Ruşen Çakır yorumladı: Siyasi iktidarın CHP açmazı

İSTANBUL (Medyascope) – İBB davası ve “mutlak butlan” tartışmalarını değerlendiren Ruşen Çakır, kararın yargıdan çok siyasi iktidarın tercihlerine bağlı olduğunu, CHP’ye yönelik hamlelerin ise ekonomiyi ve siyaseti daha da kırılgan hale getirebileceğini söyledi.

Videonun özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Ruşen Çakır, İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasında kararın siyasi iktidarın tercihine bağlı olduğunu vurguladı.
  • Çakır, muhtemel bir ‘mutlak butlan’ kararının Türkiye ekonomisini kırılganlaştırabileceğini belirtti.
  • İktidarın CHP’yi zayıflatma çabalarının tersine sonuçlar doğurabileceğini, bu tür hamlelerin CHP’yi güçlendirebileceğini söyledi.
  • Çakır, CHP’nin iç sorunları olduğunu ancak partinin iktidarın beklediği şekilde zayıflamadığını ifade etti.
  • Gelecekte iktidarın CHP’ye yönelik hamlelerinin daha sert ve kirli bir siyasi mücadeleye dönüşebileceği uyarısında bulundu.

Siyasi iktidarın CHP
Siyasi iktidarın CHP açmazı

Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, “Siyasi iktidarın CHP açmazı” başlıklı son yayınında İstanbul Büyükşehir Belediyesi davası ve Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) yönelik siyasi baskı tartışmalarını değerlendirdi. Çakır, yargı süreçlerinin belirleyici olmadığını, asıl kararın siyasi iktidar tarafından verileceğini savundu.

Çakır’a göre süreçte kritik unsur yargının bağımsız kararı değil, Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki iktidarın tercihleri. Eski AKP milletvekili Şamil Tayyar’ın “kararın alındığı ancak açıklanmadığı” yönündeki iddiasını hatırlatan Çakır, zamanlamanın tamamen siyasi hesaplarla belirlendiğini ifade etti.

“Mutlak butlan kararı ekonomi açısından riskli”

Yayında, olası bir “mutlak butlan” kararının Türkiye ekonomisini daha da kırılgan hale getirebileceğini vurgulayan Çakır, ekonomik krizin derinleştiği bir ortamda böyle bir adımın ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirtti.

Çakır, iktidarın CHP’yi zayıflatmak için yargı yolunu tercih ettiğini ancak bunun beklenen sonucu vermeyebileceğini söyledi. 19 Mart sürecine atıfla, bu tür hamlelerin CHP’nin gücünü azaltmak yerine artırabileceğini dile getirdi.

Yayında dikkat çeken bir diğer tespit ise iktidarın içinde bulunduğu “stratejik çıkmaz” oldu. Çakır, iktidarın ekonomiyi düzeltemediğini, siyasi üretim kapasitesinin sınırlı kaldığını, CHP’ye yönelik hamlelerin ise yeni sorunlar yaratabileceğini belirterek, mevcut araçların çözüm üretmekten çok yeni krizler doğurabileceğini söyledi.

“CHP de sorunsuz değil”

Çakır, CHP’nin de iç sorunlar yaşadığını vurguladı. Parti içi disiplin kararları ve tartışmaların sürdüğünü belirten gazeteci, buna rağmen partinin genel olarak iktidarın beklediği ölçüde zayıflamadığını ifade etti.

Yayının sonunda Çakır, önümüzdeki süreçte iktidarın CHP’ye yönelik hamlelerinin daha sert ve “kirli” bir siyasi mücadeleye dönüşebileceği uyarısında bulundu.

Video deşifresi

Hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar ve iyi sabahlar. Bu hafta yine bugünden itibaren İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasını konuşuyor olacağız. Muhtemelen bugün Ekrem İmamoğlu perşembe günü verdiği mesaja binaen bir şeyler söyleyecek. Öyle tahmin ediyorum. Her neyse, ama esas olarak gündemde, siyasetin gündeminde bir şekilde yine dönüp dolaşıp CHP oluyor; belediyeler ama CHP’nin kendisi ve malum mutlak butlan meselesi. Bu bitmeyen bir hikâye gibi önümüzde sürüyor ve ne olacağı belli değil. CHP’lilerin, CHP yönetiminin her türlü ihtimale karşı ayrı ayrı planlar geliştirdiğini duyuyorum. Fakat burada sorun şu: İktidarın ne karar vereceği. Yani sorunumuz mahkemenin ne karar vereceği değil, iktidarın ne karar vereceği, esas olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ne karar vereceği. Bu açıdan bakıldığında eski AKP milletvekili ve parti meclisi üyesi — ya da onlarda parti meclisi değil, MKYK galiba — Şamil Tayyar çok iddialı bir şeyler söyledi. Dedi ki: ‘‘Karar alındı ama bekliyor. Normalde mutlak butlanın UYAP’a yüklenmesi bekleniyordu.’’ diyor. Bunu hangi tarihte yazmış? 30 Nisan’da yazmış. ‘‘Sürpriz bir şekilde ertelendi. Mayıs ayı içinde kararın çıkmasına ihtimal verilmiyor. En az bir ay daha bu mevzu üzerindeki tartışma sürecek gibi. Ayrıca AK Parti’de bazı yetkili isimlerin ve MHP lideri Bahçeli’nin mutlak butlan kararına karşı olduğu biliniyor. İran Savaşı’nın akıbeti belli olmadan iç tartışmaların alevlenmesinin doğru olmayacağını düşünen akil isimlerin siyaset yargı arasında mekik dokuduğu iddiası da konuşuluyor. CHP yönetimindeki bazı isimlerin de kararın çıkmaması için Cumhur İttifakı’na iş birliği mesajı götürdüğü söylentisi kulislerin bir başka tartışma konusu.’’

Bu son söylediği olayla ilgili herhangi bir şeye ben tanık olmadım ama olabilir. Fakat şunu biliyorum; bugüne kadar, 19 Mart sürecinden bugüne kadar eğer CHP yönetimi, Özgür Özel yönetimi Erdoğan’ın çizdiği sınır içerisinde kalmış olsaydı, onun çizdiği sınır içinde kalmayı kabul etmiş olsaydı bütün bunlar böyle yaşanmayabilirdi. Ve bu da ne anlama gelirdi? Silik bir CHP ve Erdoğan’ın iktidarını istediği kadar uzatabilmesi. Ama 31 Mart yerel seçimleri sonuçlarından itibaren Erdoğan iktidarı kaybetme endişesini yoğun bir şekilde yaşıyor ve 19 Mart operasyonu da bunun bir ürünüydü. Fakat burada Şamil Tayyar’ın da belirttiği husus o. Türkiye zaten ekonomisi çok kırılgan bir ülke. Ekonomik kriz yaşıyor. Bir de mutlak butlan gibi bir şey yaşanırsa ekonomi iyice dibi görür. Artık ne kadar kaldıysa o dibi görmeye. Ve dolayısıyla bunu yapmamak lazım. Burada mahkeme kararı falan diye bir şey yok. Mahkeme ne istenirse o kararı verecek. İstendiği zaman açıklayacak. Ama burada zamanlamayı siyasi iktidar yapıyor ve tabii ki bölgedeki gelişmelere bakıyor, savaş ihtimaline. Savaşın tekrar başlama ihtimali olursa başka, eğer savaş biterse başka şeyler yapabilir. Burada temel mesele CHP’nin ülkenin içine girdiği siyasi, ekonomik birçok kriz nedeniyle iktidarı Erdoğan’dan alma ihtimali. Bunun önünü kesmek için iktidar siyaset üretemiyor. Ekonomiyi düzeltemiyor. Dolayısıyla yapabileceği şeylerden ilki CHP’ye doğrudan zarar vermek. Siyaseten bunu yapamayınca da bunu yargı eliyle yapmak istiyor. Aslında esas niyeti CHP’yi içeriden çökertmekti. 19 Mart’ın ardından CHP’nin içerisinde çok ciddi kopuşların olmasını, kavgaların olmasını bekledi. Ama bunlar çok silik kaldı, marjinal kaldı.

Kemal Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın beklediği çıkışı yapamadı ve şu haliyle de açıkçası mutlak butlan kararı alınsa da bu CHP’yi tabii ki etkileyecek, tabii ki sarsacak, birçok açıdan sarsacak ama bunun CHP’nin gücünü kıracağının garantisi yok. Çünkü 19 Mart’ta bu denendi. 19 Mart’ta da CHP’nin gücü kırılacağına daha da arttı. Fakat ortada çok çelişkili bir durum var. Cuma günü Kemal Can’la ‘‘Haftaya Bakış’’ta bunu konuştuk. Erdoğan ekonomiyi çözemediği için CHP’ye vurmak istiyor. CHP’ye vurursa ekonomi daha kötüye gidecek. Sonuçta bir karara varması gerekiyor ve burada karara varacağı zaman da tabii şunun cevabını bilebilmesi gerekiyor: Mutlak butlan çıkarsa CHP gerçekten etkisini yitirecek mi? Bugüne kadarki süreçte, demin Kılıçdaroğlu’nu söyledim, onun dışında CHP yönetimine karşı birtakım çıkışlar yapan, yazan, çizen, söyleyen kişilere baktığı zaman — mesela bir Gürsel Tekin olayı, artık olay demek de şey değil, tam bir facia haline dönüştü iş — Erdoğan herhalde hiç cesaretlenemiyordur. Yani bu yapacağı şeyin, mutlak butlan ya da başka bir uygulamayla CHP’yi iyice siyaset dışı yollarla köşeye sıkıştırmanın siyasi faturasının çok ağır olacağını bence hesaba katıyor olmalı. Öte yandan Şamil Tayyar’ın da söylediği gibi Bahçeli ve AKP içerisinde bazı isimler… AKP içerisindeki isimler çok etkili, belirleyici olmayabilir ama Bahçeli için aynı şey söylenemez. Her ne kadar Bahçeli grup toplantılarında sürekli olarak CHP’ye eleştiriler getirse de CHP’nin kapatılması ya da mutlak butlan gibi bir şeye sürüklenmesini tercih edeceğini kişisel olarak düşünmüyorum. Ama siyaseten pekâlâ Erdoğan onu buna ikna edebilir.

Fakat burada ortada çok büyük bir soru var. Diyelim ki CHP’yi kenara çıkarttı. CHP’yi etkisizleştirdi. Seçime sokmadı. Şu oldu, bu oldu. Erdoğan bu Türkiye’de insanlara ne söyleyecek, ne söyleyebiliyor? Grup toplantılarını izliyorsunuz. CHP eleştirisi dışında bir şey yok. Sanki iktidarda olan CHP, Erdoğan muhalefette iktidara gelmeye çalışıyor. Dolayısıyla kendi kendine, nasıl söyleyelim, bir labirentin içerisinde, CHP labirentinin içerisinde kaybolmuş bir siyasi iktidar, özellikle Erdoğan görüyorum. Ama bütün bunlar CHP’nin de çok başarılı olduğu, çok başarılı bir performans gösterdiği anlamına gelmiyor. CHP çok zorlanıyor. Mesela en son Uşak Belediye Başkanı’nı attılar partiden ama üç dönem milletvekilliği ve bir dönem de il belediye başkanlığı yapan birisinden bahsediyoruz. Bir tane sokak röportajcısı denen… Nasıl söyleyelim? Yani gazetecilikle alakası olmayan ve sosyal demokrasiyle, solla vesaire ile hiç alakası olmayan birisinin parti üyeliğini son anda uyarılar üzerine feshettiler gibi böyle birtakım ilginç ilginç olaylar yaşıyor. Bu arada tabii şunu da unutmamak lazım; CHP yöneticileri ya da birtakım belediye başkanları hakkında piyasaya sürülen birtakım videolar vesaireler de önümüzdeki süreçte savaşın, iktidarın CHP’ye yönelik savaşının iyice kirleneceğini bize gösteriyor. Zaten kirli, iyice kirleneceğini bize gösteriyor. Fakat baktığımız zaman özetle iktidarın CHP’yi bertaraf edebilme konusunda elinde bir strateji yok. Elinde bütün imkânlar var. Özellikle yasal imkânlar var, adli imkânlar var. Ama bu imkânların hepsi bir sorunu çözer gibi olsa da başka belki daha derin sorunları iktidarın önüne koyabilecek durumda. Dolayısıyla tam bir çıkmazda olduğunu düşünüyorum.

Bugünün ithafı sinema tarihinin gelmiş geçmiş en büyük, en yaratıcı isimlerinden birisi: Orson Welles. Amerikalı yazar, yönetmen, artık her ne derseniz her şey olan, bir dönem radyo programlarıyla da çok dikkat çekmiş bir isim. Orson Welles ilk yönettiği filmle, bu filmden bir sahne, bu da filmin afişi; ‘‘Yurttaş Kane’’ filmi ile zaten ne kadar önemli birisi olduğunu, ne kadar yaratıcı bir isim olduğunu tüm dünyaya göstermiş. Hayatının bir bölümünü Avrupa’da, bir bölümünü Brezilya’da geçirmiş. Sol kimliğe hep sahip çıkmış. Hatta bu yüzden kara listelere de alınmış. Edebiyat uyarlamalarıyla çok bilinen, ‘‘Dava’’yı ya da Shakespeare’in birçok oyununu sinemaya aktaran ve filmlerin büyük ölçüde yapımcılığını da kendi üstlenen birisi Orson Welles. Ve tabii ki en son hali, bu en iri hali. Bir şey gördüm geçenlerde. Robert Blake, ‘‘Baretta’’ diye bir polisiye vardı zamanında TRT‘de. Orada oynayan bir oyuncu bir televizyon programında Orson Welles’in şişmanlığıyla dalga geçiyor. O da ona diyor ki: “Ben diyet yaparım ama sen bu çirkinliğini nasıl gidereceksin ona bak.” Gerçekten Robert Blake çok da yakışıklı olmayan birisiydi. Orson Welles kalpten 70 yaşında 1985’te hayatını kaybetmiş. Yakılmasını istemiş kendisinin cesedinin ve İspanya’nın bir köyüne, çok yakın bir arkadaşının kasabasına yollamış. Evet, Orson Welles büyük, dahi bir isim ki dehasının çocuk yaştan itibaren olduğunu söylüyorlar. İyi ki Orson Welles bu dünyadan geçmiş ve şu filmi, ‘‘Yurttaş Kane’’i yapmış. Diğer filmlerini küçümsediğim için değil ama tek başına bu filmi yapmış olsaydı bile Orson Welles herhalde hepimizin hafızasında bir şekilde yer edecekti. Evet söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.