Nouriel Roubini & Brunello Rosa: “2020 mali krizi, 2008’dekinden daha şiddetli ve uzun süreli olabilir”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Nouriel Roubini, New York Üniversitesi Stern School of Business’te profesör ve Roubini Macro Associates’in CEO’su. Kendisi, Clinton döneminde Beyaz Saray Ekonomi Danışmanları Konseyi’nde uluslararası ilişkiler uzmanıydı. IMF, ABD Merkez Bankası ve Dünya Bankası’nda da çalıştı.

Nouriel Roubini

Rosa & Roubini Associates’in eş kurucusu ve CEO’su olan Brunello Rosa, aynı zamanda the London School of Economics’in (LSE) Sistemsel Risk Merkezi’nde araştırma görevlisi. Roubini ve Rosa’nın, 13 Eylül 2018’de project-syndicate.org’da çıkan yazısını Oğul Tuna çevirdi.

Brunello Rosa

Lehman Brothers’ın çöküşünün 10. yıldönümünü idrak ederken, finansal krizin sebepleri ve sonuçları hakkındaki tartışmalar hâlâ devam ediyor. Gelecek krize karşı bizi hazırlayacak dersleri çıkarıp çıkarmadığımızı sorguluyoruz. Ancak ileriye bakarsak karşılaşacağımız en anlamlı soru, bir sonraki küresel resesyon ve krize neyin, ne zaman sebep olacağıdır.
ABD’nin bütçe açığının büyüdüğünü, Çin’in gevşek mali ve kredi politikaları takip ettiğini ve Avrupa’nın iyileşme yolunda olduğunu varsayarsak; şu anki küresel genişleme gelecek yıl da devam edeceğe benziyor. Fakat 2020 itibariyle, küresel resesyonu takip edecek bir finansal kriz için şartlar olgunlaşmış olacak.
Bunun 10 tane sebebi var. İlk olarak; mali canlanmayı teşvik edici politikalar, ABD’nin yıllık büyüme oranını yüzde 2’lik potansiyelinin üzerine taşıması. Fakat bu durum sürdürebilir değil. 2020’de canlandırma politikası tükenecek ve daha mütevazı bir mali sürüklenmeyle büyüme oranı yüzde 3’ten yüzde 2’nin aşağısına inecek.
İkincisi; teşvik politikası yanlış zamanlandığı için, ABD ekonomisi şu an fazla ısınmış durumda ve enflasyon hedefin üstüne çıkmakta. ABD Merkez Bankası, böylece 2020’ye dek federal fon oranlarını yüzde 2’den en az 3,5’a yükseltmeye devam edecek. Bunun sonucunda da kısa ve uzun vadeli faiz oranlarıyla ABD doları yükselecek gibi.
Aynı zamanda diğer kilit ekonomilerde de enflasyon yükseliyor ve artan petrol fiyatları, enflasyonu artırmaya yönelik baskı yapıyor. Bunun anlamı, önemli diğer merkez bankalarının da Fed’i takip ederek para politikasını normalleştirmeye yönelik adım atacağıdır. Böylece küresel likidite azalacak ve faiz oranlarını artırmaya yönelik baskı oluşacak.

Stagflasyon baskısı

Üçüncüsü; Trump yönetiminin Çin, Avrupa, Meksika, Kanada ve diğer ülkelerle giriştiği ticaret anlaşmazlıkları, neredeyse kesinlikle, artacak ve sonucunda büyüme yavaşlayıp enflasyon yükselecek.
Dördüncü olarak; ABD’nin diğer politikaları sonucunda stagflasyon baskısı artacak ve böylece Fed faiz oranlarını daha da yükseltecek.
Yönetim, tedarik zincirinin kısıtlanmasıyla sonuçlanacak şekilde iç ve dış yatırımlarla teknoloji transferini sınırlıyor. Ayrıca ABD nüfus artış oranının aynı düzeyde kalmasını sağlayacak göçmenleri de kısıtlıyor. Yeşil ekonomiye yatırım yapanları caydırıyor. Ve hâlâ arz yanlı darboğaz ekonomilere yönelik bir altyapı siyaseti yok.
Beşincisi; dünyanın geri kalanında da büyüme yavaşlayacak gibi -özellikle diğer ülkeler ABD korumacılığına karşı önlemler almayı uygun gördükçe. Çin, kapasite aşımı ve aşırı finansal kaldıraçla baş edebilmek için büyümesini yavaşlatmalı; yoksa sert bir inişin önü alınamayacak. Ve zaten kırılgan olan gelişen piyasa ekonomileri, ABD’nin korumacılığı ve sıkılaşan para politikasından sıkıntı çekmeye devam edecek.

İtalya ve diğer bazı ülkeler Avro bölgesinden çıkabilir

Altıncı olarak; Avrupa’nın kendisi de, para politikası sıkılaşması ve ticaret uyuşmazlığına bağlı olarak büyüme de yavaşlamaya gidecek. Dahası, İtalya gibi ülkelerdeki popülist siyaset, Avro bölgesi içersinde sürdürülemez borç dinamiği oluşmasına yol açabilir. Kamu borcunu tutan bankalar ve hükümetler arasında hâlâ çözülememiş “kıyamet döngüsü”, yetersiz risk paylaşımı içindeki tamamlanmamış bir para birliğinin varoluşsal sorunlarını büyütecektir. Bu şartlar altında, başka bir küresel gerileme İtalya ve diğer ülkelerin Avro bölgesinden çıkmasının önünü açabilir.
Yedincisi; ABD ve küresel hisse senetleri piyasaları köpürtülmüş durumda. ABD’deki fiyat-kazanç oranı, tarihsel ortalamanın yüzde 50 üstünde. Özel sermaye aşırı değerlendi. Düşük hasılata ve negatif vadeli primlere bağlı olarak devlet tahvilleri iyice pahalılaştı. Yüksek getirili krediler o kadar pahalılaştı ki, ABD’de büyük şirket-kaldıraç oranı tarihindeki en yüksek rakamlara ulaştı.
Dahası, pek çok gelişen piyasada ve bazı gelişmiş ekonomilerde görülen kaldıraç, bariz bir aşırılığa vardı. Ticari ve ikamete yönelik gayrimenkul piyasası, dünyanın pek çok bölgesinde oldukça pahalı hâl aldı. Yaklaşan küresel fırtına bulutları toplandıkça; hisse senedi, emtia ve sabit gelirli işletmelerde yükselen piyasa düzeltmesi devam edecektir. İleri görüşlü yatırımcılar 2020’de büyüme hızının yavaşlamasını beklemeye başladıkça da piyasalar, 2019’da riskli aktif malları yeniden fiyatlayacaktır.

Ani düşüş (flash crash) yaşanması ihtimali

Sekizinci olarak; bir defa düzeltme gerçekleştiğinde, likidite azlığı ve panik satışı/beklentinin altına düşmesi riski daha şiddetli olacak. Komisyoncu-toptancılar tarafından yapılan depolama ve indirimli piyasa düzenleme faaliyetleri var. Aşırı yüksek frekanslı/algoritmik alım-satım, ani düşüş (flash crash) yaşanması ihtimalini artıracaktır. Ve ayrıca sabit gelir aygıtları, açık uçlu borsa yatırım ve özel kredi fonlarında daha da yoğunlaştı.
Riske maruz kalınması durumunda, gelişmekte olan piyasalar ve büyük çaplı dolar cinsinden yükümlülükleri olan gelişmiş ekonomi finans sektörleri artık son çare olarak Fed’den borç almaya başvuramayacaktır. Enflasyonun yükselmesi ve politika normalizasyonunun devam etmesiyle birlikte, kriz sonrası dönemlerde merkez bankalarının sağladığı geri duruş artık dikkate alınmayacaktır.
Dokuzuncusu; Trump büyüme oranı henüz yüzde 4’ken bile Fed’e saldırmaktaydı. 2020’deki seçimlerde, büyümenin yüzde 1’in altına düşmesi ve iş kaybının artmasıyla neler yapabileceğini düşünün. Özellikle de Demokratlar bu yıl Temsilciler Meclisi’ni tekrar alırlarsa, Trump’ın bir dış politika krizi üreterek saldırganlaşması ihtimali hayli yüksektir.
Trump Çin’le ticaret savaşına giriştiğinden ve nükleer silaha sahip Kuzey Kore’ye saldırmaya cüret edemediği için, son iyi seçeneği İran’ı hedeflemek olacaktır. İran’la askeri çatışmayı kışkırtmasıyla birlikte; 1973, 1979 ve 1990’daki petrol fiyat artışlarından farklı olmayan bir jeopolitik stagflasyon şokunun fitilini ateşleyecektir. Bu durumun gelecek küresel resesyonu daha da şiddetlendireceğini söylemek bile gereksiz.

Krizle mücadele için gerekli kurumları yaratmak zorlaşıyor

Nihayetinde, yukarıda özetlenen mükemmel fırtına meydana geldiğinde, ele alınacak politika araçları yetersiz kalacaktır. Aşırı kamu borcu sebebiyle, mali canlanmayı teşvik edici politikalar için gereken yer oldukça sınırlı. Alışılmadık para politikaları olasılığı, şişirilmiş bilançolar ve politika faiz oranlarını düşürecek kurallarla sınırlanacaktır. Ve finansal sektör kurtarma paketleri, popülist hareketlerin yeniden dirildiği ülkelerce ve neredeyse iflas eden hükûmetlerce hoş karşılanmayacaktır.
Özellikle ABD’de, Fed’in dolar cinsi borçlar ile banka dışı ve yabancı finans kurumlarına likidite sağlama kabiliyeti, yasama tarafından kısıtlanmıştır. Ve Avrupa’da, popülist partilerin yükselişi, AB düzeyindeki reformları takip etmeyi ve bir sonraki finansal kriz ve krizle mücadele için gerekli kurumları yaratmayı zorlaştırıyor.
Hükümetlerin gerekli politik aygıtları kullanarak serbest düşüşü engelledikleri 2008’den farklı olarak; gelecek krizle mücadele etmek zorunda kalacak politikacıların elleri, önceki kriz boyunca süregelen seviyeden daha yüksek toplam borç seviyesi yüzünden bağlı olacak. Zamanı geldiğinde, gelecek kriz ve resesyon öncekinden daha şiddetli ve uzun olabilir.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus