CHP güçlü olduğu yerlerin adaylarını neden geç açıklıyor?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı adayını açıklamayı son anda erteledi. Seçimler öncesi güçsüz olduğu yerlerde adaylarını erkenden açıklayan ana muhalefet partisinin güçlü olduğu yerlerde aday açıklamasını geciktirmesinin nedenleri.

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

Merhaba, iyi günler. 31 Mart Yerel Seçimleri’ne çok az bir süre kaldı. Ama henüz ülke tam olarak bir seçim atmosferine girebilmiş değil ve hâlâ belirsiz olan adaylar var, bunların bazıları önemli yerlerdeki adaylar. Bugün özellikle CHP’nin belirlediklerinden ziyade belirlemediği ya da açıklamadığı adaylar hakkında bir şeyler söylemek istiyorum. Mâlûm, dün İzmir bekleniyordu, İzmir için birtakım isimler öne çıkmıştı ve dün açıklaması beklenen İzmir son anda ertelendi. Ne zamana ertelendi? Bir sonraki parti meclisi toplantısı galiba 30 Ocak’ta olacak ve ondan sonra İzmir’in açıklanması söz konusu olacak, öyle gözüküyor. Sadece İzmir Büyükşehir değil; İzmir’in ilçelerinin büyük bir kısmı, İstanbul’un ilçeleri ve Ankara’nın ilçelerinin büyük bir kısmı da henüz açıklanmış değil; birtakım illerde de hâlâ açıklanmamış yerler var. Ama burada önemli olan, en dikkat çekici olan üç büyük ilde CHP’nin genellikle –Ankara Çankaya istisnası var tabii, o önemli– kazanma ihtimali çok güçlü olan yerlerde adaylar nedense en sonlarda açıklanıyor, gecikiyor ve –dün İzmir’de olduğu gibi– son anda açıklamalar erteleniyor. 

Bu neden böyle? İzmir’e normal şartlarda baktığımızda, CHP’nin kazanma ihtimali hayli yüksek; önceki seçimlere baktığımızda, son yerel seçimlere ve son 24 Haziran seçimlerine baktığımızda, referandum sonuçlarına baktığımızda, AKP’nin kazanma ihtimali MHP’nin desteği de olsa çok düşük gözüküyor, ama İzmir hâlâ açıklanmış değil. Aynı şekilde İstanbul’da Kadıköy, Şişli, Beşiktaş, Bakırköy gibi yerler hâlâ belirsiz; birçok isim aynı anda dolaşıyor. Özellikle Şişli’de Mustafa Sarıgül’ün o büyük iddialarından sonra tekrardan Şişli’den aday olmak istediğini biliyoruz, bayağı çalışıyor, çok erkenden başladı; ama kendisini CHP’nin aday gösterip göstermeyeceği hâlâ belli değil. Eğer CHP başkasını aday gösterirse Sarıgül’ün ayrıca aday olup olmayacağı hâlâ belli değil. 

Bu neden böyle oluyor? Şimdi, ilk başta baktığımızda şöyle denebilir: Nasıl olsa kazanması büyük ölçüde garanti olan yerlerin adayları geç açıklanmış, erken açıklanmış, çok önemli değil. Önemli olan kazanılması zor olan yerler, AKP’nin elindeki ya da MHP’nin elindeki belediyeler, oraların daha erkenden açıklanması ve orada adayların daha erkenden çalışmaya başlaması doğru diye düşünülebilir — bu ilk akla gelen ve açıklama. Ama çok ilginç bir şekilde benim kişisel gözlemim şu ki: CHP, birçok aday ilanına genellikle seçim öncesinde hep zayıf olduğu yerlerden başlar ve bu açıklamayı erkenden yapması, aslında CHP’nin buralara o seçimde çok daha fazla önem vereceğini değil; tam aksine buralarda zaten kazanmayı hiçbir şekilde düşünmediğini gösterir. Yani gazeteciler olarak şöyle dediğimizi hatırlamıyorum: “CHP, AKP’nin kalelerinde çok erkenden milletvekili ya da belediye başkan adaylarını açıklıyor, demek ki buralarda çok güçlü bir şekilde kampanya yürütecek. Buralarda bu sefer bir şeyler deneyecek” demiyoruz. Tam tersine, “CHP buralarda göstermiş olmak için aday gösteriyor” diyoruz. Onun dışında iş CHP’nin güçlü olduğu yerlere geldiği zaman da parti içerisindeki farklı güç odaklarının kimlerden yana ağırlık koyduğu üzerine bir tartışma başlıyor ve bu tartışma bir türlü bitmiyor. Belediye başkanlıkları söz konusu olduğu zaman, tabii ki ilk başta var olan belediye başkanları geliyor. Belediye başkanları kendilerinin başarılı olduklarını söylüyorlar ve yeniden aday olmak istediklerini, bunu hak ettiklerini ileri sürüyorlar. Onun dışında tabii ki buralara başkaları niyetleniyor başkanlık için –sadece başkanlık da değil tabii, belediye meclis üyelikleri filan da var; ama biz başkanlığı özellikle söyleyelim– ve başkaları da oralara ilgi gösteriyor. Çünkü buralar çok da uğraşmadan kazanılabilecek yerler — garantili yerler diyelim, ya da garantili sayılan yerler. Ve bu sefer de bu kişiler değişik kanallardan, mekanizmalardan değişik kişiler aracılığıyla kendilerini Genel Merkez’e kabul ettirmeye çalışıyorlar. Bir CHP’li yöneticiyle konuşmamı hatırlıyorum; kendisi profesyonel siyasetçi değildi, sonradan siyasete girmiş eski bir bürokrattı, ama parti içerisinde de üst düzey yöneticiliği vardı ve bir yerel seçim öncesi kendisiyle sohbet ettiğimde, kapısını sürekli belediye başkan adaylarının aşındırdığından yakınmıştı. Kendisinin bildiği konular olmamasına rağmen, ama partide bir titri olduğu için, yönetici unvanı olduğu için, aday adayları, ellerinden geldiğince ulaşabildikleri herkese ulaşmaya çalışıp kendilerini aday göstermeye çalışıyorlar. Şimdi burada bir önseçim meselesi var, CHP’nin öteden beri dile getirdiği ve kimi zaman özellikle genel seçimler öncesinde uyguladığı önseçim. Bu önseçim meselesinde de tabii bakıldığı zaman çok demokratik, doğrudan demokrasi çağrıştırıyor; ancak üye yapılanması, delege yapılanmasının ne kadar demokratik olduğu, şeffaf olduğu şüpheli olduğu için de önseçim kimi durumda bambaşka bir şekilde sonuçlanabiliyor. CHP’de çok eskiden beri dile getirilen bir de delege avcılığı meselesi var, köşelerin tutuluyor olması meselesi var. Dolayısıyla “önseçim yapalım oradan her şey belli olsun” demek, CHP gibi bir partinin sorunlarını çözmeye yetmiyor.

İzmir’de olan biten nedir? İzmir’de herkes kendisi il belediye başkanı olmak istiyor. Tabii burada Aziz Kocaoğlu’nun aylar önce “Ben artık aday olmayacağım” açıklamasını yapmış olmasının rolü büyük. “Tekrar adayım” dese, aday gösterilir miydi? Bu ayrı bir tartışma konusu, onu bilemeyiz; ama “Ben artık aday olmayacağım” dediği andan itibaren çok kişinin CHP’de İzmir için kendini ortaya attığını gördük. Bunların önemli bir kısmı İzmir’in değişik ilçelerin belediye başkanları, bazıları İzmir’de CHP il başkanlığı ve benzeri görevlerde bulunmuş kişiler, bazıları milletvekilliği yapmış veya hâlâ yapan kişiler ve dolayısıyla İzmir’de çok büyük bir kalabalık ortaya çıktı. Bunlarının sayısının azaldığı söylendi; hatta dün de bunlardan bir tanesinin netleştiği söylendi, ama son anda Aziz Kocaoğlu –belli ki adı öne çıkan kişilerden hazzetmediği için, kendisinin beklediği isimler ve aday olma şansını görmediği için birdenbire tekrar Ankara’ya giderek “Ben yeniden adayım” dedi, böyle bir ihtiyaç hissetti ve bütün işleri tekrar karıştırdı. Şimdi bütün bunlar olurken dışarıdan bakanlar için, İzmirli seçmen için ya da genel olarak dışarıdan gözleyenler için, CHP’yi gözleyenler için, bütün bu gecikmeler, bütün bu son anda “Ben de adayım” diye çıkmalar, açıklanması beklenen isimlerin erteleniyor olması vs., dışarıdan bakıldığı zaman, “Helâl olsun CHP’ye, ne kadar titiz hareket ediyor” gibi bir reaksiyona neden olmuyor; tam tersine CHP’de iktidar kavgası olarak algılanıyor — ki olay bu aslında. Herkes garantili yerlerde, özellikle İzmir Büyükşehir gibi imkânları da çok büyük olan yerlerde iktidara gelmek istiyor ve bunu yapmanın yolu olarak da, tabii ki başka mekanizma olmadığı için parti içi, parti yönetimine ulaşmak, onlar üzerinde etkili olmak ve bu konuda değişik değişik kozlarını ileri sürmek… ellerinde olan bu. Ve böylece CHP kendi içerisinde çok ciddi iktidar savaşlarına, çok ciddi seçimlere tanık oluyor. Yani CHP yerel seçimlerden önce kendi içerisinde kıran kırana bir seçim yaşıyor ve o kıran kırana seçimin ardından fazla mecali kalmadığı için de genellikle seçim performansı bayağı düşük oluyor. 

Bu seçimde –hakkını yememek lâzım– Ankara ve İstanbul’u nispeten erken açıkladı CHP. Ankara’nın gecikmesinin nedeni İYİ Parti’yle yaşanan ittifakta pürüzdü, ama İstanbul’u erken açıkladı. Çünkü İstanbul bir anlamda garantili olmayan yerlerdendi, önemli bir yerdi ve CHP lideri Kılıçdaroğlu Ekrem İmamoğlu’nu evine giderek açıkladı, bu önemli bir destek beyanıydı. Ondan sonra Ekrem İmamoğlu kolları sıvadı; ama ne kadar yeterli olur, ne olur? Bunu bilemiyoruz; geçen yaptığım bir yayında İmamoğlu hakkında ilk izlenimlerimi aktarmıştım, onu tekrar dile getirmek istemiyorum. Mansur Yavaş konusunda da, kamuoyu Yavaş’ı daha önceden bildiği için şu anda çok fazla bir şey söyleme imkânı da yok — eski haliyle Mansur Yavaş biliniyor. Şu âna kadar, geçen yapılan tanıtım toplantısından bu yana Mansur Yavaş’ın ne yaptığını tam olarak göremiyoruz; ama herhalde önümüzdeki günlerde kampanyasını ayrıca ağırlaştıracak. 

Şunu vurgulamak lazım: Muhalefet partileri –bugünkü yayının konusu CHP–, iktidara, ülkeyi yönetmeye talipler tabii; ama uzun bir süredir buna ulaşamıyorlar; fakat onların da, sınırlı da olsa bir iktidarı var. Bu iktidarlar, bazı yerel yönetimlerde –ki bu yerel yönetimlerin sayısı az bile olsa, ülke ekonomisinde, ülkenin dinamizminde etkileri çok yüksek; yani İstanbul’un Kadıköy, Şişli, Beşiktaş, Bakırköy gibi ilçeleri; mesela Ankara’nın Çankaya ilçesi, İzmir’in kendisi gibi–, çok dinamik ve büyük olan bu yerlerdeki iktidar, CHP’nin içerisinde siyaset yapan bir kesime aslında yeterli geliyor. Yani CHP, şu âna kadar baktığımızda, tabii ki her seçime iddialı giriyorlar, her seçimde kazanmak iddiasıyla giriyorlar; ama baktığımız zaman CHP belli bir sayının, yüzdenin ötesine geçemiyor ve belli yerler dışında milletvekili çıkaramıyor, belli yerler dışında belediye başkanlığı pek kazanamıyor. Bu seçimde de –benim şu âna kadarki gözlemlerimden– İstanbul ve Ankara’yı ayrı tutarsak orada bir başka şey geliyor –aslında Ankara’yı daha önce denemişti, tekrar deniyor– İstanbul’da bir başka şey deniyor CHP; ama onun dışında CHP’nin gerçekten bu 31 Mart seçimine damga vuracak bir çıkışını şu âna kadar göremedik. Bundan sonra görecek miyiz? Emin değilim. Yalnız şunu tekrar vurgulamak lazım: Ekrem İmamoğlu örneğinde olduğu gibi, Adana örneğinde olduğu gibi, Bursa örneğinde olduğu gibi, CHP başarılı gördüğü birtakım ilçe belediye başkanlarını büyükşehir belediye başkan adayı olarak çıkarttı. Bu anladığım kadarıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun benimsediği bir strateji. Ve bu seçimde bu stratejiyi İstanbul, Bursa, Adana gibi örneklerde net gördük ve bence cesur ve belki de başarılı olma ihtimali olan bir strateji. İzmir’de de bunun olabileceği; yani İstanbul, Bursa ve Adana gibi örneklerden hareketle İzmir’de de böyle olabileceği düşüncesi çok baskındı, düne kadar böyle olması bekleniyordu; ama son anda Aziz Kocaoğlu’nun devreye girmesiyle ve Genel Başkan Yardımcısı Tuncay Özkan’ın İzmir Belediye Başkanlığı niyetinden, hevesinden ya da neyse, net bir şekilde vazgeçmemesi nedeniyle, olay şimdilik askıya alınmış durumda. Bakıyoruz sonuçta bir seçimde daha, ana muhalefet partisinin esas olarak kendi içerisindeki iktidar savaşlarına daha fazla coşkuyla, büyük bir heyecanla kapılmış olduğunu görüyoruz ve daha önceki örneklerde gördüğümüz gibi bu iktidar savaşlarının kendi içerisindeki yarışları tamamladıktan sonraki süreçte CHP’nin diğer rakip partilerle yarışmaya çok da fazla mecali kalmıyor, önceki örneklerde bunu gördük. Bakalım bu sefer nasıl olacak? Belki de bizi şaşırtacaklardır, çok sanmıyorum; ama şaşırmaya pek fazla bir itirazım olmaz. Ama şu haliyle gördüğümüz kadarıyla, en son İzmir örneğinde gördüğümüz kadarıyla, CHP cephesinde değişen hiçbir şey yok demeyeceğim, bu çok abartılı olur; ama bazı şeylerin değişmeme huyu aynen devam ediyor.

Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus