Alişer Delek ile söyleşi: “Anıtkabir yürüyüşü yeni partinin yürüyüşüydü”

Medyascope yorumcusu Alişer Delek, CHP’nin seçilmiş genel başkanı Özgür Özel’in Güvenpark’tan Anıtkabir’e yürüyüşünü yorumladı. Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır’a konuşan Delek, “Anıtkabir yürüyüşü yeni partinin yürüyüşüydü” dedi.

Alişer Delek, CHP Genel Merkezi’nin önünde konuşan Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarını Ruşen Çakır’a değerlendirdi. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını merakla beklediğini ifade eden Delek, “Özellikle uzun süren sessizliğinin ardından ne söyleyeceğini görmek istiyordum. Ama FETÖ meselesini dile getirdiği anda kulaklarıma inanamadım. Çünkü bütün bir konuşma boyunca şunu hissettim, sanki son bir buçuk iki yıldır iktidara yakın televizyon kanallarını izlemiş, onların kurduğu siyasi dili benimsemiş gibiydi. Pavyon tartışmaları, delege pazarlıkları, mahkeme koridorları, çeşitli imalarda bulundu. Bunların tamamı bugüne kadar iktidar medyasında duyduğumuz söylemlerdi. Şimdi aynı argümanların CHP’nin eski genel başkanı tarafından kullanılmasını gerçekten şaşkınlıkla izledim” dedi.

“Anıtkabir yürüyüşü yeni partinin yürüyüşüdür”

 Seçilmiş CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Anıtkabir yürüyüşüne dair konuşan Delek, “Ben bugün Anıtkabir’de ortaya çıkan tabloya yalnızca bir protesto ya da dayanışma gösterisi olarak bakmıyorum. Bana göre bugünkü Anıtkabir yürüyüşü yeni partinin yürüyüşüdür. Eğer Türkiye’de yeni bir sosyal demokrat parti kuracak olsanız, onun ilk fotoğrafı aşağı yukarı böyle olurdu. Kullanılan semboller, verilen mesajlar, oluşan toplumsal enerji ve ortaya çıkan siyasi atmosfer bana bunu düşündürüyor” dedi.

Alişer Delek, Mansur Yavaş’ın yürüyüşteki konumunun da önemli olduğunu dile getirdi:

“Mansur Yavaş bugün yalnızca yürüyüşe katılmış bir belediye başkanı değildi. Verdiği mesajlar çok önemliydi. Cumhuriyete yönelik bir saldırı olduğunu söyledi, bütün muhalefetin birleşmesi gerektiğini vurguladı ve bugüne kadar pek kullanmadığı ifadeler kullandı. Anıtkabir’de Özgür Özel ile birlikte verdiği görüntü de son derece sembolikti. Bence bugün Mansur Yavaş aslında tarafını ilan etti.”

Özgür Özel’in son dönemde siyasi üstünlüğü ele geçirdiğini vurgulayan Delek, “Özgür Özel 19 Mart’tan bu yana aynı şeyi anlatıyor. Bunun siyasi bir operasyon olduğunu, CHP’ye yönelik bir baskı süreci yaşandığını söylüyor. Bugün geldiğimiz noktada Kılıçdaroğlu’nun kullandığı dil de aslında bu tezi güçlendirmiş oldu. Çünkü insanlar dönüp bakıyor ve aynı söylemlerin iktidar medyasında da kullanıldığını görüyor. Bu nedenle Özgür Özel şu an siyasi rüzgârı tamamen arkasına almış durumda” diye konuştu.

Video deşifresi

Alişer Delek ile söyleşi: “Anıtkabir yürüyüşü yeni partinin yürüyüşüydü”

Hazırlayan: Gülden Özdemir

Ruşen Çakır: Evet, Alişer Delek’le birlikteyiz. Alişer, merhaba.

Alişer Delek: Merhaba. Kolay gelsin abi.

Ruşen Çakır: Sağ ol. Çok tarihî bir günü takip ettik uzaktan da olsa. İlk intibalarını bir sorayım. Ondan sonra detay sorularla devam edelim.

Alişer Delek: Ben, Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını heyecanla bekliyordum. Çünkü Özgür Özel’i pek çok zaman duyduk. Ne diyecek diye çok merak ediyordum çünkü, heyecandan kastım o. Ve özellikle şu FETÖ meselesini söylediği an itibarıyla kulaklarıma inanamadım. Yani bütün bir konuşmanın seyrinde şunu anladım ki Kemal Kılıçdaroğlu sessizliği ile geçen bir buçuk yıl boyunca iktidara yakın televizyon kanallarını izlemiş yahut da o yakınındaki isimler üzerinden bir siyaset okuması yapmış. İşte şeyden dolayı söylüyorum bunu da; yani pavyon meselesi, pavyonda delege meselesi, mahkeme koridorlarına düşme meselesi falan. Bunlar hep bugüne kadar iktidara yakın isimlerin, iktidarın, siyasetçilerin ya da gazetecilerin ağzında olan bir söylemdi. Mahkemede iddianameler üzerinden böyle şeyleri söylüyorlardı. Onlar oradan siyaset yapıyorlardı. Cumhuriyet Halk Partisi’ni oradan eleştiriyorlardı. Ama aynı noktadan Kemal Kılıçdaroğlu’nun da bu eleştirilere katılması, bir de adeta el yükselterek ‘‘FETÖ ajanlarını zamanında fark etmedim’’ gibi bir laf etmesi, bunu isimsiz bırakması; bugün bence Türkiye siyasetinde hiç kimsenin yapmaması gereken çok tehlikeli bir oyun. Yani neden öyle söylüyorum? Şimdi ona ‘‘FETÖ’cü’’ de buna ‘‘FETÖ’cü’’ de, siyaseten çok kirli bir şey. Bir de bunu yapan isim kendisinin de yıllarca genel başkanlığını yaptığı bir parti. Şimdi tekrar gelmiş, genel başkan olmuş ve dönüp beraber çalıştığı bazı isimlere de ‘‘FETÖ’’ diyor, ‘‘FETÖ’cü’’ diyor yani. İnanılır gibi değil artık. Ve bunun en büyük zararını Cumhuriyet Halk Partisi’nin göreceğini bilmiyorsa garip; bilerek yapıyorsa çok daha büyük tehlikeli. Neden öyle söylüyorum? İşte şimdi başladılar bile. Bugün itibarıyla Cumhuriyet Halk Partisi için, ‘‘Biz söylemiyoruz, kendileri söylüyor. Bak FETÖ’cüsünüz. FETÖ’cüler var içinizde. Sizin genel başkanınız söylüyor. 13 yıl partiyi yönetmiş isim söylüyor’’ gibi bir söylem üzerinden, yani Kemal Kılıçdaroğlu başında kalsa bile yöneteceği Cumhuriyet Halk Partisi’ne de zarar veren, bütün bir muhalefete zarar veren, safları yeniden dağıtacak bir söylem. Yani çok ağır. Nasıl böyle bir şey söylüyor, neden böyle bir şey söylüyor, gerçekten anlaması çok zor. Yani ben böyle derin bir şoktayım. Üzerine ben bugünkü konuşmasında Kemal Kılıçdaroğlu’nun arınmayı söyleyeceğini, arınma üzerine bazı ifadeler kullanacağını, bundan sonraki kendisinin yol haritasını; “Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına mahkeme kararıyla oturdum ama ben bunu yapacağım” diye yol haritasının merkezine arınmayı, temizliği koyacağını biliyordum, tahmin ediyordum. Ama yani en azından somut bir şeyler duyacağımızı da düşünüyordum ya da kendisinin çevresinden bana söylenen de oydu. Yani somut bir şey söyleyecek, somut birisini işaret edecek. “Benim zamanımda buna izin vermemiştim, benden sonra bu oldu, işte böyle başladı çürüme” diye somut bir şeyleri söyleyeceği üzerine de beklentim vardı açıkçası. Onu da yapmadı. Yani gerçekten herhangi bir Cumhuriyet Halk Partili olmayan bir siyasetçi, ‘‘Cumhuriyet Halk Partisi’nin son bir buçuk yılını nasıl eleştirirsin? Bir de öyle bir şey söyle ki önümüzdeki üç ayda bize malzeme ver’’ dese, yapay zekaya da herhalde yazdırılmak istense, Türkiye siyasetinde en çok malzeme veren, en güzel “tu kaka” yapılabilen meselesi FETÖ’yü de üzerine ekleyip bu metni yazardı. Ne kendisine, ne çıktığı yola, ne de partisine bir faydası yok. Dolayısıyla bugün Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından bende geriye o kaldı. Hiç şeye girmiyorum bile, yani zaten daha sabah saatlerinde bu yayını yapsaydık gene söylerdim; Kemal Kılıçdaroğlu’nun çok büyük bir kitleyi oraya toplayacağını, bu gövde gösterisi üzerinden mesaj vereceğini hiç düşünmemiştim. Özgür Özel’in sokağı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin içindeki seçmeni yahut da Cumhuriyet Halk Partilileri daha iyi domine ettiğini, insanların da bu arada gönlünün ondan yana olduğu çok netti. Sabah saatlerinde bile vardı. Ortaya çıkan manzara da o oldu. Üstüne üstlük kendisini dinlemeye gidenlerin bile bence “Ya ne söyledi ki şimdi Kemal Bey?” diye dönüp baktığı bir konuşmayla da bir şeye başlamış oldu. O başladığı şey, işte önümüzdeki hafta itibarıyla bence salı günü grup toplantısıyla birlikte de göreceğimiz bir şey.

Ruşen Çakır: İstersen birkaç şey sorayım. Mesela şimdi ben şunu bekliyordum açıkçası. Şu ana kadar hiç yapmadığı bir şey var biliyorsun, seçimi kaybetti ve bu konuda hiçbir şey söylemedi, yani kamuya açık bir şekilde. Sen hatırlıyor musun? Mesela bugünkü konuşmasında özür diledi. Neden özür diledi? ‘‘Bu kişileri bilmem ne yapmamışım’’ vesaire. Ama mesela 2023 seçimi… Ben açıkçası ‘‘Kılıçdaroğlu kazanacak’’ demiş olduğum için insanlardan özür diledim. Yani gazeteci olarak üstüme vazife değil ama Kılıçdaroğlu mesela siyaseten hiçbir şey söylemedi o anlamda. Yani mesela 2023’ün hızlı da olsa bir muhasebesini yapmasını beklerdim açıkçası. O da yok. Ve siyasi olarak söylediği tek şey bir tane ‘‘beşli çete’’ lafı var. Onun dışında iktidara yönelik hiçbir şey yok. Var mıydı?

Alişer Delek: Bir kelime, ‘‘Sarayın dalkavukları, onlar da dinlesin’’ dedi sanırım ama ne saray ne Erdoğan hiç hiçbir yerinde geçmedi. Yani parti içerisindeki kavgada iktidarın söylemlerini, iktidara yakın gazetecilerin ve siyasetçilerin söylemlerini kopyalayıp yapıştırmış; üstüne bir de bence bugüne kadar iktidara yakın isimlerin bile kullanmadığı bu FETÖ meselesini ekleyerek böyle çok çirkin bir kavganın işaretini verdi bize. Yani onun için gidişat şey değil, bu çok sürdürülebilir değil abi. Yani geçen hafta falan da seninle çok konuştuk. Bugün şöyle bir baktım, diğer yorumcu arkadaşlar da aynı şeyi söylüyor; ayrı bir parti geliyor, o çok net yani. Çok sürdürülebilir değil. Mesela şimdi salı günü grup toplantısı yapacak Özgür Özel. Az önce yayından önce şöyle bir konuştum; “Evet biz kararlıyız, salı günü o grup toplantısını yapacağız” diyor. Kemal Kılıçdaroğlu tarafı da “Öyle bir şey yok” diyorlar. Yani ‘‘bunu yapamazlar, iç tüzüğe aykırı’’ falan diyorlar. Orada bir kavga başlayacak. Yani mesele böyle iç tüzüğe aykırı, mahkeme kararına aykırı, “Sen şunu yaptın, bunu yaptın, bunu yapamazsın, senin ona yetkin yok” gibi biraz içerideki o süreci tüketmek adımlarıyla gidecek. Ama asıl kavga; yani Kemal Kılıçdaroğlu her konuştuğunda böyle çok da beraber yaşamanın, parti içerisinde mücadele etmenin yollarını tıkayacak söylemlerle bu işe devam edeceğini gösteriyor. Yani birileri Kemal Bey’e şunu söylemiş belli ki: ‘‘Siyaseten şunu söyle.’’ ‘‘Bir an önce kurultay’’ dedi mesela. Nasıl ya dedim ben, böyle bir yerimden atladım. Peşindeki cümlede diyor ki; “Temizlik, önce temizlik.” Bir yıl mı, bir buçuk yıl mı artık onu hep beraber göreceğiz. Yani o “bir an önce kurultay” çünkü 40 gün mü 45 gün mü meselesiydi. Böyle ortaya bir şeyler serpiştirdi ama genel hattı yani “Bu temizliği yapacağım. Temizlik yaparken de çok kirli argümanlar da kullanacağım” diyor ama bu gibi yapacağı her konuşma kendisine inananları – ki biraz var; Cumhuriyet Halk Partisi’nde öyle ya da böyle bu süreçlerden biraz rahatsız olan bir kesim vardı, ‘‘Kemal Bey ne diyecek?’’ diye bakanlar da vardı – ona inananları da saf dışı bırakacaktır. Yani içi boş şeyler söyledi çünkü, yani çok iddialı konuştu ama somut bir şey söylemedi. Göreceğiz mi? Vallahi bugünden baktığım zaman çok da göreceğiz gibi değil. Öte yandan Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu söylemlerini zaten Özgür Özel 19 Mart’tan beri otobüsün üstünde her gün bunları anlattı, ‘‘Siyasetin kumpası’’ dedi, ‘‘AK Parti’nin kumpası’’ dedi, ‘‘Siyasi olarak Cumhuriyet Halk Partisi’nin üzerine baskı var’’ dedi. Geldiğimiz noktada bugün itibarıyla bakın aynı ağzı kullanıyorlar. Galiba zaten öyle bir açıklama da yapmış. ‘‘TGRT ağzı’’ falan diyor işte. Yani ‘‘İktidara yakın medyaların ağzını kullanıyor, aynı ifadeleri kullanıyor’’ demiş. Özgür Özel bütün rüzgârı arkasına almış durumda devam ediyor. Anıtkabir’e de yürüdü. Birazdan konuşuruz sana da uygunsa; Mansur Yavaş’ı bir ayıracağım çünkü, o önemli bence. Özgür Özel bu rüzgârla parti içerisindeki bu kavgaya girerse, bu kavgada da bütün bir partinin etrafında “FETÖ’cüsünüz siz, biz değiliz, siz öylesiniz” gibi böyle günlük, iktidar hedefi olmayan, Cumhuriyet Halk Partisi’nin koltuğuna bile otursan o kadar leş gibi bir siyaseten ortada kalacak bir şeyle kavga yerine, bu rüzgârı arkasına alarak diğer parti, başka bir parti meselesine yürüyüşüne başlayacaktır, zaten bence başladı da, bu onun elini daha da güçlendirecektir. Sadece şu mesele gelecek, onu da bence bir iki hafta içerisinde göreceğiz. Salı günü grup toplantısı üzerinden başlayacak. Özgür Özel diyor ki: “Ben arkama dönüp çekip gitmem buradan, Atatürk’ün partisinden, Altı Ok’tan, Cumhuriyet Halk Partisi’nden. O beni kovsun, Kemal Kılıçdaroğlu bizi kovsun” diyor. Kemal Kılıçdaroğlu da ‘‘Ben sizi kovmam’’ kendince anladığım kadarıyla, ‘‘rezil ederek, ifşa ederek buradan gitmenizi sağlarım’’ gibi bir şey söylüyor. Ama hiçbir şekilde sürdürülebilir değil. Geçmişteki Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki hani kurultaylarda kürsülerinde bile, o çeşitli adayların olduğu kürsülerde bile böyle sert söylemler, böyle sert ifadeler, iktidarın yani rakiplerinin işine gelecek söylemler kullanılmamıştı. Hiç bu kadar sert olmamıştı. Özgür Özel’in rüzgârı zaten arkasında çok güçlüydü. Bir de bugün buna ‘‘çoktandır bir şey demiyor, bir şey yapmıyor’’ denirken Mansur Yavaş da eklendi. Hani ‘‘Mansur Yavaş Özgür Özel’in yanında. Özgür Özel’in adayı’’ demiyorum. Ben bambaşka bir yere koyuyorum Mansur Yavaş’ı ama bugünkü Anıtkabir yürüyüşü yeni partinin yürüyüşüdür. Öyle atmak lazım bence başlığı.

Ruşen Çakır: Eyvallah, öyle atarız başlığı. Şunu söyleyeceğim; şimdi sen daha yakından biliyorsun, Kemal Kılıçdaroğlu için hani kimileri diyor ya, ‘‘Ya yok mu hiç seveni?’’ falan diyor. Ben öyle söylemeyeceğim. Bir ekibi var. Bu ekibi bu kadar mı… Hani ilk aklıma gelen laf, ‘‘çapsız’’ diyeceğim ama hani bu kadar mı şey? Yani bir konuşma metni hazırlamışlar. O konuşma metni gerçekten çok kötüydü Alişer. Yani şey olarak da kötü, hani senin söylediğin FETÖ şu bu falan iddiaları ayrı bir şey ama mesela diyor ki: “Ben asla hiç haram yemedim” diyor. Yani bunu herkes söyleyebilir, yani bunun bir şeyi yok. Yani karşımızda bir dürüstlük, temizlik sembolü bir Kemal Kılıçdaroğlu var mı? Ben emin değilim. Yani ne üzerinden siyaset yapacak? Sadece kendisini kurultayda yenmişlerle kavga etmek üzerinden bir siyaset yapma… Yani en azından ayıp olmasın diye bir iki tane yoksullukla mücadele, şu bu bir şeyler söylemesi gerekmez miydi yani?

Alişer Delek: Metni Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendisi hazırlamış. Bendeki bilgi o. Yani günlerce kapanmış, işte telefonu da kapatarak biraz kendini de şey yapmış. Kemal Kılıçdaroğlu’nun çevresinde hani böyle “böyle bir ekibi var” diyebileceğim çok şey yok açıkçası. Biraz bugünlerde benim… Yani ben gidip görmedim çalışma ofisini ama yani gidip gelenlerle konuşuyorum. Şimdi ben her iki tarafla da böyle artık hani anlık konuşmalar yapıyorum. Sağ olsunlar hani onlar da gerçekten bu gazeteci-siyasetçi ilişkisinin hiç ötesine gitmediler, her iki taraf için de söylüyorum. Ama Kemal Kılıçdaroğlu’nun çalışma ofisinde şöyle bir şeyi seziyorum; içeri girip insanlar kendilerini anlatıyor. Şimdi Ruşen abi bak siyaset böyle bir şey ya, o çok üzücü bir yandan da. Yani mesele demokrasi, sadece Cumhuriyet Halk Partisi meselesi değil; biz mevcut iktidarın baskısının devamlılığı, Türkiye’nin önüne sandık gelecek mi gelmeyecek mi gibi milyonlarca insanın kaygısını da görerek konuşuyoruz. Ben Kemal Kılıçdaroğlu’nun ofisine gidip iş isteyenleri, “Şu işi ben yaparım” diye genel merkezde şu an o dağılımlar için kendilerini böyle anlatanların sayısına inanamıyorum. Oradan çıkıp, ben bunu Özgür Özel tarafından duydum, bana ismi vermedikleri için burada veremiyorum ama Özgür Özel’in en yakınındaki isim bana dedi ki: “Ya oradan çıkıp bizi arıyorlar şey diye” dedi, “Bana buradan bu teklif edildi. Ne diyorsunuz? Siz ne diyorsunuz?” Anlamamış mesela Özgür Özel, ‘‘Nasıl yani, ne yapalım? Ne diyorsunuz, sizden bir teklif var mı?’’ deyip gülüp geçmişler falan. Böyle bir şey de var yani. Cumhuriyet Halk Partisi’nin hani böyle bir kendi içerisinde hep ‘‘iktidar olmasak da Cumhuriyet Halk Partisi için de iktidar alalım’’ kavgaları çoktan devam etmiş durumda. Yani bugün Kemal Kılıçdaroğlu böyle odasına gidip gelenleri dinleyerek bu işi yapıyorsa, ki öyle gözüküyor, hiçbir sorun olmadığını düşünüyordur. Bir de üstüne az önce söylediğimi tekrar ekleyeyim; belli ki Kemal Kılıçdaroğlu şeyi izlememiş, yani mahkemedeki iddianamelerle ilgili hep sadece tek taraflı yayınlara bakmış. İddianamelere, yanıtlara bakmamış, boşa çıkan iddialara bakmamış. Bir cümleyle galiba söyledi, değil mi? “Suçsuz yere içeride olan belediye başkanlarını da alacağım” diye. Ya bu tek cümle mi Allah aşkına? Şimdi kaç tane içeride böyle şey var, yani mahkemeler bile perşembe günleri artık yavaş yavaş insanları tahliyeye başlamışken daha fazla konuşma gereği duymadı. Yani çevresine çok bir şey söylemek istemiyorum ama çevresini dinliyor mu, dinlemiyor mu o noktada çok büyük bir soru işaretim var. Bence de çok böyle güçlü bir metin değildi, bir şey de söylemedi. Özgür Özel’in işi çok… Parti içi kavgada Özgür Özel’in işi çok rahat. Yani Kemal Kılıçdaroğlu artık Özgür Özel’e bir rakip değil, parti içi. O çok net. Ama partiden ayrıldıktan sonra işi daha da zorlaşacak. Bunu böyle şeyden söylemiyorum, şimdi çok konuşuluyor ya; ‘‘müesses nizam Özgür Özel’i ve çevresini istemiyor, onları hedef alacak’’ falan. Hatta galiba bir tane işte gazeteci sıfatı taşıyan isimlerden bir tanesi Mansur Yavaş için bile “tarafını seçti, geçmiş olsun” gibi bir ifade falan kullanmış, tehditvari. Öyle bir yerden söylemiyorum. Gene de şunu görebiliyorum ben; Kemal Kılıçdaroğlu’nun çevresine gidip gelenlerde o şeyde, bu Cumhuriyet Halk Partisi altında ne olursa olsun yani Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığında bile o amblem, o isim altında siyaset yapmanın bir konfor alanı hâlâ var demek ki. Yani onu şey yapıyorlar. Mevcut ayrılanların biraz böyle zorlanacağını da görüyorum ama bunu ayrıldıktan sonra önümüzdeki günlerde konuşmaya daha çok fırsatımız olacaktır. Kemal Kılıçdaroğlu-Özgür Özel tartışması ya da yenilikçiler, değişimciler ve gelenekçiler diyeyim, onların tartışmasında kazanan zaten çok belli oldu artık. Yani Özgür Özel ve ekibi kazandı. Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinde kalarak değil ama, ayrılarak. Seçmen karar verecektir ama bütün bu seçmenin ne yapacağını, bir sonraki turda, bir sonraki seçimde sandık geldiğinde nasıl bir yol haritası izleyeceklerini bence bugün Mansur Yavaş konuşmasında söyledi. Mansur Yavaş’a ayrı bir yer açıp onu konuşmakta fayda var; hem konuşması hem de ne yapmaya çalıştığına dair. “Kingmaker”, kendisi ‘‘kingmaker’’ ve Özgür Özel şu an onu da yanına alarak rüzgârı çok net arkasına aldı. 

Ruşen Çakır: Zaten Anıtkabir’e el ele girmişler. Son olarak Anıtkabir’le ilgili bir şeyler söylemek ister misin? Çünkü önce Meclis’e yürüdüler, şimdi de Anıtkabir’e yürüdüler ve bayağı bir kalabalık varmış. Onu da izledik, gördük. Çok sembolik anlamı var ama aynı zamanda da güncel siyasi anlamı var.

Alişer Delek: Yani sosyal demokrat bir parti kursan ne yaparsın? Bunu yaparsın, parti kuracak olsan siyasette. Bence o sembolik anlam o, yani yeni partinin yürüyüşünü oradan başlattılar. Mansur Yavaş’ın orada olması da hani şey, az önce söylediğim yerde de o da önemli. Mansur Yavaş’ın konuşmasına, son sözümse ben kendim açayım konuyu, oradan bir söyleyeyim şunu; Mansur Yavaş şunu söyledi mesela bak: “Bırakın parti içindeki bölünmeyi, tüm muhalefetin birleşmesi gereken günlerden geçiyoruz” dedi. Önemli. “Cumhuriyete saldırı var” dedi. ‘‘Dolayısıyla bütün muhalefet burada birleşmeli’’ dedi. Bugüne kadar kendisinin de çok fazla kullanmadığı ifadeleri kullandı. Özgür Özel’in yanında önce otobüsün tepesindeydi, anladığım kadarıyla yürüyüşte yoktu ama Anıtkabir’e girişte beraberlerdi. Biraz da oralarda da hani şey yapıyor; olur da bir yürüyüşe müdahale ya da işte polisle karşı karşıya gelme noktasında biraz da geri duruyor, onu anlayabiliyorum. Ama Anıtkabir’de beraber olması hepsi bunların sembolik bir şeyi görüyor. Mansur Yavaş benim gördüğümü çoktan görmüştür, biliyordur. Ayrı bir parti kurulacak ama gene de mesela o partide olacak mı ondan emin değilim. Çünkü bana göre Mansur Yavaş bugünkü kendisinin cumhurbaşkanlığı adaylığının da bir başlangıcı olarak şöyle bir mesaj veriyor: “Ben belli başlı muhalefet partilerinin bir araya gelip ortak adayı olacak kişi değilim. Ben aday olurum. Altında o muhalefet partilerini ya da yan yana gelecek partileri de ben belirlerim” mesajını veriyor. O gücün şu an elinde olduğunu görüyor. Tek aday zaten şu an. Hani Özgür Özel aday olur mu, sanmıyorum kendisi sürekli olmayacağını söylediği için. Söylemeye çalıştığım şu; Mansur Yavaş aday olmaya karar versin, adayların açıklanmasına da karar versin; bugün bölünecek olan Cumhuriyet Halk Partisi ve Özgür Özelciler bile onun arkasında bir arada duracaklardır. Yani hani Kemal Kılıçdaroğlu herhalde gidip Erdoğan’ı da desteklemez, o kadarına da çok şaşırırım. Bilmiyorum, şimdi düşündüm ama yapabilir mi, bugünkü konuşmaya bakınca herhalde şaşırmayayım diyeyim. Dur bakalım, öyle olacak mı olmayacak mı onu da göreceğiz ama iki şeyle ben bitireyim izninle, bana ayrılan yere de geldik. Ayrı partinin yürüyüşünü bugün gördük; Anıtkabir’e yürüyerek ayrı bir partinin şeyini yaptık. Hakkıdır da, Özgür Özel’in arkasında bu rüzgâr var. Bu rüzgâr varken niye parti içerisindeki bir kavgayla bütün enerjisini boşa harcasın, söylem gücünü yitirsin? Ama ayrı bir partinin, Cumhuriyet Halk Partisi logosu altında olmayan bir hareketin de işi daha da zor. Hem iktidar baskısı olarak söylüyorum hem de maddi-manevi biraz konfor alanından da geri adım atacaklar gibi. Bu yaz çok hareketli geçecek, daha çok konuşacağız belli ki. Şimdiden bir şey vereyim, kendi reklamımı yapayım. Yarın sabah size yazacağım, “Nerede bu DEM?” diye bir yazı yazacağım. Demokrasi ve DEM… CHP’ye bu olup bitenlerde DEM yok. İki tarafla da bayramlaşmayan iki tane parti var; biri DEM, bir de HÜDAmPAR. Hani böyle Kürt seçmeni çok olan partiler ayrılma ve bölünme meselelerine herhalde şey yapmak istemiyorlar, oralarda gözükmek istemiyorlar. Çok ilginç.

Ruşen Çakır: Evet Alişer, çok teşekkürler. Çok sağ ol.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş