Oscarlı Lupita Amondi Nyong’o, Harvey Weinstein’ın kendisini nasıl taciz ettiğini yazdı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Steve McQueen’in yönettiği tarihsel-drama filmi “12 Yıllık Esaret”teki rolüyle 2014 yılında Oscar alan, Kenya asıllı Meksikalı Hollywood yıldızı Lupita Amondi Nyong’o, The New York Times gazetesi’ne yazdığı bir makale ile sektördeki gücünü kullanarak pek çok kadına tecavüz ettiği ortaya çıkan müptezel yapımcı Harvey Weinstein’la kendi benzer deneyimini paylaştı. Harvey’in onu “yatağa atmak için” nasıl ısrarcı davrandığını detayları ile aktaran Nyong’o’nun ifşaatı, ilk kez bir erkek Hollywood starınının, Tony Goldwyn’in de sektörden bir erkek tarafından taciz edildiğini açıklamaya cesaretlendirmişti. Nyong’o’nun makalesinden genişçe bir özeti aktarıyoruz.

“Harvey Weinstein ile 2011’de, Yale Drama Okulu’nda hâlâ öğrenciyken Berlin’deki bir ödül töreninde tanıştım. ‘Hollywood’un en muktedir yapımcısı’ olarak takdim edildi. Oyuncu adayı olarak elbette sektörden isimlerle tanışmaya heves ediyordum ama yabancılar ve özel olarak erkeklerin niyetleri konusunda da dikkatliydim. Dolayısıyla bu erk sahibi yapımcıyı birlikte yemek yediğim kişilere sordum. Kendisi de yapımcı olan bir kadın, mesleki açıdan tanımak gerektiğini ama yanındayken dikkatli olmak gerektiğini, ‘zorba’ olabileceğini söyledi. Beni de projelerinden birine almayı düşünür umuduyla selamlaştım ve ona soyadıyla hitap ettim ama ilk adını kullanmam konusunda ısrarcı oldu. İlk izlenimim, direkt ve otoriter ama albenili biri olduğu yönündeydi.

Berlin’deki karşılaşmamızdan kısa bir süre sonra, Harvey beni rakip bir yapımcının kendi yapımlarından birine benzer bir filmini izlemeye davet etti. Filmi ailesiyle birlikte, benim o sırada oturduğum yere fazla uzak olmayan bir bölgedeki evinde izleyeceğimizi söyledi. Araba yollayıp aldıracağını söyledi. Daveti kabul ettim.

Şoför beni önce yakın bir kasabadaki restorana götürdü. Harvey eve gitmeden önce birlikte öğle yemeği yiyeceğimizi söyledi. Yemekte onunla birlikte votka soda içmem konusunda ısrarcı oldu, hatta sonunda garsona ‘onun değil benim sipariş ettiğimi getir, yemeğin parasını ben ödüyorum’ dedi. İçki geldikten sonra da ısrar etmeyi sürdürdü ama ben direnmeye devam edince pes etti ve bana ‘inatçı’ olduğumu söyledi.

Evde küçük çocukları ve çalışanları da vardı. Hep beraber küçük sinema salonu olarak tasarlanmış odada filmi izlemeye başlamıştık ki, 15. dakikasında birşey göstermek istediğini söyleyerek beni çağırdı. Filmi izlemek istediğimi söyleyince de ‘hemen döneceğiz’ dedi.

Harvey beni yatak odasına götürüp bana masaj yapmak istediğini söyledi. Önce şaka yaptığını sandım. Yapmıyordu. İlk kez kendimi güvensiz hissettim. Biraz panikledim ve fiziksel açıdan kontrol bende olacağı, ellerinin nerede durduğunu bileceğim için masajı benim ona yapmamı teklif ettim.

Yale’deki müfredatta beden, zihin ve duygu bağını anlayabilmek için birbirimize masaj tekniklerini uyguladığımız bir ders de vardı. Bu acayip durumu, profesyonelliğimi bozmadan rasyonalize edebileceğimi düşündüm. Sırtına masaj yaparken, bu vaziyetten nasıl kurtulabileceğimi düşünmeye çalışıyordum ama bana pantolonunu çıkarmak istediğini söyledi. Bundan rahatsız olacağımı belirtmeme rağmen uzandığı yerden doğruldu. Film izlemeyeceksek gideceğimi söyleyerek, kapıyı açtım ve eşikte durdum. Gömleğini giydi ve yine çok inatçı olduğumu söyledi. Evden ayrılırken de –sonradan çoktan yayından kaldırıldığını öğrendiğim- yapımcısı olduğu HBO şovlarından birinin DVD’lerini verdi. İzlememi istediğini, daha sonra ne düşündüğümü öğrenmek için arayacağını söyledi.

Masaj olayını nasıl değerlendireceğimi bilemedim. Uygunsuz olmakla birlikte açık bir cinsel davet olmadığına kanaat getirdim. HBO şovunda rol önerisi çok cazipti; okuldaki son senemdi ve geleceğimi tehlikeye atmak istemedim. Fakat Harvey Weinstein ile hususi bir mekanda bir daha asla başbaşa kalmayacağımı da biliyordum.

Harvey’i okulda benim de yer aldığım bir oyuna davet ettim. Kabul etti ama son anda işi olduğu gerekçesiyle ve telafi etme sözüyle iptal etti. Dolayısıyla beni Broadway’da yeni sahnelenmeye başlayan bir yapımına davet ettiğinde şaşırmadım. Okul programım nedeniyle gelebileceğimden emin olmadığımı söyleyince, ‘Kimi istersen beraberinde getir’ dedi. Ben de iki güvendiğim erkek arkadaşımla gittim.

Gösterimden sonra hep beraber yemeğe gittik. Zorba olmasına zorbaydı ama isterse çok albenili, komik ve eğlenceli de olabiliyordu. Harvey arkadaşlarımı da etkiledi. Benim de önceki deneyimlerle ilgili kafam karıştı. Oradan ayrılırken, belki de artık benim sınırlarımı kabul etmiş olduğunu, buna saygı duyacağını düşünüyordum.

Birkaç ay sonra Harvey beni yine New York’a ‘W.E.’nin gösterimine davet etti. Artık sınırlar konusunu aştığımız düşünerek bu kez yalnız gittim. Çıkışta restorana davet etti. Beni bir kadın asistanı karşıladı ama Harvey gelir gelmez yanımızdan ayrıldı. Yine alkolsüz içecek istediğim de daha öncekiler kadar ısrarcı davranmadı. Fakat daha başlangıçlar gelmeden ‘Sadede gelelim. Yukarıda oda tuttum, yemeğe orada devam edebiliriz’ dedi. Şoke olmuştum. Restoranda yemeyi tercih ettiğimi söyledim. Bana naif olmamamı, artist olmak istiyorsam bu tür şeylere yapmayı istemem gerektiğini söyledi. Beraber olduğu bazı yıldızları adını verip örnek almamı salık verdi.

Cesaretimi toplayıp teklifini kibarca reddettim. ‘Neyi geri çevirdiğinin farkında bile değilsin’ dedi. ‘İstediğinizi yapsam geceleri uyuyamam, o yüzden geri çevirmek zorundayım’ diye yanıtladım. Birden bambaşka biri oldu ve farklı yönlere giden iki gemi olduğumuzu söyledi. Sonra da ‘burada işimiz bitti, giebilirsin’ diye buyurdu. Ayrılmadan önce, meslekteki bütün şansımı en başından yerle bir etmeyeceğinden emin olmak istedim ve ‘aramız bozulmadı değil mi?’ diye sordum.

‘Kariyerini bilemem ama sen iyi olacaksın’ diye yanıtladı. Sesinde hem tehdit içeren hem de yatıştırıcı bir şey vardı. 2014’te Akademi Ödülü aldıktan kısa süre sonra Weinstein’ın yeni filmlerinden birinde rol teklifi geldi. Reddettim ama Harvey ‘hayır’ı bir yanıt olarak kabul etmiyordu ve Cannes’da görüşmemizi istedi. Yalnız olmamak koşuluyla kabul ettim ve menajerimle beraber toplandık. Hem menajerim hem ben ısrarlarını kibarca geri çevirmekten yorgun düştük. Nihayet razı olduğunda, gelecekte mutlaka birlikte çalışmak istediğini söyledi.

Harvey ile son temasım bu oldu. Bütün bunları şimdi paylaşmanın sebebi, Harvey Weinstein’ın tacizleriyle gizlice baş etmeye çalışan kadınlar ordusuna mensup olduğumu o zamanlar bilmiyordum. Sektörde ilk tanıştığım kişilerden biriydi ve bana ‘işlerin böyle yürüdüğünü’ söylemişti. Gidişatın değişebileceğini bilmiyordum. Dolayısıyla hayatta kalma stratejim onunla karşılaşmamaya çalışmak olmuştu. Şanslıyım çünkü benzer bir durumla karşılaşmadım. Kanımca bunun sebebi de, dahil olduğum projelerde iktidar pozisyonlarında kadınlar ve ellerindeki gücü istismar etmeyen feminist erkekler vardı. Keşke bu kadar çok olduğumuz bilseydim. Keşke sesimi duyurabileceğimi bilseydim. Çokluktan güç doğar. Seslerini çıkarıp bana güç veren kadınlara teşekkür ederim. Sektörümüzde kızkardeş ve –bize destek verem erkek kardeş- dayanışması açısından tarihi bir dönüm noktasında olduğumuzu umuyorum. 

Harvey karşısında güçsüzmüş gibi hissettirilmiş olsak da, konuşarak, ifşa ederek, sesimizi çıkararak gücümüzü yeniden kazandık. Konuşmaya başlamışken, bir daha asla böyle şeyler karşısında sessiz kalmayalım. İşbirlikçi sessizliği sona erdirmeye katkım olmasını diliyorum.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus