Transatlantik: Rahip Brunson davası, Putin-Trump zirvesi & Menbiç’de son durum

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

 

Merhaba, iyi günler. Transatlantik’te karşınızdayız. Washington’da Gönül Tol ve Ömer Taşpınar’la beraber Türk-Amerikan ilişkilerini, Putin-Trump zirvesini, bütün bunları konuşacağız; ama önce çok sıcak bir gelişmeyi Gönül’e sorarak başlayalım: Gönül, Türk-Amerikan ilişkilerinde çok kritik bir konu olan, İzmir’de tutuklu yargılaması süren Rahip Brunson’ın bugün davası vardı biliyorsun ve tutukluluğunun devamı kararı çıktı. Halbuki beklentiler çok yüksekti, Amerikan Başkanı Trump da bizzat devreye girmişti, hatta onun için tweet bile atmıştı. Ne diyorsun? Bu bir hayal kırıklığı mı oldu Washington için?

 

Gönül Tol: Evet, çok büyük bir hayal kırıklığı Ruşen; çünkü senin dediğin gibi beklentiler yükselmişti. Mesela NATO zirvesi sırasında Erdoğan ve Trump çok yakın bir resim vermişti, ondan birkaç gün evvel telefonda konuşmuşlardı, tabii Brunson meselesi konuşulmuştu ve iki tane senatör Erdoğan’ı ziyaret etmişti seçimlerden hemen sonra –zannediyorum 29 Haziran’da– iki senatör bunu konuşmak ve sadece Brunson değil ama diğer tutuklu Amerikan vatandaşlarının durumunu konuşmak üzere Erdoğan’la görüşmüşlerdi ve ben ondan sonra bir grupla görüştüm, bu görüşmenin içeriğinden haberdar olan Kongre’den bir grupla görüştüm ve bana söyledikleri şey şuydu: “Aslında ümitliyiz, seçimlerden sonra bunu yapmak istedik ve görüşme pozitif gelişti. Biz endişelerimizi anlattık ve eğer Andrew Brunson salıverilmezse Amerikan ilişkilerinde nasıl bir uçuruma doğru gittiğimizin altını çizdik ve yaptırımlardan bahsettik ve bu yaptırımların aslında Türkiye’ye ikili ilişkilerinde nasıl bir darbe vuracağını çok net anlattık — ki bizce Erdoğan mesajı aldı” demişlerdi. Dolayısıyla beklentiler çok yüksekti, ama bu beklentiler karşılanmadı. Ekim ayında yeniden duruşma olacağı söyleniyor. Tabii Türkiye için Andrew Brunson’ın salıverilmesi kolay bir şey değil, her ne kadar artık her şey Erdoğan’ın iki dudağı arasında olsa da, Erdoğan “Al rahibi, ver rahibi” diyerek bir parça kendini sıkıştırdı; o yüzden hemen salıverilmesi kolay bir şey değil. Burada tabii MHP faktörü de var artık. MHP iktidar ortağı olarak dış politikanın şekillenmesinde, Andrew Brunson gibi davalarda da ve bence bürokraside de MHP önemli bir rol oynayacak. Tabii bu ilişkiler için çok çok kötü bir haber; özellikle Kongre yaptırımlardan bahsediyordu, fakat yaptırımlar için Andrew Brunson Davası’nı bekliyorlardı; bundan sonra artık yaptırımlar konusunda çok daha ciddi bir ivme olacaktır Kongre’de. Bugüne kadar Beyaz Saray, Trump bunlara karşı çıktı biliyorsun; Kongre’nin en önemli önceliği Türkiye’nin Rusya’dan S-400 almasıydı ve Andrew Brunson idi. Tabii S-400 konusunda Türkiye’nin yapabileceği bir şey yok; o nedenle beklentiler, “Eğer Erdoğan bu ilişkileri düzeltmek istiyorsa Andrew Brunson’ı salıverir” yönündeydi. Şimdi o da ortadan kalkınca Kongre çok daha sert bir noktaya gidecektir Türkiye konusunda ve baskı oluşacak Trump üzerinde. Bugüne kadar Trump bu baskılara direndi. Mesela yakın bir zamanda Beyaz Saray Kongre’nin “Türkiye’ye F-35 satmayalım” görüşüne karşı çıktı; fakat bence bu noktadan sonra –ki Andrew Brunson, Trump için şahsî olarak da çok önemli– Trump, Kongre’den gelen bu yaptırım baskılarına çok karşı çıkamayabilir. O nedenle de ilişkilerin geleceği açısından bu son derece kötü bir haber.

 

Ömer, şunu sormak istiyorum — şimdi düşen bir haber: Dışişleri Bakanı Pompeo’nun Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nu aradığı ve bunun da muhtemelen Brunson Davası’yla ilgili olduğu, tutukluluğunun devamını haberinin ardından bir görüşme yapıldığı haberi. İzleyicilerimizden olaya hâkim olmayanlar olabilir; yani “Bir tane rahip için bu kadar ses niye çıkarılıyor?” denebilir. Hatırlatır mısın? Olay neden Washington için ayrıca önemli? Bu sıradan bir kişi değil anladığım kadarıyla.

 

Ömer Taşpınar: Sıradan bir kişi değil Amerika açısından. Bir kere, Türkiye’deki bir Amerikan vatandaşının –ve çifte vatandaş değil, bir sürü çifte vatandaş var şu anda hapiste olan, ama bu zatın Türk vatandaşlığı yok– suçsuz olduğu kabul edilen Amerikan vatandaşının siyasî bir şekilde bir rehin gibi tutulması, bir rehine gibi tutulması, bir kere Başkan Yardımcı Mike Pence’in Evanjelist gruplarla olan ilişkisini etkiliyor; yani bu başkan yardımcısı için ve Evanjelist kesim için önemli — ki Evanjelistler Amerika’da yaklaşık 50 milyonluk bir cemaat ve oldukça güçlü bir cemaat siyasî açıdan; bu yıl da güçleri çok daha önemli bir yere geldi; çünkü Anayasa Mahkemesi’ne yeni biri atanacak ve Amerika’da hep bir kürtaj meselesi vardır; bu Evanjelistlerin ve Hristiyan sağın çok sahiplendiği bir konudur, yani kürtajın yasaklanması. Bu ortamda Anayasa Mahkemesi’ne yeni bir adayın olacağı bir ortamda Trump’ın, Mike Pence’in Evanjelist lobi grubuyla ilişkileri çok önemli. Onların gözünde ve birçok senatörün gözünde de bu, Türkiye’deki din özgürlüğü dışında Türk-Amerika ilişkileri için bir turnusol kâğıdı haline geldi. Yani Gönül’ün anlattığı, “Eğer Türkiye bir jest yapabilecekse Amerika’ya, bu konuda yapılabilir” algısı var. Hani S-400’leri geri vermek veya ondan geri adım atmak zor olabilir; ama Türkiye’de yargının bağımsız olmadığı biliyor, yani Erdoğan isterse daha önce Almanya’yla ilişkilerde olduğu gibi bir Alman vatandaşının serbest bırakıldığını gördük, Alman gazeteci hemen ertesi gün serbest bırakıldı. Dolayısıyla bu konu da Amerika’da Evanjelistleri ilgilendiriyor, lobi faaliyeti var Evanjelistlerin bu konuda. Senato’da birçok kişi var, başkan yardımcısı var ve Trump bu konuda tweet atmış durumda. O nedenlerle önemli ve Türkiye’deki hava da zannediyorum bunun salıverilmemesi, bunun gerçekten bir koz olarak kullanılması. Gönül detaylarıyla açıkladı, buna bir Halkbank Davası eklenebilir. Halbank’a ciddi bir ceza gelme ihtimali var, eğer Türkiye salıverirse belki elinden bir kozu bırakmış olacak diye de düşünüyor olabilir hükümet veya Erdoğan; yani bir şekilde Türkiye ekonomisi şu anda özellikle doların değer kazanması nedeniyle zor bir durumda, Halkbank’a gelebilecek ciddi bir ceza da zaten zor durumda olan finansal dengeleri daha da zorlayabilir, Türkiye’nin imajını dış yatırımcıların gözünde daha da zor bir yere getirebilir. O nedenle bunu zannediyorum hükümet elinde koz olarak tutuyor.

 

Ama burada ilginç bir şey var Ömer, daha yeni NATO zirvesinde bir fotoğrafları var ve Trump’ın Erdoğan’la ilgili çok sempatik sözleri var — bu medyaya yansıdı, biliyorsun. Bütün bunlarda sanki bir hava oluşmuştu; iki lider birçok konuda anlaştılar, hatta böyle müesses nizama rağmen anlaştılar ve birçok sorunu kendi aralarında çözerler gibi bir hava vardı ve tam arkasına geldi bu olay. Bu herhalde kafaları biraz karıştırıyor, değil mi?

 

Taşpınar: Şimdi burada aslında konuşacağımız üzere bir de Türkiye ilişkileri, Türkiye-Amerika ilişkileri ve Erdoğan-Trump ilişkileri biraz Erdoğan-Putin ilişkisine benziyor; yani aralarındaki kimya, aralarındaki siyasî dil çok yakın olabilir; bunlar sonuçta beraber konuştuklarında sanki gerçekten işler mükemmelmiş gözükebilir, ama tıpkı Amerika-Rusya ilişkileri, Trump-Putin ilişkisinden çok daha farklı bir yerde olduğu gibi, Türkiye-Amerikan ilişkileri de o sıcak tabloya aldanılmayacak kadar kötü bir durumda; fakat Trump bir şekilde bu tür zirvelerde herhangi bir negatif hava yaratmak istemiyor. Çok ilginç bir şekilde, gerekirse bu negatif havayı Amerika’nın daha ciddi stratejik ortaklarıyla, mesela Almanya’yla yaratabiliyor, Kanada’yla yaratabiliyor, onlarla daha gergin fotoğraf verirken, Polonya Başkanı, Macaristan Başkanı, Türkiye Başkanı gibi daha otoriter, popülist-milliyetçi bilinen liderlerle, daha önemlisi de Putin’le çok daha sıcak bir diyalog içinde. Ama bu demek değil ki Amerika’nın Rusya’yla ilişkileri veya Amerika’nın Türkiye’yle ilişkileri bu sıcak tabloya tekabül ediyor.

 

Putin meselesine döneceğiz yayının sonunda. Sen bir şey ekleyeceksin Gönül, ama ben şeyi de ekleyerek sormak istiyorum aklında olsun: Menbiç’te bir mutabakat Ankara’yla Washington’da en kritik konulardan birisiydi, mutabakatın oluştuğu yolunda haberler çok güçlü; buna rağmen Suriye’de işbirliği güçleniyor ya da sorunlar aşılıyor gözükürken Brunson olayının gelmesi… bu ikisini beraber değerlendirebilirsen sevinirim.

 

Tol: Tabii, ondan önce şunu söyleyeyim: Şimdi hani dedin ya, çok sıcak bir resim verdiler Trump ve Erdoğan NATO zirvesinde; Ömer’in söylediğine dönmek istiyorum, aynı şekilde  Putin’le de benzer bir tablo çizdi Trump, işte Putin’le yan yana dururken Helsinki’de son derece pozitif şeyler söylediği için hiçbir konuda, Kırım, Ukrayna, vs.’de Rusya’yı zorlamadı; fakat bu ilginç bir şekilde, yani Trump’ın Putin’le verdiği o sıcak resim hem Amerikan toplumunda hem de Amerikan bürokrasisinde Rusya karşıtı akımı güçlendirdi, bu çok önemli bir gelişme; çünkü Trump bu kadar yakın davrandıkça Putin’e, hem Amerikan bürokrasisindeki –ki Trump’ın kendi yönetiminde çalışan– insanlar da aynı şekilde son derece buna öfke duyuyorlar ve yakında yapılmış kamuoyu yoklamasına göre de Amerika’daki Rusya karşıtı duruşun güçlendiğini görüyoruz. Dolayısıyla mesela Erdoğan gibi bir liderle –ki bundan çok sık bahsettik: Artık Erdoğan Türkiye’yi yakın takip etmeyen insanlar için bile bilindik bir isim, pek çok sebeple, otoriter bir lider olarak biliniyor–, böyle bir liderle bu kadar sıcak bir tablo vermesi hem buradaki bürokrasinin hem de toplumdaki o Türkiye karşıtı düşüncenin güçlenmesine sebep olacaktır. O nedenle Trump’ın yaptığı şey tamamen siyaset alanında ters tepebilir gibi geliyor bana ve onun üzerindeki baskıyı da artıracaktır. O anlamda Rusya’yla ne olacağı, bütün o verilen sıcak görüntülere rağmen Amerika’nın Rusya politikasında nasıl bir yöne evrildiği bize fikir verebilir Türkiye’yle nasıl bir yöne evrileceği konusunda. İkinci olarak sorduğun soru, iyi bir soru; yani Brunson salıverilmedi, bu çok önemli bir darbe vuracak ilişkilere, Amerika’yla Suriye’deki ittifakı nasıl etkileyecek bu? Çok etkilemeyebilir gibi geliyor bana; çünkü daha önce bunu konuştuk, Türkiye bir parça sıkışmış durumda, bütünüyle Rusya’ya güvenemeyeceğini biliyor Suriye’de; bu nedenle de birazcık Amerika’yla o ittifak alanını genişletme kaygısı içerisinde, yani Kuzeydoğu’da Amerikalılarla daha fazla çalışalım, hatta Astana Süreci’ni Cenevre’ye bağlayalım, diplomatik alanda da Amerika’yla daha fazla çalışalım talebi var bence Türkiye’nin, Amerika’nın da böyle bir talebi var; fakat tabii neler olacak bilmiyoruz, özellikle bu Türkiye’yle Amerika arasındaki işbirliğinin bence kırılma noktası, Fırat’ın doğusunda neler yapılacağıyla ilgili; fakat bence şu noktada Brunson davası Suriye’de olanları birebir etkilemeyecektir, neden? Çünkü Amerika Suriye politikasını bütünüyle İsrail’in güvenliğini koruma ve İran’ın etki alanını kısıtlama stratejisine dönüştürmüş durumda. Yani bu iki ayak üzerinden gidiyor ve bu iki ayakta da her şeyden önce Rusya’yla çalışıyor; yani gördük: Güneyde Ürdün sınırında mümkün olduğunca İran’ı oradan uzak tutmaya çalışıyorlar, Amerika ve Rusya çok yakın çalışıyor, Ürdün aynı şekilde yakın çalışıyor. İran’ın gücünü sınırlama konusunda yine Rusya’yla çok yakın çalışıyor Amerika; ama Rusya’yla Amerika’nın Suriye’deki ittifakının sınırlarını yine belirleyecek olan : Rejim ne yapacak? Yani birkaç ay evvel kuzeydoğudaki Kürtlere Beşar Esad diyordu ki: “Bundan sonra bizim artık tek problemimiz Kürtler”. Dolayısıyla Amerikan güçlerinin olduğu ve Kürtlerle çalıştığı kuzeydoğu bölgesine bir rejim saldırısı olursa, Rusya buna ne yanıt verecek? O noktada bence “Amerika tam Rusya’yla bütünüyle aynı sayfada değil, bu nedenle de Türkiye’yle çalışmalıyız” diyecektir ve her ne kadar ilişkileri çok kötü etkileyecek olmasına rağmen Brunson davası bence Suriye’de oluşturulmaya çalışılan, henüz bütünüyle oluşmamış olan fakat oluşturulmaya çalışılan Türk-Amerikan ittifakını etkilemeyecektir diye düşünüyorum.

 

Ömer, bu Helsinki Zirvesi’ne dönecek olursak; Gönül biraz sözünü etti, ona da tekrar soracağım; ama anladığım kadarıyla Amerikan yakın tarihinde çok önemli bir an yaşandı Helsinki’de bu zirvede, çok sert yorumlara tanık olduk. Zaten Trump da hemen “Ben yanlış ifade ettim kendimi” diye çok bariz bir geri adım attı, ama özellikle Amerikan müesses nizamının Trump’a yönelik bu tepkisinin dinmesi mümkün mü?

 

Taşpınar: Şimdi sadece müesses nizamdan değil FOX televizyonundan ve Trump’ın kendi tabanından da ciddi bir tepki geldi; çünkü Trump ne yaptı? Putin’le sadece sıcak bir resim vermekle kalmadı, “Putin Amerikan seçimlerine karışmadı” dedi. Dolayısıyla ona soru geldi: “Peki CIA, FBI, bütün Amerikan istihbarat kuruluşları 2016 seçimlerinde Rusya’nın siber ataklarla seçime müdahale ettiğini size söylüyorlar, siz Amerikan istihbaratlarına mı inanıyorsunuz, yanınızdaki Rusya Devlet Başkanı’na mı inanıyorsunuz?” sorusuna, “Putin’e inanmamak için bir nedenim yok, kendisi böyle bir şey olmadığını söylüyor” dedi ve bunun üzerine kendi tabanı bile ve Cumhuriyetçi Parti içinde Trump’la şu âna kadar iyi geçinmeye çalışan bazı insanlar bile bunun kabul edilemez olduğunu söylediler, Demokratlar’ın çoğu vatan hainliğiyle suçlamaya başladı Trump’ı. “Önce Amerika” sloganıyla ortaya çıkmış bir başkan nasıl olur da Amerika’nın kendi istihbarat kurumlarından önce Rusya’ya inanır meselesi öyle bir infial yarattı ki Amerika basınında, dediğim gibi sağ medyada bile Trump bir bakıma tükürdüğünü yalamak zorunda kaldı. Fakat bunu yaparken –ki daha önce bir iki kez bunu yapmak zorunda kalmıştı Trump çok baskı olduğu zaman çok infial olduğu zaman–, yine bir şekilde kendi haklı olduğunu da özür diledikten veya kabul ettikten sonra hatasını hemen birkaç kelimeyle de karşı tarafa “Ama ben de şu açılardan haklıyım” diyebiliyor. Mesela dün ne yaptı? Basın toplantısında gayet kendi stiliyle konuşurken birden vücut dili değişti ve kâğıttan yazılı bir şey okumaya başladı. O yazılı okuduğu şeye inanmadığı çok belliydi, yani belli ki bunun eline vermişler ve bunu oku demişler, bunu okuman gerekiyor demişler — okuduğu metin de şöyleydi: “Rusya’nın karıştığını biliyoruz, ben Amerikan istihbaratına güveniyorum” dedi. Bitirdikten sonra hemen kameralara bakıp, “Ama başkaları da yapmış olabilir” dedi. İşte orada gerçekten Trump geri geldi; yani gerçek Trump, kâğıttan okumayan, mealen konuşan Trump. “Başkaları da yapmış olabilir; niye bir tek Rusya’yı suçluyoruz?” dedi. Burada ana mesele ne? Eğer Rusya suçlanırsa, resmî olarak, Trump’tan yana karıştı” denirse, Trump’ın seçim zaferine gölge düşecek; yani “Rusya sayesinde kazandı” imajı ortaya çıkacak. Bunu kesinlikle kabul etmek istemiyor; o nedenle bütün mesele.

 

Gönül, bu baş başa görüşme meselesi hakkında birtakım bilgiler var mı? Sonuçta baş başa görüştükleri için bilgi sızması mümkün değil de, o konuda çok yorum yapılıyordur Amerikan Başkanı’nın Rusya Devlet Başkanı’yla baş başa görüşmesi vs. ve bu kadar da pozitif bakan birisinin, eleştirel olmayan birisinin.

 

Tol: Tabii, tabii; yani o gerçekten inanılmaz. Dün benim çalıştığım kurumda dahi öyle tepkiler vardı ki, öfke nöbetleri yaşanıyor ki… Trump’ın Putin’le basın toplantısından sonra burada Dışişleri’nden ve Savunma Bakanlığı’ndan bir grubu ağırladı bizim kurum, orada da bir parça analiz edebildim yani insanların öfkesini: “Nasıl birebir böyle bir şeye yapabilir, Putin’le bir toplantıya gider? Bürokrasinin hiçbir kontrolü kalmadı artık Trump’ın söyledikleri ve yaptıkları üzerinde. Helsinki’de Rusya’yı bu kadar destekleyen, Amerikan çıkarlarını zedeleyen faaliyetlerine, Ukrayna’da yaptıklarına, Kırım’da yaptıklarına vs. hiçbir yanıt vermeyen bir Amerikan başkanıyla nasıl yola devam edeceğiz?” söylemi vardı. Ben onu birebir net olarak gördüm. Tabii şu konuşmalar da vardı: “Neden Trump, bir türlü Putin’le tavrını değiştiremiyor?” O konuda da farklı şeyler var; bazıları diyor ki: “Gerçekten Putin’in elinde Trump’a dair ona çok zarar verecek bilgiler olmalı”. Başkaları da Erdoğan hususunda söyledikleri gibi diyor ki: “Hayır, bir kimya meselesi bu; otoriter-popülist liderlerle Trump’ın uyuşan bir kimyası var”. Fakat bence burada anahtar olan, hakikaten bütün bunlara rağmen ben gerçekten Trump’ın yaptıkları ve söyledikleri üzerinden analiz yapmaktan hoşlanmıyorum; çünkü analiz edilebilesi şeyler değil, yani benim alanım değil en azından, bir psikoloğun bunu analiz etmesi gerekiyor, fakat benim için analiz edilebilecek nokta şu: Trump’ın bütün yaptıkları ve söylediklerine rağmen Amerikan bürokrasisi ne kadar sağlam durabilecek? Yani Amerikan Başkanı’nın gücünü dengeleyen mekanizması ne kadar devreye girebilecek meselesi asıl sorun. Rusya konusunda bunu göreceğiz; dediğim gibi Rusya konusunda Putin’le yaptığı görüşmeden sonra kendi Milli Güvenlik Direktörü de dahil olmak üzere kendi takımından pek çok insan, yönetimden pek çok insan Trump’ı eleştirdi, söylediklerine sahip çıkmadı, geri adım atması için zorladı; aynı şekilde Kongre’deki Cumhuriyetçiler çok sert tepkiler gösterdi. Dolayısıyla bekleyip şunu görmek gerekiyor: Hakikaten ne konuşuldu? Bilmiyoruz. Suriye üzerine konuşulduğu söyleniyor bu arada birebir görüşmede. Bunlar siyasete nasıl yansıyacak? Trump zaferle mi çıkacak? Yoksa o bürokrasinin ortak aklı mı galip gelecek? Bence en önemli soru bu.

 

Ömer, son olarak kapatırken şunu sorayım: Trump seçildiğinden beri, neredeyse seçildiğinin ertesi gününden itibaren görevden alınma ihtimali hep dile getirilir oldu ve bu bir ara kesilmişti sanki; ama Helsinki Zirvesi’nden sonra bunun tekrar yoğun bir şekilde dillendirildiğini gördük. Artık böyle bir şey olması hakikaten söz konusu mu?

 

Taşpınar: Şimdi bu yıl ara seçim yılı dolayısıyla Kongre’deki aritmetik ve Senato’daki aritmetik değişecek. Eğer Demokratlar ciddi bir dalgayla kazanırlarsa –bu önemli bir şart–, o zaman bir karar tasarısı haline gelebilir bu. Böyle bir risk var; ama Demokratlar’ın Kongre’de, Senato’da ve Temsilciler Meclisi’nde şu anda olduklarından daha güçlü olmaları gerekiyor. Daha önemlisi de şu anda Trump’ın 2016 seçimleri ve Rusya’yla ilişkileri konusunda devam etmekte olan eski FBI Başkanı Robert Mueller’ın bir bağımsız savcı olarak çalıştığı soruşturma var. Bu soruşturma, son aşamalarında deniyor birkaç aydan beri ve Trump’ın birçok danışmanı da –bazı önemli isimler dahil– hapse girmiş durumda, sorguya alındı, Trump’ın da sorguya alınacağı yönünde bilgiler geliyor. Buradan çıkacak sonuç, eğer ortada ciddi bir kampanyanın, Trump kampanyasının Rusya’yla, Putin ekibiyle danışıklı iş çevirdiği konusunda bir karar çıkarsa –ki bu zayıf bir ihtimal bu kadar net çıkması; ama bu konuda bir gölge düşürürse– o zaman eli daha da güçlenir Kongre’nin. Bu “impeachment” dediğimiz görevden alma konusunda en azından Kongre’ye gidilme durumu yaşanır. Bu Clinton’da da yaşanmıştı biliyorsun –Monica Lewinsky ile–, fakat Clinton meselesinde Kongre sonuçta almamaya karar verdi bunu. Dolayısıyla Kongre’deki dinamikler çok önemli, programın en başına dönecek olursak, Kongre’deki dinamikler içinde lobiler önemli. Dolayısıyla bu bahsettiğimiz Brunson meselesi, Evanjelistler, Cumhuriyetçiler’in kazanması gibi meseleler… iç politika meseleleri. O yüzden 2018 Kasım ayında Demokratlar’ın büyük bir zafer kazanıp kazanamayacağını gördükten sonra bu konuya geri dönmek gerekir.

 

Evet, burada noktayı koyalım Transatlantik’e. Ömer Taşpınar’a ve Gönül Tol’a çok teşekkürler, izleyicilerimize de teşekkürler. Haftaya görüşmek üzere, iyi günler.

 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus