“Leaks/Sızıntılar” sayesinde devletler ve özel çıkar çevreleri “haberler üzerinden nükleer saldırı” düzenleyebiliyor

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Paradise Papers, Snowden Belgeleri, Cablegate… On yıldır, yoğun gizli bilgi sızıntıları (“leaks”) çoğalıyor. Bazıları bütün dünya medyasında ilk haber oluyor, kimileri ise herkesle paylaşılmıyor. Pierre Gastineau ile Philippe Vasset’nin birlikte yazdıkları Armes de déstabilisation massive (Kasım 2017, Fayard, http://www.fayard.fr/armes-de-destabilisation-massive-9782213704876), git gide daha fazla karşılaşılan bu istikrarsızlaştırma aracının kulislerine ve karanlık tarafına ışık tutuyor. Libération’dan Pierre Alonso’nun Gastineau ve Vasset ile yaptığı, 17 Kasım 2017’de yayınlanan söyleşiyi Haldun Bayrı çevirdi.

Paradise Papers vergi optimizasyonunun bütün bir cephesini açığa vuruyor. Bunun arkasında bir istikrarsızlaştırma operasyonu olabilir mi?
ICIJ [Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu] bu toplu sızdırmanın kökeni hakkında tamamen sessiz kaldı; ki bu da meydanı diğer tarafa, yani belgelerin çıktığı Appleby hukuk firmasına bırakıyor. O firma ise korsanlık var diye çığırıyor. Appleby, müşterilerine haber verdi ve bir tutanakla şikâyette bulunacağını ilan etti. Korsanlık sipariş üzerine mi yapılmıştı? Henüz bilmiyoruz. Bazı sızıntıların kökenine çıkmak için aylar gerekti bize.
Her halükârda, bu sızıntılar kamu yararından ziyade bazı finansal çıkarlara hizmet edecek. Özel istihbarat endüstrisinde, Panama Papers [ICIJ’ın önceki büyük sızdırması, ed.notu] sağmal ineğe döndü; onun veri tabanı, offshore şirketlerin ardına isimler koymak vb. için, davalar için aktif araştırması yapan özel soruşturmacılara hizmet ediyor. İzlanda Başbakanı’nın istifasından daha önemli, ama daha az görünür etkileri var bunların. “Leaks”in saklı yüzünün bir kısmı bu; bir yandan genel olarak haber hizmeti görürken, daha bayağı bir şekilde muazzam özel çıkarlara hizmet ediyorlar.

Yoğun sızıntı akışından bahsediyorsunuz. Veri sızıntılarının iyileri ve kötüleri var mı?
Başlangıçta, çok cesur kimseler, siberin yeni bir şeffaflık tipi yaratacağını anlamış olanların geliştirdiği platformlar üzerinden binlerce belge aktardılar. Bununla birlikte çok çabuk bir biçimde, önce devletler sonra özel çıkar çevreleri büyük jeopolitik nüfuz çarpışmalarının öneminin farkına vardılar. Bir iki belge bulup, hedefledikleri ülkede danışmanlar üzerinden bilgiler ulaştırdıkları bir gazeteci topluluğunu ayakta tutmaktan ziyade –çok zaman alan usanç verici bir usul–, “leaks” sayesinde apansız “haberler aracılığıyla nükleer saldırı” düzenleyebiliyorlar.
Her halükârda, belgelerin sahiciliği, yoğun sızıntıların başarısındaki pazarlama anahtarıdır. Bunun taşeronluğunu, sahicilik garantisi isteyen yansız platformlar ya da doğrudan medya kuruluşları sağlar; bunlar belgeleri elden geçirip eleyecektir.

Bu talebe tekabül eden bir arz, bir “yoğun sızdırma piyasası” var. Bunun aktörleri kimler?
Siparişçi, mahkemeler önünde mücadele etmek için kaldıraçlar bulmak maksadıyla özel istihbarat şirketlerine başvurur. Nihai operatör, bir nevi, ya yalnız bir hacker’dır, ya da sibernetik dünyada operasyonlar yapmak için kurulmuş bir şirkettir. Siber-istihbaratta uzmanlaşmış bir şirket de söz konusu olabilir, gizlice bir saldırı mikro-şubesi işleten bir siber-güvenlik şirketi de olabilir.

Piyasaya birkaç milliyet hükmediyor…
Teknik bakımdan basit olan kitlesel fişleme operasyonlarında Ruslar ve Ukraynalılar çok var. İstikrarsızlaştırma operasyonları ince korsanlıklar gerektirip sanal dünyada insana dayalı istihbarata benzedikçe, aktörlerin sayısı da azalır. İki öncü millet var: İsrail ve Hindistan. Temelinde siber asimetriktir, düşmanından güçsüz olunduğunda kullanılan bir silahtır. İstihbarat İsrail’in varlık nedenlerinden biri; hiçbir şey olmasa bile en azından komşuları hakkında bilgilenmesi gerekiyor… Hindistan’da ise güçlü bir devlet desteği daha sonra, Çin’in veya Pakistan’ın yaptıklarına tepki olarak gelmiş. Bunun geleceğin silahı olduğunu anlamışlar. Çabucak ve çok pahalı olmayan bir biçimde gecikmenin kapatılabildiği bir alanı bu.
Özel ve kamu sektörlerinden birbirine geçiş hususunda İsrail’de de Hindistan’da da aşırı derecede gözeneklilik var: Ya eski istihbaratçılar özele geçiyorlar, ya da istihbarat servisleri bu genç yenilikçi şirketlere (start-up’lara) başlangıç için mali ya da teknik yardımlarda bulunuyorlar. İsrail’deki yenilikçi genç siber-istihbarat şirketlerinin ilk müşterisi İsrail istihbarat servisidir! Mossad kısa süre önce resmî olarak şirketlere yönelik, Libertad diye bir fon başlattı.

Rusya neden “sızdırma” işine çok hızlı girişti?
Rusya istihbarat konusunu sürekli olarak düşünür ve hiçbir zaman pes etmedi. Soğuk Savaş sonrasında Batılı ülkelerde bütçeler azalırken, Rusya kendi bütçesini bozmadı. Eski bir Rus ajanının bize anlattığına göre, dünyada benzeri olmayan bir şekilde yaptı bunu: Rus istihbarat akademisinde, manipülasyon ve nüfuz teknikleri en değerli kürsüler haline geldi. Rus istihbaratçılarının eğitildiği okulun kaymak tabakası bu dalı seçiyor! Avrupa ve ABD’de bu daha çok gizlenir, seçimleri bir tarafa doğru yönlendirmek için nüfuz operasyonları yapıldığını söylemekten pek hoşlanılmaz.
Ruslar saldırgan ve yasadışı nüfuz operasyonları yürütme fikrinden hiç vazgeçmediler. “Leaks”in bir kaldıraç işlevi görebildiğini ilk onlar anladı. ABD’de olup bitenlere bir bakmaları yetti: Bradley Mannings ile Edward Snowden yoğun bir bilgi sızıntısıyla dünyanın en güçlü ülkesine diz çöktürdüler. İlk kez, Amerikan istihbaratının aşırı-gücüne karşı asimetrik bir silah bulunmuştu. Ruslarda da jeton o anda düştü. 2010’dan, daha fazla da 2012’den sonra, nüfuz doktrinlerinde bilgi savaşı baskın bir rol üstlendi.

Bunun farkına vardıklarında ne oldu?
Kremlin hesabına çalışan hacker grupları üzerine bütün raporlar, izlenen yöntemde bir evrim gösteriyor. Rus servislerinin kullandığı ve APT28 diye adlandırılan gruba isnat edilen, NATO’nun baş merkezlerinden Gürcistan’ı, ya da 2000’li yıllarda Black Water’ı hedef alan korsanlıklar, klasik bir istihbarat toplama mantığı içinde, yakalanmadan bilgi elde etme hedefli olmuştur; “leaks” yapma amacıyla değil. 2012-2013’e doğru doktrinin değiştiği sırada yoğun sızıntılar başladı, bunların bazıları az ya da çok kesinlikle Kremlin’e isnat edilebilir. O dönemde, tekniğin kusursuzlaştığı görülür. Mesela Türkiye’deki AKP üzerine olan “leak”, Erdoğan’la Putin arasında büyük bir gerginlik ânında çıktı. Bilgi savaşındaki Rus doktrininin gözden geçirilmesiyle APT28’in –bunun farkına varıldığı her sefer– yöntem değişiklikleri arasındaki paralellik çarpıcı.

Kitapta alıntıladığınız eski bir Mossad’lı, istihbaratın veri sızdırmaktan ibaret olmadığını, verileri gizlice korumak da olduğunu ileri sürüyor…
Onun için amaç, şeyleri ötekiler bilmeden bilmektir; yani istihbarat servisinin ilk hedefi budur. Eski ekoldendir bir nevi. Buna karşılık, Rusya “leaks”i ele geçirdiği zaman, yasadışı bir operasyondur bu: Amaç istikrarsızlaştırmaktır. Ve bu da taşeronlar üzerinden yapılarak inkâr olanağı elde tutulur.

“Leaks”in diğer istikrarsızlaştırma operasyonlarına nazaran avantajları neler?
Devletler için, bölgesel çıkarlarını ilerletmek söz konusu. Nitekim, GlobalLeaks gibi bir grup Washington’daki Birleşik Arap Emirlikleri büyükelçisinin e-posta kutusundaki mesajları Amerikan gazetelerinde yayınlattığı zaman, açık bir biçimde Katar’ın çıkarlarına hizmet etti bu.
Şirketler için, istihbaratı aklamaya hizmet eder. Bu şirketler için zorluk, korsanlığın ürünüyle bir mahkeme önüne doğrudan çıkmamaktadır. Ganimetlerini bir mahkeme önünde “yasal” kılmak maksadıyla, aklayıcı, bir platform olabilir: Wikileaks, ICIJ, EIC, ya da doğrudan gazeteler. Kaçırılmış bir e-posta kutusuyla yargıç önüne çıkmak –hâlâ– epey kötü gözle bakılan bir iştir…

WikiLeaks’in rolü ICIJ’inkinden daha muğlak…
WikiLeaks yaydığı belgeleri iyi kötü işlemeye başlıyor bugün. Ama WikiLeaks tabanda anonimliği garanti altına alan bütünüyle yansız bir platform olarak yaratıldı. Türünde ilkti. ICIJ ile EIC [European Investigative Collaborations] bir gazeteci çalışması yaparken, Wikileaks eline geçen bütün belgeleri yayma mantığında bugün.
Bugün, kitabımızda da anlattığımız gibi, rolü git gide daha muğlak. Buna karşılık değişmeyen ise, her üçünün de bir korsanlık ürününü kullanabilmeleri. Paradise Papers mevzuunda ICIJ, mesela EIC’nin aksine, belgelerin kökeni hakkında tamamen sessiz kalıyor. O rakip konsorsiyum, Football Leaks hikâyesinin tarihini açıklayan bir giriş makalesi yazmıştı (önce Doyen Fonu’na şantaj yapmayı sağlamış olan bir hack söz konusuymuş). Bir anlamda, ICIJ’in sessizliği bu sefer “leak”in şeffaflığı için bir geri adım gibi belirebiliyor.

FransizKultur

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus