Joyce Weisbecker: İlk kadın video oyunu tasarımcısı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Joyce Weisbecker, tüketici elektroniği devi RCA’de çalışan babasının geliştirdiği teknolojiyi kullanarak, 1976 yılında bilgisayar ve konsol oyunları tasarlamaya başladı ve böylelikle bilinen ilk kadın video oyunu tasarımcısı oldu. Ancak Weisbecker bugün geriye dönüp baktığında kendisini daha ziyade ilk “indie” yani bağımsız oyun tasarımcısı olarak gördüğünü anlatıyor. Joyce Weisbecker’ın, Benj Edwards tarafından Co.Design dergisinde yayımlanan ve çok bilinmeyen hayat öyküsünü kısaca aktarıyoruz.

Tarihin bilinen ilk video oyun tasarımcılarından biri, Joyce Weisbecker adında, liseden yeni mezun olmuş Amerikalı bir genç kadındı. ABD’li tüketici elektroniği devi RCA tarafından bundan tam 40 yıl önce piyasaya sürülen programlanabilir video oyun konsolu Studio II’nin arkasında, Weisbecker’ın da parçası olduğu ilginç bir hikaye yer alıyor. RCA’in bu konsolu her ne kadar dönemin devi Atari’ye rakip olamasa da, bilinen ilk kadın video oyun tasarımcısının doğuşunda önemli bir rol oynamış. Konsolun altyapısını oluşturan teknoloji,  Joyce’un babası ve aynı zamanda vizyon sahibi bir mühendis olan Joseph Weisbecker’ın, evinde hobi olarak geliştirdiği kişisel bilgisayarla başlamış. Weisbecker’ın kızı Joyce ise şimdiye kadar bilinen (ve bu işten para kazanan) ilk kadın oyun geliştiricisi.

joyce

Joyce Weisbecker’ın teknoloji tarihçisi Marty Goldberg tarafından ortaya çıkarılan çalışmaları bugüne dek o kadar az biliniyordu ki, Benj Edwards 2011 yılında kaleme aldığı bir yazıda, 1978’de Atari’de çalışmaya başlayan ve daha sonra Activision’ın klasikleşen oyunu River Raid’i tasarlayan Carol Shaw’u “ilk profesyonel kadın video oyunu tasarımcısı” olarak ilan etmişti. Shaw’un çalışmaları da her ne kadar önem arz etse de, Weisbecker’ın çalışmalarının kronolojik olarak Shaw’dan iki yıl öncesine denk geliyor.

Mühendislik kanında var

ABD’nin New Jersey eyaletinde 1958 yılında dünyaya gelen Joyce Weisbecker, çocukluğunu “uslanmaz bir hobi düşkünü” olarak tanımladığı babasının geliştirdiği mantık oyunlarını, sihirbazlar için tasarladığı ilüzyonları ve RCA’deki işinden arta kalan zamanlarda evlerinin bodrum katında ürettiği elektronik buluşları izleyerek geçirdiğini söylüyor. İlkokul öğretmeni olan annesi Jean Ann’in telkinleriyle öğrenmenin önemini küçük yaşta kavradığını söyleyen Weisbecker, içindeki merak dürtüsünün peşinden ise yine annesinin teşvikleriyle gittiğini anlatıyor.

(KAPAK) joyce and joseph

Weisbecker, mümkün olan her fırsatta babasının RCA’deki ofisine gitmekten ve o sırada şirkette nelerin geliştirilmekte olduğuna göz atmaktan çok hoşlandığını anlatıyor. Baba Joseph Weisbecker, Joyce’un anlattıklarına göre, RCA’deki mühendislik işinin yanısıra bilgisayarların geleceği hakkında da sıkça düşünen ve Edmund Berkeley’nin 1949 tarihli Büyük Beyin veya Düşünen Makineler kitabını okuduktan sonra bu alana özel olarak merak salmış biriydi. Öyle ki, 1955 yılının sonbaharında çıktıkları ilk randevuda, “bilgisayarların bir gün buzdolaplarına, daktilolara ve fırınlara girecek kadar küçüleceğini” anlatarak eşi Jean Ann’i etkilemeyi başarmıştı.

Joyce’un aktardıklarına göre, babası Joseph bilgisayarlara ilk kez ilgi duymaya başladığında bu aygıtlar küçük bir şehrin ihtiyacı kadar elektrik harcayan ve tüple çalışan dev sistemlerdi. Baba Weisbecker bu yüzden 1960’lı yıllarda ancak kağıt üzerinde hesaplamalar yaparak bilgisayar programı yazabilmiş, hatta -hangi sayfada ve hamlede olunduğuna bağlı olarak- okuyan kişiye karşı üç taş oyunu oynayan bir kitap ortaya çıkarmıştı. Ancak teknolojinin ilerlemesi sonucu nihayet evlerine giren bilgisayar sayesinde, deneylerine bilgisayar üzerinde devam etmeye başladı.

Baba Weisbecker’ın kişisel bilgisayarlara merak saldığı 1969-1972 yılları arasında standart bir mini bilgisayarın piyasa fiyatı 6,000 ila 25,000 dolar arasında değişiyordu. Ortalama bir Amerikalı ailenin aynı dönemdeki yıllık geliri ise yaklaşık 11,286 dolardı. Ancak baba Weisbecker, buna rağmen evinin bodrum katında geç saatlere kadar çalışıp, birbirinden ayrı bileşenleri ve devreleri bir araya getirerek kendi bilgisayarını tasarladı. Joyce, bu dönemlerde babasıyla el ele elektronik mağazalarını dolaştıklarını ve babasının tasarladığı bilgisayar prototipi için parçalar aradıklarını hatırlıyor. O zamanlarda evde bilgisayar yapmanın ne kadar “çılgın” bir fikir olduğuna dikkat çeken Joyce, babasının bu yüzden mağaza çalışanlarına parçaları ne için satın aldığını söylemediğini de anlatıyor.

Baba Weisbecker, 1972’ye kadar üzerinde çalıştığı bilgisayarı için komik bir isim seçmiş. Ona, Türkçe’de “Esnek, Eğlence amaçlı, Eğitici Aygıt” anlamına gelen “Flexible Recerational Educational Device” kelimelerinin baş harflerini yanyana getirerek, aynı zamanda bir erkek ismi de olan FRED ismini vermiş ve gülen yüz şeklinde bir logo da belirlemiş.

fred2

FRED’den Studio II’ye

Joyce, küçük kız kardeşi Jean ile beraber, evlerinin yemek odasının hemen arkasındaki kapalı verandada kurulmuş olan bu bilgisayarla -babalarının da teşvikiyle- sürekli oynadıklarını, hatta bir süre sonra bu bilgisayarla program yazmaya başladığını anlatıyor. Bilgisayarlara duyduğu merakın doğal olarak içinden geldiğini anlatan Joyce, şunları söylüyor: “Babam bize bilgisayarla nasıl program yazabileceğimizi gösterdi. Kardeşim Jean benim kadar merak duymadı, o daha çok at binmekle ilgileniyordu. Ancak programlama işi bana çok ilginç bir yapboz oyunu gibi gelmişti. Yapboz oyunları da programlama gibidir, ilginizi ya çeker ya da hiç çekmez.” Bu ‘yapboz’ ise Joyce’un o kadar ilgisini çekmişti ki, çok geçmeden okulundaki programlanabilir hesap makinesini kullanmayı öğrenebilen az sayıda kişiden biri olmuştu.

Joseph’in tasarladığı FRED, başta RCA’deki yöneticilerin çok ilgisini çekmedi; ancak 1973’te başlatılan bir proje ile şirket yönetiminin dikkatini bilgisayarlara çevirmesine önayak oldu. RCA yönetimi bu projeyi endüstriyel uygulamalar için gömülü bir bilgisayar kontrolü üretme ekseninde ilerletse de, Joseph, kitlelere kolayca ulaşabilecek eğitici bir bilgisayar yaratma hayalinden vazgeçmedi. Atari’nin oyun salonlarını kasıp kavurduğu bu dönemde, Joseph’in düşündüğü gibi “ev tipi” bir konsol fikrinin RCA yönetiminden destek bulması zor görünüyordu; ancak Joseph’in uzun süren çabaları sonucunda Cosmac VIP adlı monte edilebilir kişisel bilgisayar ve Studio II adlı oyun konsolu ortaya çıkmış oldu.

Weisbecker’lar iş başında

Babasının çalışmalarıyla hayat bulan ev elektroniği ürünleri, liseden yeni mezun olan Joyce için de yeni bir fırsat yaratmıştı. 1976 yılının yaz aylarında, baba Weisbecker kızı Joyce’a RCA’in yeni konsolu için video oyunları tasarlamak isteyip istemediğini sordu. Babasının aygıtlarına zaten aşina olan ve bu teklife “balıklama atladığını” anlatan Joyce, bu vesileyle Cosmac VIP bilgisayarları için demo oyunlar programlamaya başladı. İlk olarak Snake Race ve Jackpot adlı iki deneme oyunu tasarlayan Joyce, bu oyunlar için ödeme almadı. Ancak daha sonra Studio II için programladığı oyunlarla çok geçmeden RCA’den oyun karşılığı ödeme almaya da başladı.

Studio II’nin bir oyun konsolu olduğu kadar uygun fiyatlı bir ev bilgisayarı da olabileceğini düşünen Joseph, kızının ilk yazılım ürünü için odağını (zaten favori ilgi alanı olan) eğitime çevirdi. RCA yöneticilerine, Random House yayınevi ile olan bağlantılarını kullanmalarını telkin ederek, Studio II için bir genel kültür oyunu yaptırmasını teklif etti. Fikri beğenen RCA yönetimi ise çok geçmeden bu oyunu yazdırmak için programcılar aramaya başladı. Kızının aranan profilde bir yazılımcı olduğunu düşünen Joseph, onu bu işe başvurarak para kazanmaya teşvik etti. Joyce’un tasarladığı ilk genel kültür oyunu “TV Schoolhouse”, böylelikle ortaya çıkmış oldu. Joyce, bu eğitici oyunun yanısıra Speedway ve Tag adlı iki yarış oyunu da yazdı. Studio II’nin düşük çözünürlüğü dolayısıyla ancak dikdörtgenler tarafından temsil edilebilen arabaların yarıştığı Speedway ve bir tür “ebeleme” oyunu olan Tag karşılığında 250 dolarlık bir ödeme alan Joyce, bugünün değeriyle aşağı yukarı 1,000 dolar kazanarak profesyonel yazılımcılığa adım atmış oldu.

speedway and tag

RCA’den sonrası

RCA ile olan kontratı 1977’ye kadar devam eden Joyce, firma için son olarak Slide, Sum Fun ve Sequence Shoot adında üç oyun daha yazmış. Studio II’nin kısa süren ömrü dolayısıyla da bu konsolla olan bağlantısı çok geçmeden sona ermiş. Bundan sonra ise üniversite eğitimine odaklanmaya karar vererek Rider Üniversitesi’nde bilgisayar mühendisliği ve aktuarya alanlarında tahsil yapmış. Uzun süren bir sigortacılık kariyerinin ardından 1998 yılında üniversiteye geri dönüp elektrik mühendisliği dalında bir lisans derecesi daha almış. Takip eden süreçte ise bilgisayar mühendisliği üzerine yüksek lisans yaparak, sinyal işleme mühendisi olarak çalışmış. Babası Joseph ise, kötüleşen sağlık durumu dolayısıyla 1982 yılında RCA’deki işinden ayrılıp emekli olmuş. Ancak garajında uğraştığı hobileriyle ve özellikle de video oyunlarıyla ilgilenmeye devam etmiş.

Joyce, geriye dönüp baktığında “tarihin ilk kadın video oyunu tasarımcısı” olarak anılmak istemediğini söylüyor. Kendini bunun yerine ilk “indie” yani bağımsız oyun tasarımcısı olarak gördüğünü ve böyle bir tanımın daha doğru olacağını ifade ediyor. Bugünlerde yeniden oyun geliştirmeyle ilgilenmeye başladığını ve özellikle işbirliği mekaniği üzerine kurulu, tematik oyunlar yapmak istediğini anlatıyor. Yazdığı oyunların, babasının çalışmalarının yanındaki yerini ise şu alçakgönüllü ifadelerle özetliyor: “Bana bu çalışmaların hakkında soru soran ilk kişi sizsiniz. Oysa ben kendimi babamın çalışmalarında bir dipnot olarak görüyorum”.

(Benj Edwards’ın Rediscovering History’s Lost First Female Video Game Designer başlıklı makalesinden derlenmiştir.)

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus