Tüm yönleriyle Afrin harekatı: Kadri Gürsel ile söyleşi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

Merhaba, iyi günler. Beklenen Afrin Harekâtı “Zeytin Dalı” adıyla Cumartesi günü başladı. Biz Kadri Gürsel’le bunun birçok yönünü beraber değerlenmek istiyoruz. Hoşgeldin Kadri!
Hoşbulduk!

Şimdi, Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere çok sayıda devlet, hükümet sözcüsünün Afrin Harekâtı’nı önceden aşırı dillendirmesi, bazılarında “Galiba yapmayacaklar” gibi bir hava da yaratmıştı; ama sen harekâttan kısa süre önce yazdığın bir yazıda bunun olacağını büyük ölçüde veri alarak bayağı kapsamlı bir yazı yazmıştın. Önce ona gelelim; hani bu “Bu kadar söylüyorlarsa yapmayacaklardır” yaklaşımı… böyle bir şey var mı?
Günümüzde artık sürpriz etkisi yaratmak çok zor. Özellikle kara harekâtlarında sürpriz etkisi yaratılamayacağı için öncelikle zaten yığınağın baskı etkisinden faydalanmayı umuyor karar vericiler ve bence bu amaçla yapılıyor. Yani sonunun nasıl biteceği belli olan bir hareket, güçler dengesini kıyasladığınız zaman Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) ateş gücünün karşısında herhangi bir milis gücünün dayanması imkânsız. O kadar küçük bir arazide, o arazi ne kadar engebeli olursa olsun, bu savaşın sonunun ne olacağını, bunun nasıl biteceğini herkes öngörebilir, yani bu çok kolay aslında. Harita okuma yeteneği olan, biraz da askerî konularda yorum yapabilecek asgari bir donanıma sahip herhangi bir gözlemci bu savaşın belirli bir süre sonra –kısa, orta ya da uzun fark etmez, bu tamamen yönetenlerin tercihine kalmış olan bir şey, zayiat hesaplamalarına bağlı olan bir şey, öngörülerine bağlı bir şeydir–, sonuçta TSK ve müttefiklerinin başarısıyla sonuçlanacağını öngörmek mümkün ve bunu önceden davul zurnayla ilan etse de Ankara, bu sonucu değiştirebilecek herhangi bir koza ve imkâna da sahip değil oradaki YPG. Oradaki YPG’yle Doğu’da Kürtlerin Rojava dedikleri o bölgedeki YPG’yi kıyaslamak lazım; Afrin’deki YPG, askerî olarak en zayıf YPG, yani Amerikalıların harekâttan dört gün önce Anadolu Ajansı’na Pentagon sözcüsünün yaptığı yazılı açıklamada, “Biz onlarla ilgilenmiyoruz, onlara yardım etmiyoruz ve onlarla herhangi ilişkimiz olmadı” dediği YPG bu. Aslında aynı örgüt, fakat iki farklı realiteye tabii. Nedir bu realiteler? Bir tanesi Rus realitesi ve jeopolitiği, ötekisi Amerikan realitesi ve jeopolitiği.

Yani Afrin’dekiler Rusya’yla ilişki içerisindeyken…
Rusya ve rejim. Coğrafyaları bunu emrediyordu; çünkü arada karasal bağlantı yoktu ve dolayısıyla da buradaki…

Peki, sen böyle diyorsun ama, bir de güçler var ve sözünü ettiğimiz Rusya var başta. Özellikle Afrin söz konusu olduğunda, diğer yerler söz konusu olduğunda Amerika Birleşik Devletleri (ABD), bir ölçüde İran ve de Şam var; ama Türkiye esas olarak iki önemli gücü dikkate almak zorunda. Bugün Cumhurbaşkanı’nın yaptığı konuşmada, “Rusya’yla mutabakata vardık, ABD’yi hiçbir konuda ikna edemedik” diye çok net bir şey söyledi. Dolayısıyla bu yaşanan olay aynı zamanda Suriye üzerindeki ABD ve Rusya nüfuz savaşının da bir yansıması herhalde, değil mi?
Bence bu nüfuz savaşı, nüfuz çekişmesi, rekabeti… Nasıl dersek diyelim, savaş biraz aşırı sert gibi…

Mücadele diyelim.
Ama bence bu çoktan beri konuşlanılmış bir şey, taraflar bunu kabullendiler de, kendi paylaşım alanlarında şu an tahkimat yapıyorlar. Yani bugün Afrin’de olan şeyler tam olarak da bu zaten. Bir oyun kuruldu Suriye’nin doğusunda, yani Fırat’ın batısında; bu oyunun kurucusu Rusya’dır, bu oyunun içine dış unsur olarak, yabancı güç olarak İran’ı ve Türkiye’yi de aldı; fakat oyunun kurucusu hâlâ kendisi ve de bana göre, benim öngörüme göre, gerçekleşmesi en yakın senaryo, yine Fırat Kalkanı Harekatı’nda olduğu gibi — “Ver Halep’i, al El Bab’ı” diye özetlenebilecek bir senaryo çizmiştim ben harekâttan önce. Burada da yine “Ver İdlib’i, al Afrin’i” gibi, benim kafamdaki en muhtemel senaryo.

Yani İdlib’deki Türkiye’nin desteklediği güçlerden desteğini çekmesi…
Şimdi, İdlib’de sadece tabii Türkiye’nin desteklediği güçler yok. Orada Heyet Tahrir-üş Şam (HTŞ) var, yani eski El Nusra ve aslında El Kaide türevi olan şey var. Bütün bunların isimlerini tek tek saymaya gerek yok; zaten bu konuda o kadar derinlemesine uzmanlığa da bence gerek yok; uzmanları takip etmek yeterli çünkü bunlar sürekli yeni isimler alıyorlar, ittifaklar kuruyorlar, onlara isim buluyorlar, sonra onlar dağılıyor, başkaları birbirlerini tekfir ediyorlar, ama tekrar birbirlerine katılıyorlar. Tuhaf bir kaleidoskop gibi bu alan, izlemesi çok kolay bir alan değil; yani bütün işi gücü bırakıp bunu izlemek lazım, bunu yapanlar var ama. Türkiye’nin desteklediği Fayrat-üş Şam, Ahrar-üş Şam gibi gruplar var ama esas enteresan olan şu oldu; Suriye rejimi Rusya’nın ve müttefiklerinin desteğiyle ki bunların içinde İran’ın Afganistan’tan getirdiği milisler var mesela, Hizbullah var, İdlib’in doğusunda bir harekât başlattı –geçen Aralık’ta başlattı bunu– ve de neredeyse İdlib’in bütün doğusunu ele geçirdi ve geniş bir alanda HTŞ ve IŞİD var; çünkü “enclave” diyebileceğimiz bir bölge, daha da güneyde kalıyor, onları kuşattı ve Halep’e olan yolu da çeşitlendirdi; çünkü Halep’e erişimi çok böyle dolambaçlıydı, güneydoğuya dönüp oradan kuzeye sapan yol üzerinden gidiyordu; şimdi kestirmeden, doğrudan ulaşımını sağlıyor ve bence bundan sonrası rejim açısından daha kolay. Çünkü Batı’da özellikle çatışma alanı dışında bırakılan HTŞ unsurlarının hâkim olduğu bölgeler var; onlar da Türkiye sınırına yakın, aslında Hatay bölgesinin, Türkiye-Suriye sınırının büyük bölümü bunların kontrolü altında. Şimdi, böyle bir durumda, bu hamlenin karşılığında tabii ki Türkiye önceleri rahatsızlığını defaatle ifade etti ve ardından da artık herhalde zamanının geldiğini düşünmüş olacaklar ki bu operasyon için harekete geçildi. Uzun zamandır bu operasyonun olacağı söyleniyordu, bu uyarılar sürekli yapılıyordu başından beri; ama ben bir şey daha söyleyeyim: Tek faktöre bağlamıyorum. Yani Afrin Operasyonu’nun bir faktörle açıklanabilmesi mümkün değil, bunun iç siyasî takvimle de alâkası var. İdlib’deki denklemle de alâkası var, yani Suriye’nin kuzeyinde Astana süreci içinde konuşulan husus var.

Bir kere şöyle bir husus var; İsrail gazetesi Haaretz’te bir yoruma baktım da, İngiltere’de yaşayan bir Türkiye araştırmacısı şöyle söylüyor: Türkiye’nin Afrin Operasyonu ABD’ye “Proxy” savaşı. “Proxy”i nasıl deriz? Vekâlet. Vekâlet Savaşı başlattı. “Trump Amerikası’na açılmış ilk savaş” diyor. Bu çok abartılı.
Ben çok abartılı bir yorum olarak görüyorum, bu sansasyonel bir yorum bence. Spekülatif olmaktan da uzak; yani sansasyonel, sansasyon peşinde olan bir yorum, çünkü daha önce de dediğimiz gibi, Afrin’deki YPG’nin jeopolitiği farklı. Aynı örgüt olabilir, fakat farklı realitelere tâbiler. Şimdi, yalnız bu hâdise, Afrin Operasyonu, eğer Amerikan medyası tarafından böyle kullanılmak istenirse kullanılır ve gösterilir –ki nitekim de gösterildi– New York Times’ın web sitesinde, operasyonun başlangıcını ilan eden haberlerden birinde şu ifade kullanıldı aynen: “72 Türk savaş uçağı, ABD’nin müttefiki olan Kürt milisleri bombaladı”. Bu yanlış bir başlık; ama bu şekilde gösterdiğiniz zaman ne oluyor? Nasıl algılanıyor, nasıl bir algı oluşuyor dünyada? “Bu milisler ki, o milisler ki, IŞİD’e karşı savaştılar, Kobani’de IŞİD’e karşı direndiler, Fırat’ın bütün doğusunu IŞİD’den temizleyip, IŞİD’in Suriye’deki territorial varlığını paramparça ettiler ve bakın işte: Türkiye bu unsurları bombalıyor.” Ama gerçek bu değil, çünkü Türk savaş uçaklarının bombaladığı unsurlar onlar değil. Yani Afrin, çok lokalize, çok izole bir vaka. Yani Afrin’deki YPG, IŞİD’le Tel Rıf’at’ı almak ve Minnig Havaalanı’nı almak için savaştı. Yani ÖSO önde, TSK’nın özel kuvvetleri arkada –ya da her neyse yan yana– tandem halinde güneye doğru gelirlerken, YPG bir hamlede bulundu ve oradan bir pay kapmak istedi: İşte, Minnig Havaalanı, ondan sonra güney, Tel Rıf’at — yani Arap, orada Kürt nüfus bildiğimiz kadarıyla çoğunlukta değil.

Buradaki meselede ama şu var; Cumhurbaşkanı Afrin’i dillendirirken, sürekli olarak ABD’yle YPG’nin kurmakta olduğu yeni sınır güçlerini telaffuz etti biliyorsun. Yani Amerika’yı suçlayıp Afrin’i hedef gösterdi, böyle de bir olay var. Afrin’de ABD yok senin dediğin gibi; ama temel argüman, yani bu operasyonu meşrulaştıran argüman olarak ABD’nin YPG’yle yeni bir ordu ya da güç kurmakta olduğunu söyledi. Ama senin de söylediğin gibi bu olayla doğrudan alâkası olmayan bir yere vurdu.
Şimdi her iki taraf da… burada aslında iki taraf yok, çok taraf var, taraflar iç ve dış kamuoylarında bir propaganda savaşı da veriyorlar, bir halkla ilişkiler cephesi var bu savaşın. Burada hiç ilgisi yokken, evet, yani Amerikalılarla ilgisi yok, “Afrin’le bir alâkamız yok” diye açıklama yapmışlar Anadolu Ajansı’na; ona rağmen sanki Afrin Operasyonu aslında bölgede Amerika’nın nüfuzuna karşı, Amerikan etkinliğine karşı yapılmış bir operasyonmuş gibi lanse edilmek istenebilir, bundan siyasî bir fayda arzu ediliyor olabilir, bu normal. Fakat şu acaba gerçekçi mi? Yani bu halkla ilişkiler cephesinin dünya kafasında, dünya alanında Afrin Operasyonu’nun askerî açıdan başarılı olacağı ne kadar mukadderse, dünya kamuoyuna yönelik propaganda savaşının veya dünya kamuoyunda Türkiye’ye karşı başkalarının verdiği propaganda savaşının nasıl sonuçlanacağı üzerine tartışırsak, ben bunun Türkiye’nin lehine sonuçlanacağının da o kadar şüpheli olduğu kanaatindeyim; çünkü şimdi burada, El Bab Operasyonu’nda, TSK ve müttefikleri IŞİD’e karşı savaşıyordu ve bu hususta hem Amerika hem Rusya hemfikirlerdi, mutabakat vardı. İstiyorlardı ki IŞİD’in Türkiye’yle kara bağlantısı kesilsin. Kesildi de ne oldu? Zaten her bakımdan, hem IŞİD sınırdan uzaklaştırıldı, hem de zaten TSK, yani Fırat Kalkanı alanının IŞİD’le de teması kesildi, Suriye birlikleri girdi güneyden, ondan sonra bu Suriye birlikleri Menbiç’le sınırdaş oldular; yani Menbiç’e kadar ulaştılar ve orada kapattılar operasyonun önünü; yani Türkiye’nin daha sonra bir aralar hatırlayalım, “Rakka’ya da gidelim, bunu devam ettirelim” deniyordu Ankara’dan –ki YPG’yle Amerika arasındaki ittifak bozulsun–, buna da izin verilmedi, orada izole olarak kaldı. Şimdi bir alan açma gayreti var, bu alan açmanın da sadece YPG’nin orada PKK’nın bir uzantısı olarak görülmesinden kaynaklanan bir potansiyel tehdidi, ortadan kaldırma gibi bir amacı yok. Onun dışında muhtemel bir İdlib-Afrin takası halinde, bunun ciddi bir popülasyon transferini gerektirmesi.

Tam onu söyleyecektim; Afrin’de ezici bir çoğunluk Kürt. Nasıl olacak o zaman?
Şu imkânsız — ben imkânsız görüyorum: Yani şimdi Ankara’dan yapılan açıklamalarda söylem olarak deniyor ki: “Biz teröristlere yumruk, halka zeytin dalı uzatıyoruz” gibi bir şey.

“Teröristlere dal, halka zeytin.”
Veya “Teröristlere sopa, halka zeytin dalı uzatıyoruz”, ama şimdi bu halkın Kürt olduğunu düşünürsek, burada sürdürmesi zor bir durum ortaya çıkıyor. Yani ben TSK ve ÖSO’nun orada YPG’yi oradan attıktan, yendikten sonra, oranın yerli Kürt halkıyla nasıl bir biraradalık oluşturabileceğini doğrusu çok merak ediyorum. Bunun pek de mümkün olamayacağı kanaatindeyim, çünkü oradaki Kürtler de neticede YPG’nin tabanı. Bir kısmı YPG’nin gücünü kabul etmiştir ve buna razı olmuştur denilebilir, vardır böylesi gerçekten; ama ağırlıklı olarak YPG’nin tabanı olduğunu düşünüyorum; çünkü bakıyoruz fotoğraflara: Afrin’de çok kalabalık gösteriler yapabiliyorlar, yani on binlerce kişiyi sokakta seferber edebiliyorlar, demek ki bir tabanları var.

O zaman o operasyonun da bayağı zor olacağı anlamına mı geliyor?
Şimdi bu zor olacak, burada şuna oynuyor YPG, öyle gözüküyor; yerleşim birimlerine çekilip savaşı yerleşim alanlarında sürdürmek; o zaman da tabii Ankara’nın karar vericilerinin yumuşak karnı bu. En baştan beri, daha birinci günden itibaren, haklı olarak, sivillerin kalkan olarak kullanıldığını söylüyorlar. İki taraf da birbirini şöyle suçlayacaktır: biri diyecektir ki: “Sivilleri kalkan olarak kullanıyorlar”; öbürü de diyecektir ki: “Sivilleri öldürüyorlar”. Bu olacak, yani sivil ölümleri etrafında bir propaganda savaşı izleyeceğiz. Neyin ne kadar doğru olduğu, olmadığı, tabii bunlar ayrı mesele; ben sadece karşılıklı duyacağımız suçlamaları öngörerek konuşuyorum burada.

Peki, bu Afrin’den sonraki Menbiç iddiası, tehdidi, sana gerçekçi geliyor mu? Cumhurbaşkanı sürekli onun da altını çiziyor.
Eğer ABD’yle anlaşırlarsa, Amerika alan açarsa bu mümkün. Çünkü hatırlayalım: Aslında bu El Bab Operasyonu, Fırat Kalkanı Operasyonu IŞİD’e karşı yapılmadı, gerçekçi olalım; YPG’nin Fırat’ın batısına geçmesine karşı yapıldı. Yani operasyonu tetikleyen gelişme o oldu.

O koridoru kesti.
Tabii, bu oldu. IŞİD’le savaşıldı ağırlıklı olarak, harekâtın ilk günlerinde YPG güçleri –hatırlayalım– kuzeye doğru önce bir hamle yapar gibi oldular, harekât başlamadan önce Cerablus’a yaklaşmaktaydılar –zaten o da tetikledi–, ben Türkiye’ye yönelik bir provokasyon olduğunu düşünüyorum bu Fırat’ın batısına YPG güçlerinin geçirilmesinin ve Cerablus’a hamle edilmesinin Türkiye’yi Suriye’ye çekmek ve IŞİD’le savaştırmak ve o bölgeyi IŞİD’den temizlemeye mecbur etmek için Amerikalıların düşündüğü ve uyguladığı bir provokasyon.

Başarılı oldu diyorsun.
Başarılı oldu tabii ve buna Amerikalılar yol açtı, fakat Türkiye bu harekâtı Rusya’yla anlaşarak yaptı ve bunu yaparak da Rusya’nın kurduğu oyunun parametreleri içine girdi, hâlâ onun içindeydi, Astana süreci içinde de öyleydi, şimdi bu sefer güç unsurlarıyla Türkiye burada yeni bir oyun kurmak istiyor, çünkü bu oyun aleyhine dönüyor. Şöyle bir durum çıkıyor ortaya: Eğer İdlib’de böyle gider ve rejim kazanırsa, yüz binlerce, rejimin altında yaşayamayacak olan yüz binlerce Sünni Arap… Nereye koyacaksınız bu insanları? Zaten dört milyona yakın mülteci var Türkiye’de. Bunlara bir yer açmanız lazım, bunların Türkiye üzerinden geçip El Bab Operasyon alanına yani Fırat Kalkanı alanına –El Bab-Cerablus-Azez üçgeni diyelim biz ona– oraya nakledilmeleri yerine Afrin’den direk geçirilmeleri, yani Türkiye’ye hiç sokulmadan oraya konulmaları ya da Afrin’e yerleşmeleri, bilemiyorum artık; ama Afrin büyük ölçüde yıkılacak galiba bu savaşın sonunda. Yani önümüzdeki birkaç ay, bir ay, daha çok bir süre, bilemiyoruz tabii… Bir parantez açayım: Operasyonun süresini tayin edecek olan Ankara’dır; ne kadar zayiata tahammülü varsa, eğer çok zayiata tahammülü varsa hızlı halleder, az zayiatı göze alabilir; yani daha fazla zayiatın ölçüsü ne? Bilemiyorum, ama zayiatı minimumda tutmak istiyorsa uzun sürecek bir harekât olacaktır bu, öyle gözüküyor.

Peki, bütün bu harekât, bu Afrin olayı, Ankara’nın mecburen Şam’la tekrar bir temas kurmasına sebep oluyor.
Elbette. Bu bir mecburiyet. Türkiye herhangi bir alt düzeyde ya da bir düzeyde Şam’la konuşmak zorunda çünkü…

Zaten Başbakan söyledi konuşacaklarını.
Konuşmak zorunda; çünkü, haritaya baktığınız zaman, Afrin’in çepeçevre kuşatılmış olduğunu görüyoruz, en son Ekim’de gözetleme noktaları kurmak için Reyhanlı’dan doğu eksenine doğru düz bir hat çizerek giren TSK’ye bağlı birlikler bu bölgeyi güneybatıdan kuşattılar, zaten sınırın etrafı boylu boyunca, yani yarım daire kuzey ve kuzeybatı ekseni bizim Türkiye toprakları sınırı oluyor. Doğusu Fırat Kalkanı alanı, yani Azez-Mare ve El Bab ekseni, orada onun güneyinde, genişliğini tam olarak bilmediğim, ama yeterince geniş olduğunu düşündüğüm bir noktada rejim güçleriyle YPG sınır paylaşıyorlar. Dolayısıyla rejimin topraklarından birileri geçecek. Yani rejimin kontrol ettiği topraklardan muhtemelen; eğer rejim bu çatışma uzasın istiyorsa, hiç hazzetmediğini bildiğimiz ÖSO unsurlarının ve Türkiye’nin maliyeti artsın, yarın öbür gün belki kendisine karşı savaşacak olan ÖSO unsurları daha çok zayiat versin, kendi toprak bütünlüğünü tehdit eden Kürtler de bu arada ölsün istiyorsa rejim… bırakır, yine savaşı uzatmak isteyen YPG’nin güçleri oradan Afrin’e girerler. Yani rejimin elinde böyle fırsat ve imkân var. Rejim bunu kullanır mı, kullanmaz mı? İşte burada Ankara rejimle konuşmak zorunda, bir; ikincisi, tahliyeler konusunda konuşmak zorunda. Yani oradan eğer Kürt siviller tahliye edilecekse, rejimin topraklarından geçecekler.

Türkiye’ye giremeyecekler.
Tabii ve nereye gidecekler? Rojava’ya gidecekler muhtemelen, ya da Halep’e, yani bunu ne kadar ister rejim bilmiyorum, ama Halep’te hâlâ YPG’nin kontrol ettiği bir bölge var.

Peki, sen bunu büyük ölçüde yani oradaki YPG’nin kontrol ettiği alanlardan sadece Afrin’i kapsayan bir harekât…
Menbiç’te tabii şöyle bir ihtimal var, yani Menbiç’e saldırırsa, böyle bir operasyon olursa, bu çok ciddi sonuçlara yol açabilir, eğer Amerika orada sahadaki unsurlarının TSK’yla çatışmasını göze alırsa. Bunun nerede biteceği belli olmaz; yani böyle bir şeyi iki taraf niye istesin? Doğrusu Menbiç…

Ama bir gerginlik olduğu muhakkak.
Gerginlik var; ama Afrin’i alarak bu gerginliği azaltmak, ötelemek, ertelemek mümkün. Yani burada esasen Menbiç’te YPG’nin kalması neden ABD için gerekli? Bu sorunun cevabını vermek lazım, yani Amerikan çıkarları açısından, Amerika’nın bu bölgeye bakışı açısından neden gerekli? Belki Tillerson’ın o açıdan açıklamalarını tekrar bir hatırlamakta fayda var; yani Amerika’nın Suriye’de uzun yıllar daha, uzun yıllar derken yıllarca diyelim biz, uzun yıllar deyince bir on yıl anlaşılmasın, bir yıl değil, yıllarca kalabileceğini biz anlıyoruz; dört beş tane neden saydı kalmak için, Suriye’de kalıcı olacaklarını gösteren. Bölgeye böyle bakan bir ülke, bir süper güç, neden Fırat’ın batısından kendi vekil unsurlarını çeksin? Yani ben açıkçası bunun çok ciddi bir pazarlığa dahil olacağını düşünüyorum. Yani bu iş diplomasiyle halledilecekse Türkiye’den de bir şeyler isteyecektir, onu bilemem tabii, öngöremeyiz şimdilik.

ABD’nin orada kalmak istemesinin en temel nedeni İran mı?
İran, rejim, Rusya, IŞİD. Tek tek yani küresel bir mikyastan bakalım biz buna. Nedir? Amerika’nın, daha doğrusu Beyaz Saray’ın –çünkü Ulusal Güvenlik Danışmanı tarafından biliyorsun– açıklamayı Trump okudu, Beyaz Saray’ın yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi Belgesi’nde bir numaralı tehdit olarak revizyonist ülkeler olarak dünya düzenini tehdit eden iki ülkenin adı geçiyor: Rusya ve Çin. Şimdi böyle bakıyorsanız, Suriye’de resesif, çekinik bir pozisyona girmezsiniz; üstelik, “Biz”, diyor, “ordumuzu güçlendireceğiz”, yani “agresif olacağız” diyor. Hem de ikinci sırada şunları sayıyor: Serseri devletler İran ve Kuzey Kore. İran da orada, İsrail’in güvenliğini de sayıyor, bütün bu faktörler bir araya geldiğinde niye Fırat’ın doğusuna çekilsin Amerika? Çünkü YPG demek, bu noktada artık Amerikan jeopolitiği demek, böyle bir özdeşleşme içine girdiler; bu özdeşleşmeden ne kadar memnundur YPG? Onu bilemem, ama biraz da bugün Afrin’de içine düştükleri, düşürüldükleri durumda bu da var. Bundan üç ay önce, iki ay önce ben Rusya’nın “Kürt tekeli”ni Amerika’ya bir altın tepsi içinde ikram edeceğini düşünmezdim bu kadar kolay. Bunun bir karşılığı olmalıydı ama, karşılığı İdlib, ama bundan faydalanan bir güç var, o da Amerika. Şu an Rusya’yla Kürtler öyle olageldi, YPG iyi ilişkiler içinde olageldi ve Moskova’da büroları var falan, ama şimdi…

Soçi’ye Kürtler katılacak diye, sanki dengelemek ister gibi, bugün yaptığı açıklamada.
Böyle bir iki tarafı itidale çağırmak, Soçi’ye Kürtlerin katılamayacağını herkes biliyor çünkü Türkiye’nin vetosu var. Bu konuda çok ciddi vetosu var Türkiye’nin, böyle bir şey olamaz.

Afrin pazarlığının bir ayağı böyle bir şey olabilir mi? Doğrudan YPG’li olmayan birtakım Kürtlerin Soçi’ye dahil olması.
Onların da temsil kabiliyeti yok. Nasıl Kürtler bunlar? Çünkü sahada olup bitiyor her şey. Suriye’nin şöyle ilginç bir tarafı var: Sahada bir gelişme oluyor, daha sonra sahadaki gelişmeye uygun bir diplomatik bir platform oluşuyor, sonra sahada yeni gelişme oluyor, o platform değişiyor, başka bir platform kuruluyor. Yani Suriye’de olan biten her şey sahada oluyor. “Sahada yoksanız masada da yoksunuz” diyor ya Cumhurbaşkanı, bu doğru ve bu Afrin Harekâtı, evet birçok açıdan ben baktığım zaman: Birincisi, askerî mantık ile baktığınız zaman, 2015’in ortasından bu yana Türkiye’nin PKK meselesine yaklaşım ve tutumu sertleşti, askerîleşti. Bu tutumun Türkiye’yi getireceği doğal noktadır zaten, sınır ötesinde Suriye’deki PKK’nın uzantısı olarak gördüğü güçlerle çatışmak, bu bakış açısının, bu yaklaşımın doğal sonucu. Uygun bir an kollanır, fırsat kollanır ve bu yapılır. Çünkü potansiyel tehdidin, kuvveden fiile geçmesini bekleyemezsiniz. Ama şu var –tekrar eski konuya döneceğim– dünya kamuoyunu ikna etmek de burada önemlidir; çünkü bunun çok beklenmedik geri dönüşleri olur, nereden geleceği de belli olmaz. Afrin’den Türkiye’ye yakın ve büyük bir tehlikenin yöneldiğine dair Türkiye’nin dünya kamuoyunu ikna edebilmesi için elinde yeterli gerekçe yok. Çünkü mesela Afrin’den Türkiye’ye bir saldırı düzenlense, çok sayıda sivil ölmüş olsa, maazallah, o zaman bir gerekçe oluşur; ama Afrin’deki YPG de bunu çok iyi bildiği için hiçbir şey yapmadı bu konuda. Yani Türkiye’yi tehdit eder bir pozisyon almadı. O yüzden baştan zor bir durum diğer taraftan.

Peki, burada toparlayalım; aslında çok boyutlu bir şey bu, ama nasıl olsa gelişecek, değişecek.
Daha çok erken.

Değişik aşamalarında, yeni yönleriyle. Tabii bunun Türkiye’ye yansımaları olacak, şu anda daha olayın başında ve çok ciddi bir herşeye izin vermeme, karşı çıkmaya vs. izin vermeme var.
Serbest bir tartışma ortamı da yok.

Serbest bir tartışma ortamı yok, daha ilk günden gözaltılar başladı. Evet Kadri Gürsel’e çok teşekkür ediyoruz. Afrin Harekâtı’nın birçok yönünü ele aldık. Bizi izlediğiniz için teşekkürler. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus