Viyana Radyo Senfoni Orkestrası’nın ilk kadın direktörü Marin Alsop: “En iyi izleyici konsere gelendir”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

 Günümüzün en büyük şeflerinden biri olan Marin Alsop, Viyana Radyo Senfoni Orkestrası’nın sanatsal direktörü olarak atandı ve bu prestijli rolü üstlenen ilk kadın oldu. Fakat, neredeyse yirmi yıldır uluslararası klasik müzik dünyasında kadınlar için pek çok öncü rol oynadığı için bu kişisel olarak Alsop’un müzik hayatındaki birçok ilklerinden sadece bir tanesi. Marin Alsop, yine ilk kadın şef olarak 2007 yılından beri Baltimore Senfoni Orkestrası Müzik Direktörü olarak görev yapıyor; 2012’den beri de São Paolo Senfoni Orkestrası’nın Baş Yönetmeni ve Müzik Direktörü. Marin Alsop,  İngiltere Aydınlanma Çağı Orkestrasını yönetmek üzere bulunduğu Londra’dan Işın Eliçin’in sorularını yanıtladı

IŞIN ELİÇİN:Maestro Marin Alsop, Bizimle birlikte olduğunuz için teşekkürler.

Öncelikle, Bir çok kez ilk kadın şef olarak takdim edilmenin nasıl bir his olduğunu sormak istiyorum. Kadınların neden sayıca bu kadar az olduğunu sürekli açıklamak zorunda kalmak nasıl bir duygu?

MARIN ALSOP: (İlk) kadın olmak meselesi biraz eskidi ve yordu beni. Ancak, kadınlar için hâlâ ilklerin olabildiği gerçeği, ilerleme konusunda hala tedbirli olmamız gerektiğini gösteriyor, değil mi?

 

I.E.: Kariyeriniz boyunca ön yargılarla karşılaşmış olmalısınız. Mesela hiç bir orkestra otoritenize direndi mı? Böyle bir durumla nasıl başa çıktınız?

M.A.: Biliyorsunuz, lider ve otorite konumundaki herkes zaman zaman direnişe maruz kalmıştır. Bu yüzden, bu direnişin sebebi cinsiyetle mi ilgili, yoksa siz lider konumdasınız diye mi, anlamak çok zor. Gerçekten aşılması gereken zorlukların cinsiyete dayalı olduğunu sanmıyorum. Liderlik rolünü, onunla beraber gelen beklentilerle ve zorluklarla beraber kabul ediyorum. Otoritenin zorlanması da bunlardan biri. Yani demek istediğim, liderlik rolündeyseniz kadın veya erkek olduğunuza bakmadan bütün iş her zaman bu zorlukların üstesinden gelebilmek. 

I.E.: Öyleyse liderlik tarzınızı açıklar mısınız? Bir elçi olmayı vurguluyorsunuz…

M.A.: Orkestra şefinin ilk rolü, bestecinin elçisi olmaktır. Bu bizim ilk sorumluluğumuz. Öncelikli sorumluluğunuz, besteciye ve müzisyenlere karşıdır. Bana göre önceliklerinizi her zaman anlaşılır tuttuğunuzda, daha iyi bir lider olursunuz, çünkü bu süreçte sizi takip eden ve süreçle meşgul olan herkes kendi önceliklerini anlıyor.

I.E.: Bir röportajınızda, “Benim için en zor şey, her zaman fazla talepkar veya fazla ricacı olmadan orkestradan o büyük sesi almak” demiştiniz. Açıklar mısınız?

M.A.: Bunları söylediğimde genç bir orkestra şefi olarak karşılaşacağım zorluklara ve orkestrada karşılaşacağım belirli tepkilere karşı tavrımı düşünüyordum. Biri bunları listeme ekleyebilir ve tabii ki daha fazlasını da ekleyebilir… Başlarda orkestraya acımasız davrandığımı hissetmeden güçlü bir ses çıkarmanın çok zor olduğunu düşünmüştüm. Ve bunun gibi her orkestra şefinin başa çıkması gereken ve kendi kişisel doğasına aykırı gitmesi gereken çeşitli durumlar oluyor. çünkü ben çok acımasız birisi değilim ama bazen müzik acımasız olmamı gerektiriyor. Ve bu şekilde orkestra yönetmek neredeyse oyunculuğa benziyor. Çünkü besteciye hizmet etmek için doğal içgüdüne karşı gelmek zorundasın.Ve biliyorsun ricacı olmadan ilerlemek sanırım lider olarak devam etmenin çok önemli bir yolu.

I.E.: Filarmoni ve senfoni orkestralarından sonra 2019 Eylül sonrası görev alacağınız Viyana Radyo Senfoni Orkestrası, Viyana’nın 3. sıradaki orkestrası. Ancak en kapsayıcı olduğunu sanıyorum. Bu görev hakkında ne düşünüyorsunuz ve onlarla neler yapmayı planlıyorsunuz?

M.A.: Bu yeni macera hakkında çok heyecanlıyım; Viyana Radyo Orkestrası ile olan bu ortaklık için. Orkestra, yenilikçi programlamada uzun bir geçmişe sahip, çokça çağdaş müzik çalıyorlar, zamanımızın müziğini. Bir sürü farklı topluluklara erişimleri var. Eğitimle ilgileniyorlar, dijital medyada olanakları bol zira radyo orkestrasılar ve televizyonları var. Yani, bence yaratıcı olmak için birçok fırsat var, yaşadığımız zamana uygun olmak ve Viyana’nın kalbinde yer alan inanılmaz müzikal geleneği sürdürmek için.

I.E.: İki yaşında piyanoyu öğrenmeye başladınız, kemanı da beş yaşında, babanız sizi Leonard Bernstein’ın New York’ta “Young Person” Konseri’ni görmek için götürdüğünde de, 9 yaşında şef olmaya karar verdiniz. Bernstein hakkında o zamanlar sizi büyüleyen şey ne oldu?

M.A.: Pekala, 9 yaşındaki halimi düşündüğümde, çok iyi hatırlamıyorum ama onun etrafta hoplayıp zıplamasına rağmen başına bir şey gelmemesine bayılmıştım. Klasik müzikle bu kadar heyecanlanması ve eğlenmesi; kimsenin de ona kızıp bağırmıyor olması beni çok etkiledi. Çünkü bana hep bağırırlardı, bu yüzden bence bu benim açımdan subliminal olarak daha kararsız bir ilgiydi ama bir yerlerde gerçekten entellektüel olarak anlayamadan -çünkü çok küçüktüm- sanırım gerçekten müzik sevgisini paylaşma şekline hayran kalmıştım. Sadece müzisyenlerle de değil, seyircilerle de. Seyircilerle konuşurdu, tutkusu çok açıktı. Tutku, bu bana hitap eden şey oldu.  Ve bunu hiçbir kurala bağlı olmadan sadece yaptığı işe duyduğu sevgiden yapıyordu. Ben de böyle yaşamak istedim. Bana çok çekici geldi.

I.E.: Küçükken Bernstein’e hayran olduğunuz için bu soru aklıma geldi; çocuklar ve gençler için konserler düzenlemenizin sebebi onun stili olabilir mi? Tıpkı sizi kazandığı gibi sizin de onları kazanmak istemeniz olabilir mi sebebi?

M.A.: Ah, evet, mümkündür. Bilirsiniz. Demek istediğim, bence Bernstein bir çok anlamda benim için çok önemli bir rol model olmuştur, sadece orkestra şefi olarak değil ama aynı zamanda bir lider, eğitmen, iletişimci olarak… Hepsi var bir yerlerde. Bana ne kadar derin nüfuz etmiş bilemiyorum ama müzik için yaptığı onca şey.. Müzisyenlerin yaşadığı elit kuleden çıktı, doğrudan, özüyle, normal bir insan gibi iletişim kuruyordu. Ve bu bana gerçekten çekici geliyordu, çünkü kendimi izole hissetmekten, bir klik veya elit bir grubun parçası olmaktan hoşlanmıyorum. Çeşitliliği severim, farklılıkları severim, herkese ulaşmayı severim. Ve sanırım o bunların çoğunun yanında durdu. Ben sadece doğal olarak ona doğru çekildim.

 

I.E.: Orkestra şeflerinin dinleyicisinden memnun kalmayıp batonunu bırakıp sahneyi terk ettiğine en az 2 kez tanık olmuştum. Siz bunu hiç yaptınız mı?

M.A.: Tabi ki hayır. Bu çok saçma. Bazen seyirci, konsantre olmak veya odaklanmak için doğru ortamda olmadığından sinir bozucu olabilir, ancak onları kazanmak bizim sorumluluğumuzdur, onları azarlamak ya da kovmak değil. Yani bilmem, bir defasında şef dönüp öksürmek hakkında bize ders verirken ben de seyircilerin arasındaydım. Kendimi çok rahatsız hissettim ve kendi kendime merak ettim, klasik müziği bu kadar sevmesem bir daha geri gelir miydim? Ne demek istediğimi anladınız mı? Bence bu insanlara karşı çok kötü bir tavır. Yani bu benim yapacağım bir şey değil. Bu ben değilim.

I.E.: İzleyicilerin çok önemli olduğunu vurguluyorsunuz. Ayrıntılandırır mısınız ve iyi izleyici kitlesinin nitelikleri nelerdir?

M.A.: Öncelikle, en iyi izleyici konsere gelendir. Konsere gelmek isteyen insanlar için hep heyecanlanmışımdır ve bunu unutulmaz, hareketli, duygusal ve heyecan verici bir deneyim haline getirmeye çalışmak bizim sorumluluğumuzdur. Bence her çeşit dinleyici var. Bu bir ayrıcalık. Bunun gerçekten bir ayrıcalık olduğunu hatırlamak zorundayız. Müzik dinleyici olmadan yaşayamaz ve her konser birbirinden farklı, çünkü her seferinde farklı dinleyiciler geliyor. Yani bence dinleyici gerçekten kritik, ve yaratım aşamasının önemli bir parçası olduklarını onlara açıklamamız gerekiyor. Bu onlara daha değerli olduklarını ve gerçekten heyecanlı bir şeylere dahil olduklarını hissettirecektir.

I.E.: Kadınların orkestra şefi olabilmeleri için mümkün olduğunca çok öğrenme fırsatını yaratmaya kararlı olduğunuzu biliyorum. Bize burs programınız ve benzeri etkinlikler hakkında bilgi verir misiniz?

M.A.: Elbette, 2002’de “Taki Concordia Kardeşliği Kadın Şefler” adlı bir burs programı başlattık. Şu ana kadar 12 bursiyerimiz oldu. Bunların 5 tanesi artık Amerikan orkestralarında müzik yönetmeni, geri kalanı ise büyük orkestralarda asistan olarak çalışıyor ya da kendi orkestraları var. Yani, hepsi olağanüstü başarılı. Ancak bu bursun arkasındaki fikir, her bursu, kazanan kişinin ihtiyaçlarına göre ayarlamaktır. Dolayısıyla, kişiyi kariyerinde nereye götürürse alıp, özellikle kendisine fayda sağlayacak fırsatlar yaratmaya çalışmak önemli. Ayrıca şefler için hata yapma, öğrenme, gelişme ve geri bildirim alma fırsatları yaratmak gerek. Gerçekten onlara mümkün olduğu kadar çok öğrenme fırsatı ve gelişim ortamı sağlamaya çalışıyoruz.

I.E.: Onlara hata yapmaları için alan bırakmak, bunu söylemeniz harika. Çünkü kadınlar başarılı olmak için, her alanda, erkek meslektaşlarından daha iyi olmak zorunda kalıyorlar. Bu fırsatı sağladığınız için teşekkürler…

M.A.: Evet, gerçekten kuvvetle inanıyorum ki başarılarımızdan çok hatalarımızdan öğreniriz. Ve gerçekten bu hatalar için güvenli bir alan oluşturup burada onların üstesinden gelmek çok önemli.

I.E.: Sizin gibi podyumda yer almak isteyen kadınlara hangi öneri ve tavsiyelerde bulunursunuz?

M.A.: Tutkunuzun peşinden gitmelisiniz. Tutkunuz buysa eğer, bence bu harika bir kariyer. Mükemmel bir hayat. Bayılıyorum. Her sabah kalkıp iş yaptığım mükemmel müzisyenlerle çalışmak için sabırsızlanırım. Tavsiyeye gelince; en önemlisi mümkün olduğu kadar çok çalışıp yaptığın işten asla vazgeçmemek. Ayrıca her zaman orkestra şefi olarak öğrenmenin yeni ve yaratıcı yollarını aramak. Sonra bence her zaman başarılı olursunuz.

I.E: Bence bu tavsiyeyi hayatımızın her alanında, her türlü iş için saklayalım. Teşekkürler. Umarım gelecekte bir gün sizi Türkiye’de görürüz.

M.A.: Ah bence de. Bunun için sabırsızlanıyorum.

 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus