Paul Krugman: ABD’de gerçek bir başkaldırı görüyoruz ve değişimin gelmesini ummak için her türlü sebebe sahibiz

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

New York Times yazarı Paul Krugman’ın 26 Şubat 2018 tarihli makalesini Oğul Tuna çevirdi

krugman
Paul Krugman

Amerika’da garip şeyler oluyor: Nezaket güçlü bir şekilde su yüzüne çıkıyor. Birdenbire en kötü, kanıya ihtiyaç duyar hâle geldi; en iyi ise tutkulu bir kuvvetle doldu. Bu durumun bizi siyasal bir değişime götürüp götürmeyeceğini henüz bilmiyoruz. Ancak dönüştürücü zamanların ortasında olabiliriz.
Nezakete doğru bu ani dönüşü #MeToo hareketinin yükselişinde görebilirsiniz; birkaç ay içerisinde sarsılmaz görünen zemin yerinden oynadı ve muktedir cinsel tacizciler kariyerlerini bitirecek sonuçlarla yüzleşmeye başladılar.
Bu ani yönelişi Parkland’deki okul katliamına verilen tepkilerde görebilirsiniz. En azından, şimdilik, toplu katliamlara verilen her zamanki tepkileri dinmiş değil: bir ya da iki günlük manşetler, siyasîlerin önce topluca omuz silkip sonrasında silah lobisine itaate geri dönüşleri. Tüm bunların yerine, olay hâlâ haberlerde en üst sıradaki yerini koruyor ve NRA (Ulusal Silah Birliği – ç.) ile bağlantılı gösterilmek, daha öncesinde olması gerektiği gibi, siyasal ve ticari bir intihar gibi görünmeye başladı.
Ve bu değişimi seçim sandığında görebileceğinizi savunabilirim. Aşırı sağcıların genellikle kazandığı Cumhuriyetçi bölgelerde yenilip durmaları, sıradan vatandaşların dalgalar hâlinde yayılan aktivizmi sayesinde.
Aslında bu durum kimsenin, özellikle de siyaset yorumcularının, önceden beklemediği bir durum.

“Rejim değişikliği basamaklanması”

2016 seçimlerinden sonra haber kanallarındaki pek çok yorumcu, Trumpizm’in gerçek Amerika’yı temsil ettiğini öne sürmüştü; Hillary Clinton seçmenin oyunun çoğunu kazandığı hâlde. Ve Clinton -Rusların müdahalesi ve Comey mektubu bir kenara- sayısız muhabir ve uzmanın küçümseyişi ifadesi, alaycı tonu olmasaydı delegelerin oyunu da alacaktı. Ve ortada bozulmuş Trump destekçilerinin lokantalarda oturup kültürel elitimizin dokunulmazlığına dair söylentileri dillendirdiğine dair yüzlerce, belki de binlerce rivayet olacaktı.
Başkanlık Yemin Töreni günündeki Trump karşıtı gösteriler bile toplumsal sağduyuyu harekete geçirir gibi değildi. Fakat pembe kedicik şapkaları gerçek bir toplumsal ve siyasal değişimin başlangıcını simgeliyor olabilir.
#MeToo, silahlar ve belki de daha pek çok olay için siyasal bilimcilerin bir kavramı ve teorisi var: “rejim değişikliği basamaklanması.”
Teori şöyle işliyor: İnsanlar, statükonun değişmez olduğunu anladığında, durumdan hoşnutsuz olsalar bile pasif kalmaya meylediyorlar. Gerçekte, memnuniyetsizliklerini açığa vurmaya ya da bunu kendi kendilerine itiraf etmeye isteksiz olabilirler. Ancak bir kere diğerleri tutumlarını açıkça sergilemeye başladıklarında, kendi fikir ayrılıklarına daha güvenmeye başlarlar ve buna göre eylemde bulunmak için daha çok istek duyarlar. Eylemleriyle başkalarını da aynı şekilde cevap vermeye sevk edebilir ve bir tür zincir tepkimesi başlatabilirler.
Bu basamaklanmalar, büyük siyasî çalkantıların nasıl kolayca ve birdenbire ortaya çıktığını açıklayabilir. 1848’de Avrupa’ya yayılan devrimler, 1989’da komünizmin ansızın çöküşü ve 2011 Arap Baharı bu duruma örnek olarak verilebilir.
Fakat bu basamaklanmalardaki hiçbir şeyin, ne motivasyonlarının ne de sonuçlarının, olumlu olduğunu ifade edemeyiz. 2016-17 dönemi, bir çeşit Alternatif Sağ Baharı -Faşistler için bahar vakti- yaşandığını açıkça gösterdi. Burada, Beyazların üstünlüğünü savunanlar ve antisemitistler sadece Donald Trump’ın seçilmesiyle yüreklendirilmediler; aynı zamanda ABD ve Avrupa’da kendileri gibi düşünen ve daha önceden bu kadar çok oldukları fark edilmeyen insanların varlığıyla cesaretlendiler. Bu arada, tarihçiler 1848 Devrimlerini tarihin dönemeci alamadığı bir dönüm noktası olarak tasvir ettiler: Günün sonunda, eski ve yozlaşmış rejim hâlâ yerinde duruyordu.

metoo-d9d03a6a12604470205972ff615a79ccdef0f636-s900-c85

Trump’ın Parkland’e cevabı sadece aptalca değil, korkakçaydı da

Hal böyleyken Amerika’da öfkenin akın akın yayılmasını olağanüstü cesaret verici buluyorum. Ve evet, bence bunların hepsi tek bir çalkalanmayı oluşturuyor. #MeToo hareketi, Parkland katliamının umursanmayışını ret, kızgın vatandaşların (çoğunlukla kadınlar) yeni siyasal aktivizmi; hepsi tek ortak bir algıyı meydana getiriyor: Mesele sadece ideolojik değil; son derece kötü insanların elinde çok fazla güç bulunuyor.
Ve elbette, bu kötü insanlar örneğinde Şekil A, Baştwittercı’nın tâ kendisi.
Artan toplumsal tepkiye verilen karşılıkta benim için en çarpıcı olan şey yalnızca bunun kepazeliği değil, aynı zamanda kusurlu oluşu. Trump’ın Parkland’e cevabı -Öğretmenleri silahlandıralım!- sadece aptalca değil, korkakçaydı da; mevzuyu baştan savmaya yönelik bir teşebbüstü ve sanırım pek çok kişi bunu fark etti. Yahut Missouri’li Cumhuriyet Partililerin Vali Eric Greitens’in ithamnamesine nasıl cevap verdiğini düşünün; sevgilisine çıplak fotoğraflarıyla şantaj yapma suçu için … George Soros’u suçladılar. Bunu ben uydurmadım.
Veya NRA’dan Wayne LaPierre gibi önde gelen sağcıların demeçlerindeki artan vahşiliği göz önünde bulundurun. Özgürlüğünüzü sizden almaya çalışan sosyalistlere yönelik, kendi fikirlerini meşrulaştıracak, ağız kalabalığını hemen hemen bıraktılar. Bu durum korkutucu olsa da insanların tartışmada kaybedeceklerini bildiği zaman başlattıkları türden bir mızmızlanma.
Tekrar edelim, nezaket kuvvetlerinin galip geleceğine dair bir garanti yok. Özellikle de ABD seçim sistemi Cumhuriyetçilerin lehineyken; bu sebeple, Demokratların halk oyunu yüzde yedi oranında kazanıp Temsilciler Meclisi’ni alması gerekli. Ancak biz burada gerçek bir başkaldırı görüyoruz ve değişimin gelmesini ummak için her türlü sebebe sahibiz.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus