88 yaşındaki Fransız oyuncu Jean-Louis Trintignant: “Oldukça şanslı fakat başarısız biriyim”

“…Ve Tanrı Kadını Yarattı”, “Bir Kadın Bir Erkek”, “Ölümsüz”, “Konformist”, “Üç Renk: Kırmızı” ve “Aşk”… 88 yıllık ömrüne 130 film sığdıran ve 2013’te sinema kariyerine son veren ünlü Fransız oyuncu Jean-Louis Trintignant, 11 Aralık’ta Paris’te sahneye çıkıyor. Théâtre de la Porte-Saint-Martin’da izleyiciyle buluşacak olan şiirsel-müzikal gösteri 22 Aralık’a dek Trintignant’ı sahneye taşıyacak. Oyuncunun sevdiği şairlere yer veren gösteri, besteci ve akordeoncu Daniel Mille ile Arjantinli müzisyen Astor Piazzolla’nın ortak yapımı. Bu özel gösteri öncesinde, Le Monde’dan Fabienne Darge, Trintignant ile bir mülakat yaptı. Oğul Tuna kısaltarak tercüme etti.

Brigitte Bardot ile “…Ve Tanrı Kadını Yarattı” filminde.

Sizi bir aktör yapan hayattan bahsedelim…

Ah, biliyorsunuz… Hayatım, aslında, hiç de parlak değil. Nihayetinde parlak olarak değerlendirilebilir ancak ben başarısız olduğumu hissediyorum. Pek çok konuda başarısız oldum.

Mesela yaptığım bu şiirsel gösterinin çokça izleyici çekmesini isterdim; fakat durum böyle değil. Ben de biraz karmaşık biriyim: Eğer salonlar tamamen dolu değilse, keyfim kaçar. Şiir, aşırı sayıda insanı çekmiyor. Gösterilerimde kullandığım şiirler kaliteli ve yeterince bilinir olsalar bile korku veriyorlar. En sevdiklerim Baudelaire’dir, Rimbaud’dur, Verlaine’dir… Nihayetinde bunlar kafa ütüleyen şairlerden değiller ya?

Şiir size sıkça eşlik eder mi?

Ah, evet, gittikçe de artıyor bu durum. Şu sıralar çok roman okuyamıyorum, oldukça ağır, çok uzun buluyorum. Ancak şiirde her zaman zevk var. Son aylarda, Rimbaud’nun “Le Bateau ivre” (Sarhoş Gemi) şiirini iki bin defa okudum, bunu sevdiğim aktör Denis Podalydès’yle birlikte yapmayı çok seviyorum. Bu şiir, Fransız edebiyatının en güzel şiiri olabilir; ancak çok açık değil, bu yüzden de defalarca çalıştım.

Prévert ise daha zor; ama Prévert çok iyi, biliyorsunuz. Sadece birkaç şiiri bilinir, hep aynı şiirler. Pek çok insan gibi, onu küçük görürdüm; fakat önceden bilmediğim muhteşem metinlerini okuduğumdan beri durum değişti.

Size göre iyi bir aktör kimdir?

Bilmiyorum ki… Öncelikle mütevazı bir aktördür, kendini olduğundan fazla görmez. Buna hassaslığı, dürüstlüğü, abartısızlığı eklemek gerek. Çok parlak, ön plana çıkan aktörleri sevmiyorum. Bizim bu aktörlük mesleği, her şeyden önce kaçakçılıktır.

En önemli hatıralarınız nelerdir?

İtalya’da geçen yıllarımı çok sevmiştim. Orada, 1960’ların başından 1970’lerin başına dek otuz kadar film çevirdim. Uzun yıllar İtalya’da yürüyen, Dino Risi’nin “Le Fanfaron” (Il Sorpasso, 1962) da bunlardan biriydi.

Cezayir’de yerine getirdiğiniz askerî hizmet…

Cezayir Savaşı’nın sonundaydı, evet, Aix-en-Provence’ta hukuk eğitimim sonrasında. Oraya gönderildim ama gitmek istemiyordum, muaf tutulmak için hastalandım;  fakat Fransız otoriteleri bunu bana pahalıya ödetti. Enterne edildim, aylarca ek hizmetlerde bulundum. Savaşa tamamen karşıydım. Bize Cezayir’de “barışı sağlayacağımız” söyleniyordu ancak ortada dehşetli bir savaş vardı. Bu ikiyüzlülüğü oldukça şiddetli biçimde hissediyordum: “Cezayir’de barışı sağlamak”… Oraya gönderilen gençlerin bugün dahi olaylar hakkında konuşamamasına şaşırmamak gerek.

Bu sebeple mi senelerdir sahneye koyduğunuz şiirlerde, Apollinaire’den başlayarak, savaş öne çıkıyor?

Babam 1. Dünya Savaşı’nda savaştı. Bana defalarca bundan bahsetmesini rica etmiştim ancak o istemezdi. Çok korkunç bir savaşın anısını kendisine sakladı. Şair Apollinaire ise, ateşkes anlaşmasının imzalandığı 11 Kasım 1918’de öldü. İspanyol gribi kapmıştı, çok yaralıydı ve trepanlanmıştı.

Tiyatro sevgisi annenizden mi geliyor?

Sanırım, evet. Trajediyi severdi, Racine’in tüm eserlerini ezbere bilirdi. Günlük hayatta teatral biri değildi; yine de o bir sanatçı değil, küçük burjuvaydı.

Oynamadığınız için pişman olduğunuz roller var mı?

Hayır, yeterince şanslı olduğumu düşünüyorum. Ben oldukça şans sahibi olmuş başarısız biriyim.

Yine de sizi aynı işlerde hayal etmiyoruz…

Bu işler böyledir. Biz aktörler kolayca değiştirilebilir, birbirimizin yerini tutabiliriz. Mesela, ben bu durumla “Paris’te Son Tango”da (“Le Dernier Tango à Paris”) karşılaştım, Bernardo Bertolucci’yle birlikte film çevirmem gerekiyordu. Ve sonunda bunu reddettim: Kızım (Marie), o dönem 8 yaşındaydı, senaryodan pasajlar okudu ve bana “Bu filmde oynamanı istemiyorum, bu filmden sonra okula asla gidemem” dedi. Ben de oynamadım. Yerime Brando geldi. Belki de benimle birlikte bu film böyle başarılı olmayacaktı.

Seçtiğiniz şiirlerin çoğu ölüm temasıyla ilişkili, bunun sebebi onu ehlileştirmek, yenmek, onunla tango yapmak istemeniz mi?

(Sessizlik). Ronsard’a ait bir şiirden bahsetmiştim: “Artık kemikten başka bir şeyim kalmadı, bir iskelete benzedim (…) Bedenim düşecek her şeyin dağıldığı o yere.” Bunun üzerine daha ne denir ki?

 

“Tiyatrodan sinemaya ünlü ve zengin olmamı isteyen karım yüzünden geçtim”

“1960’ların başında, üç yıl, Jean Vilar’ın (1912-1971) kumpanyasındaydım ve çok mutluydum: Küçük roller oynuyordum, daha sonra daha büyüklerini oynayacağımı biliyordum, kumpanyayı seviyordum…

Sonra ünlü olmamı ve çok para kazanmamı isteyen, hırslı bir kadınla (Nadine Trintignant) evlendim. Çok mangır kaldırmıyordum ama çokça bir şeye de ihtiyacım yoktu. Hep Jules Renard’ı okurdum, şöyle derdi: ‘Çok para kazanmayı denemek yerine, az parayla yaşamayı denesek ne olurdu?’ Saçma bir söz değildi.

Daha sonra iyi para kazandım fakat bu beni ilgilendirmiyordu, zaten elde de tutmadım. Ancak evet, 130 film çevirdim.

Daima tekrar tiyatro yapma arzum vardı; fakat sinemaya çok bağlıydım ve kendime tiyatroya dönemeyeceğimi söylüyordum, önceki yıldan gelir vergisi ödemeliydim ve kazandıklarıma baktığımda, tiyatrodan elde edilen gelir sinemadakiyle aynı olmuyordu.”

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar