Okurlarımızı, takipçilerimizi, izleyicilerimizi ve tüm destekçilerimizi görüşlerini Medyascope’ta dile getirmeye davet ediyoruz. Yazınız editoryal ilkelerimize uyar ve Yayın Kurulumuz tarafından da uygun görülürse, web sitemizde imzanızla yayınlanacaktır. Konuşan, tartışan, farklı fikirlerin dile getirildiği bir Türkiye istiyoruz. Hatice Karakuş Öztürk “Süresiz nafakadan temiz kopuşa: Asıl tartışma nedir?” başlıklı yazıyı kaleme aldı.

Geçtiğimiz günlerde Anayasa Mahkemesi kamuoyunda uzun süredir tartışılan nafaka konusunda önemli bir karara imza attı ve “süresiz nafaka süreli olabilir” dedi. Bu karar ile birlikte nafaka konusu yeniden hukuk, siyaset ve medyanın gündemine yerleşti. Ancak nafaka çoğu kez sadece süresi ve miktarı üzerinden tartışmaya açılıyor. Oysa ki, nafaka sadece bir hukuk meselesi değil. Aile, cinsiyet rolleri, emek, bakım, güç ilişkileri, sosyal politika gibi çok daha katmanlı bir tartışmanın karşılığıdır. Bu sebeple diyebiliriz ki nafakanın süresine takılmak ya da analizi sadece bu detaya indirgemek toplumsal dinamikleri ve gerçekleri gözden kaçırma riski taşır.
Nafakanın tarihsel hikâyesi çok basit bir mantığa dayanıyor aslında. Kadının evlilik nedeniyle kamusal hayattan uzak kalmasının yarattığı kayıpların telafi edilmesi. Çok daha geriye gidip Antik Yunan, orta çağ ve yakın geçmişteki gelişmeleri dikkate aldığımızda kadınlar çok uzun zamandır kamusal hayatın bir öznesi olmaktan mahrum bırakılmıştır. Eğitim, siyasal katılım, mülkiyet edinme hakkı gibi kazanımlar zorlu mücadeleler sonunda elde edilmiştir. Bu mahrumiyet hali kadının kamusal hayatın öznesi olma, entelektüel gelişim, beceri edinme, kariyer yapma ve ekonomik güç kazanma süreçlerini de bir hayli geciktirmiştir. Çok uzun zamandır kamusal hayatın imkanları erkeklerin elinde. Bir ayrılık ya da boşanma halinde ne yapacağını kara kara düşünen kadınlardır. Bu yönüyle nafaka pek çok kadın için bir sosyal güvenlik hizmeti görmüştür. Hatta Deniz Kandiyoti’nin ifadesi ile nafaka aslında ataerkil pazarlığın bir sonucudur. Uzun yıllar çocuk bakımı, ev işleri hatta hane içi bireylerin bakımını (engelli ya da yaşlı gibi) üstlenen kadın, bu fedakarlığının bir sonucu olarak sadece gelir elde etmekten mahrum kalmayıp iş hayatı için gerekli olan beceri edinme sürecinden de uzak kalmıştır. Kendini aile için feda eden kadın beklenmeyen durumlar sonrasında bir garantiye ihtiyaç duyar. İşte nafaka biraz da böylesi ön almanın adıdır. Bu açıdan bakıldığında nafaka sadece ekonomik bir destek değil, kadının hayatında kaçırdığı fırsatların da bir telafisidir.
Ancak Kandiyoti’nin ataerkil pazarlık kavramsallaştırması bir başka gerçeği daha hatırlatır bizlere. Nafaka görünmeyen emek borcunun geç ödenmiş karşılığı olarak görülebilir. Kadın bir anlamda evlilik süresince faizsiz bir evlilik kredisi açar ve sadece emeğini değil kariyerini, zamanını ve bakım gücünü hanesi için kullanır. Nafaka bir anlamda bu kredinin boşanma sonrası dönemde kısmen de olsa tanınması anlamına gelir. Sistem içinde yer alan kadınlar güvenlik, korunma ve ekonomik desteğe karşılık olarak bağımlılık ilişiklerini kabul etmek zorunda kalmakta. Bu yönüyle nafaka aslında çelişkili de bir işleve sahiptir. Nafaka kadını bir yandan ekonomik risklere karşı korurken, öte yandan da kadının ekonomik güvenliği hala eski eş üzerinden tanımlar. Bu yönüyle nafaka koruyucu bir şemsiye olduğu kadar ekonomik bağımsızlığın önündeki yapısal engellerin daha görünür olmasına zemin hazırlar. Bu sebeple nafaka kadının yoksulluğa düşmesini engelleyen bir güvenlik ağı olabileceği gibi devlet mekanizması ve istihdam olanakları ile desteklenmez ise bu güvenlik ağı altın bir kafese dönüşebilir. Nafaka kadını korur, ancak ekonomik bağımsızlık eski evlilik üzerinden devam ettiği için aslında kadını tam anlamıyla özgürleşmez.
Evlilik süresi birkaç yıl, birkaç ay, birkaç hafta hatta birkaç gün ile sınırlı evlilikler için de aynı mantık geçerli midir? Çok kısa süreli evliliklerde yukarıda bahsi geçen mantığın uygulanması pek çok kişi, özellikle erkekler tarafından adaletsiz bulunmaktadır. Türkiye’de son yıllarda sosyal medya örgütlenmeleri de dahil olmak üzere nafaka karşıtı kesimler ve söylemler öne çıkmaya başladı. Bu grupların temel iddiası şu: Evlilik kısa sürdü ve kadın uzun süre iş hayatından uzak kalmadı ve telafi edilecek bir durum söz konusu değil ise nafakanın sosyal gerekçesi de zayıflamaz mı? İşte bu sebeple son zamanlarda bizler nafakanın varlığını tartışmıyoruz aslında. Gündem, hangi koşullarda nafaka sistemi işletilecek ya da işletilmeli sorusu. Bu elbette yeni bir tartışma. Tartışmayı güncelleyen durum ise çalışmaların da gösterdiği gibi değişen aile yapısı, kadınlık ve erkeklik rolleri. Evlilik eskisi gibi kadın ve erkeğin bir yastıkta kocayacağı varsayılan bir kurum olmaktan uzaklaşıyor. Boşanma oranları bu değişimin sayısal karşılığı. Eskiye oranla nafaka tartışmalarının palazlanması, bu gerçekliğin yüksek sesle dillendirilmeyen bir karşılığı aslında.
Nafaka meselesinde gözden kaçan bir diğer husus ise güç ilişkileri. Ekonomik güç ile otorite arasında kurulan doğal bir ilişki var. Kim ki paraya hükmeder onun otorite kurma hakkı vardır. Nafaka bazı durumlarda kişiler arasındaki bağın ekonomik saiklerle devam etmesine sebep olmaktadır. Peki bu durumun olası psikolojik sebepleri nelerdir? Erkekler bir dönem evlilik bağı ile bağlı oldukları kadınlara nafaka ödemeye devam ettikçe, söz hakkının da kendilerinde olduğunu düşünür. “Madem ekonomik olarak bana bağlısın, o zaman neyin nasıl olacağına da ben karar veririm” mantığı erkeklerin zihin dünyasını terk etmiyor olabilir. Boşanma sonrası şiddete uğrayan ve hatta öldürülen kadınlarla ilgili elimizde veriler yok. Ancak insan düşünmeden edemiyor. Acaba nafaka alan kaç kadın bu şiddet sarmalında yer alıyor? Nafaka kadını koruyor mu yoksa onu daha da sınırlandırıyor mu?
Bu aşamada kadın hareketlerinin yıllardır dillendirdiği bir tezi öne çıkarmakta fayda var. Gerçek bağımsızlık ekonomik müstakil duruştan geçer. Kadınların uzun vadede kendi ekonomik bağımsızlık hikayelerini yazmaya ihtiyaç var esasında. Çünkü bugün koruyan nafaka yarın kadını kurban haline getirebilir. Bu aşamada bir başka tartışma konusu ortaya çıkıyor. Ayrılık ya da boşanma sonrasında kadın bahsettiğimiz sebeplerle kısa ya da uzunca bir süre bir korunmaya ihtiyaç duyar. Peki koruma şemsiyesi neden erkek olmak zorunda? Sosyal devlet anlayışı bireyleri kadın erkek fark etmeksizin koruma mantığı üzerine inşa edilmiştir. Kadınlar boşanma sonrasında yoksulluk yaşıyor ise bu sadece eski eşin değil, aynı zamanda sosyal devletin bir sorunudur. Kadınlar bu hikâyede sadece erkekler ile muhatap olduklarında işin rengi de şiddetin boyutu da değişiyor. Boşanma konusunda üçüncü taraf olması gereken devlet sosyal politikalar ile devreye girmediği müddetçe boşanma kadın ve erkeğin kişisel bir meselesi olmaya devam edecek. Boşanma sonrasında kadının yoksulluk yaşama ihtimaline karşı kadını güçlendirecek ve pratik karşılığı olacak uygulamalara ihtiyaç var. Boşanma sonrası devlet destekli iş bulana kadar gelir temini, iş bulma garantili kurslar, çocuklu kadınlar için ciddi kreş destekleri gibi konuları daha farklı düşünmek gerekebilir. Örneğin birkaç gün önce TOKİ uygun fiyatlı ev satışlarına başladı. Boşanmış kadınlara uygun fiyatlarla ev temini pozitif ayrımcılık bağlamında düşünülebilir. Böylece kadın boşanma sonrası en büyük sorun olan barınmayı devletin güçlü desteği ile çözme şansına sahip olur. Devlet böylesi bir sistem ile bu sancılı dönemin daha az hasarla atlatılmasını sağlarken kadın da kendi müstakil duruşu için hayatını inşa edebilir. Çünkü günün sonunda ihtiyacımız olan şey ekonomik tam bağımsızlıktır.
Ez cümle nafakayı paraşüte benzetebiliriz. Boşanma özellikle de güçsüz taraf için yüksekten düşmeye benzer. Nafaka bu düşmeye karşı bir paraşüt işlevi görür. Ancak ebetteki paraşüt sürekli açık kalmak için değil, düşüşü güvenli hale getirmek için vardır. Bu sebeple diyebiliriz ki mesele esasında nafakanın varlığı ya da yokluğu değildir. Kadını yoksulluktan koruyacak geçiş mekanizmalarını kurmaktır. Avrupa hukuk sistemi boşanma sonrasında tarafların mümkün olduğunda ekonomik olarak birbirinden tümden bağımsız olması üzerine hareket ediyor. Ve ekonomik ilişkilerin makul çözümü için “temiz kopuş” ilkesini benimsiyor. Bu ilkenin çıkış noktası ise ayrılığın iki tarafı ömür boyu birbirine bağlı kılan bir ilişki biçiminden sıyrılarak her iki tarafın da ekonomik düzenini kurabilmesidir. Bu yönüyle sistem boşanmayı çatışmaların yeni bir aşaması değil, bağımsız bir hayat kurabilecekleri yeni bir başlangıç haline getirmeyi hedefliyor. Temiz kopuş boşanmanın sadece hukuki değil ekonomik olarak da gerçekleşmesini hedeflemektedir.







