman Kavala gibi AK Parti’yle ilişkisi olmayan kişiler olabileceği gibi, ya da Büyükada’daki insan hakları savunucuları veya Amerikan Konsolosluğu’nda çalışanlar gibi, dışarıdan birileri olabileceği gibi, önümüzdeki dönemde içeriden birilerinin de, AK Partili bilinen birilerinin de, AK Parti’nin tarihiyle özdeşleşmiş kişilerin de kısmen direkt ya da dolaylı olarak bu tür yıpratmalara maruz kalma ihtimallerinin ciddi olduğunu düşünüyorum.

Çünkü 2019’a doğru –hep söyledim, tekrar tekrar söyledim ve yine söyleyeceğim– Erdoğan’ın yönetememe krizi derinleşiyor. 2019’da peş peşe iki seçim, ama en önemlisi cumhurbaşkanlığı seçimi var. Başkanlık seçiminin kaderini büyük ölçüde belirleyecek olan büyükşehirlerde, İstanbul ve Ankara’da –zaten İzmir belli– ve Adana’da ve birçok büyükşehir referandum sonuçlarının gösterdiği gibi iktidar partisine ve Erdoğan’a yönelik eğilim azalma trendinde; dolayısıyla buraya müdahil olması gerekiyor. Bu müdahil olmanın bir yolu, insanları siyaseten tekrar kazanmaktır. Demokrasilerde ilk akla gelen budur. Kendi söylemlerini değiştirerek, politikalarını değiştirerek, insanların karşısına yeni inandırıcı vaatlerle çıkmaktır. Ya da kendini değiştiremiyorsan rakiplerine yönelik birtakım engeller çıkartmaktır. Yarından itibaren Meral Akşener ve yeni partinin akıbetini, bundan sonra yol alacağı, girdiği maceranın nasıl seyredeceğini göreceğiz; ama şu âna kadar yaşananlardan biliyoruz ki öyle çok da özgür bir şekilde hareket edemeyeceklerine dair elimizde çok ciddi ön deneyimler var. Buraya AK Parti’nin içerisinden marjinalleştirilmiş, kenara itilmiş insanların da bu partiye ya da başka bir partiye, ama Erdoğan’ın karşısında açık bir şekilde pozisyon almaya kalkmaları durumunda işin renginin daha da değişeceğini ve Türkiye’deki gerginliğin daha da artacağını varsayabiliriz. Şunu çok net bir şekilde görüyoruz: Şu ya da bu nedenle AK Parti’ye yakın bilinen bazı kişilerin –ister buna tasfiye edildikleri için deyin, ister başka bir şey deyin, dışlandıkları için deyin–, çok daha açık ve net bir şekilde eleştiriler yönelttiğini biliyoruz.

Örneğin son Osman Kavala’nın gözaltına alınması olayında bunu gördük. AK Parti’ye yakın bildiğimiz ya da onunla iç içe geçtiğini bildiğimiz bazı isimler çok net bir şekilde bunun yanlış olduğunu söylediler. Bu örnekler çoğaltılabilir. Büyükada tutuklamalarında da böyle oldu, başka birçok konuda da bu tür seslerin daha fazla çıkmaya başladığını görüyoruz. Bunların ciddi bir şekilde bir alarm işlevi gördüğünü; ama siyasî iktidarın, eleştirilen şeylerdeki hataları düzeltmek yerine eleştirenleri susturma yoluna gitme ihtimalinin daha yoğun olduğunu görüyorum. Dolayısıyla yeni tasfiyeler, yeni kenara itmeler ve belki de yeni birtakım hukukî süreçler vs. olabilir.

2019’a kadar AK Parti’nin meselesinin, Erdoğan’ın meselesinin sadece kendi dışındaki, alenen karşısında yer alan insanlarla, kurumlarla, odaklarla mücadele etmek değil, aynı zamanda kendi içerisinde yer alan itiraz sahiplerine yönelik de birtakım adımlar atacağını düşünüyorum. Bu da bana önümüzdeki günlerin çok daha sert ve biz gazeteciler için çok daha ilginç bir dönem olacağını gösteriyor.

İyi günler, söyleyeceklerim bu kadar.

 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus