Gazeteci Murat Aksoy, CHP’ye mutlak butlan kararının ardından siyasette başlayan tartışmaları ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun izlediği politikayı Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır’a değerlendirdi. Aksoy, yaşananların yalnızca “parti içi bir iktidar mücadelesi” olarak okunamayacağını nedenleriyle anlattı. Aksoy, “Kılıçdaroğlu ‘yerli ve milli CHP’ projesine gönüllü olarak dahil olmuş” dedi.
Videonun özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Murat Aksoy, Kılıçdaroğlu’nun CHP’deki politikalarını ve son gelişmeleri değerlendirdi.
- Aksoy, Kılıçdaroğlu’nun iktidara yönelik eleştirilerinin eksik olduğunu vurguladı.
- Kılıçdaroğlu, ‘yerli ve milli CHP’ projesine dahil olduğunu gösteriyor.
- Aksoy, Kılıçdaroğlu’nun yakında yeni bir kurultay yapma isteği taşımadığını belirtti.
- Kılıçdaroğlu, mevcut yönetimi tasfiye etme niyetini ima eden bir yaklaşım sergiliyor.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığı’na atanmasının yankıları sürüyor. Ruşen Çakır, Murat Aksoy ile CHP’de mutlak butlan kararı sonrası yaşanan gelişmeleri ele aldı. CHP’ye yönelik müdahalenin yalnızca AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tercihiyle açıklanamayacağını belirterek sürecin arkasında daha geniş bir iradenin bulunduğunu söyledi:
“Ben mutlak butlan meselesini sadece Erdoğan’ın istediği bir süreç olarak görmüyorum. Devletin bir kanadı da, Cumhuriyet Halk Partisi’nin, özellikle Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu ekseninde toplumu siyasete davet etmesinden, toplumsal talepleri daha görünür hale getirmesinden rahatsız oldu. CHP’nin son dönemde toplumsal muhalefetin merkezi haline gelmesi, insanların siyasetle yeniden ilişki kurmasını sağlaması belli ki bazı çevreleri huzursuz etti. O yüzden ben bunun tek başına bir siyasi operasyon değil, farklı güç odaklarının ortaklaştığı bir koalisyon kararı olduğunu düşünüyorum.”
“Kılıçdaroğlu iktidarı değil, CHP’nin seçilmiş yönetimini hedef aldı”
Aksoy, Kılıçdaroğlu’nun genel merkez önündeki konuşmasında iktidara yönelik eleştirilerin yok denecek kadar az olmasına dikkat çekti:
“Konuşmayı izlediğimde beni en çok şaşırtan şey şuydu: Ortada iktidara yönelik güçlü bir eleştiri yoktu. Daha çok CHP’nin mevcut yönetimine, belediye başkanlarına ve kurultay sonrasında göreve gelen kadrolara yönelik suçlamalar vardı. Sanki son üç yılda Türkiye’de hiçbir şey yaşanmamış gibi konuştu. Sanki 2023 seçimleri hiç olmamış, sonrasında ortaya çıkan siyasi tablo hiç yaşanmamış gibi davranıyordu.”
Kılıçdaroğlu’nun belediye başkanlarına yönelik sözlerini de eleştiren Aksoy, “Bugün eleştirdiği, hatta suçladığı insanların büyük bölümü yıllarca birlikte çalıştığı insanlar. Milletvekili listelerini yapan kendisiydi. Belediye başkanlarının önemli kısmını adaylaştıran yine kendisiydi. Şimdi çıkıp bütün sorumluluğu onların üzerine yıkmak ve sanki hiçbir siyasi sorumluluğu yokmuş gibi davranmak çok ikna edici görünmüyor” dedi.
Aksoy, Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarında kısa sürede yeni bir kurultaya gidileceğine dair işaret görmediğini dile getirdi. “Kılıçdaroğlu ‘yerli ve milli CHP’ projesine gönüllü olarak dahil olmuş” diyen Aksoy, şöyle devam etti:
“Bugünkü konuşmadan benim çıkardığım sonuç şu oldu: Kemal Bey kendisini geçici bir yönetici gibi değil, kalıcı bir genel başkan gibi konumlandırıyor. Yakın zamanda kurultaya gitmek isteyen bir lider görüntüsü vermedi. Tam tersine mevcut yönetimi tasfiye etmeyi, parti içerisindeki bazı isimlerin üyeliklerini askıya almayı ya da partiden uzaklaştırmayı düşünen bir yaklaşım vardı. Konuşmanın tonu da buna uygundu.”
Deşifreyi yayına hazırlayan: Gülden Özdemir
Ruşen Çakır: Murat Aksoy geldi aramıza. Murat Aksoy’a merhaba diyelim ve yorumlarını alalım. Murat, merhaba.
Murat Aksoy: Merhaba. İyi bayramlar diliyorum öncelikle.
Ruşen Çakır: Evet, bir de bayram var, değil mi?
Murat Aksoy: Evet, bayram bitiyor ama bayram…
Ruşen Çakır: Sen pazartesi gideceksin Ankara’ya diye biliyorum. Ben de salı gideceğim.
Murat Aksoy: Evet.
Ruşen Çakır: Sen bir de CHP’yi çok içinden takip eden birisin. CHP’lisin değil mi?
Murat Aksoy: Yok, ben CHP’li değilim. Ben CHP’den istifa ettim.
Ruşen Çakır: Hayır, istifa ettiğini bilmiyordum. Ama CHP üyesiydin.
Murat Aksoy: Üyesiydim tabii, tabii.
Ruşen Çakır: Bir dönem Kemal Kılıçdaroğlu’na da bayağı yakın olduğunu da biliyoruz.
Murat Aksoy: Yakındık diyelim.
Ruşen Çakır: Evet. Şimdi bugün yaşanan bu CHP tarihi, bir de sen tarihe de meraklısın, Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihine de, CHP’nin tarihinde böyle çok hizipler, ayrışmalar, şunlar bunlar oldu ama bu bambaşka bir şey sanki. Yanılıyor muyum?
Murat Aksoy: Vallahi evet, bu devlet CHP’ye karşı, şu anda durumumuz bu tam olarak. Hatta ben bir süredir seninle de paylaştığım bazı yazılarda ifade ediyorum. Bu mutlak butlan meselesini de isteyen bence sadece Erdoğan değildi; devletin bir kanadı da Cumhuriyet Halk Partisi’ni Özgür Özel’in ya da Özgür Özel-İmamoğlu ikilisinin bu topluma taşımasına, toplumu siyasete davet etmelerine, toplumsal talepleri yüksek sesle kamusal ve toplumsal alanda ifade etmelerine, anladığım kadarıyla devletin içindeki bazı unsurlar da buna çok razı gelmediler. Bu, bu açıdan bir koalisyonun kararıydı. Ben bu mutlak butlan meselesini öyle görüyorum. Ama bunun yanında da tabii ki Kılıçdaroğlu’nun bugünkü konuşmasına da yansıyan, çok kişiselleştirdiği meseleler de var. Onu da ayrı bir soruda konuşalım istersen.
Ruşen Çakır: Evet, ‘‘kişiselleştirme’’ dedin. Ben de sana söz vermeden önce yaptığım kısa değerlendirmede bir yanda Özgür Özel’in yine iktidara yönelik bir konuşma yaptığını ama Kılıçdaroğlu’nun kendisini kurultayda yenenlere karşı bir konuşma yaptığını gördüm. Bir yerde bir “beşli çete” lafı var ama onun da artık çok da ne kadar anlamı kaldı bilmiyorum. Bir de arada ‘‘kardeşlik projesine destek veriyorum’’ gibi çözüm sürecine de itiraz etmediğini bir cümleyle geçirdi. Ama onun dışında konuşma baştan aşağı CHP’nin seçilmiş yönetimini ve cezaevindeki belediye başkanlarını suçlama üzerineydi.
Murat Aksoy: Aynen, aynen. Ama ilginç bir biçimde bu konuşmayı ben 15 Temmuz sonrasında Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hani böyle “helallik istiyorum” diye yaptığı konuşmaya da benzettim. Biraz öyle de oldu ama dahası bence Kılıçdaroğlu sanki bu konuşmasıyla biraz da hedef gösterdi. Yani FETÖ ile olan bağlantıları üzerinden bir hedef gösterme de oldu. En azından ben öyle okudum ama yanılıyor da olabilirim. Sayın Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını izledim televizyondan. Hani Özgür Özel’inkini değil ama Özgür Özel’inki Kemal Bey’inki bittikten sonra zaten devam etti. Bana birincisi, tabii ki kağıttan okuması çok ilginç geldi. Belli ki hiçbir hata yapmak istemiyor. İkincisi de bugün ayın 30’u, yani 30 Mayıs; 28 Mayıs 2023 seçimlerinden 3 yıl iki gün geçmiş ve sanki Kemal Bey 2023 28 Mayıs’ında hiçbir şey olmamış gibi bu arada öyle devam ediyor. Gene bir arada “beşli çete” dedi. Yine bizim de çok savunduğumuz kağıtçılara gitti, kapıcılara gitti, Altılı Masa liderlerine böyle çağrı yaptı falan. Yani belli ki bu 3 yılı hiç yaşanmamış varsayıyor Kılıçdaroğlu kendi siyaseti açısından.
Hani bu bana ilginç geldi ama bir o kadar ilginç gelen de ‘‘rüşvetçiler’’, ‘‘masum belediye başkanları/masum olmayan belediye başkanları…’’ Şimdi insan sorar, yani bugün suçladığı, tırnak içinde, henüz yargı aşamasında olan bütün suçlamaları bir anda kabul etti. Ama ilginç olan da bu isimleri de aslında hep kendisi milletvekili seçti, kendisi belediye başkanı yaptı. Yani kendisiyle çok yakın çalışmış insanlar ve özür dilerken ya da toplumdan helalleşme isterken “ben bunların gerçek yüzlerini görmedim” dedi. O zaman da hani niye siyaset yapıyorsunuz ki? Yani bunlar sizin çalışma arkadaşlarınız ve belli ki, yine bu konuşmasından benim çıkardığım, Kemal Bey’in böyle Özgür Özel’in söylediği gibi “uygun zamanda, en kısa zamanda kurultaya götürelim” diye öyle bir ajandası yok. Yani Kemal Bey Cumhuriyet Halk Partisi’nin başında kalıcı bir lider gibi konuştu ve birtakım hukuki süreçleri; hani bu tasfiye olabilir, üyeliğin askıya alınması, atılması vesaire falan olabilir… Ve dediğiniz gibi iktidara yönelik hiçbir şey söylemedi. Yani sadece arınma. Şimdi ben hep şunu söylüyorum ya da şöyle bir varsayımla gidelim: Bu Siyasi Partiler Kanunu ya da Seçim Kanunu ve Türkiye’deki devlet-toplum ilişkisi aslında siyaseti kirli bir havuz haline getiriyor. Şimdi o havuz ya da deniz neyse, onun içinde bir adanın tek başına temiz olması o adayı temizlemez ki. Kaldı ki Türkiye’de siyasetin finansmanını çözmediğiniz andan itibaren sizin o bir havuzda ya da denizde temiz kalmanız çok mümkün değil.
Şimdi şu soruyu sormazlar mı insana? Şimdi bu araba şey yaptılar, değil mi? İki tane araba sembolik falan ve işte CHP’nin eski yöneticileri dedi ki; ‘‘Bunu Erdoğan Toprak aldı, Aziz İhsan Aktaş’tan zırhlı arabayı aldı, geldi.’’ Erdoğan Bey bir açıklama yaptı; “Ben onu hiç tanımıyorum, öyle bir şey olmadı.” Ama şu var, şimdi Sayın Kılıçdaroğlu da 13 yıllık genel başkanlık döneminde milyonlarca liralık tazminat davalarına şey yaptı, kişisel olanlar var. Bunları nereden ödedi mesela Kemal Bey? Yani dolayısıyla da aslında bu arınma meselesi biraz sorunlu bir kavram. Arınma, siyaseti hedef almayan, sadece kendi bahçesini temizleyen ama biraz önce söylediğim şeye de referans edeyim; devletin, tırnak içindeki o büyük projesi ki çözüm süreci de bunlardan birisi, ona çok itiraz etmeyen ve CHP’yi iktidar blokunun, iktidar ve devlet blokunun çizdiği o yerli ve milli siyasetin alanının çok dar olduğu bir siyasete hapsetmek üzere bir proje gibi ve Kemal Bey de o projeye şu anda benim görebildiğim kadarıyla gönüllü olmuş durumda.
Ruşen Çakır: Evet. Şimdi ben geçen bir yayında şey diye söyledim, sen demin bahsettin; Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı bütün açıklamalarda acayip bir depolitizasyon var, yani siyaset yok.
Murat Aksoy: Aynen.
Ruşen Çakır: Başkalarına, parti içindeki insanlara yönelik eleştiriler, saldırılar ve bence çok rahat bir şekilde iftiralar var. Yani mesela ‘‘FETÖ artığı’’ meselesi. Şimdi her şey bir yana tek başına bunu iki kere söyledi. Bir kere ‘‘terör’’ vesaire falan dedi. Sonra da ‘‘FETÖ artıklarını ayıklamadığım için özür diliyorum’’ dedi. Yani doğrudan CHP’de şu anda yönetimde olan falan, isim vermiyor ama, birilerini kastediyor.
Murat Aksoy: Ben de zaten programın başında onu söyledim. Yani isim vermedi ama biraz Özgür Özel’i işaret etti aslında.
Ruşen Çakır: Kimi ettiğinin bir yerden sonra çok önemi yok. Bir de böyle isim vermeden yaptığın zaman… Yani 2023 seçimini Erdoğan’ın bir montaj, bir Kandil videosuyla kaybettiği söylenen birisinden bahsediyoruz ve kalkıyor şimdi, düne kadar birlikte hareket ettiği arkadaşlarını ‘‘FETÖ artığı’’ olarak tanımlıyor. Ki çok ilginç; bunu bugüne kadar ima eden bir şeyini ben görmedim. Yani baştan itibaren, hani o kurultayı kaybettiği andan itibaren Kılıçdaroğlu yer yer birtakım mesajlar, doğrudan ya da dolaylı mesajlar verdi, iktidar medyasına konuştu, şu yaptı, bu yaptı. Oralarda FETÖ meselesi çıkmadı. Ne zaman çıktı? İki gün önce mi ne, Nuray Başaran denen eski Fethullahçı – ki Fethullahçı olduğu devletin belgelerinde var, Ergenekon davalarında tanıklık yapmış birisi – onun söylemesiyle başlayan yeni bir dalga. Belli ki buradan yürüyecekler. Bu FETÖ meselesi nereden çıktı yani?
Murat Aksoy: Vallahi bu aslında bir maymuncuk gibi. Hani nereye koysanız orayı açıyor varsayılıyor. Ve hani bir de bunun üzerinden de 10 sene geçti, aşağı yukarı 500.000 kişiyi bu işte derdest ettiler. Bir kısmı ceza aldı, bir kısmı beraat etti ve hâlâ operasyonlar sürüyor. Ama bu belli ki, atıyorum Ekrem İmamoğlu’nu bu yolsuzluk meselesiyle şu anda Kemal Bey’in de ifade ettiği gibi CHP yönetiminden bazılarını da oraya bağlayarak bir dokunulmazlığın kaldırılması vesaire gibi bir süreç. Ama dediğim gibi bu araçlardan bir tanesi sadece. Ama bana da açıkçası çok üzücü geliyor. Çünkü sonuçta şunu unutmayalım; yani bu Sayın Kılıçdaroğlu hani biz FETÖ’cülük suçlamasıyla yargılandığımız, hapiste yattığımız dönemde bizim isimlerimizi mesela Adana mitinginde söyledi, o kürsülerden ifade etti, bizi savundu vesaire falan. Şimdi gelinen nokta büyük bir hayal kırıklığı ne yazık ki.
Ruşen Çakır: Peki, bundan sonra ne olacak? Sen şimdi pazartesi günü gidiyorsun Ankara’ya. Salı günü grup toplantısını yapacağını söylüyor Özgür Özel. Kılıçdaroğlu da ‘‘Grup toplantısı olmayacak’’ diyor. Ben de gideceğim salı günü Meclis’e, şimdi Meclis’te belli ki bir gerilim en azından yaşanacağa benziyor. Ama pazartesi günü de ne var? İBB davası kaldığı yerden devam ediyor ve orada, işte bugün bayramın son günü, Kılıçdaroğlu tarafından, eski genel başkanları tarafından bayağı suçlanmış insanlar var. Öyle değil mi? Yani bayağı bir hedef gösterdi. Ve anlaşıldığı kadarıyla, sen daha iyi biliyorsun, bir şekilde yargılanan bazı isimleri partiden atmasalar da üyeliklerini askıya almayı falan düşünüyorlarmış.
Murat Aksoy: Aynen, aynen. Hocam açıkçası şöyle bir şey var, dediğim gibi, bu programda da söyledim; Sayın Kılıçdaroğlu’nun bundan önceki, o mutlak butlan olarak atandıktan sonraki konuşmaları falan, hani bazı yerde “Yumuşatalım” dedi, “Elimde olsa kurultayı zaten yarın toplarım” falan dedi ama bugün Genel Merkez’de yaptığı konuşma bütün bunların bir anlamda tersi. Yani artık “Ben genel başkanım” dedi ve seçimlere de muhtemelen genel başkan olarak gidecek ve şu anki yönetimi ve bazı yargılanan işte belediye başkanlarının falan üyeliklerini askıya alma, bazılarını partiden atma… Benim anladığım kadarıyla mevcut yönetimi partiden uzaklaştırmak için bir yol haritası hazırlanmış ve onu zorlayacaklar. Özgür Özel ve ekibi de partide kalarak buna direnmeye çalışacaklar. Ta ki başka yapacak bir şey kalmadığı andan itibaren de kendilerine yeni bir parti kuracaklar. Bugün Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında ilginç bir detay da vardı; kapatılma davasına karşı yedek parti kurduğunu söylemişti T24‘e verdiği bir söyleşide, bundan birkaç ay önce, Şubat ayında olması lazım. Ona da referans vererek, ona da bir kızgınlığını ifade etti. Yani bir taraftan aslında benim anladığım, hani sadece partiden ayrılmalarını değil siyaset yapmamalarını da istiyor bu isimlerin. Yani alternatif olarak Cumhuriyet Halk Partisi’nin kitlesini büyütecek, taşıyacak bir siyasallaşmaya da Kılıçdaroğlu kesinlikle karşı. O yüzden sadece partiden atmak değil, muhtemelen onlar hakkında siyasi yasak verilmesini savunacak bir pozisyona da bugünkü konuşması kapıyı açmış durumda bence.
Ruşen Çakır: Peki şunu sorayım. Şimdi sen CHP Parti Meclisi’ndeki isimleri de, Meclis Grubu’ndaki milletvekillerini de benden daha iyi biliyorsun. Birtakım rakamlar var, kim kimi destekliyor vesaire falan diye. Ama bir de ortada kalanlar var. Dikkat ettiysen 21 Mayıs’tan itibaren sessiz kalmayı tercih eden bazı milletvekilleri oldu. Yani biraz, ne denir ona, “Bekle gör” oldu. Ne olur sence? Kılıçdaroğlu da herhalde şu hesabı yapıyor; zamanla kendisine desteklerin artabileceği hesabı yapıyor diye tahmin ediyorum. Ne diyorsun, parti içerisinde, Parti Meclisi, Meclis Grubu içerisindeki tercihlerde neler olur? Değişiklikler olur mu ciddi olarak?
Murat Aksoy: Ya şöyle bir şey; ne yazık ki Türkiye’de siyaset böyle hani çok ilkeler üzerine yapılan bir şey değil. Ve tamamen Türkiye’de siyaset, programın başında bahsettiğim gibi, bir güç dengesinin içinde ve orada güçlü olan taraf savunabildiği ölçüde pozisyonunu, bence bu ortada kalan isimleri de çeker. Ama burada, ben bugünkü yazımda da yazdım, bu mevcut oyunu bozacak olan tek şey toplumun kendisi ve bugün — hepsinin ben CHP’li olduğunu düşünmüyorum — Özgür Özel’in mitingine katılanları, onunla birlikte Anıtkabir’e yürüyenleri… Bence toplumsal tepki ne kadar Cumhuriyet Halk Partisi’nin arkasında olursa… Ama buradan da şunu kastediyorum; yani toplum derken birey, seçmen. Şimdi Türkiye’de ne yazık ki bu sosyal medya bir tür, tırnak içinde, mezarlık. Yani siyasi tepkimizi bir tweet atarak, bir like atarak, bir RT yaparak gösteriyoruz ve yatağımızda rahat uyuyoruz. Ama siyaset, kendi geleceğine sahip çıkman için daha aktif davranmanı gerektiren bir şey. Hele bugünkü koşullarda sadece tweet atmak değil, o attığın tweetin gereğini de bir siyasi partide, bu CHP olmak zorunda değil, herhangi bir siyasi partide, sivil toplum kuruluşunda bu siyasete sahip çıkmak durumundasın. Eğer toplum bu siyasete sahip çıkarsa; bu sadece CHP değil dediğim gibi, DEM Parti olabilir, İYİ Parti olabilir, DEVA, Gelecek, hangisi olursa olsun… Yani orada siyasete ne kadar sahip çıkarlarsa bence bu ortadaki insanlar da biraz daha Özgür Özel’in yanında durabilirler. Dediğim gibi, ben pazartesi günü gideceğim öğleden sonra. Orada insanlarla görüşeceğim ve salı sabah da Meclis’te ne olup ne biteceğini izlemeye çalışacağız. Bu dediğiniz gibi bir gerilim ama benim aldığım bilgi, Kemal Bey ve ekibinin grup toplantısını yaptırmama ve bunun için de Meclis’te bazı tedbirlerin alınması konusunda sanıyorum Meclis Başkanlığı’na bir başvuruları da var. Hani Meclis Başkanlığı bu durumda ne yapar ne eder onu bilmiyoruz ama her durumda bana öyle geliyor ki eğer grup salonunda yapılmıyorsa bu şey, belki Meclis’in bahçesinde de bir grup toplantısı izleyebiliriz.
Ruşen Çakır: Murat, çok teşekkürler yayınımıza katıldığın için. Sağ ol.







