Kemal Can: “Kılıçdaroğlu iktidarın CHP’ye yönelik tüm suçlamalarını üstleniyor”

Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Merkezi önündeki konuşmasını Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır’a değerlendiren Kemal Can, “Kılıçdaroğlu iktidarın CHP’ye yönelik tüm suçlamalarını üstleniyor” dedi. Can, Özel ile Kılıçdaroğlu arasındaki farkın artık yalnızca liderlik yarışı olmadığını söyledi.

Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’ye yönelik suçlamaları üstleniyor; bu durumu Kemal Can vurguladı.
  • Özgür Özel, Güvenpark’ta güçlü bir kalabalık toplayarak meşruiyet gösterisi yaptı.
  • Can, Özel’in halkın iradesine karşı bir müesses nizamla mücadele ettiğini söyledi.
  • Kılıçdaroğlu, iktidarın suçlamalarını kabul etti ve bunları somut bilgi vermeden dile getirdi.
  • İki liderin kullandığı dil, aralarındaki siyasal farkı net bir şekilde ortaya koyuyor.

CHP’nin seçilmiş genel başkanı Özgür Özel, Güvenpark’ta bayramlaşmak için yurttaşları çağırdı. Aynı saatte partinin atanmış genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu CHP Genel Merkezi’ne çağrı yaptı. Kemal Can, aynı gün gerçekleşen iki siyasi etkinlik arasında yalnızca kalabalık açısından değil, siyasal anlam bakımından da büyük bir fark bulunduğunu söyledi:

“Artık bu iki tablo arasında niceliksel bir karşılaştırma yapmak bile mümkün değil. Ortada çok açık bir fark var. Ama bence daha önemlisi niteliksel fark. Özgür Özel’in etrafında oluşan tablo yalnızca daha kalabalık değildi; siyasal olarak da çok daha güçlüydü. Mansur Yavaş’ın açık biçimde orada yer alması, Anıtkabir yürüyüşü, farklı kesimlerden insanların aynı zeminde buluşması ve bütün bunların oluşturduğu siyasi atmosfer çok güçlü bir görüntü ortaya çıkardı. Bu sadece bir miting değildi, aynı zamanda bir meşruiyet gösterisiydi.”

“Özgür Özel halkı işaret ediyor, Kılıçdaroğlu devleti”

İki liderin kullandığı dilin de bu ayrımı ortaya koyduğunu belirten Can, “Özgür Özel son dönemde çok net biçimde bir hat kurmaya çalışıyor. Diyor ki, karşımızda halkın iradesine karşı hareket eden bir müesses nizam var. Bir darbe girişimiyle karşı karşıyayız ve buna karşı mücadele ediyoruz. Bütün meşruiyetini de buradan kuruyor. İnsanlara dönüp ‘Onlarda olmayan bir şey var, o da sizsiniz’ diyor. Dayandığı yer açık” dedi.

Kemal Can, Kılıçdaroğlu’nun konuşmasının en dikkat çekici yanının iktidarın uzun süredir CHP’ye yönelttiği suçlamaları tekrar etmesi olduğunu söyledi, “Kılıçdaroğlu iktidarın CHP’ye yönelik tüm suçlamalarını üstleniyor” dedi ve şöyle devam etti:

“Bugünkü konuşmada çok çarpıcı bir şey yaşandı. Kılıçdaroğlu, iktidarın bir yıldır kendi medyası ve yargısı üzerinden CHP’ye yönelttiği iddiaların neredeyse tamamını üstlendi. Yolsuzluk iddialarını, belediyelere yönelik suçlamaları, hatta casusluk imalarını bile sahiplenen bir dil kullandı. Yetmedi, bunların üzerine bir de FETÖ göndermesi ekledi. Üstelik bunu herhangi bir somut bilgi ya da isim vermeden yaptı.”

Video deşifresi

Kemal Can: “Kılıçdaroğlu iktidarın CHP’ye yönelik tüm suçlamalarını üstleniyor”

Hazırlayan: Gülden Özdemir

Ruşen Çakır: Evet, Kemal Can’la devam ediyoruz. Kemal, merhaba. Dün ‘‘Haftaya Bakış’’ta bahsetmiştik bugün tekrar bir arada olacağımızdan ve bu tarihi olduğu kesin olan günü değerlendireceğimizden. Önce genel bir izlenimini, görüşünü alayım. İkisine de bakmışsındır benim gibi. Ben Kılıçdaroğlu’nu baştan sona izledim. Sonra zaten Özgür Özel’in konuşması yeni başlamıştı. Öncesinde Mansur Yavaş’ı izlemiştim ve Anıtkabir yürüyüşü vesaire. Ne diyorsun? Bir de sen Ankaralısın, oraları benden daha iyi biliyorsun. O nerede, bu nerede, nereden nereye yürüdüler? Ankara’nın siyasi tarihi için de ilginç bir gündü, değil mi?

Kemal Can: Evet. Genel Merkez’in polis baskınıyla alındığı gün de önemli bir gündü. O gün de bir yürüyüş oldu, Genel Merkez’den Meclis’e. Bugün de Güvenpark’tan Anıtkabir’e bir yürüyüş oldu. Bu ikisi de aslında pek çok sembol yüklü ve kritik eşikler ve hakikaten senin söylediğin gibi hem siyaset için hem Ankara için, Güvenpark da önemli noktalardan biridir Ankara’da. Anıtkabir’i zaten herhalde herkes biliyor. Meclis’e yürünmesi hadisesi de önemli bir semboldü. Şimdi kısaca bir kıyaslama yapılırsa, aslında niceliksel kıyaslama yapılamayacak kadar açık bir fark var. İlk anlarda böyle ‘‘CHP Genel Merkezi önünde yoğunluk’’ falan diye iktidar medyası ve birtakım troller birtakım yayınlar yaptılar. Ama şu andan sonra herhalde onlar bile bu açık farkı kabul etmek durumunda kalacaklardır. İşin niceliksel farkı çok bariz, çok belirleyici ve çok çarpıcıydı. Çok ciddi bir niteliksel fark da vardı. Özgül ağırlığı yüksek bir katılım açısından Özgür Özel’in mitingi çok daha etkiliydi. Söylediğim gibi sembolleri daha güçlüydü. Çok önemli bir faktör vardı: Mansur Yavaş. Çünkü Özgür Özel bugünü taraf gösterme günü olarak işaret ettiği için, Mansur Yavaş’ın orada tarafını açıklamış olması; üzerine yapılan spekülasyonlara cevap olacak biçimde tarafını açıklamış olması da çok önemli bir noktaydı. Bir küçük detay; bugün Müsavat Dervişoğlu da Trabzon’da İmamoğlu’nun ailesini ziyaret etti. Yani aynı gün öyle bir sembolik gönderme de var. Şimdi ben işin, iki konuşmanın ve aslında şu bir haftalık sürecin kıyaslanması açısından en önemli nokta olarak şunu görüyorum: Bir süredir Özgür Özel sistemli biçimde bu potansiyeli ve yürüttüğü mücadeleyi daha ete kemiğe büründürmeye çalışan, daha içeriklendirmeye çalışan bir dil tutturma gayretinde. Ve şimdi Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel’in bu sürecin, yani bu süreç dediğim son bu “mutlak butlan” hikayesi itibarıyla başlayan sürecin içerisinde farklarının iyice belirginleşmeye başladığını düşünüyorum. O da şu: Yaslandıkları, dayandıkları meşruiyet alanını iyice belirgin biçimde farklılaştırmış durumdalar. Özgür Özel güç ve meşruiyeti çok açık bir ilanla ‘‘millet’’ olarak işaret ediyor. Bu daha önce 19 Mart süreci boyunca zaman zaman daha vurgulu biçimde söylediği, zaman zaman biraz daha dozunu düşürdüğü; bu işte Saray ve halk, yani daha önce sağın sürekli kullandığı, CHP’ye karşı kullandığı ‘‘elitler-halk’’ denklemini tersine çeviren şeyi bu “mutlak butlan” vesilesiyle tekrar ve çok daha güçlü olarak koyuyor. Hatta bunun yanına bir de ‘‘müesses nizam’’ ekliyor. Müesses nizamın, halkın karşısında olan müesses nizamın bir operasyonu, bir darbesiyle karşı karşıya olduğunu söyleyerek mücadelesine çok ciddi bir içerik kazandırmaya çalışıyor. Dolayısıyla meşruiyetinin kaynağını oraya koyuyor. Ama Kılıçdaroğlu bugünkü konuşmasında da işaret ettiği gibi; birkaç yerde ‘‘devlet aklı’’ dediği, ‘‘kurucu irade’’ dediği ve kendisinin ömrünü devlete ve vatana adamış bir insan olmasını en önemli unsur olarak ortaya koyarak aslında meşruiyetini devlete yaslayan, oradan aldığını iddia eden, CHP’yi de öyle bir yere konumlandıran bir pozisyona çekiliyor. Bu aslında çok belirgin bir farka işaret ediyor. Bu fark bugün de hem alanlardaki semboller hem konuşmalarda çok belirgin biçimde ortadaydı. Çünkü Özgür Özel, “Türkiye müesses nizamın bir saldırısı altında ve biz darbeye karşı bir mücadele yürütüyoruz” derken, Kılıçdaroğlu — biraz sonra değineceğim gibi — işi iyice patetik bir hale sokup, işte bütün iktidarın CHP’ye ve CHP’li belediyelere yönelik bütün iddialarını üstlenip, neredeyse onun sözcülüğünü alıp, bir de yanına “FETÖ iltisakı” diye bir şeyi de ekleyecek kadar misyonunu problemli bir yere taşıdı. Dolayısıyla bu kontrast artık çok belirgin ve tartışma götürmez bir hale gelmiş durumda. Özgür Özel umutsuzluk ve diğer faktörlere de cevap verip, “Başkalarında olmayan bir şey var, o da sizsiniz” diyerek millete ve toplumsal muhalefete bütün güvenini, meşruiyetini ve dayanma gücünü yükledi. Öbür tarafta ise son derece muğlak, hatta biraz dediğim gibi patetik bir hamasetle yoğrulmuş boş iddialar söz konusuydu. İkisi de yürüyüş metaforunu kullandılar. Hatta Kılıçdaroğlu Nazım Hikmet’in ‘‘Yürümek’’ şiiriyle başladı, kendi Adalet Yürüyüşü’ne de bir gönderme yapmak istedi ama kurduğu yürüyüş; başladığı nokta ve varacağı nokta konusunda hiçbir şey ifade etmiyordu.

Ruşen Çakır: Burada bir de şeyi söyleyeyim; “Durmak yok” dedi. “Yola devam” diyecek diye bekledim.

Kemal Can: Evet, ‘‘yola devam’’ dememek için… Fark ettim, fark ettim.

Ruşen Çakır: Şimdi Kemal, bu FETÖ iltisakı meselesini söyledin. Demin Murat Aksoy’la da bunu konuştuk. Yani haddim olmayarak şunu söyleyeyim; FETÖ denen olayı Türkiye’de en yakından takip eden isimlerden birisiyim. Allah için, bugün Kılıçdaroğlu’nun ağzından bunu duyunca gerçekten şaşırdım. Yani tabii böyle kavgada yumruk sayılmaz falan, biliyoruz ama önce bir “terör” dedi ya, başta bir terör falan dedi. ‘‘Ulan bu Kandil’e mi gönderme yapıyor? Ne çıkacak acaba?’’ dedim. ‘‘FETÖ’’ dedi. Yani şimdi kimi kastediyor, açıkçası kestiremiyorum. İmamoğlu’nu mu kastediyor? İmamoğlu zamanında Samanyolu TV‘de maç yorumlamış ya, belki onu kastediyordur. Ama 17-25 Aralık’ta Kılıçdaroğlu’nun ne yaptığını da hepimiz çok iyi biliyoruz mesela. Yani bir de her şey bir yana, 15 Temmuz’da Özgür Özel neredeydi, Kılıçdaroğlu neredeydi? Özgür Özel biliyorsun kolları sıvayıp Meclis’e gitti. Yani bu iki gün önce, üç gün önce Nuray Başaran’ın ortaya attığı… Belli ki yeni malzeme bu. Kılıçdaroğlu’nun bunu böyle fütursuzca kullanıyor olması, nasıl söyleyeyim, olayın hiç de düello gibi olmadığını gösteriyor. Yani böyle çok sakınımsız bir şey. Ki kendisine, Özgür Özel’e de bu soruldu. Düne kadar biliyorsun, Kılıçdaroğlu’na “FETÖ ile irtibatlı” diyorlardı. Kim diyordu mesela? Nedim Şener, şu, bu. Şimdi aynı kişiler bu sefer Özgür Özel’e demeye başladılar. Çok tehlikeli bir şey bu ya. Bilmiyorum ne diyeceğimi ama şaşırdım hakikaten, orada afalladım yani.

Kemal Can: Evet, tehlikeli ve muhtemelen öyle bir tehlikeyi çağırmak için yapılmış bir şey ama bir taraftan da çok acınası bir şey. Yani hakikaten bu ülkede biliyorsun boşanma davalarında bile FETÖ kullanıldı. Boşanmak istediği eşini FETÖ’cülükle suçlayarak davadan kendi lehine sonuç çıkartmak isteyen ifadelere falan bile rastladık. Yani bu durup durup belirli aralıklarla, üstelik somut hiçbir şey içermeden, senin söylediğin gibi hem doğrudan birini işaret etmiyor hem herhangi bir kanıta dayalı değil. “Çok önemli bir şey açıklayacağım” diye çıkıp, aslında Erdoğan’ın “Allah affetsin, kandırıldım” lafını bu sefer Kılıçdaroğlu söyledi. Yani böyle bir paralellik var. Ve şu anda diğer iddialar, yani iktidarın bir seneyi aşkın süredir kendi medyasında, kendi yargısında, kendi sosyal medyasında hiç durmadan köpürtmeye çalıştığı her şeyi üstlendi Kılıçdaroğlu, yani casusluk suçlaması dahil. Bir anlamda Kılıçdaroğlu aslında bugünkü konuşmasıyla etkin pişmanlıktan yararlanmak istediğini beyan etti, yetmedi, “Çok önemli şeyler açıklayacağım” dediği için galiba bu yetmedi; bunun yanına bir de FETÖ imasını ekledi. Yani hiçbir somut şahıs ya da durum işaret etmeden bir de bunu ekledi. Şimdi bu hakikaten haliyle şüpheyi, endişeyi kışkırtan bir şey. Yani bir şeye hazırlanılıyor. Bunu da işte bir tür ihbar kabul edip yarın öbür gün Akın Gürlek bunun üzerinden de yürüyebilir. Eski genel başkan bile “Allah affetsin” diye çıktı milletin önüne, açıklama yaptı, “Ben görememişim, içimize kadar FETÖ’cüler girmiş” dedi. “Kimmiş bunlar?” filan diye soruşturmayı bu tarafa kaydırmak gibi bir tasarrufta bulunabilir. Bunu da mesnet yapabilirler filan. Bu ayrı. Bu hakikaten irkiltici bir şey. Ama bir yandan da ne kadar acınası, ne kadar patetik bir durum yani. Hakikaten işte polis marifetiyle, yargı marifetiyle bir şey alıyorsun. Polis marifetiyle bir yere giriyorsun. Birilerinin önüne çıkıp kağıttan bir şey okuyorsun. “Çok önemli şeyler söyleyeceğim” diyorsun, söylediğin şey bu. Yani hakikaten şimdi şunu da söylemek zorundayım, dün de seninle konuşurken söyledim; Kılıçdaroğlu’dan geriye hiçbir şey kalmayacak. Yani ona verilen görev CHP’yi tarumar etmek, dağıtmak, muhalefeti iyice zor bir denklemin içine itmek, iktidara yeniden zafer kazandırmak falan olabilir ama kendisinin bu görevde sonuna, geleceği noktaya baktığımızda hakikaten geriye bir şey kalmayacak. O yüzden şey iddialarını zaten çok anlamlı bulmuyorum. Çünkü bu işin asıl failinin iktidar olduğunu biliyoruz. Yani dolayısıyla Kılıçdaroğlu’nun kişisel hırsı yüzünden bunları yaptığı iddiası zaten bence çok anlamlı bir iddia değil. Ama bu tabloya baktığımda buradan nasıl bir kişisel hırs çıkabilir? Çünkü bunun bir siyasi geleceği olamaz. Yani böyle bir noktadan sonra varılacak hiçbir şey olamaz. Yani Özgür Özel’in söylediği gibi, “Onlar yolun sonuna gelmişler, biz yolun başındayız” lafının karşılığı olan bir tabloyla karşı karşıyayız.

Ruşen Çakır: Peki Kemal, şöyle bir mesele var; o söylediğin ‘‘Kılıçdaroğlu’nun bir geleceği yok,’’ o başından beri sanki böyleydi ve bugün de bir anlamda bunu tescilledi. Ama öteki tarafın, yani Özgür Özel’in, seçilmiş CHP’nin geleceği önünde de çok ciddi bir barikat oluşturuyor. Mesela şimdi kurultay olup olmayacağı belli değil. Genel Merkezi kullanamıyorlar, bütün imkanları kullanamıyor, hazine yardımını kullanamıyor. Grup toplantısı yapmasını bile engellemeye çalışacak. Şu olacak, bu olacak. Yani kendisi bir şey olmasa bile, ki Erdoğan’ın en çok tercih edeceği husus odur herhalde; ‘‘Kılıçdaroğlu’nun başına ne gelirse gelsin yeter ki diğer tarafa sorun çıkartsın.’’ Öyle değil mi? Ve o sorunu çıkartma potansiyeli var. Bunu nasıl aşabilecek şimdi?

Kemal Can: Yalnız sorun çıkar… Şimdi bence şöyle bir şey umuluyordu ya da bekleniyordu, bu kadar verilen medya desteği filan; tamam, işte yargıyı kullanarak, onu kullanarak, kendi iktidar medyasını kullanarak falan ve senin söylediğin gibi bir sürü yasal, kurumsal engel çıkartarak bir şey işletecekler. Ama bu sayede Kılıçdaroğlu’nun da bir varlık gösterebileceğini, CHP içerisinde ne kadar tutabilirse, tamam, bütün CHP’yi eline geçiremeyeceğini biliyorlar ama hani Gürsel Tekin’den daha etli butlu bir sonuç alabileceğini bence varsayıyorlardı ve çünkü sürecin sadece CHP’ye engel çıkartmakla sınırlı kalmayan, bundan sonrasını da etkileyecek bir gelişme yaratmasını bekliyorlardı. İşte muhtemelen CHP içerisinde şu ya da bu nedenle Kılıçdaroğlu’nun çevresinde küçük de olsa bir potansiyelin tutunabileceğini varsayıyorlardı. Ama yürüttükleri operasyonun biçimi ve tercihleri açıkçası bunu çok mümkün kılmıyor. Yani bu konuda bence biraz hesap hatası var. Hakikaten Kılıçdaroğlu beklediklerinden daha kısa bir sürede bir Gürsel Tekin’e dönüşebilir. Binada çay içmeye devam eden bir adama dönüşebilir. Sağa sola dilekçeler yazarak Özgür Özel’in onu yapmasını, bunu yapmasını engellemeye çalışan filan… Bu ne kadar sürdürülebilir? Yani şimdi eğer CHP’yi kurultay yapmadan seçime kadar götürecek bir performans bekliyorlarsa, şu andaki ilk bir hafta, 10 günlük faaliyet pek bunu mümkün kılacak ne bir görüntü veriyor ne de böyle bir aklın çalıştığını gösteriyor. Şimdi bugün CHP’nin önündeki şeyde Mahir Polat TGRT canlı yayınına çıkıyor. Fatih Atik’e diyor ki, “Çok teşekkür ederiz, iyi ki varsınız. Bu süreçteki yardımlarınızdan dolayı teşekkür ederim” diyor canlı yayında.

Ruşen Çakır: Şimdi orada bir şey söyleyeyim. Mahir Polat deyince, cezaevinden çıkan belediye yöneticisi Mahir Polat değil; İzmir milletvekili Mahir Polat, iki isim var çünkü.

Kemal Can: Herhalde Medyascope izleyicileri o farkı anlayacaktır.

Ruşen Çakır: Ama biliyorsun, Halk TV mi Sözcü TV mi ne, Kılıçdaroğlu’nun Mahir Polat’ı ile ilgili habere şeyin resmini koydu, bizim belediyedeki…

Kemal Can: Bazen oluyor öyle. Bir şey daha söyleyeceğim. Mesela bir başka şey; Şamil Tayyar, hani bu sağ olsun muhalefet medyasının büyük katkılarıyla önemli bir fikir insanına dönüşen Şamil Tayyar da çıkmış, “CHP’nin önündekiler saf CHP’liydi, Güvenpark’takiler ise karma bir koalisyon, hatta DEM’liler bile vardı” diye bir şey söylüyor. Şimdi mesela hakikaten aslında, yani sanki orayı küçümsemek için söyledikleri şey aslında tam da tersi; Özgür Özel’in ne kadar çok geniş bir kesim tarafından meşru kabul edilerek desteklendiğini gösteren bir şey. Yani bu ince mühendislik, yargı aklı, o operasyonlar falan bunlara kafaları çalışıyor ama iş hakikaten toplumsal ve siyasal alana geldiğinde hakikaten şaşırtıcı ölçüde saçma sapan bir performans ve tutum aldıklarını görüyorum. Bu da aslında bu bekledikleri, yani seçime kadar Kılıçdaroğlu’nu devreye sokarak CHP’nin önemli bir ayağını yani Özgür Özel’in işaret ettiği “onlarda olmayan bizde var, o da sizsiniz” diye kalabalığa söylediği… Yani CHP’yi ele geçirmeye çalışıyorsunuz, CHP’yi rahatsız edici olmaktan çıkartmak istiyorsunuz, hatta CHP’yi bir tür yürüyüşte partneriniz haline getirmek istiyorsunuz, iktidar yürüyüşünde, ama yaptığınız şey en temel aktörü, yani CHP’liler, CHP seçmenini yerinden zıplatacak ve asla bunun devamına müsaade etmeyecekleri kadar kışkırtacak şeyleri bir haftanın içine sıkıştırıyorsunuz. Ya bu hakikaten çok ilginç bir tablo ve önümüzdeki zamanlarda da belki yıllar sonra da bu süreci çok ilginç bir vaka olarak konuşacağız muhtemelen.

Ruşen Çakır: Kemal, son olarak şunu sorayım. Şimdi geçen Genel Merkez baskınından sonra Özgür Özel konuşmanın ardından kitleyi Meclis’e yürüttü, bugün de Anıtkabir’e yürüttü. Açıkçası izledim ve Anıtkabir deyince birden irkildim ve nasıl söyleyeyim, bütün bu karambolde yaratıcı bir fikir olarak geldi bana. Yani şimdi Ankara’da gidilebilecek, yani demokrasi ve cumhuriyetle eş değerde en önemli iki sembole sırasıyla yürüyüşe gittiler. Hatta bu seferki çok daha kalabalıkmış. Görüntülerde de var, arkadaşlar da anlatıyorlar. Ne dersin? Bu tür yaratıcılıklar dikkat çekici. Benim en azından dikkatimi çekiyor.

Kemal Can: Evet. Yani o ilk günkü yayında ve Genel Merkezin polis tarafından ele geçirilmesi hikayesindeki yürüyüşte de konuşmuştuk. Bu böyle planlayarak, önceden çok iyi hazırlanılarak yapılacak bir şey değil. Hatta öyle olmadığı için çok daha doğal ve etkili oldu. Şimdi bu bir hafta içerisinde üç tane yürüyüş yaptı aslında Özgür Özel. Bir tanesi; Genel Merkezi polis bastı, polis eşliğinde Genel Merkezden çıkartıldıklarında, “Peki o zaman biz Meclis’e yürüyoruz. Çünkü bu partinin ilk genel merkezi Meclis’teki bir odaydı. Biz halkımızla beraber gider, oradan da CHP’nin genel merkezi olarak Meclis’i seçer ve yolumuza devam ederiz” deyip çok güçlü bir sembolik çıkış yaptı. İşte TOMA’lar, sular filan eşliğinde, yağmur yağarken büyük bir kalabalıkla Meclis’e yürüdü. Bu sembolik olarak çok önemli bir şeydi. O başta söylediğim farkı, kontrastı, mücadeleyi içeriklendirmeyi çok güçlendiren bir şeydi. İkincisi, İzmir’de bir yasaklama yapıldı, bir yerde yasaklandı. “Yasaklar bizi durduramaz. O meydanı yasaklarsanız biz yürür başka meydanda da buluşuruz” denerek bir yürüyüş yapıldı. Bugün de Güvenpark’ta toplanan kalabalığı, “Benim arkamdan geliyor musunuz? Çünkü bugün taraf gösterme günü” diyerek Anıtkabir’e yürüttü. Şimdi bunların hepsinin doğal biçimde geliştiği ve kalabalıkların buna doğal biçimde katıldığını görüyoruz ve bunun çok daha etkili ve güçlü olduğunu ve sembolik yükünün de çok fazla olduğunu görüyoruz. Ve başta söylemiştim; bugün Kılıçdaroğlu da yürüyüş temasını kullandı, Özgür Özel de yürüyüş temasını kullandı. Ama çok belirgin bir farkla; o da sahiden “gelin yürüyoruz” dediğinde büyük bir kalabalığı harekete geçirme kabiliyetini göstererek, yürüyüşü yaparak gösterdi. Öbürü ise işte küçük bir kalabalığa hiçbir hedef ve işaret göstermeden bir yürüme metaforu kullandı. Yani biri boş bir içerik, diğeri ise gösterilerek çok yüklü semboller olan bir içerik. Bu anlamda da çok ciddi bir fark vardı. Şimdi ‘‘sembolik olarak Ankara’da yürünecek noktalar arttı’’ dedin ya, belki bundan sonrası ‘‘kufi kafa’’ bir yürüyüştür, bilmiyorum. Yani sonuçta bu bir başka dinamizmi, yani yürüme, iktidara yürüme metaforunu sahici bir eyleme dönüştürmek. Yani miting, zaten hani o mitinglere de ‘‘miting değil, eylem’’ demesinin devamı şöyle bir şeydi: Yani bu bir gerçek motivasyon ve gerçek bir dinamizm ve harekete geçebilir bir dinamizm. Hakikaten arkasında insanları yürütebilen bir muhalefet lideri resmi çizerek bunu tamamlaması ve tabii işte o yürünen noktalara yüklenen semboller, söylediğim gibi Meclis, Meclis’in karşısında, yani zaten “Bu, Kılıçdaroğlu ile Özel mücadelesi değil, bu Tayyip Erdoğan’la milletin mücadelesi” demesi filan, bunların hepsi bu sembollerle örtüşüyor ve bu hikayeye bir içerik kazandırıyor. Yani belirsiz, neyle mücadele ettiği anlaşılamayan ve nereye doğru gittiği söylenmemiş bir mücadele olmaktan çıkartıp, bir rotaya, bir mantığa, bir neden-sonuç ilişkisine ve bir içeriğe kavuşturulmaya çalışılıyor. Özgür Özel’in bence böyle sayısal üstünlük, nicel ve nitel kıyaslanamaz üstünlüğüne ek olarak bir de böyle bir şeyi var, içerik üstünlüğü kazanma potansiyeli var.

Ruşen Çakır: Kemal çok teşekkürler yayınımıza katıldığın için.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş