Sherry Turkle: Yeni teknolojilerin psikoloğu

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü öğretim üyesi Profesör Sherry Turkle, günümüzde ekranların sosyal ilişkilerimiz, ruh dünyamız ve hatta cinsel hayatımız üzerindeki etkilerini masaya yatırıyor. 

6 Mart 2019’da Le Monde’da çıkan Frédéric Joignot imzalı makaleyi Onur Bülbül çevirdi.

Sherry Turkle

Sherry Turkle, yüksek teknoloji ile yaşadığımız karmaşık ilişkinin en büyük tanıklarından. Boston’un saygın araştırma merkezlerinden Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nün (MIT) önemli psikoloğu, dijital dünyanın hayatımıza getirdiği zenginlikten uzun süre memnuniyet duyduktan sonra, bugün eleştirel ve endişeli bir tavır takınıyor. Facebook’un on beşinci kuruluş yıl dönümünde Vox sitesinde Facebook dostluklarına karşı sert bir yazı yayımlayan Turkle şöyle diyor: “Facebook kurucu bir efsaneydi. Facebook’un dişlileri arasında her birimiz takip edilen ve yönlendirilen yeni tip bir ürün haline geldik. ‘Küçük hayatlarımız’ parça parça alınıp satılan varlıklara dönüştü.”

Teknolojiden beslenir hale gelen insanlığı yorulmadan anlamaya çalışan Amerikalı psikolog ve antropolog, otuz yıldan beri ekranların duygularımız, sosyal ilişkilerimiz, ruh dünyamız ve hatta cinsel hayatımız üzerindeki etkilerini araştırıyor. 

“Her şey 1973’te Paris’te başladı” diyen Turkle psikoloji öğrencisiyken “1968 siyasi başarısızlığından sonra coşkunluk çağındaki Fransız eleştirel düşüncesi” ile tanışıyor. Fransız psikolog ve psikanalist Jacques Lacan’ın seminerlerinden çok etkileniyor ve Lacan ile üç defa buluşma şansı yakalıyor. Onunla ilgili olarak, “Bana, ‘canım’, ‘sevgili Sherry’ veya ‘sevgili araştırmacı’ diye hitap ederdi. Çok ilgi çekici biriydi. Psikanalizi bir meslek veyahut kariyerden ziyade bir anlaşma, bir çeşit duygusal faaliyet, şiire yakın bir şey olarak görürdü” diyor. Daha sonra Turkle, o yıllarda Fransa’da bilhassa roman ve gazetelerde hayli popüler olan psikanalizin kişisel sorunları, kişisel geçmişi ve değişimleri sorgulayan sistemiyle büyüleniyor. Psikanaliz onun için bir anlamda keşif oluyor: “Psikolojiye dair somut, kişisel fikirler elit bir gruba mahsus olmak zorunda değildir” diyen Turkle, 1978’de en iyi kitabı olarak tarif ettiği Psychoanalytic Politics’i yazıyor. Kitap, daha sonra 1982’de La France freudienne (Freudcu Fransa) adıyla Fransızcaya tercüme ediliyor. 

Seksenli yılların başında Turkle MIT’de çalışırken, Apple ilk Macintosh’u piyasaya sürüyor, Microsoft da MS-DOS yazılımını tanıtıyor ve böylece “kişisel bilgisayar” doğuyor. Bu yeni teknoloji çok geçmeden ev ve işyerlerine girmeyi başarıyor. Turkle “insan düşüncesine konu olan bu aletlerin psikolojik gücü”nden çok etkileniyor ve psikanalizin Fransa’daki macerası gibi, bilişsel bir dalganın pratiğe ve günlük hayata girdiğini gözlemliyor: “İnsanlar bu aletleri kullanmayı öğrenmekle kalmıyorlar. Program yazmaktan, yazılım değiştirmekten, RAM’lerden bahsediyorlar ve ruhlarını bedensel bir makine gibi görmeye başlıyorlar.”

“Benliğin yeni bir sahası”

O tarihlerde, yani 1985’in sonuna doğru Médialab Siyasal Bilgiler Laboratuvarı’nda sosyolog olan Dominique Bouiller ile tanışan Turkle, çalışmalarını şöyle anlatıyor: “Dominique ile Lacancı psikanaliz ekolündendik. Dijitalleşmenin insanın düşünme ve birlikte yaşama biçimini nasıl etkilediğini anlamaya çalışıyorduk. Teknolojinin eğitim potansiyelini keşfediyor, bilgisayar oyunlarını ve ötekinin yerine geçme duygusunu sorguluyorduk.”

Sherry Turkle’a göre, makinelere sıkı sıkıya bağlı yeni bir varoluş biçimi ortaya çıkıyordu. Turkle, çok sayıda denek ile çalıştıktan sonra yazdığı Les Enfants de l’ordinateur (1986) yani Bilgisayar Çocukları kitabında, bilgisayar oyunlarının bağımlılık yaptığı düşüncesini reddediyor, aksine bu oyunların stratejik düşünmeye yardımcı olduğunu hatta eğitici olabileceğini iddia ediyordu. Life on the Screen (1995) (Ekrandaki Hayat) kitabında ise internetin hayatımızda yaptığı değişikleri sorguluyordu: “Çevrimiçi hayat; ekrandaki farklı pencerelerde farklı roller oynayabildiğimiz, yeni faaliyetlere atılabildiğimiz başka bir hayat. Bu sanal ortamda evli bir adam ile bir genç kız aşk yaşayabiliyor. Dijital dünya, insanın önüne yeni bir benlik sahası açıyor.”

Turkle, bu cümleleri yazdığı tarihlerde “ihtiyatlı iyimserlikten” yana olduğunu söylüyor: “İnsan kimliğinin yeni boyutlarının keşfi mutluluk bana mutluluk veriyor.”

“Tehlikeden ve başkalarıyla karşılaşmaktan kaçınıyoruz”

Fakat ilerleyen yıllarda cep telefonları yaygınlaşıyor, internetin sitelerinin perdesi yavaş yavaş kapanırken akıllı telefon uygulamaları ve sosyal medya, kullanıcıların tercihi haline geliyor. Bu gelişmelerden dolayı hayal kırıklığına uğrayan Sherry Turkle, 2011’de çarpıcı bir makale kaleme alıyor: Alone Together (Birlikte Yalnız). Bilgisayarlar ve diğer elektronik aletlerle kurulan kesintisiz bağlantının yüz yüze kurulan insan ilişkilerini bitirdiğini ve empatiyi körelttiğini belirtiyor. Sanal bebek Tamagotchi ve konuşan oyuncak Furby üzerinden bir sorgulamaya girişiyor: Eğer bu oyuncaklar, çocukları ve yaşlıları bir süreliğine de olsa mutlu ediyorsa bunun sebebi diğer insanların onlarla daha az vakit geçirmeleri olabilir mi? Eleştirilerini Second Life gibi sanal dünyalar ve mesajlaşma servisleri gibi gerçek hayata tercih ettiğimiz platformları da içine alacak şekilde genişletiyor: “Tehlikeden ve başkalarıyla karşılaşmaktan kaçınıyoruz.” 

“Özel hayatımızın mimarları”

Bu yıllarda Sherry Turkle, makineler hakkındaki faydacı düşünceyi altüst ediyor: “Varlığımızı güçlendirmek için tasarlanan makineler, ‘“özel hayatımızın mimarları’ haline geldiler” diyen Turkle, makinelerin getirdiği sözde çözümlerin yaşlıları ağırlamak, çocuklarla ilgilenmek ve başkalarıyla ilişki içine girmek gibi çözmeye yanaşmadığımız sorunlarımızı daha da derinleştirdiğinin altını çiziyor: “Her şey makinelerin ‘hiç yoktan iyidir’ şeklinde algılanması ile başladı çünkü insanlarla ilgilenecek, onlara sevgi gösterecek yeterince kişi yoktu. Fakat bu düşünceden hızlı bir şekilde robotların neredeyse her şeyden daha iyi olduğu düşüncesine geçtik. Yani ‘hiç yoktan iyidir’ derken ‘neredeyse her şeyden daha iyi’ demeye başladık. İnsan olmayı unuttuğumuz yolculuğun durakları işte bunlardır.”

Turkle’ın eleştirisi, akıllı telefonların nasıl fiziksel sohbetin yerini aldığını tasvir ettiği Reclaiming (Geri Kazanım) kitabında daha da keskinleşiyor. “Artık hem anne-babalar hem de çocuklar, telefonların esiri olarak hiç konuşmadan bir aile yemeği yiyebiliyorlar. Sanal ve soyut kimliğimiz, başkalarının karşında hazır bulunan neşeli ve empati yapabilen kimliğimizin önüne geçiyor. İnsan sıcaklığı ve muhabbet etmek artık değer görmüyor” diyen Turkle, sosyal medyadaki anonimliğin kindar bir ruhu serbest bıraktığını da söylüyor. 

Sherry Turkle, makaleleri yüzünden eleştiri oklarının hedefi haline geliyor. Birçok insan onu yeni icatları ve hizmetleri anlamamakla suçluyor. Mythologie du portable (Cep Telefonu Mitolojisi, 2010) kitabının yazarı semiyolog Laurence Allard, “fotoğraf, çizim, hatta sinema gibi akıllı telefonlarla gerçekleştirilen bir seri yaratıcı faaliyet” olduğunu hatırlatıyor. Allard’a göre Turkle, bu yaratıcı faaliyet çeşitliliğini kaçırarak “ahlak paniği” yaşıyor: “İnsanların akıllı telefon uygulamaları sayesinde iş buldukları, sosyal medya üzerinden sağlanan mikro kredilerle şirketlerin kurulduğu güney ülkelerini” de görmezden geliyor. 

“Bir salon olgusu olarak başlayan şey kitleleri yönlendirme aracı haline geldi”

Sosyolog Dominique Bouiller ise Turkle’ı sosyal medyadaki direniş politikalarını görmezden gelerek, insanlara bu platformlardan ayrılmayı tavsiye ettiği gerekçesiyle eleştirirken “Bugün aralıksız ritmiyle insanların dikkatini çekerek küresel ısınma benzeri bir medyatik ısınma yaratan bu platformların reformu için somut yasalara ihtiyacımız var” diyor. Antonio Casilli gibi diğer eleştirmenler ise Turkle’ı teknoloji ve bilişimin, zamanında roman türünün ve yazılı basınınkine benzer yarattığı sembolik yenilikleri küçümsemekle veya yüksek teknolojinin sunduğu hizmetlerin yarattığı sorunlara değdiğini düşünen milyonlarca insanı yok saymakla eleştiriyorlar. Fakat bu eleştirilerle asla sarsılmayan Sherry Turkle, “Teknolojiyle büyülü bir aşk hikayesi yaşadık. Bir salon olgusu olarak başlayan şey kitleleri yönlendirme aracı haline geldi” diyor. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 
  • Medyascope
  • Medyascope Plus