HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli ile söyleşi: Yerel seçimlere doğru HDP

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

HDP yerel seçimlere nasıl hazırlanıyor? Diğer muhalefet partileriyle ilişkileri nasıl? Büyük şehirlerde aday gösterecek mi? HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, Ruşen Çakır’ın sorularını cevapladı.

Yayına hazırlayanlar: Şükran Şençekiçer & Gamze Elvan

Merhaba. HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli stüdyomuzda. Kendisiyle partisinin 31 Mart yerel seçimlerine nasıl hazırlandığını konuşacağız. Hoşgeldiniz.

Sezai Temelli: Hoşbulduk!

Nasıl hazırlanıyorsunuz? Çok basit bir soru ama… 

Sezai Temelli: Çok iyi hazırlanıyoruz. 

Bir kere şunu sorayım: Geçen bir kamuoyu araştırmacısı bizde bir yayında şunu söyledi; “Aslında siyasî partiler erken başladı” dedi. Katılır mısınız? Yani şu tarih 31 Mart için erken bir tarih mi?

Sezai Temelli: Yok, değil; çünkü Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasî iklime baktığımızda aslında erken bir tarih değil. Çünkü 31 Mart’a şu anda dört ay var, ama biz 24 Haziran seçimlerinden hemen sonra bu çalışmaya başladık. Hatta biz 24 Haziran seçimlerini, 24 Haziran’da beklemiyorduk. Herkes gibi sonbaharda bekliyorduk. İki seçimin takvimlerinin yakın olmasından dolayı bir ortak strateji zemininde çalışmalarımıza başlamışken o baskın seçim geldi. Genel seçimlere gittik, her zamanki gibi bir baraj meselemiz vardı tabii. Bu –dün de söyledim– Meclis’in bir utanç konusudur: Hâlâ Türkiye’de seçim yasalarının içinde barajın olması. Ama onun ötesinde bizim barajlarımız var. Erdoğan’ın seçim kampanyası tamamen HDP düşmanlığı üzerinden yürür, öyle oldu yine; kaymakamıyla, valisiyle, jandarmasıyla, polisiyle aklınıza gelebilecek her türlü baskı aracıyla zulmüyle ve hile şaibesiyle karşımıza bir sürü barajlar çıkardılar. Yoğun bir çalışmaydı; ama dediğim gibi 24 Haziran’a giderken, 31 Mart seçimlerini, o perspektifi kaybetmedik. 24 Haziran’dan sonra amaç ikinci tura kalmaktı, ikinci tura kalma yönündeki stratejimiz de aslında referandum stratejimiz de örtüşüyordu. “Tüm muhalefet kendi adaylarıyla gelsin” dedik, “muhalefet cephesini büyütelim” dedik. Sevgili Selahattin Demirtaş bizim adayımızdı, o da bu stratejiyi zaten çok iyi bir şekilde yürütürken, muhalefet kendi içinde ikinci tur hesaplarını birinci turun önüne çekti; bu iyi bir şey olmadı, olmamasının sonuçlarını da gördük işte: Seçimler ikinci tura kalmadan bitti. Biz o tarihten itibaren de aslında çalışmalarımızı sürdürüyoruz. 

Burada şöyle bir husus var yalnız: Muhalefet derken, şimdi iktidar iki parçalı oldu, MHP de eklendi: Adalet ve Kalkınma Partisi artı MHP. Muhalefet diye de Saadet Partisi’nin de olduğu, sizin de olduğunuz, İYİ Parti’nin ve CHP’nin olduğu partilerden bahsediliyor; ama bir cephe ve bloktan bahsedilemiyor. Ve bunun da en önemli nedeni –sizden kaynaklanan neden değil– HDP oluyor. Yani HDP’nin iktidar tarafından şeytanîleştirilmesi nedeniyle o blok hiçbir zaman hayata geçemiyor, böyle bir durum var. Bu Türkiye’nin kaderi böyle mi olacak? 

Sezai Temelli: Şimdi bu veri koşul. Şimdi bu Cumhur İttifakı, bu otoriter zihniyet bundan besleniyor; yani toplumu ayrıştırmaktan besleniyor, düşmanlıklardan besleniyor. Kürt düşmanlığı mesela bu işin esas odağındaki olay. Neden Kürt düşmanlığı var? Çünkü Kürt meselesinin çözümsüzlüğü üzerinden iktidar kendini kurgulamış durumda. AKP de buna dahil ve bugünkü Erdoğan iktidarı dediğimiz şey de buna dahil, geniş çerçevede okuyorum ben bu meseleyi. Şimdi böyle bir mesele varsa, yani bu çözümsüzlüğe dayalı ve düşmanlaştırmaya dair bu iktidar yoluna devam ediyorsa, o zaman meselenin çözümüne dair yan yana gelmeler sağlanmalıdır. Blok olmak, hemhâl olmak gerekmez; ama yan yana gelebilirsiniz, yani Türkiye’nin hayrına bir iş yapıyorsunuz, demokrasi meselesine dair bir adım atacaksınız ve biliyoruz ki demokrasiye dair barışa dair bir adım atmak, Kürt meselesinin çözümünden geçiyor. Yani olayı savaş masasından kaldırıp bir demokrasi tartışmasının içine taşımak gerekiyor, muhalefet partilerine düşen bu. Evet HDP’yle blok olmak, Cumhur İttifakı anlamında ittifaklar yaratmak gerekmez. Biz de o yüzden döndük muhalefete dedik ki: “Herkes kendi ‘hayır’ıyla gelsin”. Yani: “Benim ‘hayır’ımla uğraşma, sen de ‘hayır’ını büyüt gel, bu referandumu alalım”. Genel seçimlere giderken 24 Haziran’da da aynı şeyi söyledik: “Benim adayım şöyle, senin adayın böyle muhabbeti içinde boğulup gitmeyelim, herkes kendi adayıyla gelsin. Çünkü mesele ikinci tura kalmak. İkinci tura kalmanın yolu Erdoğan’ın yüzde 50’nin üzerine çıkmamasından geçiyor. Herkes kendi adayıyla gelirse, Erdoğan 50’nin altında kalırsa, ondan sonra ikinci turu konuşuruz” dedik. Nasıl konuşacaktık? Tabii ki bir aday kalacaktı. Bu adayın programı bizi konuşturacaktı, yani demokrasi programı bizi konuşturacak, ortaklaştıracak, belki de –ben o zaman sıklıkla bunu dile getiriyordum– bir geçiş programı üzerinde ittifaklar yaratılabilirdi. Ama bütün bunlar tartışılmaya fırsat bulamadı, ikinci tura kalamadı. 

Peki burada bir de –sözünüzü kestim ama– şöyle bir husus var; ilginç bir şekilde, 24 Haziran’ın kazananı diyelim –yani matematiksel olarak kazananı– yoluna devam ediyor. Bir ara yerel seçimde ayrı gireceklermiş gibi oldu, ama sonra tekrar Cumhur İttifakı birlikte girme kararı verdi. Ama 24 Haziran’ın ardından Millet İttifakı fiilen dağıldı ve şu âna kadar da hâlâ sizin dışınızdaki partilerde –zaten Saadet Partisi bir ittifak içerisinde olmayacağını, omuz omuza olacağını söyledi– bir dağılma var. Çok eşitsiz bir durum yok mu şu anda fiilen?

Sezai Temelli: Zaten Cumhur İttifakı’nın yöntemleriyle, Cumhur İttifakı’yla başa çıkmak mümkün değil, bir kere muhalefet her şeyden önce bunu anlamalı. Çünkü Cumhur İttifakı’nın yöntemleri aslında bir ittifak yöntemi değil; bildiğimiz bir baskı rejiminin ortaya koymuş olduğu bir pazarlık anlayışıdır. Cumhur İttifakı’nı kırmanın yolu, toplumu bu ittifaka karşı, bu otoriter rejime karşı ikna etmekten geçiyor. Yani toplumun bütün güçlerini, dinamiklerini, emek-demokrasi güçlerini, kadınları, gençleri, bu sürece katmaktan geçiyor. Yoksa yukarıda bugün MHP’yle AKP’nin yaptığı, Erdoğan’la Bahçeli’nin yaptığı pazarlığı bu topluluğun önüne koyduğunuzda, bir seçenek koymuş olmuyorsunuz; tam tersine aslında o yarışın içinde aynı seçimi bir daha tekrarlamayla karşı karşıya kalıyorsunuz. Bunu kırmanın yolu, yani bu iktidarın, ülkeyi sürüklediği bu gidişattan dolayı, bu gidişata dur demenin yolu aslında toplumun bütün kesimlerinin iddiasından geçiyor. Toplumu neye ikna edeceğiz? Demokrasiye, seçeneksiz olmadığına. Peki nasıl bir demokrasi? Tabii ki bir anda bir mucizeden bahsetmiyoruz; ama bu toplumu demokrasiden uzaklaştıran şeyler, bu toplumun aslında önünü kesen şeylerse, bunlardan kurtulmak lazım. Başa dönersem bu da getiriyor bizi Kürt meselesine, yani savaş aklına getiriyor. Savaş aklından kurtulmak lazım. Bu ortak vatanımızda bir arada yaşama iradesiyle bir demokrasi talebini açığa çıkarmak gerekiyor. Bugün bunun emekçiler için de elzem, kadınlar için de elzem bir konu olduğunu artık hepimiz topluma çok iyi anlatmak zorundayız. Mesele sadece cumhurbaşkanlığını almak ya da parlamentoda belli sayıda vekil kazanmak ya da şimdi belediyeleri almak değil; Türkiye’nin siyasetinin aksını değiştirmek. Bu gidişat bizi bir otoriter rejim içine sıkıştırdı ve diktatörlüğe doğru gidiyor, bu duramaz artık, çünkü böyle kodlandı, yapı taşları bundan oluştu, bunun gideceği yer belli. Eğer biz 24 Haziran’da barajı geçmeseydik, 400 vekil formülü eline geçmiş olsaydı Erdoğan’ın, belki de 31 Mart’ta Türkiye yerel seçimleri gitmeyebilirdi, yani “Belediye başkanlarını atayacağım” diye bir anayasa değişikliği yapabilirdi, anayasal diktatörlük dediğimiz meselenin önünü kestik. Bunu akademisyenler çok net açıklıyorlar; diyorlar ki: “Kitlelere dayalı Bonapartist bir aklın evrilmesi”; yani faşizmin nerelere doğru gideceğini okuyabiliyoruz. Bu kadar açık kodlar varken bunun seçeneği demokrasidir, çoğulcu demokrasidir, katılımcı demokrasidir. Bu meseleyi çözecekseniz de, burada HDP, onun bileşenleri, Kürt halkı en önemli dinamiklerdir. Bu dinamikleri görmezden geldiğinizde, sadece bir aritmetik içinden meseleye baktığınızda, bu hesaplara bakıp oyları toplayıp çıkartarak bir sonuç alamazsınız; çünkü esas belirleyici dinamiği dışarıda bırakmış oluyorsunuz. Nedir o? Kürt halkı. Neden? Çünkü iktidar Kürt düşmanlığı üzerinden kitlesini topluyor. Irkçılık, milliyetçilik, ayrımcılık, nefret söylemi… bütün buradaki hikâye böyle geliyor önümüze. Şimdi bu hikâyenin kurgu olduğunu, hakikat olmadığını, hakikatin başka bir şey olduğunu göstermemiz için bu kurguya tutsak olmamak lazım. 

Peki, baştaki sorumuza dönelim: “Nasıl hazırlanıyorsunuz?” diye sordum. Şu âna kadar HDP üzerinde yerel seçimler ve HDP’nin aynı cümle içerisinde olduğu cümlelerde iki tane husus var: Birincisi Erdoğan’ın başta dile getirdiği “Kayyum atarız” çıkışı, ikincisi de büyük şehirlerde –Batı’da özellikle– HDP’nin aday göstermeyebileceği. Bunların dışında HDP’yle ilgili, yerel seçimle ilgili, çok fazla bir şey… HDP haber olmuyor biliyoruz, onu medyada, bir Ahmet Türk aday adaylığı için başvurduğunda haber oldu, cezaevine giren Sırrı Süreyya haber oldu ya da Selahattin Demirtaş olayı haberi oluyor; onun dışında pek haber olmuyor. Bu iki hususu bir kenara koyalım –çünkü bir kayyum meselesi bir de büyük şehirler meselesi önemli– ama esas olarak şeye bakalım, siz aday belirleme sürecinde ne noktadasınız? Nasıl bir takviminiz var?

Sezai Temelli: Biz ayın 12’si yani yarın saat 5’e kadar aday başvuruları devam edecek, aday havuzları oluşuyor. Aday havuzları oluştuktan sonra da bu adaylar çerçevesinde yerellerde teamül yoklamalarımız gerçekleşecek. Bu teamül yoklamaları, hem parti üyelerimizin hem delegelerimizin hem oradaki yerel dinamiklerin katılımıyla “açık demokrasi” dediğimiz bir yöntemle gerçekleşecek. Tabii belli kriterlerimiz var bizim; yani özellikle adaylarımız kadına yönelik şiddet uygulamamış olmalı, çokeşlilik olmamalı, geçmişinde yüz kızartıcı suçlar olmamalı, bir kere bu filtrelerden geçmiş olacak aday. Ondan sonra oradaki delegasyonun katılımıyla da bir tercih ortaya çıkacak. 

Peki eş başkanlık?

Sezai Temelli: Eş başkanlık, bir kadın aday bir erkek aday her yerde eşbaşkanlıkla gireceğiz. Bu prosedürü de takvimimize göre 20 Aralık’a kadar tamamlamayı düşünüyoruz; 20 Aralık’tan sonra da tamamlandığı sıraya göre de adaylarımızı açıklarız.

Peki, şeyi sorabilir miyim; daha önceki kazanan belediye başkanlarının hemen hemen hepsinin elinden belediye başkanlıkları alındı, önemli bir kısmı da soruşturmaya uğradı, tutuklandı, hâlâ yatanlar var çok sayıda. 

Sezai Temelli: Evet. 

Ve bu arada sizin parti üyeleriniz ve yöneticinizden çok sayıda insan var. Bütün bunların ışığında başvurular nasıl? Tahmin ettiğinizden fazla mı, az mı? İnsanlar çekiniyor mu yani? 

Sezai Temelli: Açık söylemek gerekirse tabii şöyle: Herhangi bir yerde böyle rakamları okusanız dehşete düşersiniz; 6500 arkadaşımız cezaevinde, 2000 arkadaşımız yurtdışına çıkmak zorunda kalmış. Öbür taraftan önceki dönem eş başkanlarımız, vekillerimiz cezaevinde, bu dönem vekilimiz sevgili Leyla Güven şu anda cezaevinde ve bugün açlık grevi 34. gününde. Biraz önce bahsettiğim o savaş konseptini devam ettirmek isteyen, savaşı dayatanlar aslında bu ülkeye tecridi de dayatıyor. Tecrit meselesine bir itiraz olarak açlık grevinde Leyla Güven, bu çok önemli bir konu; çünkü tecrit meselesi tam o savaştaki ittifakın iktidar kurgusudur. Bu açlık grevine karşı yine medyanın görmezden geldiğini, bir duyarsızlığın hâkim olduğunu da söyleyebilirim. Bütün bunlara rağmen aday başvurularımız var. Ama derseniz ki hani böyle aşırı bir başvuru var mı? Tabii ki yok, ama aday başvuruları var. Her yerde aday göstereceğiz, her yerde belediye meclis üyeleri listelerimiz tam olacak, bu anlamda bir sıkıntı yaşamayacağız. Tabii ki içinde bulduğumuz siyaset iklimi 7 Haziran iklimi gibi bir iklim değil; bunun da altını çizmek isterim. Fakat bu çekinme olmasına rağmen bir korku yok. Yani bu mücadeleden geri kalmak gibi bir şey yok; herkes bu mücadeleye omuz vermeye, bu mücadeleye katkı sağlamaya ve başarıya olan inancı ile çalışmaya devam ediyor. Bu anlamda da belki de en güçlü parti –kesinlikle öyle– biziz. Bütün bu saldırılara rağmen, bütün bu yok saymaya rağmen, medya ablukasına rağmen, şu anda sadece kayyum atanmış 96 belediyeyi değil çok daha fazlasını kazanacağız. Hatta, Erdoğan kalktı tehdit etti bizi; dedi ki: “Belediyeleri alırsanız kayyum atarız”. Bunu bir kere söyledi, ertesi gün o kadar güçlü bir irade gördü ki karşısında; sadece bizim söylememiz de değil, halkın o güçlü iradesini gördü. Bırakın kayyum atamayı; kayyumları aday göstermek zorunda kaldı. Çünkü aday bile bulamıyorlar, yani Diyarbakır’a kayyumu aday gösteriyor, Hakkâri’ye kayyumu aday gösteriyor, ya da baktığınızda Kürt illerinde göstermiş oldukları adaylar bugün oralarda alay konusu. Bu denli bir aks içindeler. Orada halkın iradesi daha seçimlere gitmeden yüzlerine çarpmış durumdadır. 

Burada tabii bir de hatırlatalım daha önceki yerel seçimde HDP değil de Demokratik Bölgeler Partisi adayları olarak girilip seçilmişlerdi; ama anladığım kadarıyla bu seçimde HDP adayı olarak her yerde, HDP aday gösterecek. 

Sezai Temelli: 2014 seçimlerinde öyle bir parçalı yapıyla girdik; çünkü 2014’te HDP daha yeni bir partiydi, kendini daha yeterince tanıtma olanağı bulmamıştı, ilk seçimine giriyordu, yeterli kadroları ve deneyimi yoktu. Dolayısıyla böyle bir risk almak yerine Kürt illerinde BDP ile girdik, BDP şimdi seçimlere girmiyor, HDP olarak Türkiye’nin her yerinde biz giriyoruz. 

Peki o en çok dile getirilen hususu konuşalım biraz: Büyük şehirlerde, özellikle İstanbul, Ankara, İzmir’de HDP’nin aday göstermediği ya da göstermeyebileceği — orada tabii nüanslar önemli. Hangi noktadasınız şu anda? 

Sezai Temelli: Şimdi bunu defalarca çok net anlattık; ama ben bir kez daha izin verirseniz açıklamak istiyorum: Bizim her yerde belediye meclis üyeleri ve belediye başkan adaylarımız olacak. Haritayı önümüze koyduğumuzda Türkiye’nin her yerinde seçimlere gireceğiz. Fakat Türkiye’nin her yerinde seçimlere girmek demek, Türkiye’nin her yerinde belediyeler kazanmak anlamına gelmez. Oysa bizim stratejimiz çok net, diyoruz ki: “Bir kere, kazanabileceğimiz her yerde, potansiyelimizin tüm sınırlarını zorlayıp kazanacağız”. Sadece 96 kayyumu geri almayacağız; çok daha ötesinde belediyeler kazanacağız. Bu kazanma meselesi, bu Cumhur İttifakı’nı, bu faşist bloku geriletmeye yönelik. Ama bu yeterli değil; tüm Türkiye coğrafyasına baktığımızda bizim tek başımıza kazanma olanağımızın olmadığı yerde, biz eğer bu bloku geriletmek gibi bir strateji önümüze koymuşsak bunun da gereğini yapalım. Ne yapalım? Orada, demokrasi güçlerinin, emekçilerin, kadınların, gençlerin, bütün kentin dinamiklerinin üzerinde ortaklaşabileceği bir aday varsa, o aday ortak adayımız olsun. Bu da olmuyorsa, bunun ötesinde bir parti eğer o kentte alma olasılığı yüksek bir adayı çıkarmışsa ve o aday bizim ilkelerimizle çelişmiyorsa, bizim hassasiyetlerimize saygı gösteriyorsa, biz orada da o adayı destekleyelim. Bu kadar açık üç tane seçim stratejimiz. 

Burada o zaman ben biraz somutlaştırayım: İlk akla gelen, diyelim ki İstanbul’da, CHP eğer sizleri çok rahatsız etmeyecek bir adayla çıkarsa, HDP bu adayın lehine aday göstermeyebilir, bu soruca varabiliyor muyuz?

Sezai Temelli: Ama işte bu sonuca varmamız için bu HDP’nin tek başına kalkıp konuşabileceği bir şey değil. Bu sonuca varmak için muhalefet partilerinin bu anlamda ortaklaşması, ikna olması gerekiyor. Biz sözümüzü stratejik olarak ortaya koyuyoruz. Diyoruz ki: “Biz sorumluluk almaya, fedakârlık yapmaya, gereğini yapmaya hazırız”. Neden? “Türkiye’yi demokrasi kulvarı aksına çekmeye çalışıyoruz. Bunun için asgari demokratik koşullarda yan yana gelinebilir, bunun gereğini yapabilirsiniz”. Şimdi bu söylediğiniz anlamda yapılabilmesini sağlayacak koşulları yaratmak, artık orada kazanma olasılığı olan partinin atacağı adıma bağlı. Bu parti bu adımı atmadığı sürece zaten bunu konuşmamız çok anlamlı değil.

Orada zaten biliyorsunuz, dün galiba yine Meclis’te CHP’lilere laf atmışlar, “Siz HDP’lilerle otel odalarında görüşüyorsunuz” diye. Hep bu bir şantaj olarak kullanılıyor değil mi? HDP’liye selam vermek, yan yana durmak ya da birlikte yemek yemek vs. özellikle CHP’ye yönelik iktidarın çok kullandığı bir malzeme. 

Sezai Temelli: Evet, Dün Meclis’te bütçe görüşmelerine baktığımızda, aslında AKP diye bir grubun olmadığını izlemiş olduk. Çünkü AKP kendi sözünü söylemiyor. Bütçeye dair kendi sözünü söyleyemiyor. Aslında bütçeyi bile elinden kaçırmış. Bütçe gitmiş, sarayın bütçesi olmuş. Onlara deklare edilmiş. Halkı temsil ediyorlar, halkın lehine, halktan yana, toplumdan yana bir tek cümle kurmayıp sürekli muhalefetle uğraşan, özellikle bize laf atan, saldırıda bulunan bir zihniyet. Şimdi bizi düşmanlaştıracak, öyle bir yere koyacak ki diğer partilerle olan ilişkiler kopsun. Ucuz akıl dün Parlamento’da bu şekilde kendini teşhir etti. Bu arada otel odasında görüşme falan yok yani. Tamamen çirkin bir yaklaşım. Ben de diyorum ki partiler birbiriyle görüşebilir, görüşmelidir de zaten. Eğer bizde partiler görüşmüyorsa bu onların eksikliği. Görüşmelidir. Bu adımı atmalıdır. Yoksa iktidarın tam da o kurgusuna teslim olmuşsunuz demektir. Ama bugüne kadar bir görüşme gerçekleşmedi. Görüşme gerçekleşirse inanıyoruz ki biz görüştüğümüz partiye toplumun duygularını, beklentilerini, demokrasi güçlerinin, demokrasi cephesinin isteklerini aktarabileceğiz. Çünkü biz toplumla görüştük. Fizibilite raporları yaptık. Demokrasi güçleri ile görüştük. Emekçilerle, sendikalarla, sivil toplum örgütleri ile, birçok kesim ile görüştük. Zaten bizim partimizin karakteri çoğulcu olduğu için, birçok bileşenle oluşmuş bir parti olduğu için kendiliğinden hareketlenmiş bu dinamikler, bu toplumun nabzını tuttu. Bizim bunu tabii ki oya havale ettirebilecek bir gücümüz var; ama ondan ötesi İstanbul ölçeği gibi bugün çeşitli büyük şehirlerde Cumhur İttifakı’nı geriletecek, bu faşist bloku kıracak bir hamle yapacaksak, bu iletişim muhakkak olmalı. 

Burada İstanbul, Ankara, İzmir telaffuz ediliyor, ama biliyoruz ki, yani yakından bilenler biliyor ki İstanbul, Ankara, İzmir tabii ki, ama esas Adana, Mersin, Aydın gibi yerler de değil mi? HDP’nin tercihi bayağı önemli olacak. Yani sadece İstanbul, Ankara, İzmir değil; ama bu ikinci derece büyük şehirlerde, özellikle Ege ve Akdeniz şehirlerinde sizi partinizin bayağı bir oyu var. 

Sezai Temelli: Evet.

Genel seçimlerde de gördük. Adana’dan, Mersin’den milletvekili çıkarabiliyorsunuz. Manisa’da çıkaramadınız galiba, ama bayağı bir oy aldınız değil mi? 

Sezai Temelli: Ciddi bir oy aldık. 

Bayağı bir gücünüz var yani. Sadece 3 büyük şehri değil başka şehirleri de beraber mi düşünmek gerekir?

Sezai Temelli: Zaten öyle. Yani baktığımızda bütün büyük şehirleri düşünmek gerekir. Ama tabii İstanbul hep öne çıkıyor. Şunu çok net söyleyeyim ki HDP’nin belli bir oy tabanı, belli bir kitlesi var; ama bunun dışında da Türkiye’de HDP oyunu almadığı çok önemli bir kitlenin ikinci partisidir. Yani bugün CHP’ye, İYİ Parti’ye, AKP’ye oy veren hatta birçok değişik partiye oy veren insanların ikinci partisi iddia ediyorum HDP’dir. Çünkü Türkiye’nin gerçek sorunlarına gerçek çözümler üreten ve Türkiye’nin bir arada yaşama iradesine tam anlamıyla sahip çıkmış yani demokratik parti HDP’dir. Bunun araştırmaları da yapılmıştır. Bunu laf olsun diye söylemiyorum. Gerçekten de böyledir. Türkiye’de birçok partinin, bir iki istisna hariç ikinci partisi HDP’dir. Şimdi bu ne demektir? HDP ile birlikte hareket edebilecek bir toplumsal zemininiz var. HDP’den kaçarak, düşmanlaştırarak, araya mesafe koyarak değil, HDP ile bir iletişime geçerek aslında toplumun beklentilerine yanıt verebilirsiniz. Bu Mersin için de böyledir, Adana için de, Bursa için de, Manisa için de böyledir. Kimsenin ölçemeyeceği bir güçtür HDP. Yani bu istatistiklere yansımayabilir, kamuoyu araştırmalarına yansımayabilir, seçim sandıklarına yansımayabilir; ama HDP bu denli büyük bir potansiyel gücü barındıran bir siyaset.

Peki, somut bir örnekten bu muhalefetin faktörleri arasındaki ilişkiyi daha iyi anlamak için, mesela Muharrem İnce aday olduğu zaman kampanyasını Edirne’den başlattı ve Selahattin Demirtaş’ı ziyaret etti. Daha sonra Diyarbakır’a gittiğinde Selahattin Demirtaş’ın ailesini ziyaret etti. Bunlar herhalde sizin partiniz ve tabanınız tarafından da hoş karşılanmıştır. Onun devamı geldi mi mesela?

Sezai Temelli: Maalesef gelmedi. Yani iyi bir başlangıçtı. Olumladık. Çünkü inanıyorum ki Muharrem İnce’nin kampanyasını yürütenler, biraz önce söylediğim o duygusal sosyolojiye hâkimlerdi ve onu doğru kodlayıp doğru okumuşlardı. Çünkü dediler ki: “Eğer sen Erdoğan’ın karşısında 2. tura kalacak bir adaysan, bu ancak ve ancak Amed’den geçer”. Kaldı ki tarihe de baksanız, Türkiye’nin en önemli ve kritik tarihsel dönüm noktalarında o anki başbakanlar, cumhurbaşkanları ya da buna aday olan insanlar meselenin Diyarbakır’dan geçtiğini çok açık ifade etmişler. Bu Diyarbakır’daki seçmen sayısı ile alâkalı bir şey değil. Bu Türkiye siyasetinin geleceğiyle ilgili, demokrasisiyle ilgili, Türkiye’nin aradığı barışla ilgili bir şey. Yani bunu artık her yerde solumanız mümkün. Bu sadece Diyarbakır’a sıkışacak bir şey değil. Bugün bunu Karadeniz’de de solursunuz, bugün bunu Ege’de de, Trakya’da da. Bu artık bir bu coğrafyanın, bu siyasetin doğasıdır. Bu duygudan uzaksanız, bunu yeterince analiz edip içselleştiremiyorsanız, hâlâ klasik partiler yarışı şeklinde meseleye bakıyorsanız, ister istemez Türkiye’nin içinde bulunduğu bu açmazdan çıkması mümkün olmuyor. Biz de diyoruz ki: “Bundan kendinizi kurtarın”. Bakın biz hazırız. Biz Türkiye’nin demokratikleşme yolunda atacağı her adıma katkı sunmaya hazırız. Kürt meselesi yokmuş gibi adım atamazsınız. Bu savaşa karşı çıkmadan adım atamazsınız. Ama bu savaşa karşı çıkmak hepimizin hayrına bir şey. Kürt meselesini çözmek hepimizin hayrına bir şey. Suriye’nin de, Irak’ın da, Türkiye’nin de, Ermenilerin de Ezidilerin de, Türklerin de; yani kim varsa burada herkesin hayrına olan bir şeyden bahsediyoruz. Bu önemlidir. Yerel seçimlerde stratejimizi belirlerken, bu konuda atacağımız adımları belirlerken yine her zamanki gibi bu hassasiyeti öne çıkardık. Çağrılarımızı yaptık. Toplumun büyük bir kesiminden yine olumlu dönüşler oldu, özellikle kadınlar. Çünkü bir kadın partisiyiz. Eşit temsiliyet üzerinde kendimizi var ediyoruz. Bu bizim asla vazgeçmeyeceğimiz en temel ilkelerimizden biri. Emekçiler, çünkü emeğin partisiyiz. Emeğin kentlerini var etme derdindeyiz. Çok büyük adaletsizlik, sömürü var. Buna karşı ancak emekçilerin müdahil olduğu bir demokrasiyle yol alabiliriz. Doğadan yana tercihimizi kullanıyoruz. Ciddi bir talan var. Doğanın talanı ile karşı karşıyayız. Ekolojik yıkım çok ciddi boyutlara ulaşmış durumda. Bugün nereye gitseniz doğa harikası birçok yere termik santral yapan, nükleer santral yapan, Karadeniz’de Yeşil Yol yapan, Dersim’de orman yakan bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bütün bu meselelerin çözümü aslında bizim bugün siyaset dediğimiz meselemiz. Yani bizim siyaset sadece oy hesabı, koltuk hesabı değil. Bu meselelerin çözümüne dair…

Peki, bir şey sorabilir miyim? Muhalefet derken HDP’nin CHP ile ilişkisi var mı, yok mu, ne derece var falan konuşuluyor; ama muhalefetin yeni dönemde ortaya çıkan yeni bir unsuru İYİ Parti var ve İYİ Parti ile sizin aranızda ilişki galiba yok.

Sezai Temelli: Yok, evet. 

Peki bu böyle mi sürecek? Nasıl olacak? CHP üzerinden mi? Çünkü İYİ Parti ile CHP yan yana durur gibi ya da durmaya çalışır gibi. Bu yerel seçimlerde de böyle söz konusu. Şimdi nasıl olacak? Hiçbir ilişkiniz olmayan bir partiyle yan yana durabilmek vs. teorik olarak bile sanki mümkün değilmiş gibi bir hava var. 

Sezai Temelli: Bu eski kodlar ister istemez bu havayı yaratıyor. Buna karar verecek olan İYİ Parti’dir. İYİ Parti bir demokrasi zemininde siyaset yapmak istiyor mu istemiyor mu? Çünkü zemin gidiyor artık. Zemin kaybolduktan sonra sizin herhangi bir partinizin olmasının da bir anlamı kalmayacak. Biz bunu anlatmaya çalışıyoruz Türkiye’ye. Yoksa İYİ Parti bizle ilişki kursa ne olur kurmasa ne olur hikâyesi değil bu. Bu demokrasi zeminini kaybetmeme meselesidir bu. İYİ Parti şimdi dönüp buna bakmalı. Türkiye’nin demokratik bir anayasaya ihtiyacı var. Türkiye’nin demokratikleşmeye ihtiyacı var. Türkiye’nin barışa ihtiyacı var. Türkiye’nin önünün açılmasına ihtiyacı var. Bu iktisadî krizden, siyasî krizden, içinde bulunduğumuz bütün krizlerden çıkmaya ihtiyacı var. Siz bunların hepsini bir kenara bırakıp, bunlara enerjinizi vermeyip, bunlara akıl yormayıp dönüp sürekli HDP’ye karşı laf söyleyip buradan prim yaparım diyorsanız, e ötekiler zaten bunu yapıyor. Bir seçenek, siyaseten bir seçenek getirmeniz için o yüzden farklı bir şey yapmalısınız. Bu İYİ Parti’nin düşüneceği bir şey, bu CHP’nin düşüneceği bir şey, bu diğer partilerin düşüneceği bir şey. Eğer bunu düşünemezlerse zaten iktidar bütün elindeki aygıtlarla, medyasından zor aygıtlarına kadar bütün aygıtlarıyla HDP’yi düşmanlaştırıyor, ötekileştiriyor, nefret söylemi ile bir yere hapis etmeye çalışıyor. İşte o televizyonlarda izliyorsunuz. Biraz önce söylediniz, hiç HDP mevzu olmuyor diye. Oluyor, şöyle oluyor: Bizim aleyhimizde bir şeyler varsa, orada bir bakıyorsunuz HDP tartışılıyor. Ben bazen bakıyorum, HDP diye böyle bir parti varmış diyorum kendi kendime. Yani öyle bir HDP anlatıyorlar ki, yabancılaşma içinde…

Peki, siz akademisyensiniz. Ekonomi…

Sezai Temelli: Ekonomi, evet.

Türkiye bayağı ciddi bir ekonomik sorun yaşıyor. Kriz ya da değil, adı her neyse diyelim. Ve dışarıdan baktığımızda, bir gazeteci olarak baktığımda, muhalefet partileri bu krizi ya da bu sıkıntıları diyelim –vatandaşı doğrudan etkilediği de açık olan enflasyon rakamı tek başına yeterli, büyümenin geldiği yer yeterli, işsizlik oranları vs.– kullanamıyorlar. Ya da bunun üzerine pek bir siyaset yapıldığını göremiyoruz. Şimdi tabii ki hemen CHP’liler özellikle medya ambargosunu gerekçe gösteriyorlar. Ama bence sanki bu sadece medya ambargosu ile açıklanabilecek bir şey değil. Ne dersiniz? Şu anda yaşanan çok ciddi bir ekonomik süreçten geçmiyor mu Türkiye?

Sezai Temelli: Çok ciddi…

Ve dünyanın her yerinde bu tür sıkıntıların aktörü olan siyasî aktörler kaybetmez mi? Ya da karşısında olanlar kazanmaz mı? Burada nerede sorun var?

Sezai Temelli: Bir kere siyasetin toplumsallaşması dediğimiz mesele, toplumun da siyasallaşması dediğimiz mesele, bizim bütün tarihimiz boyunca özellikle meselenin odağına koyduğumuz tartışma başlığıydı. Türkiye’deki en temel kopukluklar burada. Yani baktığınızda çok ciddi bir iktisadî kriz var. Finansal krizle başladı, şu anda çok ciddi bir iktisadî kriz var. İktisadî kriz o denli büyük ki, yoksullaşma ölçütlerine baktığımızda, kamusal yoksulluk ölçütlerine baktığımızda, bu bütün çıplaklığıyla ortaya çıkıyor. Yani artık insanlar açlık sınırının altında yaşıyorlar. Türkiye’de çok uzun yıllar sonra gıda yoksulluğu açığa çıkmaya başladı. İyi beslenmeme zaten vardı. Şimdi açıktan bir gıda yoksulluğu, açlık krizi başladı Türkiye’de. Sağlık keza böyle, eğitim böyle. Gelir dağılımı çok adaletsiz. Vergi çok adaletsiz. Yani bu anlamıyla iktisadî kriz, makroekonomik göstergelerde gördüğünüz bütün iktisadî kriz ölçütleri halkın omuzuna yüklenmiş durumda. Peki bu durumda halk ne yapacak? Siyaseten bir tepki gösterecek. İşte siyaseten tepki göstereceği kanalları yok. Bu bir sınıfsal bir meseledir. HDP’nin bu kanalları var. Siyaseten tepki gösteriyor, mücadele ediyor. Devlet bütün aygıtlarıyla, biraz önce söylediğim gibi ordusuyla, jandarmasıyla, polisiyle, istihbaratıyla, aklınıza gelebilecek her türlü zor aygıtıyla HDP’nin üzerine çullanıyor. Şimdi HDP’nin üzerine bu çullanma diğer tarafta kanalları olmayan siyaseti de aslında toplumla buluşmasını ortadan kaldırıyor. Buradaki mesele toplumun siyaset yapmasının kanallarını açmak. Yani artık Türkiye’de özellikle Gezi’de gördüğümüz tablo buydu. İnsanlar siyaset yapmaya kendiliğinden geldi. Bu siyaseti akıtacağı kulvarları, kanalları aradı. Biz HDP olarak Gezi’den bu dersleri hızla çıkardık ve bu kanallarımızı açtık. Emekçilerin partisiyiz derken, mağdurların partisiyiz derken, yoksulların partisiyiz derken, tam da bu kanallarımızın açıklığından dolayı bunu söylüyoruz. Yani siyaseti toplumsallaştırma, toplumun siyasete katılma kanallarını açma…, kadın mücadelemiz başlı başına böyle bir şey. Fakat içinde bulunduğumuz konjonktür öyle bir saldırı ile karşı karşıya bırakıyor ki, bizim bu mücadeledeki yalnızlığımız bir an önce ortadan kalkmalı. Tüm siyasî partilere, tüm toplumsal muhalefete, muhalefette olan siyasî partilere zaten esas çağrımız budur. Gerçek ittifakın kurulacağı zemin budur. Yani işçilerin, emekçilerin mücadelesinde buluşmak, kadınların mücadelesinde buluşmak, doğa mücadelesi veren ekolojistlerin mücadelesinde buluşmak, Kürt halkının özgürlüklerini gasp eden bu iktidara karşı Kürt halkının mücadelesinde buluşmak. Yani mücadele zeminlerinde buluşabilirsek o kanalları hep birlikte açarız. Ama bu bir tek HDP’ye kalıyorsa, o zaman HDP devletin bu zulmü ile boğuştuğundan dolayı yeterince toplumsal muhalefeti hareketlendiremeyebiliyor. Bu bir güç meselesi sonuçta. Herkesi o yüzden çağırıyoruz. Seçimleri de bu anlamıyla önemli uğraklar olarak görüyoruz. Çünkü toplum bu denli baskı altında ise kendini ifade edebileceği en iyi zeminlerden birini seçimler sağlıyor. O zaman tamam, şimdi seçim zamanı.

Ama diyelim ki bu seçimden de iktidar muzaffer çıkarsa, bu sefer de olaylar birçok şeyi de yeniden meşrulaştırmış oluyor. 

Sezai Temelli: İşte bunu geçmiş seçimlerdeki eksiklikleri iyi analiz etmek lazım. Nasıl oldu da referandumda kılpayı referandum elimizden kaçtı? Nasıl oldu da 24 Haziran’da ikinci tura kalamadık? Bütün, çok uzağa gitmeden, 1 Kasım, 16 Nisan ve 24 Haziran, bu üç seçimin analizini yaptığınızda zaten ne yapmanız, ne yapmamanız gerektiği ortaya çıkıyor. Muhalefetin elinde, okuyacağı bu kadar basit bir yazı var. 

Kapatmadan önce Selahattin Demirtaş mevzuunu bir konuşalım. Çok uzatmadan; çünkü çok büyük polemikler de oldu, tartışmalar da oldu ve siz de rahatsız oldunuz bundan biliyorum; ama yani bu Selahattin Demirtaş’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi için demiyorum, parti içerisindeki Selahattin Demirtaş meselesi, o mesele halloldu mu, yoksa bir mesele yok muydu? 

Sezai Temelli: Bir mesele yoktu. Selahattin Demirtaş’ın eleştirileri vardı. Bu eleştirilerini partiye yöneltiyor. Tabii ki özellikle cumhurbaşkanlığı seçim süreci ile ilgili olarak, biraz önce söylediğim konuyla çok alâkalı, ikinci tura kalmama meselesi. Tabii ki orada bizim de eksikliklerimiz oldu, ama esas mesele tabii muhalefetin ilişkisizliğiydi. Bu konuda bunu yeniden değerlendirmekte yarar var. Eleştirileri oldu. Eleştirilerinin yöntemine dair tartışmamız oldu. Yoksa eleştiriler öyleydi, böyleydi meselesi değil. Eleştirilerin yöntemine dair bir tartışmamız oldu. Kendisi de ben de bu konudaki eksiğimizi fazlamızı samimiyetle ortaya koyduk ve bu yönteme dair meseleyi aştık. Ama onun dışında Selahattin Demirtaş ve parti ile olan onun ilişkisi konusunda bir sorun, bir sıkıntı yok. Olamaz da zaten. 

Siz şahsen görüşebildiniz mi?

Sezai Temelli: Görüşemiyoruz, çünkü izin vermiyorlar.

Vermiyorlar, sadece avukatlar görüşüyor.

Sezai Temelli: En son yine Edirne’ye geçen ay gitmek istedim. Adalet Bakanlığı’na başvuruyorsunuz. Adalet Bakanlığı yine izin vermedi. Kandıra’ya gittim, Kandıra’daki arkadaşlarımı gördüm.

Oldu, çok teşekkürler.

Sezai Temelli: Ben teşekkür ederim.

Evet HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli ile 31 Mart yerel seçimlerine Partisi’nin nasıl hazırlandığını konuştuk. Kendisine çok teşekkür ediyoruz İzleyicilerimize de teşekkürler. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus