Britanya’da İslamofobiyle mücadele eden Mikdat Versi’nin etkileyici hikâyesi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

The Guardian‘ın haberinden alıntıdır.

Mikdat Versi üç yıl boyunca Britanyalı Müslümanlar hakkındaki çarpıtmalara karşı hayalperest ve titizlikte kılı kırk yaran bir kampanya yürütüyor. Fakat nazik bir dille yapılan binlerce şikâyet bir değişim yaratacak mı?

Britanya medyasında Müslümanlara dair olumlu haberler çok nadir, fakat olumlu gelişmeler hiç yok da denemez. Olumsuz haberler, “İslami okulda kızlar ve erkekler ayrılacak” ya da “Britanyalı Müslümanların yarısı, birinin IŞİD’le bağlantılı olduğunu öğrense polise gitmeyeceğini belirtiyor” gibi başlıklar taşıyabiliyor. Hatta bazı gazeteler “İzole Müslüman gruplar Birleşik Krallık’ın yüzde 75’ini Müslüman sanıyor” gibi haberler dahi yapabiliyor.

Britanya’da başka hiçbir grup bu tür çarpıtmalara maruz kalmıyor. Her seferinde düzeltilmesi, yeniden yazılması gereken bu haberlerin hepsini Mikdat Versi’nin, bu dost canlısı, neşeli adamın Excel arşivinde bulabilirsiniz.

Versi kendisini Britanya medyasındaki İslamofobiyle sabırla, nezaketle savaşmaya adamış. Kendisi şemsiyesi altında yüzlerce cami, hayır kurumu ve diğer dini yapıları bulunduran Britanya Müslümanlar Konseyi’nin genel sekreter yardımcısı. Seyahat acentesindeki işinden arta kalan zamanlarında Britanyalı basın mensuplarının Müslümanlara dair önyargılı ya da kasıtlı sansasyonalizmiyle mücadele ediyor. Haberleri not ettiği tablosunda bazı haberler “düzeltildi” anlamında yeşil renkle çizilmişken reddedilenler ya da beklemedekiler hâlâ boş duruyor.

Versi’nin diğer tablosu daha da açıklayıcı: Ağustos 2016’dan itibaren Müslümanların bahsinin geçtiği tüm gazete yazıları. 24,750 yazının hepsi Müslümanlara yönelik kullanılan dile göre “olumlu,” “olumsuz” veya “hiçbiri” olmak üzere sınıflandırılmış. Geçen mayıs ayında güncellenmiş versiyonunda 14,129 haber “olumsuz” olarak sınıflandırılmış. Yani haberlerin yarısından çoğu (2007’de yayınlanan bir araştırma, bir haftada Müslümanlar hakkındaki haberlerin yüzde 91’inin olumsuz olduğunu ortaya çıkarmıştı).

Gazeteciler arasında, Versi’nin çabası, nispeten küçük bir karşılık buldu. Akademisyenler, basın mensupları ve hükümet yetkilileri, Versi’nin konusunu anlıyor, ancak bununla nasıl başa çıkılacağına kimse karar veremiyor. Risk altında olan çok şey var. Basın özgür olmalı; suç nefret söyleminden ayırt edilmelidir, medya faaliyet gösterdiği toplum tarafından şekillendirilir. Bunlar, harekete geçilecek yol boyunca kayalar gibi duran ağır konular. Versi bir sorunu tanımladı ve buna dair istatistikler tuttu, fakat karşılığında, sorunun çözülebilmek için fazla büyük olduğu söylendi.

Versi Oxford’da matematik okudu, ama aynı zamanda İslami hukuka olan tutkusunu keşfetti; Şam’da bir yıl geçirdi, Arapça’sını geliştirerek fıkıh üzerine incelemelerde bulundu. İngiltere’ye geri dönünce önce Oliver Wyman finans şirketlerinde ve ardından İskoçya Kraliyet Bankası’nda çalıştı.

Mikdat Versi’yi böyle bir çabaya iten, dönüm noktası sayılabilecek -okulda, işte ayrımcılık gibi- herhangi bir olay bulunmuyor. Versi’nin basit bir nedeni vardı: medyanın kendi kimliğine karşı tavrı karşısında dehşete düşmüştü ve bunu değiştirmek için kollarını sıvadı.

Zaman geçtikçe günlük hayatta karşılaştıkları tavırlar üzerine, bir sorun olarak görülmeleri üzerine kafa yoran Müslümanlarla tanıştı. Konseydeki rolü kapsamında İslamofobiyle mücadele eden Versi şunları söylüyor: “Sokağa çıkıp Müslümanları döven insanları durduramayacağımı fark ettim. Fakat böyle bir pozisyon sahibiydim ve düşünmeye başladım: ne yapabilirim?”

“Milletvekili, Hıristiyan kızın Müslüman koruyucu aileye verilmesine öfkelendi.” Haber koruyucu ailenin İngilizce bilmediğini ve çocuğu Arapça öğrenmeye zorladığını iddia ediyordu. Sonradan bunların yalan olduğu ortaya çıktı.

Versi’nin bir haber hakkında yaptığı ilk şikâyet, 2015 yazında, Londra’nın doğusundaki bir hükümet aracına saldıran Müslüman bir çete hakkında yayınlanan bir haber üzerine oldu. “Müslüman çetenin” ifadesinin neden hikâyeyle ilgili olduğunu veya doğru olsa bile, gazeteye neden yazıldığına anlam veremeyen Versi, “Her nasılsa genel yayın yönetmeni beni davet etti ve iki saatliğine sohbet ettik. Çok iyi gitti. Pazar günü benden özür diledi ve haberin başlığını değiştirdi. Bu ilginç bir sonuçtu.” Versi böylece, tek bir e-posta ile değişiklik yaratabildiğini fark etti.

Medyadaki önyargı hakkında ateşli bir dil kullanmak yerine Versi, pragmatik davranıyor ve hataları düzeltmeye odaklanıyor. Haberlerin ayrımcı olduğunun ya da yasadışı nefret söylemi oluşturduğunun kanıtlanması zor. Fakat gerçeklerin çarpıtılması açık bir şekilde anlaşılabilir. Gazetelerin değişiklik yapmaları, özür dilemeleri bu durumlarda istenebilir. Versi daima amacına ulaşmaya odaklanarak nazik ve titiz davranıyor.

“Britanyalı Müslümanların beşte biri cihadcılara sempati duyuyor.” Sun gazetesi, veri toplama biçimi ve araştırmada sorulan sorular konusunda ciddi eleştiriler alan haberin “ciddi anlamda yanıltıcı” olduğunu kabul etti.

Zaman zaman, Versi yöntemlerinin mantıklı ve ödüllendirici olduğuna kendisini ikna etmek zorunda kalıyor: “Her zaman şikâyet eden biri olarak görülmek istemiyorum, ama bir editörle masaya oturursam bu benim için değerli.” Ayrıca, neleri başarabileceğinin sınırlarını biliyor ve bazen bu, onu hayal kırıklığına uğratıyor. Sosyal medya çağında sayfa 30’daki küçük bir tekzip nedir? Sansasyonel bir yalanın halkı galeyana getirmeye yettiği bir dünyanın gerçeklerine kim dayanabilir? Bu küçük kazanımlarla medyanın kültürünü dönüştürmeyi nasıl ümit edebilir?

Önceki dönemlerde, gazeteler kamusal dil normlarının gerisinde kaldıklarında, yavaş yavaş ama kaçınılmaz olarak tepki çekiyorlardı. Örneğin, otuz yıl önce geyleri için kullanılan kelimeler ve fikirler, habercilik söz dağarcığından silindi (Hiçbir gazete, AIDS için “eşcinsel veba” gibi kelimeleri artık kullanmıyor). Versi, hava koşullarının değiştiğine inanıyor: “Bir noktada, herkes ‘Müslüman terörist’ ibaresini kullandı ve şimdi ‘İslamcı terörist’i kullanıyor. Bu nasıl oldu? Çünkü bunun yanlış bir terim olduğuna dair bir kanı gelişti. Bence başaracağız. Tarihin bize bunu yapabilmemizi sağladığını düşünüyorum.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus