Sözcü davaları birleştirildi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Sözcü gazetesi yazarları Emin Çölaşan ve Necati Doğru, FETÖ’ye yardım suçlamasıyla hâkim karşısına çıktı. Suçlamanın rencide edici olduğunu ifade eden yazarların davası, Sözcü muhabiri Gökmen Ulu ve gazetenin sahibi Burak Akbay’ın yargılandığı dava ile birleştirildi. Mahkeme, esas hakkındaki mütalaanın hazırlanması için dosyanın savcılığa gönderilmesine karar verdi. 

Duruşma, Sözcü gazetesi muhabiri Gökmen Ulu, sahibi Burak Akbay, muhasebe çalışanı Yonca Yücekaleli ve eski çalışanı Mediha Olgun’un FETÖ’ye yardım suçlamasıyla yargılandığı davaya bakan İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Çölaşan, Doğru, Sözcü Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Metin Yılmaz, gazetenin internet sitesinin koordinatörü Yücel Arı ve internet sitesi yayın yönetmeni Mustafa Çetin hakkında hazırlanan iddianamede dosyanın bu davayla birleştirilmesi talep edilmişti.

Duruşmayı çok sayıda gazeteci takip etti. Duruşmaya katılanlar arasında Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Gökhan Durmuş,
CHP milletvekilleri Utku Çakırözer, Sezgin Tanrıkulu, Muharrem Erkek, Gürsel Tekin, CHP’li eski milletvekilleri Barış Yarkadaş ve Umut Oran ile CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu da vardı.

Saat 10.00 sıralarında başlayan duruşmada mahkeme başkanı Akın Gürlek, hızlıca sanıkların kimlik tespitini yaptı ve savunmaları almaya başladı. İlk söz gazetenin yazarı Emin Çölaşan’a verildi. Çölaşan, duruşmaya Ankara’dan Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı. Çölaşan, şunları söyledi:

“Hayatım boyunca FETÖ’yle veya herhangi bir terör örgütüyle bir ilgim olmadı. 42 yıllık gazeteciyim. FETÖ hakkında binlerce yazı yazdım, bunların herhangi birine dava açılmadı. Tam tersine Fethullah ve cemaati beni defalarca dava etti. Şu anda FETÖ’cü olmakla huzurunuzda bulunmak rencide edici bir durumdur. Reddediyorum bu suçlamayı. Suçlamalar, bugüne kadar yazdığım binlerce yazı arasından cımbızla çekilmiş ve iddianameye konulmuş kısa bilgilerdir.

İddianamede suçlama konusu edilen yazılardan biri cezaevinden gelen bir mektupla ilgilidir. Bir kadın, Mart 2017’de cezaevinden bir faks yollamıştı. 3 ve 6 yaşlarında çocukları ve 8 aylık bebeği olan bir kadındı. ‘Beni 8 aylık çocuğumla cezaevine attılar’ diyordu mektupta. Ben de ‘Bir Annenin Dramı’ başlığıyla bu olayı aktarıyorum. Eleştirdiğim, çocuklarının kendinden alınması ve kadının 8 aylık çocuğu ile cezaevine konulmasıydı. ‘Bu olmaz, insaf’ dedim yazıda.”

Bu sırada mahkeme başkanı Akın Gürlek araya girdi ve Çölaşan’a “Sizin daha önceki yazılarınızı da okudum. Geçmişte F Tipi yapılanma gibi yazılar yazdınız. Biliyorsunuz ki FETÖ 17-25 Aralık’ta yargı eliyle darbe girişiminde bulundu. Bunun ardından bakış açınızda farklılıklar var. Niye?” diye sordu.

Çölaşan, “Ben devletin yetkilisi değilim. Bu operasyona kimlerin çanak tutturduğunu bilemem. Biz yolsuzlukları biliyorduk zaten ancak elimizde belge yoktu” dedi. Başkan Gürlek de, yolsuzluk soruşturmalarına takipsizlik kararı verildiğini ve bu kararın kesinleştiğini anımsattı ve “Ses kayıtlarının montaj olduğu ortaya çıktı. Siz bunun ardından ‘Şimdi Cemaati Savunma Zamanı’ başlıklı bir yazı yazdınız” dedi.

Çölaşan da, o günlerde Gülen Cemaatine yakın basın kuruluşlarının polislerce basıldığını hatırlattı ve “Onların Fethullahçı olmasıyla ilgili bir yazı değil. Bugün olsa yine yazarım. Hayatım boyunca binlerce yazı yazdım. Birkaç yazımdan cımbızlama yapılıyor ve ben huzurunuzda FETÖ’cü olmakla yargılanıyorum. Darbe girişimine kadar FETÖ’nün terör örgütü olduğu ile ilgili kesinleşmiş karar yoktu. Terör örgütleri adam kaçırır, soygun yapar. Darbeden sonra biz de öğrendik terör örgütü olduğunu” diye konuştu.

“Kaseti imha ettik

Mahkeme başkanı Akın Gürlek bir kez daha araya girerek, Çölaşan’a 17-25 Aralık sürecinden önce yazdığı “Kaseti gördüm” yazısından bahsetti ve kaseti kimin yolladığını sordu. Çölaşan da “Biz gazeteciyiz. Bize her türlü bilgi zamanı gelince ulaşır. Kasetler de dahildir buna. Bana da günün birinde kaset geldi. Çok önemli bir kişinin yakını olan birinin yatak sahnesi vardı. Gönderen belli değildi. Ayaklarımızla tepinerek imha ettik kaseti. Fethullah beni mahkemeye verdi bu yazıyı yazdıktan sonra. Aklandım bu davadan” dedi. Çölaşan’ın avukatı Celal Ülgen araya girerek, bu yazının suçlamanın konusu olmadığını söyledi.

Gazete manşetlerini tek tek anlattı

Çölaşan’ın ardından gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Metin Yılmaz, savunma için kürsüye geldi. Yılmaz, genel olarak suçlama konusu gazete manşetlerini tek tek savundu. 43 yıllık gazeteci olduğunu, meslek hayatının son 23 yılında Genel Yayın Yönetmenliği yaptığını kaydeden Yılmaz, “Bu süre içinde birçok gazete çıkardım. İlk defa haberlerden dolayı mahkemeye hesap veriyorum. Genel yayın yönetmeninin görevi gazetenin baskı, tiraj ve dağıtımıyla ilgilenmektir. Bu gazeteyi sattıramazsam beni orada tutmazlar. Diğer medya kuruluşlarına baktığınızda onlar devletle, bakanlarla, başkanlarla işleri olduğu için tirajları az bile olsa satılır. Bizde böyle bir şey yok” dedi. 

Yılmaz, iddianamede Sözcü’nün mizanpajının Zaman gazetesinin mizanpajına benzediği suçlamasına da Gezi Parkı eylemlerinin ardından iktidar medyasının bir örnek kullandığı “Demokratik taleplere can feda” manşetini hatırlatarak yanıt verdi. İddianamenin 2013, 2014 ve 2015 yıllarında yapılan yayınları suçlama konusu ettiğini hatırlatan Yılmaz, bu tarihten önce de kendilerine Ergenekon suçlamasının yöneltildiğini belirtti ve şöyle devam etti:

“Kaçak yalısı olan ve ABD’de Türkiye aleyhine casusluk yapan Rıza Sarraf hakkında haber yaptığımız için yargılanıyoruz şu an. ‘Bakan çocukları hapse atıldı’ diye yazmışız haberde. Atılmadı mı? Yalan mı söyleyeyim? Mesleğime ihanet mi edeyim?”

Hayatım boyunca mücadele ettim”

Yılmaz’ın ardından gazetenin yazarı Necati Doğru savunma yaptı. Doğru, 44 yıllık gazeteci olduğunu söyledi ve geçmişte Ergenekon ve Balyoz davası ile ilgili yazılar nedeniyle de kendilerine “faşist” dendiğini hatırlattı. Bu suçlamanın kendisini lekelediğini söyleyen Doğru, “Hayatım boyunca teokratik hükümet kurmak isteyenlerle mücadele ettim” dedi.

Dosya kapsamında Sözcü’nün yayınlarını incelemesi için atanmış bilirkişinin de kendilerine husumet beslediğini söyleyen Doğru, savcının da kendi yazılarını cımbızlayarak incelediğini söyledi. Yaşı gereği Türkiye tarihindeki pek çok darbeyi gördüğünü söyleyen Doğru, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yazdığı “Naylon darbe” başlıklı yazıyla ilgili suçlamaya, “Geçmişte darbeler 3’te başlar 5’te tamamlanırdı. Bunun naylon bir darbe olduğunu anlatmak için bu başlığı kullandım. Necati Doğru iktidarı eleştiriyor. Gülen de eleştiriyor. Bu durumda Necati Doğru hükümeti devirmeye çalışıyor. Bu sakat bir bakış açısıdır” diye konuştu. Bunun üzerine mahkeme başkanı Gürlek, “Neden naylon darbe başlığını attınız? Yazıyı geri çekebilirdiniz” dedi.

Mahkeme, dosyayı Sözcü’ye yönelik ilk dava dosyasıyla birleştirerek, duruşmayı 12 Mart’a erteledi. Heyet, her iki dosyada da savunmaların tamamlanması nedeniyle esas hakkındaki mütalaanın hazırlanması için dosyaların savcılığa gönderilmesine karar verdi. 


Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus